bildirgec.org

linet

8 yıl önce üye olmuş, 86 yazı yazmış. 2290 yorum yazmış.

Bilmiyorum…

linet | 07 November 2008 16:05

Bilmiyorum ….

dedim….

Bilmemek, sorulan soruları cevapsız bırakmak hiç harcım değildi ama artık öyle yapıyordum. Hafiflemiştim herşeyi bilmek zorunda değildim, kontrolü bırakmıştım.. Ne güzel bir kelimeydi bu böyle, nasıl rahatlatıyordu beni, önceden korkutan bilmemek, nasıl, neyle karşılaşacağımı bilmeden arzın merkezine seyahate benziyordu. Bilmem gerekmiyordu herşeyi, yarını hesaplamaktan bugünü yaşayamaz olan zihnim bu boşluğu önce yadırgadı. Ama sonra bu boşluk duygusunu sevdi..

Bilmiyordum ve kenarda köşede hep olan param artık yoktu, parasızdım ve bilmiyordum…

Defter

linet | 09 October 2008 17:12

Sayfaları koparttım, bakkal defteri gibi bükülmüş, üstü çizilmiş, silinmiş sonra tekrar yazılmış, hatalarla dolu sayfalar.. Şimdi önümde yepyeni bir sayfa var, defter aynı defter ama.. Bu nedenle yeni sayfamın üzerinde bir önceki sayfaların, yazıların izleri var, derin izler bunlar, kolay olmayacak buraya yeni birşeyler yazmak.. Olsun defteri tamamen atmayı seçmedim, sadece defterin o kısmından kurtulup, yeniden birşeyler yazmaya karar verdim…

Bu kararı alabilmem çok uzun sürdü, sürekli oyaladım kendimi.. Şimdi karşımda duran beyaz sayfaya bakarken o izler beni derinden sarsıyor, umursamaz tavrımdan taviz vermiyorum yine de…

Hanımeli Sokağı/1

linet | 11 September 2008 10:12

Hanımeli kokusu sarmış sokağı, seksek oynamaya çağırıyorum kızları, küresel ısınmadan nasibi almamış güneş tatlı tatlı ısıtıyor bizi, kaymak gibi mermer taşı kaydırıyorum tebeşirle çizilen zeminde. Dün kim hangi aşamada kaldıysa ordan devam ediyoruz, kamalarımızı sayıyoruz.

Hava iyice ısınırken herkes yavaş yavaş evlere çekiliyor. Yemek yeme zamanı ve belki öğle uykusu. Sokaklar sessiz, birkaç başıboş kedi ve köpek var sadece. Kuran kursuna giden birkaç çocuk. Bende gitmiştim geçen yaz, öğlen sıcağında alınan abdest ve temizlik kokusu, o güzelim tülbetin başımı saran naifliği, önce hoşuma gider, sonra sıkılırdım. Ezberlediğim dualar aklımdan uçup giderdi. Sıra bana geldiğinde sihirli bir değnek değmişcesine anlamını bilmediğim, ama ahengini çok sevdiğim duaları sırayla okurdum. Bir büyü, bir ayin gibi gelirdi o an. Hocanın ağzında kocaman olan harfler kulağıma çarparken o tılsımlı ayin havasına giriverirdim. Bu yaz gitmiyoruz kursa.

Su

linet | 28 August 2008 12:56

Su kenarları neden insana huzur verir bilmiyorum, ama su akar deli bakar diyenlerin bir bildiği var demek ki, deliyi bile sakinleştiren bir tılsımı var suyun ..

İçinden deniz geçen şehirde yaşıyorum, tek hayalim belki de deniz gören bir evde oturmak ancak şartlar buna pek imkan vermiyor. Neyse iç geçirdiğim o boğaz yalılarını ve burda ne muhteşem şeyler yaşanmıştır safsatalarını bir kalemde geçiyor ve hep kendime insan alışınca buradan da keyif almaz diye kendimi avutuşlarımı bir kenara bırakırsak, her fırsatta ya boğaza yada florya sahillerine gidip yaptığım yürüyüşleri bu yaz ne yazık ki yapamadım. Çünkü hem İstanbul’un karmaşası artık sakin diye keşfettiğim her yere bulaşmaya başlamıştı bu yaz, her yerde ama her yerde yakılan mangalların arasında yürümek, yada denize horaa herooo diye atlayan çoluk, çocuk insanlar nedeniyle başka yerler keşfetmeliydim.

Çalışmak mı? Çalışmamak mı?

linet | 23 August 2008 16:17

Tüm yaz yazlık da kalıp tatil yapmanın nasıl birşey olduğunu merak ediyorum. Bir hafta en fazla 15 gün gittiğim tatiller bana huzur veriyor ama yine de işimi, evimi ve bu şehri herşeye rağmen özlüyorum.

En çok hanımlar ve çocukların bu tatil sitelerinde tüm yaz boyunca kalmalarına anlam veremiyor, belki de kıskanıyorum.. Ama tamam belki özeniyor olabilirim, insan eşiyle 3 ay boyunca haftada bir görüşebilir mi? Eşler yani beyler şehirde kalıp çalışıyorlar, onlar burda hanımlar orda .. Bu nasıl aile yaşamı diye de düşünmüyor değilim..

İşte böyle yaşayan arkadaşlarımdan biri beni yazlığına davet etti, hep anlatıp durur hep de çağırır ama ben başkasının evinde yapamam düsturunda olduğumdan hem kendime hem başkasına eziyet etmemek adına bu davetlere icazet etmiyordum, ancak çok ısrarlıydı bu sefer, ee bende tamam gelirim ama zaten çok yakın şehre günübirlik bak kalmam haa diyerek anlaşmalı da olsa gittim.. En sevmediğim şey birilerine bağlı kalarak hareket etmektir, o onu yemez, bu denize girmek istemez, kitap okumak istersin, çene yapmak isterler ama hadi dedim sabah 09:00 da orda olsam akşam 21:00 e kadar katlanırım..

Frost

linet | 14 August 2008 12:18

Dondurulmuş aşkı arıyordu raflarda, ne zaman atmıştı onu dondurmak üzere buraya hatırlamıyordu. Önce duygularını, umutlarını, yarınlarını ve en sonunda aklını kaybedeli ne kadar olmuştu, o deprem olduğunda en zor gözyaşlarını toplayıp dondurmakta zorlanmıştı.

Bulunca dondurulmuş aşkı sıcacık duygulara kavuşacaktı, üşüyen bedeni, beyni belki biraz huzur bulacaktı. Yaşadığını hissetmek istiyordu, tekrar yüreği yerinden çıkacak gibi çarpsın istiyordu.

Çarpar mıydı, çarpar da onu yere çarparsa ya, nelere dayanmıştı buna da dayanırdı herhalde..

Dalga

linet | 12 August 2008 15:29

Dalgaların sesi bir yandan rüzgarın sesi bir yandan, ama ben hiç rahatsız değilim. Zaman öyle yavaş akıyor ki burada, tüm koşuşturmaları geride bırakmış, ağır akan zamanın içinde karamela kıvamında gevşemişim.

Havayı içime çekiyorum çam kokusu burnumda, deniz bazen öyle azıyor ki, dalgaların taşlara vurmasıyla sıçrayan su damlacıkları bizi ıslatıyor.

Şu anda içimde hiç susmayan, durmadan konuşan küçük canavarlarım bile susmuş. Yorgun düşüyorum sessizlikten, tatlı bir uyku bastırıyor, rüzgar ürpertiyor tenimi, uçuşan pareomu üzerime örtüyorum, tatlı bir uykuya teslim olacağım az sonra, çocukken gözlerimi güneşe diker ve kapatıp açarak renklerin oyununu izlemeye bayılırdım, kırmızı kıpkırmızı olurdu önce gözlerimi kapadığımda, açtığımda da o hayal renginin sürmesini dilerdim, ama yok olurdu renkler. Şimdi yine kapatıyorum gözlerimi güneşe dikerek, arada açıyorum renk oyunları için.. Islanmak istiyorum denize girmek, ama çok dalga var, şakası yok karadenizin…

Teyşem

linet | 11 August 2008 13:42

Kumsalda uzanmış kitabımı okuyorum. Minik yeğenim henüz 3 yaşında, yanıma geliyor..
– Teyşem şen ne yapıyorşun?
– Kitap okuyorum teyzeciğim…
– Teyşem şen kipat mı okuyorşun?
– Evet teyzeciğim..
– Bende şeninle kipat okuyayım mı?
– Gel yanıma diyorum, yumuk ayaklarını üstüme basarak yüz üstü yanıma uzanıyor, kollarını çenesinin altına alıyor, ısırmamak için zor tutuyorum kendimi, ama eğer öyle birşey yaparsam çığlık atarak gidecek, en az yarım saat yalandan ağlayacak, teyşem beni ışırdıııı diye söylenecek biliyorum, sarılıyorum sadece…

Bir süre kitabımdaki yazılara bakıyor, anlıyormuş gibi. Sessizliği kısa sürüyor, ayağa kalkıyor, minik parmak arası terliklerini giymeye uğraşıyor bir süre, sürekli aşağıdaki repliği söyleyerek, peki tamam diyorum o hala kendi kendine konuşuyor..

-Teyşem ben şana bir şüpriş yapıcam diyor,
Dolaşıyor sahilde, bir oraya bir buraya önce taşlara bakıyor, sonra birden sevinçle yanıma geliyor, elinde sararmış bir yaprak var minicik..

Muroy

linet | 22 July 2008 14:56

Muroy

-muyorum
Kendimi dinlemeyi bırakalı ne kadar zaman oldu bilmiyorum…

Kadın gece kadar karanlık..
Adam ise anlamını yitirmiş sözcükler kadar sade
Sade diyince canım kahve istiyor
Kuklalar mutlu mu acaba ?
İplerim dolanmış ne zamandır!..
Benim bir dakikam ile senin bir dakikan aynı mı? 60 saniye …

Askıya atılmış kıştan kalma bir mont gibi, kırışmış ve unutulmuş olmak.
Kokluyorum kış kokuyor… Mevsimler kokar mı? Herşeyin kokusu var mı?

Rüzgarda sallanan yapraklar düşmekten korkuyorlar mı? Benim yaşamaktan korktuğum kadar?

NOKTA…

linet | 20 June 2008 14:49

Nokta koymuştum oysa, bir kesme işareti değildi o kaldığı yerden devam edemezdi.

Hatta hiç paragraf başı olmadı ki, bir başlık bile koymadık hiç..

Belki de başlığı olmadığı gibi bitişi de o yüzden olamıyor.

Neden diye soruyorsun bana noktalamama inanmıyorsun, ünlem ünlem..

Kesme işareti olduğuna beni ikna etmeye çalışıyorsun. Önce direniyorum sana, noktaydı o bitti diyorum. Nokta ise neden parantez açıp seninle konuşuyorum bilmiyorum. Hep bu soru işareti yüzünden diyorum kendi kendime.. Oysa sen hiç sevmezsin soru işaretlerini..

Üç nokta olsaydı bari diyorsun, bitmesin istiyorsun…

Bense hüzün dolu bir parantez daha açıyorum sonu üç noktayla biten..

Bir sürü madde sıralıyorum kopkoyu noktalar olan başında..

Uzun bir sessizlik oluyor bir sürü noktanın olduğu…………..