bildirgec.org

semazem

8 yıl önce üye olmuş, 182 yazı yazmış. 241 yorum yazmış.

Sultan Süleyman ve Başkomser Behzat

semazem | 14 February 2011 18:04

Yerli kanalları takip etmiyorum. Ama internet yüzünden illa ki popüler dizilerden ve çevresinde gelişen olaylardan haberim oluyor. Zaten kimi gazeteler her bölümü manşetten haber yapıp da “gazetecilik yaptığını” sandıkları için ne olmuş ki bu kızcağıza diye habere tıkladığımızda Fatmagül’ün bir dizi olduğunu öğreniyoruz.

Çok kadın az erkek

semazem | 24 June 2010 17:52


“Sen beni hiç anlamadın ki” tavrı…

Son zamanlarda, kendi tecrübelerim bir yana yakın çevremdeki bir çiftin ilişkisine çok fazla dahil olmam sebebiyle, bir kadın ile bir erkeğin birbirini asla tamamen anlamadıklarını fark ederek biraz korkar hale geldim ilişkilerden. Hatta daha da kötüsü şu ki, neredeyse hiç bir konuda “üç aşağı beş yukarı bile” anlaşamıyormuşuz.

Bir süredir takipçisi ve danışmanı olduğum ilk cümledeki çiftin ilişkisinde, her iki taraf da olan biteni arada bana anlatıyorlar ve dehşetle bambaşka iki olay dinliyorum. Daha da korkunç olanı ( bunun 3. cinsiyete bağlanmaması temennisiyle) benim algıladığım olayın da tamamen farklı olması.

söyleyemediklerim

semazem | 16 February 2010 13:14

Gece. Birden uyanıyorum. Elim teninde. Pijamanın arasından bir yer bulup ulaşmışım sırtına. Uykunda bağırıyorsun, yine. Arada bir kaç kelime. Ağlıyorsun. Elimi biraz hareket ettirip okşuyorum sırtını, hafifçe sarsıyorum. “Canım” diyorum fısıldayarak, “canım, şşş canım“. Uyandırmayayım istiyorum ama rüyadan da çık istiyorum. Ağlıyorsun. Bir şeyler söylüyorsun. Yavaşça sana doğru dönüyorum, elmi teninden alıp saçlarına götürüyorum, başını okşuyorum, yüzümü yüzüne yaklaştırıyorum fısıldıyorum: “Canım, bebeğim, aşkım.“. Yüzünde acı var. Uyandırayım diyorum ama kıyamıyorum. Biraz daha okşuyorum saçlarını, yüzüne dokunuyorum. Biraz sakinleşiyorsun. Bir şeyler söylüyorsun. Hafifçe bana doğru dönüyorsun. Yüzün daha iyi. Ve çok güzel, yine. Biraz daha okşuyorum saçlarını, yüzünü. Dudakların aralanıyor, öpsem uyanmayacaksın ama öpmüyorum. Yanına uzanıyorum tekrar. Elimi pijamandan içeri kaydırıyorum, biraz daha yukarıya bu sefer. Vücudunu bana doğru çekiyorum, direnmeden geliyorsun. Kokunu çekiyorum içime olanca. Sanki ilk defa senmişsin gibi yeniden aşık oluyorum sana. Sonra aralık dudaklarından bir isim fısıldıyorsun. Benimki değil.

Alternatif Reklam Şarkıları

semazem | 12 October 2009 18:22

reklam yapcaz diye Türkçenin içine sıçıyoz
koskoca bankayız ama bir reklama müzik yazdıramıyoz
arak müziklere osuruktan söz yazıp reklam yapıyoz
böylece müşterilerde acayip güven uyandırıyoz

koskoca yayınevi sahibiyiz ama takmıyoz
Türkçeymiş dilmiş hiçbirini umursamıyoz

ver haydi ver paranı ver bize ver bak bekliyoz
otuz yıl böyle devam edersen iki tane bilet veriyoz

Hipnozcu : Richard BACH

semazem | 09 October 2009 11:30

Martı’nın yazarı Richard Bach’dan yine okurları bulutların arasında dolaştıran bir kitap geldi. Bu sefer Jonhattan’ın kanatlarında değil bir Beech T-34’ün yolcu koltuğunda uçuyoruz gökyüzünde. Ve hatta dolatığımız tek yer gökyüzü değil; kendi içimizde, geçmişimizde, aklımızda ve inançlarımızda da dolaşıyoruz.

April Yayıncılık’tan, 2009 Eylül tarihli olarak yayımlanmış 160 sayfalık, puntoarı alışılmıştan biraz daha büyük bir kitap. “Bir solukta okunan” dediklerinden hani, bir oturuşta okunması biten ama insanın içinde çok daha uzun süre kalan ve belki de bir daha asla “okumadan öncesi gibi” olamayacağınız bir kitap.

Beech T-34
Beech T-34

Fofo & Engin

semazem | 05 October 2009 15:59

Ali Bey Adası’nın bilmem kaç yıllık sokaklarından birinde, sokak taşlarının düzensizliğinden dört ayağı aynı yüksekliğe basamadığı için her harekette sallanan tahta bir sandalye ve dengedaşı bir masada, bilumum deniz ürünleri, bir kaç meze ve tabi ki rakı eşliğinde oturmuş; müziğin güzelliği ve kalitesiyle yaşları arasındaki inanılmaz tezattan hafif hayrete düşmüş bir halde, içiyor ve 3 genç sazdan fasıl dinliyoruz. Yeri geliyor katılıyorum müziğe, şarkılara eşlik ediyorum; yeri geliyor bir kedinin balık bekleyen bakışlarını görmezden geliyorum, yeri geliyor masada ritim tutuyor parmaklarım; yeri gelsin gelmesin bir rüzgar ortalığı biraz karıştırıyor veya sıcak ekmek geliyor masaya… Ve yeri her dem bâki yar hemen yanı başımda, gecenin her anına mutlaka elim tenine değiyor.

Arçelik Reklamları ve Semih Saygıner

semazem | 28 August 2009 13:51

Arçelik reklamlarını bu robot devşirmesi “Çelik” yaratığı türediğinden beri iğrenerek seyrediyorum. Semih Saygıner’i alet ettikleri bu son reklamla birlikte mevcut iğrenme dürtüsü “ünlüleri alakasız reklamlarda oynatanlara gıcık olma” güdüsüyle de birleşince yazmadan edemedim artık.
Bilardo masası, topu ya da isteka alacak olsam, tabi ki Semih Saygıner’in görüşlerine çok önem veririm ama beyaz eşya ya da televizyon alırken neden ona danışayım ? Bildiğim kadarıyla kendsinin elektronik, teknoloji ya da beyaz eşya ile ilgili bir eğitimiz, uzmanlığı ya da tecrübesi yok. E peki neden ben onun “Bravo, bükemediğin çeliği öpeceksin.” dediği televizyonu ya da buzdolabını alayım ? Adamın işi çelik bükmek bile değil ki. Derdin çelik bükmekse gel gidelim sanayiye, bak nasıl büküyorlar çeliği de, emayeyi, de…
Arçelik yetkilileri acaba Semih Saygıner’i oynatırken ne hedefliyorlardı ? Semih Saygıner ürünü övünce bütün Türkiye gidip onlarınkini mi alacak sanıyorlardı ? Reklam firması ne dedi de yedirdi bunu firmaya, çok öğrenmek isterim.
Ayrıca bu “Çelik” yaratığı, bana göre, ilk gördüğüm andan beri inanılmaz itici ve hatta tiksindirici bir şey. Ve yıllardır en ufak bir şirinlik dahi yapamadı. Her Arçelik yazısı veya mağazası gördüğümde aklıma geliyor ve ürünlerden özellikle uzak duruyorum. Şu yada bu şekilde beni bilirkişi varsayarak bir şey soranlara da “Arçelik ürünlerini ben kimseye önermiyorum. “ diyerek muadil ürünlerden alternatifler sunuyorum.
Ayrıca bu Çelik yaratığı sanıyorum hala animasyon olarak reklamlarda yer alıyor. Şu ya da bu şekilde 3 boyuta bürünüp reklamlara oynamışlığı yok. Yani teknolojide bu kadar ilerlermiş koskoca Arçelik reklamlarda elini kolunu oynatacak kadar bir maket bile yapamamış henüz. E ben e anladım onların teknolojisinden o halde…

Özel Güvenlik Kişileri ve Terör

semazem | 30 October 2008 18:00

Özellikle büyük alışveriş merkezlerinin kapılarında, pek değişik şekillerde, alışveriş merkezinin ve oradaki müşterilerin güvenliğini sağlamakla görevli olan bu kişilere sanıyorum denk gelmemiş olanınız yoktur.

Ben, nedense, çok sık olarak denk geliyorum. Ve her seferinde de bunlara tamamen sinir oluyorum.

Sinir olduğum tabi ki bu insanların kendileri değil, hepsi gencecik pırıl pırıl insanlar. Ben kanunla kendilerine verilmiş olan bir takım yetkileri, çalıştıkları firmanın amirinin talimatları doğrultusunda ve fakat bütünüyle anlamsız olarak uygulamalarına sinir oluyorum. Kendi kişiliklerini ve hata bazı durumlarda akıllarını ayaklar altına alarak sürdürdükleri “güvenlik” önlemlerine sinir oluyorum. Sadece göstermelik olarak yapılan bu işlemin yeri gelince bizlere eziyet olmasına sinir oluyorum.