bildirgec.org

FEYZAN

8 yıl önce üye olmuş, 25 yazı yazmış. 6 yorum yazmış.

yalan başkası yalan

FEYZAN | 14 November 2009 17:33

Bugün derneğe giderken, başsağlığına gidip getmeyeceğime hala karar vermemiştim.Kolay değil evladını kaybetmiş bir anneye gidilecekti.Hele benim gibi, yaklaşık 2 yıl önce annesini aynı korkunç hastalıktan kaybetmiş biri için hakikaten çok zordu.Çünkü biliyordum ki, dünyada konuşulan hiç bir dilin, hiç bir kelimesi ona ilaç olmayacaktı.Ama o yaşlı minik kadına borcum verdı. Çünkü o, dünyanın en soğuk gününde annemin cenazesine gelmiş ve yanımda olmuştu.Bu acılı anne,seksenli yaşlarını çoktan aşmış minik kadın, dernekteki herkesin çok hayran olduğu ve gıpta ettiği Muhterem Teyzeydi ve 50 ‘li yaşlarındaki oğlunu, henüz 6 gün önce kaybetmişti.

Arayış

FEYZAN | 01 June 2009 12:57

İlk defa kocasını aldatmaya karar verdiğinde bunu yeniden aşık olmak istemesine bağlamıştı.Hayat umduğu gibi ilerlememiş,Kendine layık olduğunu düşündüğü, kariyeri gerçekleştirememişti.Artık 30’ larındaydı ve kafasına dank etti ki, hayatı bundan böyle aynı şimdi olduğu gibi geçecekti.Sıradan, vasat, heyecansız bir hayat. Oysa o çok farklı şeyler hayal etmişti. Akıllıydı ( ya da o ara kendini öyle sanıyordu) içinde, pek çok işi kotarabilecek, yüksek bir enerjisi vardı.Ama pek çabalamadı, birileri ona gelsin ve gel sen çok beceriklisin, bu işi kotarırsın desin diye bekledi.Ama, hele bir de çocuk sahibi olduktan sonra,sıradan, çocuklu ev kadınlarının arasında ki yerini almıştı. İlk depresyon dalgasıyla tanışması, tam da bu evrede gerçekleşmişti.
Sonra, karar verdi hayatında yeni bir heyecana ihtiyacı vardı.Hoş ve çekici bir kadındı.Katıldığı toplantılarda, kendi akranı erkekler ona çok ilgi gösteriyor, iltifatlar ediyorlardı.Sanki bekar olsa, elden ele dolaşacak, ayaklarını hiç yere basmadan el üstünde yaşayıp gidecek gibiydi. Bunun sadece, basit bir cinsel çekicilikten ibaret olmadığına, onun beğendiği erkeğin, onu beğenip sırılsıklam aşık olacağına inanıyordu.
Bu niyetle, gönlünün kapılarını açmaya karar verdi. Bile bile , (önceden plan program yaparak adeta) niyet etti yeniden aşık olacak, aşık olunacaktı. Bir sağlık problemi yüzünden , gittiği doktor, tam da bu ruh halindeyken çıktı karşısına.Biraz panikçi bir kadın olduğundan ve her şeyi büyütmeye meylettiğinden, onu o basit rahatsızlıktan kurtaran doktoru kurtarıcısı olarak gördü ve kendi için önemli, özel bir yere yerleştirdi.Bu yaşında artık, erkek beğenileri değişmişti ne de olsa 30’ larındaydı.Aradığı fizik özellikler olmaktan çok fikir özellikleriydi.Adam İyi bir kolejden mezun olduktan sonra, üstüne genç yaşta prof olmuştu.mesleğinde başarılıydı.İstanbul’un şık bir semtinde muayenehanesi vardı.
Herkesin kolay kolay kabul edilmediği bir vakıfta yöneticilik yapıyordu.Ayrıca deniz sporlarına merakı vardı.Yakışıklı bir adam değildi lakin, kadının bir türlü beceremediğine inandığı, yaşam başarısına sahipti, kartviziti pek çok meziyeti ile doluydu.
Kadın, onu nasıl etkileyeceğini biliyordu. Adamdan onu beğendiğine dair enerjiyi almıştı. Bir gün, kontrole gittiğinde, karşılıklı oturup konuştular, sadece konuştular. Kadın konuşurken, adamın gözlerinin içine direk bakıyordu, bu adamı etkiledi. Ayrılırken adam, kadına sohbetinin çok keyifli olduğunu söyledi.Birbirlerine, hayatlarından bahsettiler sadece. Eşlerinden, evlerinden ve biraz da beğenilerinden.
Oradan çıkarken, tokalaşıp ayrıldı kadın. Sabah, ilacın yan etkisinden ötürü ( ya da tanrılar böyle istediğinden ) yaşadığı bir sorunla ilgili, doktoruna danışmak için erkenden panik bir halde adamı cep telefonundan aradı.Doktor daha telefonunu bile açmamıştı, mesaj bıraktı.Kısa bir süre sonra, adam kadını aradı.Başına gelen şeyin basit bir ilaç yan etkisi olduğunu anlattı.Tekrar kontrole geleceği günü söyledi.
Son kontrole giderken, saati teyit etmek için kadın doktoru yeniden aradı.Ve doktora telefon numarasını verdi.Doktor çok sevindi, hah bu çok iyi oldu, müsait olunca gel, dikişini alalım dedi. Kadın hastaneye giderken, adama kendini beğendirmek için daha özenli giyindi. Dikişi alındıktan sonra, doktor ona öğle yeğine çıkacağını isterse ona katılabileceğini söyledi. Kadın kabul etti. Öğretim üyelerinin gittiği lokanta da öğle yemeği yediler. Masum bir yemekti, birbirlerine neler yaptıklarından, gittikleri yerlerden bahsettiler.
Adam, ben de son görüşmemizde senden telefon numaranı istemediğim için, çok üzülmüştüm dedi. Kadın, onun aklından geçenleri tahmin etti. Sanki görüşmeleri daha kolay olsun diye, minik operasyonuyla ilgili, bazı sıkıntılar devam ediyordu.Sonra doktor ona muayenehanesinde daha gelişmiş aletleri olduğunu, oraya gelirse, derdine daha kolay çare bulacağını anlattı.Bir gün buluşup, muayenehane ye gittiler.Adam kadınla çok ilgilendi ve para filan da almadı.
Sonra birkaç kez daha masum öğle yemekleri yediler. Adam, böyle hoş bir kadının, onunla ilgilenmesinden nasıl etkilendiğini dile getirip duruyordu.Karısı ile çok uzun yılardır belli bir rutine bağladıkları bir evliliği vardı ve evet daha öncede karısını aldatmışlığı vardı.Adama göre, aşk ve ya aşık olmak ikisini evliliği içinde kötü sonuçlar doğurabilirdi.
Bir görüşmelerinde, kadını pat diye bir arkadaşının boş evine götürdü.Kadın yukarı çıkmamakta direndi.Ama adam kadının direncini kırdı.O gün sadece öpüştüler uzun uzun ve bundan çok keyif alarak öpüştüler.Sonra , kadın hep aşktan ve aşık olmaktan bahsetti o adama aşık olmaya hazırdı, hatta kendince aşık bile sayılabilirdi.Ama adam kadını sadece çekici buldu ondan hoşlandı.Yepyeni bir oyuncağa sahip olan bir erkek çocuğu gibi onu kurcalamak keyfini çıkarmak istedi.
Kadının aradığı bu değildi. Onun yanındayken mutluydu, ama, uzak olduğunda, bu ona çok ağır geliyordu. Vicdanı bunu kaldıramıyordu. Geceleri karabasanlar görüyor, içine kapkara bir boşluk oturuyordu.Binlerce yıllık kadın öğretisi, bunun külliyen yanlış olduğunu fısıldayıp duruyordu ona. Böyle olmasına rağmen ayakları geri geri gitse de ( anlamak çözmeye yetmez,sensiz olmaz.Biraz telaşlı huzursuz, sensiz olmaz.Yine kendi kendime sormadan duramadım.Niye seni böyle istiyorum bulamadım) adam bir şekilde onu çekiyordu.Kocası ile olan cinsel yaşamı daha iyi olmuştu. Kadın bir başkası tarafından, bu kadar arzulanınca adeta kanatlandı .Eşi bu değişikliğin nedenini anlamadı
Kadın bu yasak ilişkiyi, daha fazla kaldıramayacağını fark etti. Erkek onun böyle bir şeyi yapmasının ne kadar zor onu ve ruhunu ne kadar yıpratıcı bir şey olduğunu anlayamazdı. O ( erkekler)bu ilişki ile ilgili, hiç vicdan azabı çekmiyordu. Bunu çok normal bir şeymiş gibi algılıyordu.Evi başkaydı, bu gizli ilişki başka.Kadın ondan ayrılacağını söyledi. Ama kopması çok zor oldu. O sırada depresyon tedavisi görüyordu. Adama sığındığı zamanlarda, ve sadece o zaman süresince mutlu olduğu için zaman zaman yine adamı aradı. Ama en sonunda kesin olarak bitirecek gücü kendinde buldu.Adeta, ayaklarını sürüyerek ya da ayaklarını balçıktan kurtarırcasına zorla kendini kopardı.Sonrası biraz zordu. Aylar sonra, depresyonunu yendi, bazı şeyleri acı da olsa kabullendi. Adama hiçbir şey olmadı, yalnızca hayatına yeni bir virgül ekledi.Kadını anlamadı, onun için(o adamla ilişkiye girmek için ) içindeki tabularla yaptığı mücadeleyi, zaten kadın da ona anlatmadı.
Ama çok şaşırdı, demek ki (özellikle belli bir yaşın üstündeki) erkekler, aşık olmadan da kadınlarla, kolayca uzun ilişkilere girebiliyordu. O 20’ li yaşlarında ki saf gençlik hallerinden, çok farklıydı her şey. Hem kadınlar, hem de erkekler için.
Aşkı bulamadı ama, böyle bir heyecanın da onu ayakta tutmaya yetmeyeceğini anladı.Aradığı şey bu değildi ama neydi?

misket

FEYZAN | 28 May 2009 09:50

Geçen gün arabada giderken, arka kapının içinde ki cepte bir şeylerin takırdadığını fark ettim. Eğilip, takırdayan şeyi aldım.Bu bir misketti.Saydam camdan değil de hani süt beyaz da üstüne kırmızı çalınmış olanından.
Bu misket nereden geldi dedim, geçen gün yeğenim arabaya binmiş, o burada unutmuş olmalı dedi kocam.Bu misket beni çocukluğuma götürüverdi.Ne büyülü bir oyuncaktı misket. Ben, erkek kardeşim olduğu için, çok misket oynadım. Ancak beni esas etkileyen oyundan çok, o büyülü şekilleri olmuştur. Her birini tek tek elime alır, ışığa doğru tutar , saydam camın içinden yansıyan renk renk misketlere uzun uzun bakardım.
Kardeşimin çok misketi vardı. O dönem herkesin çok misketi vardı. Ama mesela annem ve babamın çocukluğunda misket yokmuş, onlar bu oyunun benzerini, bahçede ki cevizlerle oynayarak büyümüşler. Annem, o oyundan cevizcik diye söz ederdi. Onlar, ağaçtan topladıkları cevizleri aynı miskette olduğu gibi yan yana dizer, biraz uzaklaşır ve en baştaki cevizi vurmaya çalışırlarmış. En baştakini vuran tüm cevizleri toplarmış. Annem, eteklerimiz cevizle dolardı oyundan sonra diye anlatırdı.
O süt beyazı olan misketi ise, ilk kez 70 lerin sonu 80 lerin başında gördüm. O yıllarda, kuzenim İsviçre’ye yerleşmiş ve orada çalışmaya başlamıştı. Her yıl yaz tatillerinde ailesini ziyarete gelirken, bizleri de unutmaz o zamanlar bize mucize gibi gelenb ir şeyler getirirdi.

Kadın Kadına eğlenmek

FEYZAN | 24 May 2009 10:50

Ne zamandır gerçekleştirmeyi düşündüğümüz, kadın kadına eğlence programımızı, geçen gece gerçekleştirdik. Kadın kadına eğlenmek, çok keyifli bir eğlence türüdür ve incelenmeye değer farklı bir jargonu vardır.Kız kıza eğlence de çok keyiflidir elbette ama, o daha farklıdır. Orda mesela dışarıda olmaktan çok evler tercih edilir. Çünkü rahat rahat taşkınlık yapmana izin vermezler, sağdan soldan sataşanlar olur.İzin problemi başlı başına bir derttir zaten.Onda daha çok, ne konuşulduğu sonradan anlatıldığında kulağa hiçte komik gelmeyen, anlık geyik muhabbetleri döner.Sokakta yürümek, toplu taşıma araçlarına binmek ve gönlünce giyinmek zordur. Biraz içki almak istesen etraftan ve ailenden tepki çekersin. O eğlencenin güzelliği, genç kız saflığıdır. Saatlerce beğenilen ya da aşık olunan erkek arkadaş hakkında konuşulur ve saftirik bir çaba ile erkekler anlamaya çalışılır.Her hareketine bir her sözüne bir mana yüklemeye çalışılır.Kafa kafaya verilip o hareketin, ya da hareketsizliğin nedenleri hakkında kafa yorulur.

Kars ve Hayaller

FEYZAN | 18 May 2009 10:23

Bu gün maillerime bakarken, ismini( kendini) ne zaman görsem heyecanlandığım eski bir dostumun bana eposta yolladığını gördüm. Açtığımda bir fıkra ile karşılaştım. Şöyle bir şey, Kars’ lı bir vatandaşa muhabir sorar iyi misin hoş musun diye, O da çok şükür Allah devletimize zeval vermesin kaymakamdan, validen, belediye başkanından çok memnunum da bu Ruslara çok kızgınım der.Bundan 90 sene önce, bu belediye binalarını, okulları , çeşmeleri istasyonları kaldırımları Ruslar yaptı ya. Bunca senedir yollar bozuk mu, kanallar tıkandı mı diye bir kez olsun gelip bakmazlar böyle şey olur mu? Esas onlardan şikayetçiyim diye biten bir fıkra. İşte bu fıkrayı okuyunca nedendir bilmem benim aklıma Orhan pamuk un “Kar” adlı romanı geldi.Bilirsiniz yazarın bu romanı Kars’ta geçer.Her sayfa da karlar altında ki Kars şehrini sokak sokak dükkan dükkan dolaşır. Kars’ı öyle güzel anlatır ki. Hemen o anda kalkıp oraya gitsem diye hayal edersiniz.
Bendeniz de aynen öyle hissetmiştim. Henüz gitmek nasip olmadı.Bir turist gurubuyla değilde, kışın o en soğuk zamanlarında gitmek isterdim şehre.Doğu illerinden hiç birini görmedim.Biz batı da yaşayanlar için buraları hayal etmek zordur tabiî ki. Ama bir gün Kars ı görmeyi çok isterim. Hayallerimizin bazılarını yaşarken gerçekleştirmemiz mümkün kılınmıştır ama, hayat ne gösterir insanlara bilinmez , yapmak isteyipte gerçekleştiremeyeceğimiz pek çok şey olduğunu düşününce insan üzülüyor.
Mesela tüple dalamayı filan değil de, yamaç paraşütü yapabilmeyi isterdim.Bir romanın kahramanı olamak isterdim.( bunun için öncelikle benden etkilenecek bir yazarla tanışmaya gerek var tabi). Ya da bir bestekarın ilham kaynağı olmak. Ama şöyle çok kıymetli bir eser olmalı klasikleşecek “benzemez kimse sana tavrına hayran olayım” şarkısında ki gibi mesela. Uçak kullanmayı sevebilirim gibime geliyor. İyice havlanıp, dağların, ovaların, göllerin üzerinden tek başına uçmak müthiş bir özgürlük hissidir o sanırım. Tehlikeli ama keyifli bir deneyim. Gönüllü olarak çalıştığım, eğitim parkına adını veren ve orayı inşa eden yaşlı bir adam var ( yalnızca binayı,spor salonunu değil ayrıca minik bir hayvanat bahçesi ve botanik parkı) Çocuklar orada mutlu olabilsin diye her şeyiyle kendini o parka vakfetmiş. Olanaklı bir adam ve çok uzun zaman da olanaklı yaşamış belli. Onu her gün sabahın erken saatinde orada görünce çok etkileniyorum. Etrafımda ki arkadaşlarıma büyüyünce onun gibi olmayı arzu ettiğimi söylüyorum.Nasıl bir doymuşluk, nasıl bir yaşam enerjisi ve az vakti kaldığını bilen insanların acelesiyle, çocuklar için nasıl bir çaba anlatamam.
Ya da mesela dünya da çok az bilinen bir dil biliyor olmak. Bu unutulmuş, artık konuşulmayan bir dil de olabilir. Daha ayakları yere basan bir istek. Yıllardır yapamadığım, Fransız Kültüre gidip Fransızca öğrenmek.Hiç ergenlik çağından çıkamayan benim gibi insanların, çok sevdiği gibi, öğrencilik hayatına geri dönmek.Geçenlerde, Tegv’in bir seminerine katılmak için, özel bir üniversitelerimizden birine gittim.Herşeyiyle, benim okuduğum, devlet üniversitesinin, hele o zaman ki halinden ( tabi ki ) fersah fersah üstündüi. Orada okuyan çocuklara, çok imrendim.O okulda mesela, yeniden öğrenci olup sanat tarihi okumayı çok istedim.Ya da Arkeoloji okumak, Arkeolog olmak ve binlerce yıl önce yaşamış bir insan ırkının kalıntılarına ulaşmak.
Uzun yaşamak ama, çınarlar gibi dimdik ayakta ve yıllarını beraber geçirdiğin çok sevdiğin eşinle yaşlanmak.Akşamüzerleri belki Nişantaşı’nda ki bir cafeye oturup Amerikan stili filtre kahvelerden içmek. Ya da “anneanne” olmak hep övündüğün kızından olan torununu parka götürmek.
Veya mesela bu dünyada pek az kimsenin şahit olabileceği metafiziksel bir olaya tanık olmak.Yazları, bahçeden gökyüzüne baktığımda, şehirden farklı olarak, gökyüzü bana çok yakınmış gibi görünür, elimi uzatsam tutacakmışım gibi ve yıldızları seyrederim. Hep hayal ederim, bir gece yine böyle gökyüzüne bakarken çok olağandışı bir şey görebilmeyi.
Ya da benim gibi konformist bir kadın için zor ama ,çok fırtınalı aşklardan sonra, birkaç kez evlenebilmeyi isterdim.Bir arkadaşım var, tabi pek çok bedeller ödemiştir eminim ama, tam 3 kez evlendi. 20’ lerinde, 30’ larında ve şimdi daha yeni 40’ larında.Pek özgür çim adam tarzı bir kızdır, kök salmaktan hoşlanmaz, bu yüzden de belki 3 evliliğinde de çocuk doğurmadı. Ya da, ömrümün sonlarına doğru belki, bütün bu isteklerden sıyrılıp, sufi olabilmek tam bir teslim oluşla tevekkül etmek.
Kimi gerçekleştirebileceğim kimi de çok ütopik olduğunu bildiğim pek çok hayalim var. Yaşam bazen çok uzun, bazen de mesela ölümcül bir hastalıkla boğuşurken annemin kabul etmek zorunda kaldığı gibi yeterince uzun olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor.Dilerim yapmak istediklerimin çoğunu gerçekleştiririm.Yeterince uzun ya da kısa, şu ömürde, en en çok istediğim ise, içimde ki huzura ulaşmak.

depresyon

FEYZAN | 13 May 2009 12:51

33 yaşındaydım ve kızım henüz minicikti. Şimdi ki gibi bahar gelmişti. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Bunun ne olduğunu bilmediğimden, bahar yorgunluğuna yoruyordum.
Annemde otururken, kalbimin çarptığını ve çok çabuk yorulduğumu anlattım.Teyzem de oradaydı ve beni şaşkınlıkla dinledikten sonra, bu yaşta ne yorgunluğu, ne çürük gençlersiniz siz dedi. Sonra fark ettim ki, kalbim normalden hızlı çarpmıyor, ben yıllardan sonra onun çarptığını duyuyorum. Derken, boğazımın sıkıldığının hissetmeye başladım. Guatr olduğuma karar verdim.Annem beni kendi doktoruna götürdü.Adam beni muayene ettikten sonra, hiçbir şeyim olmadığını ve sadece sıkılmış olabileceğimi, hafif bir hap vereceğini söyledi.Çok şaşırdım.Kendimi çok güçlü zanneder, akranlarıma akıllar verirdim.Dirayetli olmak gerektiğini, arkadaşlarla, dostlarla konuşa konuşa sıkıntılarımızı yeneceğimizi söylerdim
Tanıdığımız bir psikiyatrist vardı, onu aradım. Doktorun bana söylediklerini anlattım, o da gel konuşalım dedi. Konuştuk ben hislerimi anlattım.İçimde derin bir sıkıntı olduğunu, boğazımda düğümlendiğini, onu dışarı atamadığımı, kalbimin sesini duyduğumu, onu sakinleştirmek istermişçesine, elimi kalbimin üstünde tuttuğumu anlattım.Doktor
da bana depresyon geçirdiğimi ve her 5 kadından birinin ömründe bir kez depresyon geçirdiğini, 3 ay kadar bir hap içerek bunu atlatabileceğimi söyledi.

Babuş

FEYZAN | 11 May 2009 09:47

Babam, kardeşlerimin ve benim isimlerimizi kısaltırdı. Ama ne kısaltma, beni ‘feyzuş ‘diye çağırırdı. İsmim zaten 6 harfli, kısaltması da aynı. Obu kısaltmaları yaparken , bizi özelleştirdiğini düşünür ve sizi nazlatıyorum derdi.
Onun, bana feyzuş diye seslenmesini özledim, şimdi duysam daha farklı sevinirdim herhalde, kendimi çok daha özel hissederdim.
Her akşam, elinde alışveriş poşetleriyle eve gelirdi .Bizde beklerdik, o poşetlerden ne çıkacak diye. Eğer hepimiz için ayrı ayrı bir şeyler yoksa pek üzülürdük. Ne olduğu önemli değildi. Mesela, market alışverişi bile yapsa, işte bana sevdiğim çikolatayı alırdı da kardeşime başka bir şey.Yine böyle bir akşam geldi, ellerinde poşetler, kardeşim o zaman küçük, bana bir şey getirmedin mi baba dedi. Adamcağız da onu hayal kırıklığına uğratmamak için, getirmez miyim babuş dedi ve anneme aldığı (lacivert emaye üstü çiçekli) çorba tenceresini sana aldım diye kardeşime verdi.O da pek memnun oldu aylaca onunla oynadı.Annem zaman zaman kardeşimden izin alarak tenceresini kullanırdı. Sonra oynamaktan bıktı da annem tenceresine kavuştu

Tansel

FEYZAN | 07 May 2009 09:12

Ortaokulda sınıf arkadaşıydık. Sıralarımız önlü arkalıydı. Aynı memleketli oluşumuz yüzünden, ortak tanıdıklarımız filan vardı, benimle hep çok konuşurdu.Neşeli kaba saba bir çocuktu. Ara ara ondan sıkıldığımı ve susturmaya çalıştığımı hatırlıyorum.
Liseye geldiğimizde yine aynı okul devam ettik. Ancak, birimiz sabahçı, birimiz öğleci olduğumuzdan daha az görüşmeye başladık. Lisenin ikinci sınıfına giderken büyük aşkım, ilk aşkım savaş’ la beni gördüğünde beni esefle kınamıştı.Bu bizden büyük çocuğu semtten tanıyordu ve anlaşılan pek sevmiyordu.Bula bula bunu mu buldun diye beni okul çıkışı payladığını hatırlıyorum.
Daha sonraki yıllarda çok görüşemedik. Bir seferinde Kapalıçarşı da karşılaştık. Ben evliydim ve o da evlenmek üzereydi. Nişanlısının resmini gösterdi, çok güzel bir kızdı. Tansel’in hayallerinde görebileceği kadar güzeldi. Hatta şaşkınlıkla, ama bu çok güzel bir kız dedim de o da gururla Tiraje’ ye benzediğini söyledi. Tiraje bizim lisenin o dönemde ki en güzel kızlarından biriydi, ve tüm delikanlılar onu beğenirdi.
Derken, ben o semtten tanıştığım için uzun yıllar karşılaşamadık. İkimiz de Rumelili olduğumuzdan, ikimizin de üye olduğu, derneğimizin ramazan da ki dağıtımlardan birinde bir baktım Tansel geldi. Çocuklar için giysiler mi getirmişti, yoksa, o giysileri vereceğimiz ihtiyaç sahibi çocukları mı getirmişti, çok şişman bir adam olmuştu. Yarım dünya şeklindeydi. Belki de 130 kilo filan.Zaten hiç çok zayıf biri değildi ama bu insanlık dışı bir şeydi.O gün çok takıldım ona, bak ben hiç değişmedim filan diye de hava attım. Bir kızı vardı benim kızımdan büyük, işleri çok iyi gitmiyordu ve belli ki çok yiyor ve çok içiyordu. Eskilerden kimleri gördüğümüzden filan konuştuk, kardeşlerimi filan sordu.Sonra yine uzun zaman görüşmedik.En son gördüğümde kızından nerdeyse 14 yıl sonra, karısının tekrar hamile olduğunu ve ikiz çocuk beklediklerini söyledi.Ben de kaşınmışsınız işte ne güzel kızınız büyümüş, ne zor şimdi tekrar başlamak, filan diye takıldım.O konuşmamızın üzerinden de 3-4 yıl kadar geçmiştir sanırım.
Dün kuzenim söyledi, Tansel çok hastaymış hastane de ölümle pençeleşiyormuş, biliyor musun diye. Aort damarı yırtılmış, o gece de çok yemiş ve çok içmi, .hastalanınca yoğun bakıma kaldırmışlar ve 72 saati geçirmesini bekliyorlarmış . İlk 72 saati atlatabilirse yaşarmış. Ne zaman olmuş dedim, kuzenim 3 gün önce duydum dedi.Sevindim demek atlatmış dedim. Zorla kalp krizini çağırmış dedim.O kadar kilo alırsa, kalbi yağ bağlar tabi dedim.Aklıma yıllar önce okuduğum Peride Celal’ in üç yirmi dört saat adlı romanı geldi.Orda ki kahraman yaşlı bir kadındır ve 3 yirmi dört saati atlattıktan hemen sonra hayatını kaybeder.
Bu akşamüzeri dernekten arkadaşım Suna aradı.biliyor musun Tansel ölmüş dedi.Sen tanıyordun haberin olsun istersin diye düşündüm.Dondum kaldım o anda, ve ağzımdan ‘ geri zekalı’ sözcükleri çıktı.Geri zekalı, öküz nasıl ölür, nasıl böyle bir salaklık yapar.Çok kızdım Tansel e öldüğü için çok çok kızdım.Şu an da da hala çok kızgınım. İnsan 42 yaşında nasıl ölür .Gencecik karısını 3 tane evladını bırakıp nasıl ölü, ve nasıl bir sorumsuzluktur ki bu taaaaa aort damarını çatlatıncaya kadar kendine baktırmaz.
Çocuk doğuran insanlar bu yaşta ölmemeli. Kocam vadesi dolmuş filan diye beni teselli etmeye çalıştı, ama ben bunu kabul etmiyorum.Böyle dangalak bir kader olamaz, Allah küçücük çocukları olan, gencecik bir adamı öldürmez.Ama çok basit bir denklem bu kendine iyi bakmazsan, çocukların babasız büyür.Annen evlat acısı ile yanar.Eğer yıllarca sigara içersen, babam gibi akciğer kanseri olursun çok basit aslında .Bu görünmez kaza filan değil ki, kendisi çağırır bazen insan ölümü.Çok kız gınım Tansel e çok.
Şu anda Plasebo dinliyorum, ve bu satırları yazıyorum.Plasebo’nun üzerimde, plasebo etkisi yaratmasını bekliyorum, ama olmuyor.Tanse’l i plasebo ile yolcu ediyorum.Kalan herkes için hayat sensiz çok zor olacak, ama umarım sen ebedi hayatında bu dünya da bıraktıklarını hatırlamazsın, yoksa öbür dünya da çok acı çekersin.Çok acıdım, içim ezildi, çok gençtin çok üzüldüm.

Sevgili Hızır

FEYZAN | 06 May 2009 09:59

Akşamdan Msn’ de arkadaşımla sözleştik. Yeşilköy sahiline gidip, deniz kenarında ki kayalara , tebeşirle isteklerimizi çizip, Hızır Aleyhisselam’ a mesajlarımızı iletecektik.Yıllar önce annemin bir arkadaşı ( Nermin Teyze ) anlatmıştı bu yöntemi .Hıdırellez akşamı, kayalara isteklerini çizersen, dalgalar sabaha kadar o çizilenleri silecek bir manada deniz dalgalarıyla isteklerimizi alıp, Hızır a ulaştıracak. Hızır’ da isteklerimizi bir an önce gerçekleştirecek. Hatta annem ona telefonda, bilgim dışında (5 yıllık evliydim ve çocuğum yoktu ) benim için de bir bebek çizmesini söylemişti de, ben o yıl hamile kalmıştım. Annemin arkadaşını ne zaman görsem bunu anlatır ben çizmiştim kızını da o yıl hamile kaldın diye.
Ben de sabahtan Nare’nin evde çalıştığı küçük bir kara tahtası var. Onun önünde duran tebeşiri kaptım, arkadaşımla sahile indik. Kızım SBS sınavına girecek ona bir okul çizdim. Kazanmak istediği Anadolu Lisesi’ nin adını yazdım.Kız kardeşim bir derginin yöneticisi olmak istiyor, görüşmeleri devam ediyor, ona bir dergi çizdim, üzerine derginin adını da yazdım.Öbür kardeşim yalnız yaşıyor bilmem ister mi ama, ona bir sevgili çizdim. Çöp adamdan, umarım Hızır anlar .Erkek kardeşim de yeni bir işin başlangıcında, ona da bir dükkan çizdim kapısına tabela ve tabelaya da dükkanın adını yazdım. Sonra, herkes için para desteleri çizdim. Üzerlerine, dolar ve euro olduklarını belirten işaretler de çizdim.

Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar

FEYZAN | 01 May 2009 10:19

Bugün arkadaşım ile birlikte, erkekler ne söyler kadınlar ne anlar adlı filme gittik. İlk yarısında gerçekten de tüm kadınların mutlaka yaşamış olduğu bazı olaylar ve, kadınların bu durumlarda verdiği tepkilere yer verilmişti. Mesela bir erkekle çıkan kadın, doğal olarak o erkek tarafından aranılmayı bekler. Kendini o erkek için, önemli olduğuna inandırır (ve tabi o erkeğe önem verir) ve mümkünse hemen, hatta her gün aranmayı bekler. Erkek aramazsa da kız arkadaşları ile birlikte bir çok neden bularak, çıktığı erkeğin onu aramamasına mazeretler geliştirir. Biz de eskiden kızlarla hep bunu konuşurduk. Randevunun her ayrıntısını birbirimize anlatır, ve neden aranmadığımızı ya da neden aşık olunmadığımızı bulmaya çalışırdık. Bu filmden anlaşılıyordu ki, bir erkek bir kızı ya da kadını aramazsa demek ki ondan hoşlanmamıştır.
Oysa kızlar pek çok bahane bulur ve onlardan hoşlanılmadığını hiç düşünmezler. Bahane geliştiriler. Telefonumu kaybetmiştir, biri hastalanmıştır, hatta belki kendi hastalanmıştır, ölmüş bile olabilir, ama asla ondan hoşlanmadığı için aramadıklarını düşünmezler .