bildirgec.org

sahaf1976

7 yıl önce üye olmuş, 44 yazı yazmış. 0 yorum yazmış.

CENNETİN RENGİ – HAK’KIN RENGİNİ ARAYAN ÇOCUK

sahaf1976 | 17 August 2010 14:03

The Colour Of Paradise
The Colour Of Paradise

Orjinal adı Reng-i Huda olan, ingilizce’ye The Color Of Paradise olarak çevrildiği için bizde de Cennetin Rengi adıyla bilinen bir Majid Majidi filmi.

Sinema giderek bir teknolojik görsel şölene dönüşürken, sinemanın hala sanat olduğunu hatırlatarak yüreklere su serpen bir film. Dev bütçeler, güdük seneryolar, patlama çatlamalar, kan ve iç organ görüntüleri, dünyayı her seferinde kurtaran WASP (White, Anglo Sakson, Protestan) kahramanlar, ABD’nin; dolayısıyla Hollywood’un resmi düşmanı olan komünist, ortadoğulu, zenci, kızılderili, Uzaylı, Vietkonglu kötü adamların boy gösterdiği filmler, animasyonlar, listeyi uzatmak elbetteki mümkün. Tablo açıkça gösteriyor ki dünyanın bir yarısı için sinema çıkmaz bir sokağa girmiştir.

CENNETİN ÇOCUKLARI, DÜNYA CEHENNEMİNDE

sahaf1976 | 15 August 2010 10:58

Düşük bütçeli bir filmdi. İran’da Majid Majidi tarafından 1997 yılında seçilmişti.
İki yıl sonra, 1999’da Oscar’a aday gösterilince tüm dünya bu filme ve filmin yönetmeni Majid Majidi’ye çevirdi gözlerini, anlaşılan o ki henüz bu durumdan rahatsız olan da yok…

Cennetin Çocukları sıcacık ve küçücük bir hikayenin doğru anlatıldığında izleyiciyi; kan, çıplaklık, patlamalar, büyük dramlar, argo vs olmadan da filmin içine çekmenin mümkün olduğunu gösteren önemli bir film.

Filmin merkezindeki Ali ve kız kardeşi Zehra aynı zamanda saflkları, bozulmamışlıklarıyla “cennetin de çocuklarıdır” ve malesef dünya denen bir cehennemde yaşamaya yazgılıdırlar.

Ali tüm aileyi çepeçevre sarmış olan amansız bir yoksulluğun pençesinde, kızkardeşinin ayakkabısına kimbilir kaçıncı kez pençe yaptırır. Zaten film de tamiratı yapan ayakkabıcının hünerli ve yaşanmışlığı hemen farkedilen ellerinden açılır. Fakat kaybeder Ali ayakkabıları. İki kardeşin okula devam edebilmeleri için tek çareleri vardır artık…

MAJİD MAJİDİ – Herkesin Majid’i Farklı Tabi

sahaf1976 | 14 August 2010 16:59

http://arsiv.pilli.com/blog/update/3154
1959 Tahran doğumlu yönetmen Majid Majidi
Sinemaya İran devriminden sonra geçen ve giderek uluslararası platformlarda ismini daha sık ve güçlü duyuran bir sinema ustası…
Cennetin Çocukları filmiyle Oskar adayı da olan İran’lı yönetmen haklı bir ilgiyle karşı karşıya.

Her filminde emekçileri onurlandırdığı ve zaten Yılmaz Güney’i çok beğendiği için onu neredeyse solcu olarak etiketlemek isteyenlerden, İslamiyeti sinema aracılığıyla en iyi anlatan yönetmen olduğunu söyleyenlere kadar pek çok yorum arasında en belirgin gerçek kesinlikle başarılı bir sanatçı olduğudur.
Pek çok kesimin sahiplenmeye çalışmasında ya da kendilerine yakın anlamların altını kalın kalın çizmek istemelerinin altında işte bu tartışılmaz başarısı gizlidir.
Zaten röportajlarında kendi sinemasını çok açık seçik anlatan yönetmen bu tartışmaları boşa çıkartacak kadar net ifade ediyor kendini.
Oysa Majid Majidi filmlerini herhangi bir ideolojik kampa koymadan olduğu gibi izlemenin keyfi hiç bir şeyle kıyaslanamaz. Tabii İslam kültürüne dair bilinenler arttıkça filmden alınan haz da o kadar artacaktır.
Ancak pek çok konuda olduğu gibi burada da asıl filmi tüketenlerin duruşları algılamayı da belirlemektedir. İranlı, müslüman bir yönetmen izlediğimizi unutmamak, gereksiz niyet okumalarına gitmeden sinemanın anlatım olanaklarının büyüsüne kendimiz kaptırmamız çok daha besleyici olacaktır.
Doğuştan kör müslüman bir çocuğun parmak uçlarına kadrajını uzatan yönetmen sayesinde biz, suyun altındaki çakıl taşlarını, başak demetlerini, ağaç kabuklarını, dokunduğu herşeyi körler alfabesi yardımıyla okumaya çalışan Allah’ın sesini, dilini bulmaya çalışan bir çocukla karşılaşıyoruz. işte bu karşılaşmadan maksimum hazzı almanın tek yolu önyargılardan arınarak izlemek.

Özellikle Yoksullara ve yoksulluğa vurgu yapan yönetmenin eserleri kimileri için “emekçileri yüceltirken”, kimileri için “yoksunluklara rağmen imanı bozulmayan insanın Kamil olma mücadelesi” olarak okunabilir…
Halbuki yönetmen, “kızının işitme cihazı için büyük şehirde motorsikletle taşımacılık yapan baba” sayesinde bize sınıfsal farklılıklar üzerinden bu dünya eleştirisini yaparken aynı zamanda aynı baba üzerinden İslami kültürdeki veren el – alan el, metaforuyla bambaşka bir inceliği de sunmaktadır.
Sınıfsal farklılıkları ve bu farklılıkların yarattığı trajediyi bu kadar ustalıkla işleyen bir yönetmenin, tüm yoksullara “halinize şükredin” demeye çalıştığını iddia etmek yönetmenin duruşunu doğru anlamamaktan başka bir şey değildir.
Kısacası Majid Majidi ne bu, ne öteki, ne berikidir. O asıl zenginliğin başladığı yerde hepsidir.

KISA FİLM SİNEMANIN ŞİİRİDİR

sahaf1976 | 11 August 2010 17:19

Bir şiirin güzelliği dışında bıraktığı kelime sayısıyla doğru orantılıdır diyen Salah Birsel geliyor insanın aklına.Öyleyse neden kısa filmler de sinema sanatının şiirleri olmasın ki?Bir kısa film de belkide dışında bıraktığı kadrajlar ve sözler kadar güzeldir. Eserin derdini en kısa, en kestirme, en sanatlı anlattığı biçim kısa film. Sinema sektörü kadar ruhlarımızın, bakış aöılarımızın da zenginleşebilmesi için desteklenmesi, teşvik edilmesi gereken bir dal.

Bu noktada ihtiyaca mümkün olduğunca cevap veren bir siteye ulaşır ulaşmaz siz sinemaseverler ile paylaşmayı uygun gördüm.Pek çok yerli kısa film, kısa film yarışma duyuruları, festivaller, röportajlar, tartışma ve destek forumları hatta dersler bile var sitede.Kısa film meraklılarının kesinlikle kaçırmaması, yer imlerine eklemesi icap eden bir site. Keyifli gezintiler…

FANLARINDAN FİLM YORUMLARI / SEVGİNİN EĞLENCELİ DİLİ

sahaf1976 | 10 August 2010 15:05

Sinema endüstrisinin geldiği noktayı tekrarlamanın bir anlamı yok. Sadece bu en yeni sanat dalının genç yaşına rağmen kendisinden önceki pek çok sanat türüne açık ara fark attığı da bir gerçek. Tabii bunda kolay tüketilir oluşu ve getirdiği kar marjının çok büyük payı var. En az bu ikisi kadar önemli bir özelliği de çok güçlü bir kitle iletişim silahı oluşu.

Günümüzde artık işgal edilecek bir ülkeye ABD ordusundan önce Hollywood’un girdiğini en apolitik gençlerimiz bile zikretmeye başladılar.

Etki gücü giderek artan sinema bir yandan 3D – 4D ve hatta interaktif filmlere, sanal gerçekliğin fırsatlarına doğru yelken açmışken izleyiciler de gelişen teknoloji sayesinde kendilerine bambaşka kulvarlar açmaya başladılar.

RİSE OF THE REBELLİON – STAR WARS’A TÜRK BAKIŞI

sahaf1976 | 10 August 2010 10:06

RİSE OF THE REBELLİON
RİSE OF THE REBELLİON

Türkiye’de kesinlikle güzel şeyler de oluyor…Memeleketin üzerine kabus gibi çöken onca gündem maddesi ve haberin arasında bu güzel haberler çölde vaha etkisi yapıyor.Tüm dünyada bir film olmanın ötesine çoktan geçmiş ve bir tutku haline gelmiş olan az sayıdaki kült filmlerden biri olan Star Wars konumuz.Gezegenimizde bu kadar tutkuyla sahiplenilen bir film daha bulmak epeyce zor olsa gerek. Dünyanın heryerinde sayısız Star Wars fanı evde yaptıkları filmler animasyonlar, internette kurdukları fan siteleri ile bu tutkunun devamını sağlıyorlar. Açıkçası sistem de boş durmuyor animasyonundan, hediyelik eşyalarına, aksesuarlarından görsel malzemelerine kadar Star Wars’la alakalı milyonlarca satın alınabilecek ürün bulmak mümkün.

Özellikle dövüş sahnelerine çok profesyonelce hazırlanılmış.
Özellikle dövüş sahnelerine çok profesyonelce hazırlanılmış.

Ankara’da bir grup genç Hollywood yapımcılarına bile parmak ısırtacak bir web dizisine imza atarak, Türkiyenin de bu işte ciddi bir etkisi olabileceğini kanıtlamış oldular.Üstelik filmlerine milyon dolarlar harcadıklarını söyleyip gişe başarılarına rağmen ağlayanların olduğu bir ülkede bu cesur adımı alkışlamak gerekir.Meraklıları için, buyurun efendim.Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun ve devamı artarak gelsin…

Ayrıca; site , facebook sayfaları ve röportajları.

BUMERANG; KENDİ KISA DERDİ BÜYÜK

sahaf1976 | 09 August 2010 14:28

Bumerang bir kısa film.Derdi büyük derken de kastedilen senaryo açısından ele aldığı mesele değil. Evet, ele aldığı mesele de öyle hergün başınıza gelebilecek, yenilir yutulur türden bir şey değil ama asıl dert olan kısım bu kısa filmin İzmir’de çekilmiş olması.

Selim'in erotik shop dükkanı fitilin ateşlendiği yer
Selim’in erotik shop dükkanı fitilin ateşlendiği yer

Büyük yapım şirketlerinin ucuz iş gücü dışında aklına gelmeyen ve o sebeple deneyimleri birkaç dizi, birkaç film ile sınırlı olan İzmir şehrimizde sinema ve tiyatro ile ilgilenmek bir lükstür.Bu sektörle uzak yakın ilişki içinde olan herkes kapağı istanbul’a atmanın yolunu arar, bulur da.İşte bu olumsuzlukların içinde İzmir’de bir kısa film çekileceğini duyunca çok heyecanlandım.Filmin senaryosu Ozan Akbaba‘ya ait. Aynı zamanda filmin müziklerini de yapan Akbaba, Dokuz Eylül Üniversitesi Yazarlık mezunu Müge Kıraner ile yönetmenlik koltuğunu da paylaşıyor.Facebooktaki sayfalarından takip edebildiğim kadarı ile özellikle sponsorluk anlamında epey bir sıkıntı çekti ekip, ama tüm doğru ve güzel işlerde olduğu gibi inançlı bir grup genç “sıkıntı bu işin şanındandır” diyerek herşeye göğüs gerdiler ve aldığım duyumlara göre filmin çekimleri bitti. Şu aralar muhtemelen post prodüksiyon aşamasında olmalılar.

Evet, Hassas :)
Evet, Hassas 🙂

NEW YORK’TA BEŞ MİNARE

sahaf1976 | 03 August 2010 10:06

Daha önce Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm isimli filmleriyle ciddi bir gişe başarısını ve bir hayli tartışmanın öznesi olmayı başarmış olan Mahsun Kırmızıgül, şimdi de hikayesini 11 yıl önce yazdığı belirtilen New York’ta Beş Minare filmi ile çıkıyor sinema severlerin karşısına.

Yüksek bütçeli filmin çekimlerinin büyük çoğunluğu New York’ta gerçekleştirilirken, Mahsun Kırmızıgül’e bu filminde de deyim yerindeyse dev bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor.Film daha şimdiden internette yayınlanmaya başlayan fragmanı ve resmi sitesindeki açıklamalar nedeniyle tartışmaların merkezine oturmuş durumda.

AŞKIN İKİNCİ YARISI

sahaf1976 | 02 August 2010 15:52

İki yıl önce sinemaseverlerin dikkatini çeken bir haber duyulmuştu; Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan adı Son Cemre olan bir sinema filminin çekimleri için ABD’ye gitmişlerdi.Aradan iki yıl geçti Son Cemre adı Aşkın İkinci Yarısı oldu. Filmin web sitesinde bu iki yıllık zaman dilimi son derece sıcak bir dille anlatılmış. Mehmet Aslantuğ’un başta titizliği, filmin gerekleri ve yoğunluk gecikmenin önemli nedenlerinden. Yine de iki yıl sonra bile olsa filmin beyaz perdeye geleceğini haber almak son derece keyifli. Hem Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan’ı özleyen seyirciler açısından, hem de Türk sinemasının gelişimi açısından önemli bir haber. Zira önemli ve güçlü oyuncuları da bünyesinde barındıran filmin bütçesi iki milyon dolar olarak açıklandı.Dram türü bir filme bu bütçeyi harcamak ise “hap yap para kap” yönü de artık bıkkınlık verecek dereceye gelen Türk Sineması açısından çok önemli bir adım.