bildirgec.org

metezade

7 yıl önce üye olmuş, 8 yazı yazmış. 59 yorum yazmış.

BÜYÜMEDEN ÇOCUK KALSAYMIŞIZ KEŞKE…

metezade | 27 April 2011 11:03

Çocukken çok uzaktaymışım gerçeklerden. Sabah bir yere yetişecekmiş gibi yarım yamaklak bir kahvaltıdan sonra koşarak dışarı çıkardım. Sokak benim oyun dünyamdı, arkadaşlarımla kılıktan kılığa girerdik saklambaç, evcilik, körebe, istop, domino… oyunların sonu gelmezdi. Sokağın zevkini tamamem emdiğimizde ağaçlara dadanır, daldan dala atlardık. Düşüp biyerimizi kırdığımız da olurdu elbet, Ağacın tam tepesindeyken (oyunun en zevkli yeri gibi gelirdi hep) akşam ezanı okunurdu. Bu sesi duyunca yüzümüz düşerdi, artık eve dönme vaktiydi. En büyük üzüntümüz buydu o zamanlar…

Eve girice, annem bıkmadan usanmadan her gün aynı tepkiyi verirdi: ”Hemen dizlerinin üzerinde banyoya git sakın yere basma yeni temizledim evi leş gibi olmuşsun…” bu sözleri bazen koro halinde söylerdik hiç unutamadım aklıma kazındılar:)

YOKSUN…

metezade | 26 April 2011 10:49

* Yoksun. Avuçlarımda hüzün, sensizlik var her yerde; bir çift göz gelir önüme kapandığında gözlerim, hayalimdir; dokunmak o gözlerin sahibine yüzünü ellerimin içine alıp kitlenmek gözlerine…

  • Yoksun. Yasaksın bana, tuzaksın. Yapamam olamam seninle; yaklaşsam, yakarsın ateşinle uzak dursam üşürüm… Aşkım tek başına yetmez beni ısıtmaya.
  • Yoksun. En ihtiyacım olduğu anda, üzersin; gücüm yok artık oyunlara. Beni anla isterim, dinle derdime ortak ol isterim, yanında kendimi güvende ve huzurlu hissetmek isterim… Sen en beklenmedik anda çekip gidersen dayanamam, erir biterim.
  • Yoksun. İnanmadın bana, güvenmedin, beraber bir yolda yürürken en ufak tökezlememden bıraktın elimi, düştüm. Bir de sen kızdın bana, inan daha çok yandı canım, ağladım çocuk gibi… Utanmadım, sonra tuttun elimden kaldırdın beni yerden teselli ettin inandım devam etik yola. Bu sefer sen tökezledin, düşmemek için asıldın bana yine ben düştüm kırıldım paramparça oldu yüreğim…
  • Yoksun. Başımı yaslayıp omzuna sessizce ağlamak istedim. Yaşanmışlıkların hesabını vermekten yorulmuşken: ”Hesap ver.” dedin ”Neden ağlıyorsun bana cevap ver?” dedin. Ben sadece susup ağlamak istemişken bir darbe de senden yedim…
  • YOKUM! Benim sevdiğim adam sen değilsin. Yüzüne baktığımda beni benden alan düşünceli, sevgi dolu adam değilsin. Evet, aşığım; ama sana değil 5 yıl önceki haline aşığım, ilk tanıştığımız günlerdeki sevgilime aşığım. Seni hiç bırakmayacağım diyen, gecenin bir vakti pencereme taş atan kalkıp baktığımda seni çok özlemiştim diyen adama aşığım ben…
  • YOKUM çünkü yoruldum ben…
  • Aşk güzelmiş; lakin tadında kalmalıymış her şey. İlk lokmayla tadılan en güzel yemek gibi gelirmiş, ömür boyu yesem yine bıkmam dermiş insan… Sonraki her lokmada lezzeti düşermiş yavaş yavaş alınan haz bir kenara, mutsuzluk kaplarmış insanın içini acı gizlice büyürmüş, sonra anlarmış ki insan sevgiliye değil aşka aşıkmış aslında. Çektiği acı aşk acısı değil kendi aptallığının cezasıymış…

HAYAL HIRSIZI

metezade | 09 July 2010 19:46

Geldin, hayat verdin bedenime
Güldün, güller açtı yüzümde
Konuştun, dünyanın en güzel şarkıları yankılandı gönlümde
Dokundun, bir bahar canlandı tenimde
Sevdin, aldın beni benden
Bakışrarın sıcacıktı, eritti içini
Aslında ben çok sevdim seni
Ama şimdi…

Fırtına ortasında aciz bir yaprak gibiyim
Ben bile bilemezken nereye gideceğimi,
Rüzgar hep sana savuruyor beni.
Evinin camından içeri bakıyorum
Yanında küçük bir kız
Koşarak kucağına atlıyor
Baba diyor sana YIKILIYORUM
Hep kızımızı hayal edip anlatırdım ya sana,
Bukle bukle saçları ve masmavi gözleriyle hayat dolu tatlı bir kız çocuğu diye
Şimdi hayalimi karşımda görüyorum
Ama artık benim değil
Herşeyi aldığın gibi benden, hayalimi de çalmışsın sevgilim…
El gibi, vedasız çekip gidiyorum
Dudaklarımın arasızdan belli belirsiz bir hoşçakal

SON SİGARAM

metezade | 03 July 2010 16:46

Üşüyorum… Parmaklarımın soğuğa boyun eyip sızlamaları çileden çıkartıyor beni. Etrafta sokak köpeklerinden başka kimseyi göremiyorum. Otobüs bir buçuk saat önce gelmiş olmalıydı oysaki. Beklemek işkenceye dönüşüyor yavaş yavaş. Sigara paketime bakıyorum içinden benim gibi yalnız ve yorgun son sigaramı çıkartıyorum. Önce hafifce koklayıp tütün kokusunu içime çekiyorum, sonra sigarayı dudaklarımın arasına yerleştirip yakıyorum. Derin bir nefes…

Ayaklarımın sızlamasına aldırmadan yürüyorum son sigaramı da ömür misali yakıp bitirdikten sonra… Yola koyulma vakti geldi artık hayatımın son otobüsünü de kaçırdım farkında olmadan. Hatıralar geliyor gözümün önüne annemim yabancılığı, akrabalarımın sahte ama bir o kadar da inandırıcı yakınlıkları, insanların bana bakarken suratlarındaki acımsı ifade…Kar yağmaya başladı. bembeyaz pamuk pamuk… Rüzgarla dans edermişcesine dönerek yer yüzüne inen kar taneleri… İşte bu son yolculuğum…Hayatım bir gemi seyahati ve artık son limandayım yanımda sadece kaptan. Kaptanı bırakmak zor gelse de gitmem gerek, bu son vedam. Hoşçakal büyük adam. Dilimin ucuna gelen milyonlarca kelimeyi yutup devam etme vakti şimdi söylemek istediklerim çok ama vakit yok. Öyleyse bütün kelimelerin boynunu vursun cellatlar hoşçakal vefalı adam…Birkaç saat sonra bembeyaz karlar üzerinde siyah paltolu bir adam. Elinde son sigarasının izmariti… Veda edercesine kapamış gözlerini hayata yüzünde ufak bir tebessüm…

KÖTÜ KOKUYA SON

metezade | 11 August 2009 13:10

  • pek çok insanın kabusudur aslında ayak kokusu. bu iğrenç kokuya sebep olan pek çok şey vardır. ayakların tüm gün ayakkabı içinde kalması, ıslak kalması, iyi kurulanmaması,çoraplar…
  • Aşırı sıcak ve nem nedeniyle ayakların terlemesi sonucu mikroplar ve bakterilerayak derisine yerleşir ve kendilerine uygun ortam bulduktan sonra üremeye başlar. hem bakteri hem de mantarlar bu ortamla birleşince ortaya ekşimsi bir koku çıkar. işte bu koku insanın hayatını mahvetme özelliğine sahiptir. tüm gün okuldayken işteyken yada dolaşırken ayağımızda bulunan ayakkabımız içinde terleyen ve koku derecesinin hat safhaya geldiği ayakların kokusunu ayakkabının içindeyken bile almak mümkündür.
    arkadaşınızın evine gittiğinizde yada herhangi bir yere davet edildiğinizde ayakkabılarınızı çıkarmanız gerektiğinde o kötü kokuya maruz kalan insanların bakışları korkuçtur ve tüm gününüz berbat olur utanç duygusu da cabası.

melek ve şeytan

metezade | 24 July 2009 09:49

kadın ve erkek…
birbirinin tamamlayıcısı olarak bilinen iki nesne. hem aynı hem de bambaşka.
kadınlar melek yüzlü şeytanlar, kışkırtıcı, baş dündüren, masum görünümlü ama asla masum olmayan, ulaşılmayı isteyen ama ulaşılmak istendiğinde köşe bucak saklanan iki yüzlüler. niceleri kandı onların yalancı bakışlarına sonrası hazan…
hep kadınlar melek erkekler ise şeytan olarak bilindi bu güne kadar. evet bi yerde doğru ama erkeklerin şeytanlığı kafalarından geçenleri sinsi planlarla uygulamamak açık açık ve cesurca… kadınlar kadar sinsi olmadıklarından şeytanlar ya onlar….

MEVLANA SENİ ÇAĞIRIYOR…

metezade | 22 July 2009 18:08

Gel!
Gel, ne olursan ol, kim olursan ol yine gel!
Zerre kadar pişmanlık varsa içinde, vicdanın gururunu yenebilecekse, dünyayı bir kenara bırakıp O’na yönelebileceksen eğer, gel! Dünyalık işlerle kirlettiğin ruhunun çığlığı kulaklarında yankılanıyorsa ve esas gerçekleri bilmek istiyorsan gel…
Mevlana seni çağırıyor…
Gelebilecek misin peki? Dünyayı bırakmayı göze alabilecek misin? Aslı tutsaklık olan özgürlüğünü bırakabilecek misin?
İzin verecekler mi sana, sahibin olan içkiler. Esiri olduğun ama hep inkar ettiğin kadehler. Onlara bu kadar bağlanmışken gelebilecek misin? Bugün için değil de yarın için çalışabilecek misin? Nefsin izin verecek mi? Her zaman itaat ettiğin nefsinin karşısında durabilecek misin yılmadan?
Az uyuyabilecek misin? Uykun bölünmesin diye sabah namazına bile kalkmazken…
Az yiyebilecek misin? Önüne yemek geldiğinde “Bismillah” bile demeden yemeye başlarken …
Peki az konuşabilecek misin? Herkesin her şeye söyleyecek yersiz ve gereksiz sözleri varken, sen susabilecek misin?Gel!
Gel, bin defa tövbeni bozmuş olsan da gel.
O’na ulaşmak için kendini yok sayabileceksen gel. Gerçekten Allah’ı istiyorsan; dünyayı, ukbayı ve bütün kevn-ü mekanı bırak öyle gel.
Mevlana seni çağırıyor…
Peki sen kimsin? Sen biliyor musun kim olduğunu, neden burada olduğunu ve burada ne kadar kalacağını? Bilmiyor musun? O zaman neden bu kadar sahipleniyorsun bu dünyayı? Neden hiç gitmeyecekmişsin gibi sarılıyorsun ve ileriye dönük planların neden hep buraya ait?
Gelmeyecek misin? Tövbe etmek ağır mı geldi gözüne, yoksa çekiniyor musun? Peki kimden çekiniyorsun? Kimsenin bilmediğini sandığın günahlarının açığa çıkması mı endişelendiriyor seni? O’da mı bilmiyor? Öyle mi sanıyorsun? Bu yalanla mı avutuyorsun kendini? Sana senden bile yakın olanın sırlarını bilmediğini mi sanıyorsun?
Gerçeklerle yüzleşmenin bu kadar ağır olabileceğini hiç düşünmemiş miydin? Bunu hiç hesaba katmamıştın değil mi? Milyonlarca insanın günahlarını düşündün, bunların yanında senin işlediğin küçücük günahın arada kaynayıp gideceğini düşündün. Sen böyle düşündükçe günaha battın, boğazına kadar. O kadar ki nefes almakta bile zorlanmaya başladın. Senin küçücük günahların birike birike kocaman bir volkan oldu. Her an patlamaya hazır bir volkan…
Bu güne kadarki hatalarını telafi etmek için, bu bataktan kurtulup O’nun yanına temiz bir şekildi çıkmak için gel.
Gel mevleviler döndükçe dökülsün günahların teker teker. Ney’in yanık sesini duydukça huzur dolsun yüreğin, ruhun temizlensin. Geçmişin buraya gelmek için engel olmasın sana. Gel ne olursan ol yine gel, bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir…
Mevlana seni çağırıyor.
Mevlana hepimizi çağırıyor…

hadi sen de say

metezade | 22 July 2009 17:27

Bırak akıp gitsin zaman, milyonlarca yıldır olduğu gibi. Bırak geçip gitsin… sıfırla bir arasında kaybolmaya devam etsin insanlar. Durdurmaya gücün yeter mi?Adi bir kurşunun felaketini durdurabilir misin? Peki ya sinsi mayınları… Bir adımla bitecek olan her şeyi durdurabilir misin? Geri getirebilir misin gidenleri? Sen de gözlerini kapatıp 10’a kadar sayacak mısın diğerleri gibi? Gözlerini açtığında kaybolacak mı herşey? Görmeyince olmamış gibi mi davranacaksın? Ne zamandır bu haldesin? Yazık sana… madde olmadan nefes alamaz olmuşsun, çok yazık…Hadi tekrar kapat gözlerini ve yine say. Unutmak senin için çok kolay. Her rakamda yavaş yavaş silinsin hafızan. Bir, iki, üç, dört…
Aç gözlerini şimdi dünyaya bir daha bak. Değişmiş mi etrafındakiler? Olanları unutabilmiş misin? Ne görüyorsun? “Doğumlar, sevinçler, zenginlikler, eğlenceler, gençler…” daha dikkatli bak. Şimdi ne görüyorsun? “ölümler, patlamalar, uyuşturucu bağımlısı gençler, yetim kalan çocuklar, feryad eden ana-babalar, gözü yaşlı eşler…”Olmadı mı? İstersen tekrar say.Bir, iki, üç, dört…Tekrar, tekrar ve tekrar… Boşuna!Değil 10’a, 10 milyona kadar saysan da hiçbir şey değişmeyecek!Yüreklerdeki acıyı saniyeleri saymakla yok edebilir misin? Akşam babasının gelmesini beklerken uyuya kalan küçücük çocuğun; babasının cenazesindeki boynu bükük halini unutabilir misin?Bırak bu inatçılığı. Neden unutmak için direniyorsun. Olmayacağını bile bile neden bu ısrar? Sen unutsan bile bu gerçekler değişmeyecek. Bir an unutmayı başarsan da günün birinde mutlaka karşına çıkacaklar. O zaman ne yapacaksın? Yine mi unutmaya çalışacaksın.Sen unutsan da biz unutmayacağız. Hadi kapatalım gözlerimizi ve sayalım; fakat bu sefer hatırlamak için…