bildirgec.org

HBOZTOPRAK

9 yıl önce üye olmuş, 13 yazı yazmış. 230 yorum yazmış.

Kavramsal Boşluk ve Kapitokrasi

HBOZTOPRAK | 11 February 2011 15:17

Dil-bilim açısından ne kadar kabül görür bilmem ama yaşadığımız siyasal modeli açıklamak için ‘demokrasi’ kavramının haricinde yeni bir kavrama ihtiyaç duyduğumuz aşikardır. Kapitokrasi yani ‘kapitalin iktidarı’ mevcut sosyal, ekonomik ve nihayetinde politik yaşamı ifade etmek için oldukça uygun bir kavram. Özellikle; liberalizm ve globalizm arasındaki geçişin doğorduğu evrimsel sancıların yaşandığı ve ‘varandaşlık’ kavramının yerini ‘girişimcilik’ kavramına bıraktığı post-modern toplum tipinde böyle bir kavrama, daha bir ihtiyaç vardır.

Birileri yaşadığımız toplumsal düzenin ‘demokrasi’ olduğunu bas bas bağırsa da, kendi çıkarları için yaptığı bazı davranışları demokrasiye mal etmeye çalışsa da ya da bilmem kaç yılda bir önümüze konan akibeti meçhul ‘sandıkları’ doldurmak için meydanlarda başımızı ağrıtanlar güya millet iradesine başvurduklarınıı söyleseler de; insanın aklını kurcalayan bir hayli tutarsızlık ortaya çıkıyor.

Akla Düşenler-1

HBOZTOPRAK | 12 November 2010 13:10

  • Ne kadar riyakarız değil mi? Bir yandan herkes birbirini sevsin diyoruz, diğer yandan da bize yönelen sevgileri küçümsüyoruz…
  • Tüm ilişkiler özne-nesne diyalektiği üzerine kurulur. Sen karşındakini özneleştirirsen, o seni nesneleştirir; nesneleştirirsen de o seni özneleştirir…
  • Hayattaki en zor şey ‘insan’ olabilmektir…
  • İnsanlığını kaybetmektense; insanlığıyla kaybetmeyi tercih eden insanlar da vardır…
  • Gerçekten kazanmak; ilelebet senden ayrılmayacak birşey elde edebilmektir…
  • Aşk; insanın asla bağaşıklık kazanamayacağı virüs gibidir; Her geçti dediğinde, suret değiştirerek tekrar tekrar kaşına çıkar…
  • Seviyorum demek; son nefeste bile ‘umurumda değilsin’ diyememenin başka bir ifadesidir…
  • Sevmek; ne yanında ne de yarınında, sadece yüreğinde olmak istemektir…
  • Eğer karanlığı istemiyorsan, ya güneşin peşinden koşacak kadar güçlü ya da onu bekleyecek kadar sabırlı olmalısın…
  • Sevginin azı-çoğu olmaz, ya seviyorsun ya da sevmiyorsundur. Muhasebesini yapabiliyorsan, onun adı aşk değildir…
  • Aşk, yaradılışından itibaren tinin ebedi bir arayışıdır. Tensel olan herşey ise; tinin, bulduğunu usa kabul ettirmek için öne sürdüğü birer yalandır…
  • Her aşktan güçlenerek çıkan tek şey, keşkeleri kuşanmış gururdur…

Yalnızlık Merasimi

HBOZTOPRAK | 26 October 2010 12:07

Hiç gülmez,
Hiç sevmez,
Hiç söz etmez,
Hiç gün görmez,
Hiç birşey istemezdi o adam…

Gayri meskun hayatın mekan-ı viranesi,
Metruk bir meskenin kiremit altı kesimi,
Nefse dair sadece bir-iki güvercin sesi,
Bu güzey hanede olmadı başka nedimi,

Ortada; bir ayağı kırık, pürüzlü, ahşab masa,
Etrafına dizili; iki minder, üç gazete yaprağı,
Dahası; bir iskembe, bir çömlek, bir maşrapa,
Ve de bir resim üzerinde mazinin toz toprağı,

Yüzünde olan silinir resmin lakin resimdekinin,
Yüzünden olanlara vebal harfiyat yığını yıllar,
Meftunu belki hala laçin gözlü o mahbubenin,
Üzerine çöken taş, toprak olsa da hatıralar,

Zaman ve Mekanla Sarılmış Benlik

HBOZTOPRAK | 19 October 2010 17:18

Doğduğumuz andan itibaren üç artı bir dünyada buluyoruz kendimizi. Varlığımızın sıfıra en yakın noktasından itibaren bilinçsiz(!) edimlerle duyular işlemeye başlıyor. İlk göz açma, ilk dokunma, ilk duyma, ilk tatma…İlk önce fizyolojik ‘ben’liğin gereklerini karşılamaya çalışıyoruz. Bir anlamda, süt ile başlıyor dört boyutlu dünyadaki ilk nesneleştirmemiz. Aynı zamanda zihnimize de algısal kodlar yüklenmeye başlıyor ve zihinsel ‘ben’liğin gereklerine yöneliyoruz. Örneğin; sütün ne olduğu ile ilgili algısal kodlar oluşarak, tadı ile ilgili bir algıya ulaşıyor, içtiğimiz şeyin su olmadığını kavrayabiliyoruz. Daha sonra duygusal ‘ben’liğin gerekleri ile karşılaşıyoruz, ablamızı/abimizi kıskanıyoruz, arkadaşımıza darılıyoruz v.s. Sonrasında kapital ‘ben’liğin bizden beklentileri ile karşılaşamaya çalışıyoruz. Benim defterim, benim çantam ile başlayan bu süreç benim arabam, benim evim, benim param gibi kalıplarda ömür boyu devam ediyor. Büyüdükçe anlamlandırma ve nesneleştirme de devam ediyor. Dışımızdaki eşyaya ait algısal kodlar da bütünün parçaları olarak zihnimizdeki yerini almayı sürdürüyor.

Lacivert Duvarlar

HBOZTOPRAK | 22 September 2010 12:24

Ellerimle ördüğüm kalın duvarlar arasındayım, tek başıma… Kendi adıma çok da fazla umut katmamıştım hani, kabuslar dolusu korkularım yığılmıştı harcını kararken. Gelecek de beklememiştim; tek yapabildiğim, bulabildiğim bir parça sevinci yaşamaktı, sonrası bir meçhul olsa da. Aklımı küçümsemiştim, ne zaman ‘olmaz’ dese; sen karışma diye bir haykırış kopuyordu sol yanımdan. Ya sonra!

Unutmak için ettiğim her yeminde, karşıma çıkıyor, harcı umutlar ve korkulardan karılmış lacivert duvarlar. Beynime saplanan bir çift umut çekirdeği ertesinde, aklımın ücra bir köşesine savrulmuş bayat tesellileri sürüyorum efkar şarjörüne. Bu defa bitti diyorum, son diyorum, yıkılacak bütün duvarlar diyorum, kurtulacağım diyorum… Her kırmak, dağıtmak, yıkıp geçmek için düşünce yağmuruna tuttuğumda onları; dökülüyor başımdan tüm bedenime, şafağın avuçlarından saçılan kıpkızıl bir öfke. Bir metrekarelik pencereden odayı kaplayan, allar arasındaki güneşin yeni bir veda merasimi. Şimdi, duvarlar daha da karanlık gözüküyor, ya da ben hiçbirşey göremiyorum.

Korkular

HBOZTOPRAK | 11 August 2010 16:56

Biri yürekte, diğeri beyinde
saplanmış iki göz bebeği
Ve tene sinmiş arzuları koparırcasına
asi ömürden akan kızıl bir zaman

……………..

Unutulmuş vakitlerden doğan pişmanlıklar
Çiğ olup yağınca gençliğin saçlarına
Esiridir artık suskunluğun
evvelinde azat olan tüm sözler,
Ve bir de; cevabı olmazlara mühürlenmiş sorular
Çığ olup yığılınca geleceğin yollarına
Ayaz korkularla kaplanır mavi gözyüzü
Ve taş kesilir o anda, akıl ve yürekte ne varsa…

O Gözler

HBOZTOPRAK | 03 August 2010 19:16

İzmit vapur iskelesindeyim, Vakit, çok uzaktaki yükseltilerin gölge gölge üzerime geldiği bir an. Bedenimde ise hafiften bir titreme, kaçmak mı… Nereye?

Sahilin ortalarında bir bank ilişiyor gözüme, ve ardından elimdeki sigara paketi. Martıların balık eğlencesine kendini kaptırmış yaşlı amcadan yaktığım sigarayla banka geçiyorum. Oturur oturmaz karşı tarafa takılıyor gözüm; üstte dağın ufuk çizgisi, altta ise denizin kıyı çizgisi. İki çizgi arasında binalar ve o binalardaki insanlar. Ya ben, ben hangi çizgiler arasındayım?

Zincirlere vurulmuş küçük demir direkler, ardlarındaki kararan su yığını ve o suyun üzerindeki halatlarla iskeleye kelepçelenmiş vapur… Hepsinde bir parça durgunluk, suskunluk… Benim yüreğimde ise, sessiz bir çığlık!

Neredesin Ey Yarın? Kaçıncı Vuslatta… Kaçıncı Ayrılıkta…

HBOZTOPRAK | 01 August 2010 17:56

Kaçıncı geri dönüşünde,

Gidenlere elveda türküleri mırıldanan martıların…

Kaçıncı yeni dövüşünde,

Farklı dünyalarda yaşayan akıl ile duyguların…

Kaçıncı acı deminde,

Yudum yudum içtiğim bu yalnızlığın…

Kaçıncı son çekiminde,

Yüreğimden ciğerime, bir alışkanlığın…

Kaçıncı yaprak döküşünde,

Gözlerime astığım takvim-i hayallerin…

Kaçıncı üzerime çöküşünde,

Bu aşkın sonundaki onulmaz hallerin…

Kaçıncı bendesinde,

1940’lı Yıllar… Yüz Karası Yıllar…

HBOZTOPRAK | 24 June 2010 14:57

İkinci Dünya Savaşı adı her geçtiğinde, hep Hitlerin canavarlığı ve Yahudilerin yaşadığı dram akıllara gelir. Ama en az bunun kadar bilinmesi gereken de; Stalinin canavarlığı ve Türkler’in yaşadığı dramdır. Bu yazı; bir yandan Nazi, diğer yandan Sovyet faşizmi arasında kalmış, çaresiz ve umutsuz dış Türkleri anmak ve 1940’lı yılların Türkiye’sinin bu insanlara bakışını sorgulamak için kaleme alınmıştır.

Her ne kadar Türkiye bu savaşa fiilen dahil olmasa da Kırım, İdil-Ural, Türkistan, Kafkas Türkleri, gözü dönmüş Stalin tarafından savaşın tam ortasına itildiler. Savaşa katılan Türk sayısı tam olarak bilinmemekle beraber, kimi kaynaklarda yarım milyon kimi kaynaklarda ise bir kaç milyon olarak telaffuz edilmektedir.