bildirgec.org

YABANCILAŞMA

Thing | 20 Haziran 2008 10:11

Her gün gelişen ve gelişimi durdurulması imkansız hale gelen teknoloji toplum yaşamında çok özgün bir olay meydana getirdi. YABANCILAŞMA ilk olarak 18. yüzyılda JEAN JACQUES ROUSSEAU tarafından politik bir içerikle daha sonraki yüzyılda HEGEL ve MARX ile felsefi boyuta taşınmıştır.

HEGEL
HEGEL
MARX
MARX

Rousseau, kalvinci cenevre cumhuriyetin’de gördüklerinden, bir halkın milletvekilleri ile temsil edilince kendi yaşayışına yabancılaş-tığıhalk olmaktan çıktığı sonucuna varmıştı.
HEGEL yabancılaş-ma kavramını dialektiğin bir öğesi olaraktan öngörmüştü. Bu dialektiğin hareket noktası tin veya ide’dir. Tin ya da ide, asıl varlıktır ve mutlak özgürlüktür. Ancak her ikisi de realiteden yoksundur. Tin realite kazanmak için kendi dışına çıkar ve kendini dışlaştırır. Ve kendini dışlaştırmasıyla doğa varlığı meydana gelir.
Doğa varlığına dönüşümde realite kazanır ancak, özgürlüğünü yitirir. çünkü doğada özgürlük değil, nedensellik ve bağımlılık egemendir. özgürlüğünü yitiren tin kendine ‘yabancılaşır‘.
Tabi bu kavramlar MARX ile farklı boyuta geçer. Çünkü Marx’a göre, insan bir eylem ve iş varlığıdır. Hepsinden önemlisi ekonomik bir etkinliktir. İş yapan, eylemde bulunan insan, bu etkinliğini ürün olarak dışlaştırır. Ama bu dışlaşma, özel mülkiyete dayalı bir düzen içinde meydana geliyorsa, o zaman kendi etkinliğinde kendini dışlaştırmış olan insan kendine ters düşer.
Yani kendine ‘yabancılaşır‘. Kendisine ‘yabancılaşan’ insan etkinliği kapital bçimini alır ve insanın özüne aykırı bir kapitalist gücün büyümesine yardımcı olur. Bu nedenle insan ne kadar çok üretirse, o derece yoksullaşır, buna karşılık kendi özüne ‘yabancı’ olarak meydana getirdiği kapitalist dünyası o kadar zenginleşir.
İnsanın kendini dışlaştırmasıyla meydana getirdiği ürün, ona ‘yabancı’ ve düşman bir kapital varlığı olur. Emekçi ploterya sınıfı, ‘yabancılaşma’ da kendi güçsüzlüğünü ve insansal olmayan gerçekliğini görmüş olur.
Tabi ki günümüzde ‘yabancılaşmaya‘ marksist açıdan sınıf karşıtlığı olarak bakamayız. Günümüz de bazı marksist düşünürler bile ‘yabancılaşmayı’ teknolojik gelişime bağlı ilgi biçimi olarak algılıyorlar. E.Fischer’e göre ”çağdaş bilimin buluşlarıyla toplumsal anlaşmadaki geriliğin çelişmesi de ‘yabancılaşma’ duygusunu ayrıca besliyor. Atomun yapısı, quantum ve bağıntılık kurumları üstüne elde edilen bilgiler, yeni ortaya çıkan sibernetik dünyayı sokaktaki insan için güç yaşanır bir yer yaptı.
Galileo‘nun copernicus ve Kepler’in buluşları çağları için bu kadar güçlükler yaratmamıştı. Günümüzde çağdaş bilim o dönemlerdeki gibi çocuksu bir duyarlılığa sahip değil. Tersine, soyut bir varlıktır. Bu nedenle günümüzde ”elle tutulabilen şey tutulamaz, gözle görülebilir olan görülemez oldu. Duyuların algıladığı gerçeklerin ötesinde matematiksel olarak açıklanabilen uçsuz bucaksız gerçekler ortaya çıktı. Sıradan insanları tedirgin eden bir dünyada bu anlaşılamayanın soluğu ürpertir insanları. Yalnız bilim adamlarının anlayabildiği bir dünya onlara yabancılaşmış gelir. Yabancılaşmaya karşı ortaya konulan fenomeloji, varoluşçuluk, yapısalcılık ve hermeneutik bu konudaki en cesur ve en onurlu düşünce sistemleridir.
Her felsefik düşünce kendi içinde ‘yabancılaşmaya’ karşı bir duruş sergiler ve dünyanın hızla değişimine yabancı kalan bizlere daha pozitif bir hayatı sunar.
Ve unutmayalım ki teknolojik bir dünyaya yabancılaştıkça ortaya çıkan sanat eserleri ve kültürel etkinliklerde mekanist ve tekno bir hayata karşı insanın kendi ben’ini ortaya koymasını büyük zevkle izliyoruz. Mekanik yaşam ile, yabancılaşmayan yaşama arasında sıkışıp kalan insanın kendi öz ben’i ilerleyen yüzyıllarda yeni bir yaşam modeli çıkarır mı bilinmez.
Gerçek olan şu ki ”kendi yaratığımız şeylere kendimiz yabancılaşıyoruz”.

yorumlar

OguzKagan35 | 21 Haziran 2008 13:37

caaanım türkiyamda şol günlerde çok güzel bir ördeğinin görüldüğü, gözlemlenebildiği olgudur. “azgın azınlık, oligarşik borukırasi, ezik elit” deyu tarif edebileceğimiz, kendini “seçilmiş ” zanneden, anakıronizm ile beslenen bir çeşit insan türü kendi halkına fevkalade yabancılaşmıştır. içinden çıktığı milletini dlini, dinini, kültürünü, geleneğini velhasılıkelam hiçbişeyini beğenmez, yinede kendilerini o milletten zannederler. bilmezlerki çoktaaaan başkalaşmış, yabancılaşmış, kendi kendisini ötekileştirmiştir. yazık olmuştur, belki zaman içersinde düzelirdir. allah kurtarsın.

07ebru | 21 Haziran 2008 13:59

kendini diğerlerinden daha akıllı,daha üstün sanan ve bunun farkında olmayan her insan ve ideolojinin ait olduğu ve olacağı olgudur.

usttire | 21 Haziran 2008 21:00

Doğa varlığına dönüşümde realite kazanır ancak, özgürlüğünü yitirir. çünkü doğada özgürlük değil, nedensellik ve bağımlılık egemendir. özgürlüğünü yitiren tin kendine ‘yabancılaşır’.

üstüne daha ne diyeyim ki?

Dejavuu88 | 21 Haziran 2008 21:23

07ebru DİYOR Kİ, (21 Haziran 2008 13:59)kendini diğerlerinden daha akıllı,daha üstün sanan ve bunun farkında olmayan her insan ve ideolojinin ait olduğu ve olacağı olgudur.

anlamadım, insan mı olgudur

pilli pati | 15 Temmuz 2008 01:38

kendine yabancılaşma, kendini irdeleme ile başlamaz mı? farkındalık yaratmaz mı? kendinden memnuniyetsizlik bile bir sentez sonucu oluşmaz mı?demek ki, akıl ve tin sürekli devinim halindedir….ve yabancılaşmak iyidir.

pilli pati | 15 Temmuz 2008 02:06

“farkındalık+fesat=nakit” diyorlar. bütün reklamlar da “hemen şimdi al” üzerine kurulunca saadet zincirleri tamamlanıyor.yalnız bir konu var, eskiden savaş ve yokluk zemanlarında toplumları tüketime ne kadar da zorlasalar toplumdaki bireyler acıktığı kadar alabiliyor, ihtiyaç duyduğu ölçüde başına bir çatı bulup sığınıyordu. şimdi artık yemleme sistemleri de iyiden iyiye kurguda çağ atlamış vaziyette… ekonomiyi dışarıdan yemleyip, yabancı sermayeyi (göya) akıtıp, zenginleştiklerini zannettirip toplumlara tüketimi koşutluyorlar.e eldeki parayı ne yaparsın, ya ihtiyaçtan yersin, ya bir kenara ayırırsın, ya yatırım yaparsın ve yahut boş zaman değerlendirmesine harcarsın. ama işte o yatırım zevzekliği de neymiş? “harca yavrum çok güzelsin” zihniyeti ile verdiklerini geri toplamayı da biliyorlar. arada sansar gözlerinin ışıltılarını yakalayabilene aşk’olsun.

fevkulbeser | 15 Temmuz 2008 02:46

Zeki Demirkubuz’un masumiyetide aslında bir “barton fink” göndermesidir, sanırım vikide yazmaz fakat tavsiye ederim (: birde Zeki Demirkubuz, haneke çok severmiş (:

wassago2000 | 16 Temmuz 2008 06:26

Fevkulbeser, aziz zen deşmişsin… Yaralar açılmış “Sinema dalında değil” çıkmış…Bu toplumsal bir yara, ulen sinema dalı dışında dal mı var? Ağaç gövdesi, sanat disiplinleri, var daha böyle çok naçizane küfür içeren söylem. E brader burada böyle sere serpe olmuyor.Diyecesin ki! ula bilmiyruk ne demek istediğin ile değil yabancılaşmayı bilmediğimizi sandıran şu bilgi ilen değil aksine bildiğimiz pardon bindugimiz dalı keseytyytt hola and viva che or the plasma/endoyahut?! öneri?

Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmalısınız.

Yabancılaşma

Dicky | 30 Eylül 2005 06:45

“Bir an için sahneden inebilseydik, kendimizi seyirci koltuğundan izleyebilseydikherşey çok farklı olurdu”Küçük bir kontrol odası hayal ediyorum, içinde oturan pembe vücutlu tüysüz bir adam, önünde sayısız renkli tuşlar, yukarı aşağı oynayabilen kollar ve dev bir ekran. Evet, sanırım bu pembe derili komik adam benliğimi yada açıkça beynimi temsil ediyor. Mesaisi boyunca kararlar veriyor, hazır davranış kalıpları arasında seçimler onları kullanıyor, birleştirip yenilerini üretip hafızaya kaydediyor, ekranda çıkan evet-hayırlı binlerce soruya cevap veriyor gün içerisinde, taki akşam olup rüya üreticini çalıştırıp dinlenmeye çekilene kadar…Aksatmadan görevini yapıyor kafamdaki pembe adam, şuan bile klavyeden hangi tuşlara basmam gerektiğini kontrol ediyor. Bıkmadan hayatta kalma, durum o kadar acil değilse en iyi olma oyununu oynuyor, tek bildiği bu çünkü.Ama bazende kendine soruyor, “neden”, “ne için”. Nedense cevaplamakta en çok zorlandığı sorular kendininkiler oluyor, çünkü cevaplarınının doğruluğunu sınayacak kendinden başka bir denetleyicisi yok.

Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmalısınız.