bildirgec.org

massay

8 yıl önce üye olmuş, 33 yazı yazmış. 318 yorum yazmış.

yüz tanı

massay | 27 August 2010 12:44

Gorki Parkı’ndan-
Gorki Parkı’ndan getirilen kızın yüzü tanınmayacak durumdaydı; buna rağmen, bir heykeltıraş ya da anatomi uzmanınca incelenerek eksik uzuvlar tamamlanabilirse, gerçek yüz ortaya çıkarılabilecek şekildeydi. Kızın tüm boyun kasları yerli yerindeydi ve sanki bir deriyle kaplanmayı bekleyen zarif birer kolon gibiydi. Pembe kas ağı, geniz boşluğundan çıplak diş etleri boyunca yayılmıştı. Düz şakak kasları, yanak ve şakak kemiklerini bir yelpaze gibi sarmıştı. Kaslar çene şeklini düzleştirmişti. Kas örgüsünü oluşturan bütün bu plaster pembe şerit ve şekiller hem kafatasının o çıplak halini biraz yumuşatmış hem de bir mumya kadar korkunç bir görünüm vermişti. Kızcağız, kahverengi cam gözlerini dikmiş öylece bakıyordu.”

En çok satan heyecan romanları serisinden olan
“Gorki Parkı” nda bir Sovyet Pataloğu, öldürülen kişilerden birinin yüzüne yeniden şekil vererek tüyler ürpertici üç cinayetin aydınlığa kavuşturulmasını yardımcı olur.

Kitabın yazarı Martin Cruz Smith’e göre konu, “ yüz tanımlayıcısı ” olarak bilinen paleontolog M.M Gerasimov’un ölmüş kişilerin hayattayken sahip oldukları yüzlerini araştırma çalışmalarından esinlenerek ele alınır.

Adli heykeltıraşlık veya yüz tanımlama olarak bilinen bu teknik, bir cinayet soruşturmasında çok önemli bilgiler sağlar.
Bilinen tüm yolların denenmesine rağmen kimlik tespiti başarısızlığa uğramışsa, yüz tanımlayıcılar çağırılır ve çıplak kafatasının fizyonomik biçimlendirilmesi istenir.

Gökkuşağı bombaları

massay | 12 April 2010 16:10

1964 yılında Atom araştırıcıları gökkuşağı ile ilgili deneyler yaptılar. Born Üniversitesi’nde yapılan deneyler sonucunda Pauly ve Hundhausen adındaki atom fizikçileri “atom-gökkuşağını” buldular. Bunun üzerine Amerikan ve Rus bilim adamları büyük bir gayretle bunların üzerinde incelemeler yapmaya başladılar.

Hatta bir kuşağı bombasının bile gelişmekte olduğuna dair söylentiler ortaya atıldı.

Eğer bu gerçekse, bundan pek bir şey öğrenmemize olanak yok. Öyle ya, Nükleer silahlar daima çok gizli tutulan şeyler.

Bununla beraber gökyüzündeki gökkuşağı gizli değil ve incelenebilir. Hatta gökkuşağı hakkında daha çok şey öğrenilebilir ve gökkuşağı bombası ile ilgili söylentiler hakkında fikir edinilebilir.

aristo
aristo

Öyleyse buyurun:

Güneş ışığından M.Ö 384-322 yıllarında yaşayan ve Makedonya sarayında sonradan dünyanın Büyük İskender adıyla tanıyacağı genç veliahda okuma, yazma öğreten büyük bilgin Aristoteles, Yunanlı hemşerilerinin gökkuşağını hala bir tanrıça sanmalarına çok üzülüyordu. Kendisine gelince, o Olimpus dağında yaşadıkları söylenen Zeus, Hermes gibi tanrılara artık inanmıyordu. Onlar orada nektar içerler ve gök kuşağı tanrıçası İris’i tanrısal haberlerle dünyalılara gönderirlerdi. Aristoteles yalnız ve yalnız doğaya inanıyordu. Gökkuşağının da doğal bir nedeni olmalıydı.

10 eylül 2006

massay | 03 April 2010 10:49

memenden aşk.
ağzından bal.
gözlerinden yaş damlıyor.

avuçlarının pembe yumuşaklığı.
çözülmüş peliğin.
Tanrı’nın dünyayı henüz terk etmediğine.
inanıyorsun.

kal diyorsun.
gitme…
bende geleyim…

Kadınım.
küçüksün daha.
küçücük.
lüzumsuzca uzayıp giden bu hayatın
başındasın
sonuna kal diyecek kadar.

gitmiyorum bir yere…
kalmıyorum bir yerde…
yeri değil erkekliğin.
ruhum cilveye kanmıyor sevgilim.

affetmeyeceksin beni.
memenden süt.
ağzından öğüt.
gözlerinden öfke damlayana dek.
büyüyene dek.
küçül küçülebildiğin kadar.

Apollo 13

massay | 25 January 2010 09:41

Yıl 1970. Nisan ayı.
Nasa, 69’da yaşanan heyecanın bir yenisini başarmaya, insanoğlunu bir kez daha Ay’a ayak bastırmaya çalışır. Fırlatma günü yaklaştıkça herşey tekrar gözden geçirilir, hiçbir hata olmaması için büyük bir özen gösterilir.

Kennedy‘deki herkes ve tüm astronotlar son derece heyecanlıdırlar. Ancak bir sorun vardır; dünya onların bu heyecanını pek paylaşmıyordur.

İnsanların Ay’a inmesi, orada araştırmalar yapması, insanlık için büyük ilerlemeler kaydetse de artık kimsenin ilgisini çekmiyordur. Dahası, uzayla ilgili görüntülerin televizyon ratingleri bile düşmüştür. Televizyon patronları popüler komedi şovlarını yarıda kesip uzaydan görüntüler yayınlamak niyetinde değillerdir.

Ne var ki, uçuş başladıktan iki gün sonra her değişir. Uzay aracında çıkan arıza nedeniyle astronotların hayatlarının tehlikeye girmesi, bir anda medyanın ilgisini çeker.

Apollo 13’ün Ay yolculuğu, önce bir ulusu, sonra da tüm dünyayı ilgilendiren bir drama haline dönüşür.

Jim Lovell, Jack Swigert  ve Fred Haise
Jim Lovell, Jack Swigert ve Fred Haise

“Lucky 13”, 11 Nisan günü saat 13:13′ te fırlatılır. Kumanda modülü “Odyssey” de üç astronot bulunur.
Komutan Jim Lovell.
Ay modülü pilotu Fred Haise.
Kumanda modülü pilotu Jack Swigert.

Önceleri kimseye bir şey ifade etmeyen bu isimler, kısa bir süre içinde bir efsane haline gelirler. Her şey bir devre anahtarına dokunulması ile başlar.

Bir tutku; Armonika

massay | 12 January 2010 12:23

Hiç kuşkusuz, 60’ların gençliğinin kalbini çalan, “Love Me Do”adlı parçalarında Beatles üyelerine eşlik eden o büyülü armonikanın sesidir.

Parça, tüm dünyada yıllarca fırtına gibi esip, yeni kuşaklara yepyeni bir yaşam tarzının kapılarını açar.

Hem duygulu, hem de oynak bir havası vardır “Love me Do” nun; kabuğunu kırarak kurulu düzeni reddeden gençliğin milli marşı olmuştur adeta…

Çok sevilmiştir; tıpkı, kendinden bir kuşak önceki neslin “Peg o’My Heart” ı sevdiği gibi…

1947-48’lerde “Peg o’My Heart” 20 milyon 45’lik satar.

Parça, “Harmonicats” (Armonikedileri adlı bir trio tarafından seslendirilir. (tri’o italyanca 3’lü anlamında.)

Üç kişilik bu grup, ağız armonikalarıyla harikalar yaratır, milyonlarca amerikalıyı bu enstrümanla büyüler.

Bu öylesine güçlü bir büyüdür ki, herkes birer armonika satın alır ve bu küçük, parlak gümüş rengi oyuncağın içinde sesin saklı olduğu yeri keşfetmek için uğraşır durur.

beyin-hafıza

massay | 08 January 2010 11:26

Şurada burada öyleleri var ki, bunların çok üstün hafızaları arkadaşları tarafından, beğenme ile karışık bir şaşkınlık, bir hayranlık, bir kıskançlık duygusu ile anlatılıyor.

  • (Şimdi aklıma gelen ilk kişi: Okul yıllarından arkadaşım Osman Altın. Lakabı hes-mak. 20-25 kişinin hesap makinası kullanarak topladığı mizan tutmazken, kendisi kaş-göz-parmak ritüeli eşliğinde hesap makinası kullanmadan yüzlerce toplamı daha hızlı yapar, mizanı tuttururdu.
    Ders notlarını gözden geçirdiğinde, toplam kaç kelime kaç rakamdan oluştuğunu rapor ederdi.
    Ve benzeri bir sürü detay.
    Şimdi bir özel bankada iş akış yetkilisi. Tüm müşterilerini “nüfusa kayıtlı olduğu yer” bilgisine değin tanıyor. Cep telefonunda kişi isim ve numaraları özel kodlarla kayıtlı.)

Bilimsel açıdan gözlemlenmiş örnekler ise:

  • Allegney Ludlum Sanayiinin başkanı Robert J. Buckley, hazırlanan bir demeci bir kez okuyor ve sonra bunu notlarına bakmadan hemen hemen aynen tekrar edebiliyor. Binlerce memurun adlarını biliyor, bunlardan biriyle bir yıl önce yaptığı bir konuşmayı nerede bıraktığını hatırlayabiliyor.
  • Ray E. Friedman şirketinin başkanı Thomas Dittmer de:” Eğer siz kendinizi işinize verebilmişseniz, her gün yapılan bin alışverişi, alışları, satışları, bir kalbin atışı gibi hatırlayabilirsiniz.” diyor. Olayları hatırlamaya yardım eden bir ritmin mevcudiyeti iddiasında.
  • Dreyfus şirketinin başkanı Jerom Hardy, Dreyfus şirketinin 6 dış ülke teşkilatının ve iki halk hizmetleri kuruluşunun yönetim kurulunda ve bunların hepsinde çalışan kilit personeli aklında tutabiliyor. ” Şimdiye kadar oynadığım golf oyunlarındaki bütün çukurları hatırladığımı sanırım.” diyor.

Evrim ve Özveri

massay | 06 January 2010 13:00

Darwin‘den beri evrim teorisi çok kuvvet kazandı. Diğer bilim dalları ile olan etkileşimi sonucu evrimi, Darwin’in hayal edemeyeceği bir berraklıkla görebiliyoruz.

Matematik ve istatistik kullanılarak bir toplulukta farklı bireylerin oranlarının zamanla nasıl değiştiğini anlayabiliyoruz.

Paleontolojinin
bulgularıyla canlıların son birkaç milyon yılda nasıl bir değişim sürecinden geçtiğini tahmin edebiliyoruz.

Genetik ise, yeni tiplerin oluşma mekanizmalarının en ince ayrıntılarını ortaya çıkarıyor.

Yakın yıllarda ise sosyobiyoloji, Darwin’cilerin bir yüzyılı aşkın süredir çözümleyemediği bir soruna yeni boyutlar kazandırdı.

Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleri.

Darwin’in teorisine göre, her bir canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş verir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekir.

Oysa canlıların özverili olabilecekleri (oldukları) bilimsel gözlemlerle kanıtlanır.

Balarıları, kovanlarına saldıran bir hayvanı sokmakla intihar etmiş olurlar; çünkü sokma sırasında iğneye bağlı bir takım iç organlar yırtılıp gövdeden sökülürler.

insanlığın anayurdu nerede: Çin?, Afrika?

massay | 18 December 2009 15:07

ÇİN’DE İNSAN EVRİMİNE İLİŞKİN İPUÇLARI…
Günümüzde artık bilim çevrelerinde yer ettiği söylenebilecek genel kanı, insanoğlunun evrimsel anayurdunun Afrika olduğudur. Yürürken iki ayağını kullandığı bilinen en eski hominidin kalıntılarına Kenya’da rastlanmıştı. 4,1 milyon yıllık Australopithecus anamensis‘ten biraz daha genç olan ünlü “Lucy” nin iskeleti ise, Etiyopya’da bulunmuştu.

Bulguların ışığında yapılan değerlendirmeler, araştırmacıları, insanın atası sayılan Australopithecus‘un evrimleşerek “Homo” cinsine
dönüşmesi sürecinin günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce gerçekleşmiş olabileceği sonucuna ulaştırdı.

toy story- lasseter

massay | 17 December 2009 16:57

Yıl 1996.
Film teknolojisinde ilk adım atılır,
gösterime giren “Toy Story” filmi ile…
Tamamen bilgisayar teknolojisi ile ortaya konan filmde kamera yok, film yıldızı yok, film yok…
Herkes şaşkın.
Dijital sahnelerin arkasına dikkatlice bakılır, her şeyin nasıl bu hale getirildiği bulunmaya çalışılır.

Beş Hollywood yıldızı, Oakland California’da buz gibi bir odanın içinde tebrikleri kabul etmek için 24 saat beklerler. Oda sıcaklığının bu kadar düşük tutulması, serinlemeleri için değildir; bu yıldızları yöneten 300 yüksek güçlü Sun bilgisayarının, San Francisco Körfezi üzerinde parlayan güneşin saçtığı sıcaktan etkilenmemesi için…

Kimsenin oyuncuların rahatıyla ilgilendiği yoktur aslında.
Görevlilerin derdi bilgisayarları korumaktır.
Çünkü anabellekte, “Toy Story” adıyla gösterime giren ve gişe hasılat rekorları kıran filmin “master” ı saklıdır.

“Toy Story”, Pixar adlı şirketin şahaseri olarak değerlendirilir. Çünkü o, tamamen bilgisayar destekli canlandırma tekniğiyle yapılmış olan ilk uzun metrajlı filmdir.

“göbekten”

massay | 14 December 2009 11:00

Jan Van Eyck-
Jan Van Eyck- “EVA”

15. yüzyılda yaşayan efsane ressam Eyck, Adem ile Havva tablosunda, epey kavisli kadın göbeğini, cazibenin temel öğesi olarak betimler.

Cazibeden ziyade,
İNSAN VÜCUDUNUN “İKİ BEYNE” SAHİP OLDUĞU GERÇEĞİ ÇOK AZ KİŞİ TARAFINDAN BİLİNİR.

Daha doğru ifade ile, insan vücudu bünyesinde “İKİ SİNİR SİSTEMİ” barındırır.
BİRİNCİSİ, merkez üssü beyin olan sinir sistemi.
İKİNCİSİ, dış etkenlere aynı şekilde cevap veren, tek farkı merkez üssü “bağırsaklar” olan sinir sistemi.

Bu sinir sistemi nedeniyle mide, günlük yaşantıdaki tercihlerde ve duygusal yaşantıda aslında “karar alma organı” görünümündedir.
“Midenin ekşimesi”, “Öfkeden midenin yanması” gibi günlük konuşma diline yerleşen deyimler ise, karın boşluğunun dış dünyaya gösterdiği tepkilerin bir yansımasıdır.

“Göbekteki beynin” dışarıyla mesaj alışverişinde bulunduğu, deneyimleri hafızasına kaydeder ve “duygusal” bir organdır. Bu bölgenin, sindirim sistemi ile bağırsakların çalışmasını kontrol etmesinin yanı sıra, psikolojik sıkıntıları kolit, ülser, ishal ve gaz gibi tepkilerle dışa vurulur.

Karın, evrimini en hızlı tamamlayan vücut bölgelerinden biridir.
Birincil amacı beslenmek ve sindirmek olan yeryüzünün ilk canlılarının sinir sistemleri karın bölgesindedir.
Fiziksel fonksiyonlarını yerine getirebilmek için beyin merkezli bir sinir sistemine gereksinim duyan canlılar ise çok daha sonra ortaya çıkar.