bildirgec.org

linet

8 yıl önce üye olmuş, 86 yazı yazmış. 2290 yorum yazmış.

YAZ YAZ YAZ

linet | 03 May 2011 16:32

Uzun zaman oldu kelimelerimi ekrana aktarmayalı, hep parmaklarım beynime yetişmeye çalışırdı yazarken. Yok durdu sanki ellerim aslında beynim sustu, söylecek sözüm kalmadı.

Sabah 6.10 telefonumun alarmına uyanmak istemedim, o çalmadan kapattım alarmı, işe gitmek gelmiyordu içimden uyumak istiyordum, annemi mi hasta etseydim, babamın şekerini mi yükseltseydim. Kendimi hasta etmiştim kaç kere, nerdeyse 15 günde bir kendim iyi hissetmiyorum diyip o günü kendime tatil ilan ediyordum. Artık yine iyi değilim diye aramak gelmedi içimden. Servise mesaj attım ben bugün yokum diye, ee ne yapacaktım, telefonu kapattım, beynimi de…

Uyu

linet | 16 September 2010 15:02

Olmuyor diyor yapamıyorum, tek istediğim huzur, tamam diyorum veremiyorum ne sana ne kendime huzur, bitsin diyorum ama içim bağırıyor bitmesin diye.. Neden böyle yapıyorsun sen böyle değildin, yapabiliriz diyor içim seviniyor ama belli etmiyorum demek ki yapamıyorum derken gerçekten istemiyor ayrılmayı o da bensiz yapamayacak biliyorum diyorum, ama hemen teslim olmak istemiyorum, başımı sağa sola sallıyorum ben böyleyim diyorum beni değiştirmeye çalışma, eğer yapamıyorum diyorsan seni daha fazla üzmek istemiyorum bitsin diyorum, daha derken salak gerizekalı diye kendime kızıyorum, ya tamam derse şimdi, tamam bitsin hadi eyvallah derse ne yapacaksın nasıl katlanacaksın onsuzluğa. Susuyor gözlerime bakıyor uzun uzun, ağlamak üzereyim, uzanıp sarılmak istiyorum, gururum engel oluyor daha çok uzaklaşıyorum. Salak diyorum sarılsana bana bitsin bu anlamsız tartışma, çek beni kendine öp dudaklarımdan, hırsla, aşkla öp beni koy noktayı işte..

Ruhum

linet | 19 February 2010 15:07

Ruhumu aldırmak istiyorum. Bir cihazın içine girip çıksam ve ruhsuz bir kadın olarak yaşamıma devam etsem nasıl olur.
Çok güzel olur. Hiç birşeyi umursamayan, sorgulamayan, üzülmeyen en çok da artık üzülmek istemiyorum. Bu üzerime yapışıp kalan melankoliden her iyi olayda bile üzülecek birşey bulan anti polyanna halimden kurtulmak istiyorum. Sevinçlerimin bir dakikada tükettebilirken neden hüzünlerimi günlerce saatlerce yaşıyabiliyorum. Yok ben adam olmayacağım, huzur istiyorum sadece malda mülkte gözüm yok derken huzuru neden bulamıyorum. Ruhum sürekli sancı çektiriyor bana, kesilen uzuvların ağrıdığını sanırmış ya insanlar bende de sürekli bir endişe hali hasıl oldu bu aralar, olmayan hüzünler üretiyor beynim, sonra buna bir güzelde inanıyorum.
Sol omzumun üzerindeki şeytan sürekli dolduruyor beni, sağ kulağıma fısıldayan melek ise çok cılız sesi duyamıyorum onu.Gürültücü şeytanım öyle baskın ki, öyle bariton bir sesle bana öyle kötü şeyler söylüyor ki, meleğimin sesini duyamıyorum. Bahaneler üretmekte öyle usta ki şeytanım, meleğim iyi şeyler bulup çıkartmıyor artık…

Hafiflerim belki ruhumdan kurtulduğumda hııı ne dersiniz??

Masal

linet | 30 December 2009 14:34

Ne çabuk geçiyor zaman, nasıl da acımasız. Ve ben nasılda yeniliyorum zamana.. Bir masal anlatsa biri bana diye öyle çok beklemişim ki, hemen inanacağım, ağzından çıkan her kelimeyi beynim emecek ve ben o masalın büyüsüne kapılacağım. Böyle mi umuyordum acaba? Masallara inanmak isteğim neden bu kadar çok idi, sürekli gerçeği arayan, gerçeklikle yatıp kalkan ben masala susamıştım.. Anlatıcının kim olduğu önemliydi, yumuşak bir ses, derin ve manalı bakan gözleri ile gözlerini gözlerimden ayırmadan anlatmalıydı, sözlerin büyüsünü gözleriyle tamamlamalıydı. Masalı dinlerken içimde büyümeliydi, gözlerinde görmeliydim söylediklerini.. Duyduklarıma inanmamak için direniyordum, bir yandan da duyduklarımdan elimde olmadan etkileniyordum..

Karmakarışık

linet | 25 December 2009 15:00

Kafamın içinde bir oda var,fransız komedilerindeki gibi bu odaya açılan bir sürü kapı, minik kadınlar ve adamlar kapıları hızla açarak içeri dalıyor ve uzun cümleler kuruyor sonrada diğer kapıyı çarpıp çıkıyorlar sanki, bu öyle çok oluyor ki, artık hangi düşünce nerden geliyor nereye gidiyor takip edemiyorum. Sanki kafam patlayacak öyle bir basınç var. O odada küçülüyorum her cümleden sonra, bir söylenen diğerini bertaraf ediyor, sonra bir diğer cümle de onu yok ediyor.
Düşünmek istemiyorum, kafamdaki bu durmadan konuşan insancıkları yok etsem bile seslerini yok edemiyorum. Hahh tamam karar verdim dediğim bir anda, şu andaki pozisyonumun rahatlığı rehavete kapılmama neden oluyor, kıpırdamak istemiyorum.
Yeni bir iş teklifi karşısında bocalıyorum, yıllardır aynı bina, aynı insanlar diyemeyeceğim değişiyorlar sürekli, bir ben mi sabit kalmışım bazen şaşıyorum. Hayır diyemeyeceğim bir rakam karşısında hala düşünüyorum, ya başarılı olamazsam. Riske atmak istemiyorum kendimi ama paranın sıcak yüzüne de sırtımı dönüp gidemiyorum.

Barcelona I

linet | 25 September 2009 09:53

benim objektifimden
benim objektifimden

Barcelona

Yolculuğumuz sabahın 5 inde taksiye binmemiz ile başladı. Havaalanına varıp check in yaptırıp, alengirli cafelerden birine oturup normalde 5 lira olan kahveyi 10 liraya içerek zaman geçirmeye çalıştık. Tam yan masamızda yeni dizilerin yeni jönlerinden biri garsonu fırçalayıp egosunu tatmin ediyordu, ona sinir olduk. Yanındakinin karısı mı yoksa sevgilisi mi olduğu konusunda aramızda karar verememiştik ki, kadın masadan kalktı. Adam hemen telefona sarıldı ve bu sefer oybirliği ile sevgilisi olduğuna kanaat getirdiğimiz 2. Kadın ile konuşmaya başladı. İlgimizi onlardan kaydırıp hala havaalanına gelememiş grubumuzun 5.kişisi ile konuşup acele etmesini çok sıra olduğunu söyledik. Hiç içimden gelmiyordu bu yolculuk, oysa aylar öncesinden dilimizden düşmeyen, hayal kurarken bile heyecanlandıran bu seyahat, bugün bana yapılması gereken bir görev gibi geliyordu. Arkadaşlarımla gittiğim bu tatil belki de geride sevdiceğimi ve yavrucağımı bırakmanın burukluğuyla tatsızdı benim için. Pasaportdan da geçip, bu sefer başka bir alengirli kafeye kurulduk ki, yanımızda yine o oldukça yakışıklı ama bir o kadar da karaktersiz adam ve karısı vardı. Bu sefer zannediyorduk ki, beşimizde aynı fikirdeydik kadın aldatıldığını anlamış, hır çıkartmış, hararetli bir tartışma yaşıyorlardı. Bileti adamın yüzüne fırlatan kadın, gözyaşlarına boğulduğunda, neden dedim kendi kendime neden hiç mutlu insan yok. Ne para, ne gezi, ne şöhret mutlu olmak için yeterli değildi. Belki de yanındaki kadının peşinden aylarca koşmuştu, şimdi bir başkası için ondan vazgeçiyor yada artık onunla birlikte olmak istemiyor ve korkakça davranarak hem ona hem kendisine kötülük ediyordu. Artık uçağa binmek için bir kontrolden daha geçmek üzere tekrar sıraya girdik, son çağrı diyen önümüze geçiyordu, bizde medeni insanlar olarak yol veriyorduk ki, bizim uçak içinde son çağrı yapılmasın mı, yapıldı. Neyse ki bu sırayı da atlatıp, koltuklarımıza yerleştik.

Arıza

linet | 02 September 2009 13:13

Leş yiyiciler içimi didikleyip, beni sömürüyorlar gibi beynim durmadan kurup duruyor. Dün gördüğüm karga yerdeki yiyeceği nasıl gagasıyla parçalamaya çalışıyorsa, içimdeki kurtlar beni öyle yiyor. Sakin ol diye tekrarlıyorum içimden, sakin ol. Başaramıyorum, yaptığım tafraların, cümlelere verdiğim anlamların ne kadar dandik olduğunu görüyor, yine de o anlamları yüklemeden edemiyorum. Sanki kendimi üzmek için kelimelere bu anlamları yüklemek tek ve asli görevim. Kendi ellerimle inşa ettiğim binanın tam altına dinamit döşemekten ne farkı var bu yaptığımın. Bir depremde altında kalıp öleceğim nasılsa diyerek, olmayacak bir şeyi hayata geçirmeye çalışıyorum sanki. Ölümü çabuklaştırmak gibi. Oysa ölmek değil doyasıya yaşamak istiyorum, her katmanda, her adımda yaşadığım hazzı neden bu kadar çabuk unutuyorum. Derdim ne benim? Kendi kendini yiyip yok eden bir leş yiyici gibiyim, var mı öyle bir yaratık onu bile bilmiyorum. İnternet çalışmıyor, google girip bakamıyorum. Bir anda atan şalterlerim var benim, ne çabuk atıyor sigortalarım. Sonrası pis bir koku ve karanlık. O karanlıktan çıkmak için uğraşacağıma, daha derin ve siyah karanlıklarda boğuyorum kendimi. Kim yapar bunu kendine kim, tek kendime yapsam neyse, elimi uzatıp beni çıkartmasını isteyeceğim yerde, ben bu pis ve kötü düşüncelerimle yanımdakini de çekiyorum karanlığın en koyusuna. Sonra sessizlik uyuşmuş bir beyin, söylenecek sözler tükenmiş, kaçıp gitme isteği, kısa bir süre sonra pişmanlık.

Su

linet | 24 April 2009 14:33

Su gibi akıveriyorum. Durgun ve karanlık bir su idim. Önümdeki engelleri aşamadan altından akıveriyor, kendime bulduğum minik geçitlerden geçiveriyordum. Ne gürleyecek, ne de dalgalanacak halim vardı. Kendi yolumu bulmuyordum, önüme çekilen setlerle, yada açılan yollara uyum sağlıyor, akıveriyordum. Saydamlığım zamanla kire bulandı, ne arınıyordum ne de arınmaya çalışıyordum. Zifte dönmek üzereydim ki, içime karışan buz gibi, coşkulu bir başka su beni kendime getirdi. Öylesine işledi ki, karşı koyamadım, kenara çekilip buyur geç demek istedim, ama o beni de kattı kendine, kendisinin ihtişamı yanında sönüktüm oysa ki, ama o bana dedi ki; öyle muhteşem, öyle bulunmazsın ki seni katmazsam kendime eksik kalırım.. Şaşırdım önce ben cılız bir şekilde akıveren su, ne saydamlığım kalmış ne içini serinletecek ferahlığım, ne güneşin ışığını yansıtıyorum, ne dolunayın gölgesini, kendime bile faydam yok benim.. Çağladı, gürledi, şıpır şıpır, bazen damla damla, bazen büyük bir dalga ile kapladı beni. Damla damla akarken, tüm zerrelerimle içtim onu, nasıl karışıyordu içime, nasıl bir coşku idi bu, yavaşca, ılık ılık karışıverdik. Gözlerimi kapattım sımsıkı, aç diye fısıldadı, tüm zerreciklerimde o vardı şimdi, ben ben değildim, o koca bir kasırga idi, bense onunla sürüklenen kum tanesi..

Rüzgarın Kızı

linet | 07 April 2009 12:45

Gelmeden önce içime ince ama beni sıcak tutacak şeyler ve kalın tabanlı bir ayakkabı giymemi sıkı sıkı tembihledi. Talimatlarına uydum tabi, burda kaptan oydu.

Sonra onun getirdiği kıyafetleri nasıl giyeceğimi anlattı bana. Belimi sıkıca destekleyen korse gibi ama robocobun belindekini andıran o acayip şeyi takınca kendimi nedense böyle savaşa giderken zırhlarını giyen şövalyeler gibi hissettim. Sonra benim için getirdiği montu giydirdi bana, montun, dirseklerinde, sırtında ve omuzlarında içten korumalar vardı, montu da giyince zırhım tamamlanmıştı. Ama giyinmem daha bitmemişti. Eldivenler, mask ve kask vardı daha, onları giymeden önce, bana uymam gereken kuralları hatırlattı. Kesinlikle bir tarafa eğilmememi, hareket edersem dengemizin bozulabileceğini söyledi. Bir sorun olduğunda ona dokunacak ve başparmağımı aşağıya eğecektim, o zaman duracaktı. Ayaklarımı kesinliklikle yere koymayacaktım. Ve o hızlanacağında bana dokunacaktı, o zaman daha sıkı tutunacaktım. Tamam dedim, asker selamı verip, bayağı havaya girmiştim. Bir yandan daha önceki deneyimlerimi düşünüp çok zevkli olacağına inanıyor, bir yandan da daha öncekilerle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir motor olduğu fikri beni korkutuyordu. Tamam o zaman dedi, lütfen küpelerini çıkart, saçlarını topla istersen. Saçlarımı elleriyle topladı, bana gülümsedi, hazır mısın? Evet dedim, o zaman maskeni benim gibi tak. Taktım, ama o düzeltti yine, sadece gözlerimiz gözüküyordu. Banka soymaya mı gidiyoruz dedim, gülümsedi.. Kaskı nasıl takacağımı gösterdi, kafamdan geçmeyecek sandım, koca kafalı bişi diilim ama, neyse geçti. Ben bunun içinde durabilecek miydim? Kapalı yerlerde fazla kalamazdım, ama güvenlik için gerekliydi. Kaskımın alttan kilidini beceremeyince, bana yardım etti, nasıl görünüyordum acaba? En son eldivenleri giydim ki, eldivenlerde korumalıydı ve birine çok güzel yumruk atılabilirdi. O atladı önce motora, bana nasıl bineceğimi anlatmıştı, ya binerken onu devirirsem, bazen sakarlığım tutar. Talimatları hatırladım ve bana atla demesini bekledim, bu arada ne hoş gözüküyordu motorun üzerinde. Motoru çalıştırdı, atla dedi, evet başarmıştım, binmiştim.

Mandalina

linet | 27 March 2009 12:11

Her sabah araba ile önünden geçerken son anda gözüme takılıveriyor, ağacın dalındaki meyveler. Mandalina mı, portakal mı ayırdına varamıyorum bir türlü. İyice uzaklaşana kadar bakıyorum ağaca ve meyvelerine. İçime bir coşku doluveriyor sabah henüz aydınlanmışken etraf, ben daha uykumdan tam ayılamamışken, o ağacı her sabah orda görmek beni mutlu ediyor. Belki de uzun zamandır hissetmediğim kadar kendimi iyi hissettiğim için böyle hislerle doluyorum. Ama yokk değil, ben hep sevdim üzerinde meyve olan ağaçları.. O meyveler bana hayatın anlamını, belki de anlamsızlığını anlatıyorlar bilmiyorum..

Bahar çiçekleride açtılar ne zamandır. O çiçekleri evimin balkonuna çıkıp, kuru dallarına inat pembe mi beyaz mı tam belli olmayan renkleriyle pıtır pıtır açmış görünce içim kıpır kıpır ediveriyor. Sık sık çıkar oldum artık balkona, hava ayaza kesiyor oysa ki, karanlık bir yağmur var ne zamandır, olsun o çiçekler etraflarında sanki bir hare varmış gibi beni aydınlatıyorlar.