bildirgec.org

uuuucar

8 yıl önce üye olmuş, 48 yazı yazmış. 50 yorum yazmış.

Futbola Demokrasi Darbesi (Şampiyon Bursaspor)

uuuucar | 21 May 2010 14:31

Bursasporluların, hatta tüm Türkiye‘nin futbol tarihini değiştiren bir sezonu geride bıraktık.Bu senenin renkleri ilk kez yeşil ve beyaz oldu(gerçi Bursa‘da hep öyleydi).İstanbul takımlarının egemenliği altındaki futbol gidişatımız en sonunda özlem duyduğumuz,kıskanarak izlediğimiz Avrupa ligleri gibi daha demokratik ve çekişmeli hale gelmesi açısından çok önemli.Anadolunun herhangi bir ilinde doğup büyümüş birinin, İstanbul takımlarından birini desteklesini her zaman ahmakça bulmuştum,belki de Bursa gibi futbol kültürünün yoğun yaşandığı ve Bursaspor‘un kutsal sayıldığı için böyle düşünüyor olabilirim?Ama bana göre;”tribünde destekleyemediğin,sırf medya sana o üç takımı gösteriyor diye onlardan birini tutuyor olmak zeka geriliğinin göstergesi”ydi ve hala da böyle düşünüyorum.Bu senenin başında Avrupa kupalarına katılma hedefiyle başladı Bursaspor.Ertuğrul Sağlam ‘da elindeki küçük bütçeyle nokta tranferler yapmak zorundaydı ve Bursaspor‘un başında olduğu günden beri getirdiği bütün oyunculardan en üst verimi almayı bildi.Yayıncı kuruluşun bu sene Bursaspor ‘un maçlarını yayınlayacağını duyduğumda,deplasman maçlarını da izleyebileceğim için çok sevinmiştim.Lig başladığında Fenerbahçe ve Galatasaray fırtına gibi girdiler lige ama nefesleri kesildi,söndüler.Sonra Kayserispor bir çıkış yaparak ligin ilk yarısını lider kapattı.Hatta liderliğe de, Bursa‘ya üç tane atarak ulaşmışlardı ama onlarda erken söndüler,atmosferin dışına çıkamadan düşüşe geçtiler.Bursa, ligin başından sonuna kadar hep belirli bir ritimde,istikrarlı bir şekilde ilerleyerek tepede kalmaya kararlı olduğunu gösterdi.Kar nedeniyle ertelenen Kasımpaşaspor maçı ve Diyarbakır‘daki olaylı ve tamamlanamayan maç sonunda liderliğe yükseldi.Uzun süre lider olarak götürdüğü ligi, İstanbul‘da 0-0 biten Galatasaray maçının ardından Fenerbahçeye teslim etti.Bu arada Fenerbahçe‘yi 2-0 dan 2-3 yenerek bana;”işte şampiyonluk maçı bu.Bu maç bizi şampiyon yapar” dedirtmişti.

Mevlana ve Konfüçyüs’den sıkıldım artık

uuuucar | 18 May 2010 09:46

Konfüçyüs
Konfüçyüs
Mevlana
Mevlana

Mevlana’nın sözlerini ezberleyerek, söylediğim herşeye Mevlana‘nın sözüyle yanıt veriyordu.İlk başlarda çok da önemsemedim,mesneviyi yeni okuduğu için fazla etkisinde kaldı diye düşündüm.Sonra baktım ki bu etkiden bir türlü çıkamıyor, hatta Mevlana‘nın sözlerinin yanına Konfüçyüs‘ün sözlerini de ekleyerek çekilmez bir hal almaya başlıyordu.Facebook‘da, Twitter‘da sürekli onların sözünü yazıyor,onlara hayran oluyor, hatta bu da yetmezmiş gibi onların fotoğraflarını profil fotoğrafı yapıyordu,kayışı kopardı yani.Ben bunlarla alay ettiğimde de, bilgece bakışlarıyla onların sözlerini yüzüme tükürüyordu.Tabii zamanla ben de öfke budalalığının pençesine kapılıp bağıra bağıra;”Mevlana ve Konfüçyüs sadece nostaljidir,bugünün dünyası için hiçbir önemi yoktur o sözlerin,sadece o günün insanlarını anlamak için okursun onları,özünü anlamak,hatırlamak için.Ama sen bugünden kopup o günün insanı gibi yaşamaya çalışıyorsun ve bunu da aptalca bir şekilde, zikindirik arkadaşlık sitelerinde gösteriyorsun.Çevrene bir bak;televizyon,internet,bilgisayar,iletişim şekilleri,insanların beklentileri,ilgi alanları,değer yargıları,seks,giysiler,eğlence anlayışları hatta soluduğumuz hava bile farklı.Onlar boş boş oturup dağa,bayıra bakarak bir şeyler söylemişler.Kendi dönemlerindeki insanlardan tek farkları; onların kendi sözlerini yazmış olmaları,onları yazarken de muhtemelen kafaları güzeldir.Sen her sabah nefret ettiğin işine gidip, içinden küfürler ettiğin müdürünün karşısında el pençe divan durarak Mevlana yada Konfüçyüs’ün sözlerini benimsiyorsan aptalsın.Artık karşıma geçip onlar gibi konuşmaya çalışma,kendi dönemine ait kendi sözlerini kullan,sıkıldım artık senden” dedim ve karşımda gözyaşlarıyla şaşkın şaşkın bana bakırak odaya gitti.

Akp’den Kısa Film Yarışması

uuuucar | 01 March 2010 16:36

Akp gençlerle iletişim kurabilmek amacıyla bir kısa film yarışması düzenlemiş.Yarışmanın konusu bana oldukça ilginç geldi:”Büyüyen ve Gelişen Türkiye“.Katılımcıların, hayal güçlerini çok fazla zorlamaları gerekiyor anlaşılan.Bir anlamda ütopik de diyebiliriz ama ne olursa olsun ödülleri tatmin edici düzeyde.Zira birinciye:50000 tl , ikinciye:35000, üçüncüye:25000 tl , mansiyon:10000 tl. Eğer bu konuyla ilgili aklınıza birşeyler geliyorsa şansınızı deneyin derim,ödülleri güzel.Daha fazla bilgi için:tıklayınız.

Bottle Rocket

uuuucar | 19 February 2010 11:59

Yönetmenliğini; The Royal Tenenbaums,Rushmore gibi komedilerin yönetmeni Wes Anderson’un yaptığı,baş rollerini Owen Wilson ve Luke Wilson kardeşlerin paylaştığı gençlik komedisi.Senaryosunu da Owen Wilson ve Wes Anderson birlikte yazmışlar.
Filmin çekildiği 1996 yılında henüz ergenliğini yaşayan, şimdi ise olgunluk dönemine geçiş yapmış kuşak için kült kategorisine yükselmiş, kendine has diyaloglarıyla, durum komedileriyle ve saçmalıklarıyla öne çıkan, bir nevi Wes Anderson‘un komedi anlayışını kabul ettirme çabasının olduğu ilk filmdir.
Film, akıl hastanesinden taburcu olan Anthony (Luke Wilson)’nin eski arkadaşı Dignan (Owen Wilson) yüzünden saçma bir şekilde camdan inişiyle başlar.

Afiş
Afiş

Dignan hayalperest, plancı, gerçekliğin dışında yaşayan, dışlanmış bir karakter olarak arkadaşlarını da hayallerini gerçekleştirmek için bir anlamda zorlar. Anthony ise daha olgun, duygusal, aşağılık kompleksi olan bir karaktere sahiptir. Bu ikili yanlarına komşuları ve eski arkadaşları Bob (Robert Musgrave)’u da alarak bir kitabevini soyarlar. Artık aranan birer suçlu olduklarını düşünerek başka bir şehre kaçıp bir müddet otelde kalmayı planlarlar. Otel de temizlik görevlisi olan ve İngilizceyi çok iyi konuşamayan Uruguaylı İnez(Lumi Cavazos)’le Anthony bir ilişki yaşamaya başlarlar.Bu sırada Bob kardeşinin Ot satarken yakalandığını öğrenir ve eve dönmeye karar verir.Anthony ve Dignan bir süre daha otel de kalarak günlerini geçirmeyi sürdürürler. Anthony ile İnez aralarındaki ilişkiyi ilerletirler,birbirlerine bağlanmaya başlarlar ama Dignan dönmek istediği için otelden ayrılarak evlerine dönemeye karar verirler. Fakat Anthony soygundan kalan paralarını İnez’e verir ve Dignan bunu dönüş yolunda öğrenerek Anthony‘nin yanından ayrılır. Aradan uzunca bir süre geçer,Bob zengin olmuştur,Anthony normal işlerde çalışmaya başlamıştır ama Dignan hala kolay yoldan para kazanma derdiyle hayalindeki çeteyi toplamaya çalışmaktadır. Anthony ve Dignan barışırlar,Dignan yine kendisi gibi dışlanmış ve başarısız karakterlerden oluşan bir çete kurmuştur, Bob‘u da yanlarına alarak yeni bir soygun yapmayı planlamaktadır.Bob ve Anthony, Dignan‘ı üzmek istemedikleri için son kez soygun yapmaya ikna olurlar. Soygun sırasında başlarına bin türlü saçmalık gelir,başarısız karakterlerle dolu çete yine başarısız olmak için ellerinden geleni ardlarına koymazlar ve saçma bir şekilde Dignan yakalanarak hapse girer.
Wes Anderson‘un kısa filminden uzun metrajlı film haline getirdiği bu ilk film, aile içi iletişimsizlik ve dışlanmışlık üzerine kurulu eğlenceli bir komedi filmidir.

Satanik

uuuucar | 20 January 2010 16:38

Satanik
Satanik

Sinemada, çizgi roman uyarlamalarının yoğun olduğu ve izleyici tarafından rağbet gördüğü yıllarda, 1968 yılında çekilmiş bir İtalyan filmi; Satanik. Filmin adına bakarak şeytani öğeler barındırıyormuş gibi görünsede aslında hiç ilgisi yok. Satanik, yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister‘in hikayesini anlatmakta. Dr. Marnie Bannister‘in Madrid‘de yaşayan bir profesör tanıdığı hayvanlar üzerinde hücreleri yenileyen bir formül geliştirmiştir. Hayvanları oldukça agresifleştiren bu formülü, Dr. Marnie Bannister’in ısrarlarına rağmen profesör insanların üzerinde kullanmayı reddeder. Bunun üzerine profesörü öldüren kahramanımız formülü kendi üzerinde uygular ve bir anda çok güzel bir kadın haline gelir.

Barton Fink

uuuucar | 19 January 2010 14:55

Beni derinden etkileyen filmler vardır.Bunlardan biri de Coen kardeşlerin “Barton Fink” adlı filmiydi. Filmde; şöhretin basamaklarını yeni tırmanmaya başlayan bir oyun yazarının başından geçenler anlatılıyor. Berton Fink,Hollywood‘dan reddilemeyecek bir teklif alıyor (haftada 1000 dolar) ve Los Angeles‘ın yolunu tutuyor.

Burada garip bir otele yerleşiyor, stüdyonun ısmarladığı senaryoyu yazmaya başlıyor, ancak bir türlü ilham gelmiyor. Bu arada yan odada kalan biriyle samimi oluyor; şişko ve sevimli bir adam, sigortacı. Filmin ilerleyen dakikalarında yazarımız iyice köşeye sıkışıyor; sonunda senaryoyu bitiriyor…
Birçok insanın istemediği halde bir takım işleri, sadece para kazanmak için, yapıyor olmasını çok sade bir şekilde anlatan Coen kardeşlerin bu başarılı filminin başrolünde John Turturro var. Sevimli, şişko sigortacı rolündeyse yan rollerin ustalarından John Goodman bulunmakta.
1991 yılında vizyona girmiş bu film, aynı zamanda Coen kardeşlerin, Miller Kavşağı gibi bir filmden sonra ne yapabileceklerini kanıtlamaları açısından da önemlidir.

Sinema Ölmüş

uuuucar | 15 January 2010 14:56

Son bir ay içinde dört kez sinemaya gittim ve gördüm ki artık insanların sinema salonlarına gitmek gibi bir alışkanlıkları kalmamış.Hoş zaten böyle bir alışkanlıkları yoktu ama yine de yavaş yavaş insanlar sinema salonlarına gidiyorlardı.Belki de benim gittiğim filmlerde bir sorun vardır.

Öyle pohpohlanmış,heryere afişi asılmış,deli gibi reklamı yapılmış hatta filme harcanandan daha fazla para reklama harcanmış filmlere gitmediğim için de olabilir.

68 Kuşağının Başarısızlık Sebebi

uuuucar | 30 December 2009 13:02

68 gençliği
68 gençliği

İkinci dünya savaşı nın ardından dünya büyük bir boşluğa düşmüştü.Gerek siyasi,gerek ekonomik, gerekse kültürel olarak tutanacak dal bulamayan genç kuşak kendilerini ateşleyecek yeni akımların,ideolojilerin peşindeydi.O güne kadar üretilen tüm fikirlerin ve sistemlerin hiçbir işe yaramadığını görüp, dünya çapında geniş bir isyan hareketi başlatmıştır.
Özellikle Paris, Sorbone Üniversitesi ‘ nde başlayan bu hareket tüm dünya gençliğini esir alıp heyecanlandırmış ve harekete katılmak için teşvik etmiştir.
Barışçıl bir isyan hareketinin en yaygın olduğu ülkeler, kapitalizm in hüküm sürdüğü ülkelerdi.
Zaman zaman polisle çatışan,büyük yürüyüşler yapan ve içindeki öfkeyi atmak için sanatı seçen bu kuşak, günümüz ideolojilerini de düşünce ve yaşayış olarak etkilemeyi başarabilmiştir.

Sinemanın Don Kişot’u: Zulawski (Dostoyevski’yi kıskanan adam)

uuuucar | 22 December 2009 11:32

Zulawski
Zulawski

-İnsan benliğinin travmayla karşılaştığı anlarda, iç dünyanın kutupları görünür hale gelir. Yaşamda karşılaştığımız aşikar görünen olayların trajik yönleri ruhsal dünyanın derinliklerine açılan kapılardır. Dostoyevski, psikolojinin diyalektiğini kavrayarak aktarabilen bir dehadır.

-Böylesine derinlikli bir kavrayışı sinemaya aktarabilmek için geleneksel yöntemleri bir kenara atmak zorunluluktur. İnsanın kendini anlatmaya sıvanmış sanat ürünlerini Dostoyevski‘den yola çıkarak oluşturmak, iyi bir kapının keşfidir. Zulawski, birçok filmini yazarın farklı romanlarından yola çıkarak gerçekleştirmiştir. Hareketli kamerasını ruhsal dünyanın derinliklerinde dolaştıran yönetmenin bir filmi de; “Possiession“.

Şarküteri (Delicatessen)

uuuucar | 22 December 2009 09:48

Amelie, Kayıp Nişanlı, Micmacs, Alien(yaratık) gibi filmlerin yönetmeni Jean Pierre Jeunet ‘le Dante 01 ‘in yönetmeni Marc Caro ‘un birlikte çektikleri 1991 yapımı bir film :Delicatessen.

Afiş
Afiş

Film, merak ve ürperti uyandıran bir atmosfere sahip. Sokakların durumu, evler, insanlar filmin bu iç gıcıklayan atmosferini yaratmakta büyük rol oynamışlar. Tabii kamera hareketleri, açılar, kullanılan objektifler, film rengi falan filan derken daha ilk sahnesinde farklı bir yerde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Film, Louison (Dominique Pinon)’in iş aramak için hiç bilmediği bir yere gelmesiyle başlıyor. Savaş sonrası Fransa’sında büyük bir yiyecek sıkıntısı bulunuyor, en değerli yiyecek insan eti, para yok. Alışverişler ete karşılık mısır ya da kira karşılığı mercimek gibi kıstaslarla yapılıyor.
Louison, hiç bilmediği bir yere gelip bir kasabın önünde duruyor. Kasap Clapet (Jean-Claude Dreyfus) Louison’ı görür görmez gözüne kestiriyor ve işe alıyor. Bütün kasaba Louison’ın bedenini, kasabın vitrininde sallanarak son bulacağını düşünmektedir ama işler beklenildiği gibi gitmez. Louison, Clapet’in yalnız ve mutsuz kızı Julie Clapet (Marie-Laure Dougnac) ‘e aşık olur ve işler karışmaya başlar.

Louison ve Julie Clapet
Louison ve Julie Clapet

Louison,eski bir sirk çalışanı olduğu için, aynı apartmanda fakat birbirlerinden kopuk insanların içine girip onların arasında bağ kurmaya çabalar, yeraltı insanlarıyla tanışır, onlarla bir mücadeleye girer. Aksiyon,romantizm, fantastik öğeler, komedi ve korku hepsini içinde barındıran izleyenin kolay kolay unutamadığı farklı bir film. Zaman zaman Amelie etkisi görüyorsunuz ama buna da yönetmen istikrarı diyebiliriz.