bildirgec.org

STRAWBERRY07

8 yıl önce üye olmuş, 7 yazı yazmış. 337 yorum yazmış.

xnicox’a “hafif” destek:)

STRAWBERRY07 | 27 June 2008 08:58

Hafif üyelerine güzel haberler vermeyi seviyorum…
İşte bu da aramızdan bir arkadaşımızla ilgili güzel bir haber:
Xnicox’un kitabı çıktı!
Burada bulunmamızın – en azından çoğumuz için – ortak bir sebebi var…Seviyoruz yazmayı…Öğrenmeyi, paylaşmayı, yazıyla iç içe geçmeyi…
Çoğu zaman birbirimize “Bence bu yazılarını / şiirlerini bir kitapta toparlayıp yayınlamalısın” deriz ya…İşte Xnicox başardı…
Ben de istedim ki, ilk desteği bizlerden görsün.
Kitabın tanıtım yazısı ve ilgili linkleri vereceğim aşağıda.
Sevgili xnicox, tebrik ediyor ve başarılar diliyoruz…

SAKSO’cuğum:)

STRAWBERRY07 | 17 June 2008 18:12

Az önce kendisiyle iletişim kurduk…Acıkmış da paşam, yemek istiyor…
Verdik tabi, ne yapalım? Kızıyor zaten gecikirse.
Kim mi?
Bizim Sakso. Adı Sakso. Kendisi şu aralar balkonumu yemek salonu zanneden bir saksağan aslında. Beni de esir etti kör olmayasıca. Her sabah – keşke sadece sabah olsa! her iki saatte bir – beni taciz ediyor. Yemek ver, diye.
Efendim, sakso’yla ilk iletişimimiz benim evde bayatlamış olan ekmekleri, garibim kuşlar yesin, diye balkona koymamla başladı. Bu edepsiz Sakso yüzünden kumrular ve serçeler pek nasiplenemiyor ama o kadarına da müdahale edemem. hayır bişey değil, beni bile yer bu edepsiz!
İki üç gün normal seyretti herşey…Ben ekmekleri koyuyorum, sonra birkaç saat sonra bakıyorum bitmiş, yenilerini koyuyorum…Ben zannettim ki bu iş böyle sürer gider…Ne münasebet? Adam (Sakso) üçüncü gün ekmek koymayı unutmuşum diye başladı camımı gagalamaya!!! Önce anlamadık ses nereden geliyor…Baktık, bizimki geçmiş balkon camının önüne, bir yandan kafayı eğip eğip perdenin arasından bakıyor, içerde miyim diye, bir yandan da tak tak cama vuruyor!

Bu sefer “hafif”e TEŞEKKÜR EDİYORUM:)

STRAWBERRY07 | 13 June 2008 14:03

Mart 2007…Bir arkadaşımla sohbet ederken bana “hafif.org diye bir site var. Çok keyiflli. Ben üyeyim. Hadi sen de üye ol. Hem bak sıkılıyorum diyorsun, sana çok iyi gelecek…” dediği için o akşam şöyle bir göz atıyorum siteye. Hmm, evet, gerçekten dolu dolu…Keşif yazıları, serbest yazılar, mimler…Üye oluyorum…Aynı günlerde “birisi” daha üye oluyor siteye. Başlıyor “hafif” macerası:)
bir kaç hafta sonra “birisi”ile hafif üyeleri için fasıl-rakı organizasyonu yapma çabasına giriyoruz. Mesajlar, telefonlar, mekanlarla görüşmeler…Fazla ciddiye aldığımız bu organizasyon işi ile sohbetimiz ilerliyor…Fasıl gecesinden 2 hafta önce biraraya geliyoruz, tanışıyoruz…24 Nisan 2007…ve “birisi” “özel birisi” olmaya başlıyor hayatımda.
12 Mayıs 2007…Fasıl gecesi hafif’in…Herşey çok güzel. Şarkılar söylüyoruz, eğleniyoruz, sohbet ediyoruz, çatır çatır kavga ettiğimiz üyelerle kadeh tokuşturuyoruz:) “birisi” yine yanımda…Seviyorum bu duyguyu.
Böyle aylar geçiyor. Hafif hep hayatımızda…Bir bakıyoruz, artık “biz” olan “ben ve birisi” tanışalı bir sene olmuş…Ben “birisine”aşık olalı aylar hatta yıl olmuş…
22 Şubat 2008…Nişanlanıyoruz…
23 Mayıs 2008…Evleniyoruz…
Hafif ve güzel dostlar hala burada, bir şekilde hayatımızda…
Bu yazım hafif’e bu harika adamı karşıma çıkardığı için, buradaki dostlara da güzel dilekleriyle yanımızda oldukları için küçük bir “teşekkür” yazısıdır…
Öncelikle, nikahımız mesai saatine denk gelmesine rağmen, ne yapıp edip gelen sevgili Arrogante Hombre’ye kocaman bir teşekkür…Harika hediyeni duvarımıza astık bile güzel dost:)
çok istediği halde dersleri sebebiyle katılamayan ama mesajları ile hep yanımda olan sevgili Dejavu88′…Ankara’ya bekliyorum:)
Pilli pati, en eski hafif arkadaşlarımdan güzel arkadaşım:) sana da kocaman teşekkür. Beni az dinlemedin bu bir yıllık süreçte. Caddebostan sahilde kahvaltımızı ettikten sonraki terapi yürüyüşünde neler konuşmuştuk, hatırlarsın:)
Akoni anne, canım benim, tebrik yazısı bile yazdın bizim için:) teşekkürler.
xnicox, sürekli mesajlarınla destek oldun. iyi dileklerin için tekrar tekrar teşekkürler.
sevgili hemşerim kopanisti...nikah gününde ilk mesajı senden aldık. seni çok seviyoruz:) sağol…
makaleci, belki bir sürpriz yapar, gelirsin diye bekledim ama olmadı:( ama biliyorum kalbin bizimleydi…
devilorangel, çok istedin gelmeyi biliyorum ama hata bizim…mesai saatinde nikah mı olur hakkaten ya!!!:) sevgiler.
linet’im,güzel mailin için çok teşekkürler…benim için çok ayrısın biliyorsun…
redorack, sen biliyorsun zaten neler yazmak istiyor gönül buraya, konuştuk uzun uzun:) sağol…
necronamber, aradın, sordun, mesaj attın. çok teşekkür ederiz…
sevgili mefkud...artık buralarda mefkud olarak yoksun biliyorum ama belki bir şekilde okursun…ne kadar özel bir hediyeydi bizim için, bize yazdığın, o çok özel “şiir”...binlerce kez teşekkürler…
sedaflora,İstanbul’a fırsat bulup da bir gelsek, sözümüzü tutup dağıtacağız beraber:) unutmadık!
sahinden,mutluluğuma hep destek oldun ve hatta zaman zaman benim adıma tartışmalara bile girdin buralarda…teşekkürler arkadaşım. mutlu ol, iyi ol her zaman.
Ve canım ZEZ’im ve Koza68...Canlar, çiçeğiniz ve çiçeğin üzerindeki güzel tebrik yazınız evimizin en güzel köşesinde duruyor…Sizi çok seviyoruz! Ve darısı başınıza diyoruz:) çok mutlu oldum çiçeğinizi görünce…Ama nikaha katılan diğer insanlar “bunlar ne biçim isim?” diye öyle bakakalmış olabilirler tabi:))) koza68 & zez….
ola ki buraya adını yazmayı unuttuğum arkadaşlarım varsa – eşşeklik etmiş olurum biliyorum – kusuruma bakmayıp kocaman teşekkürlerimi kabul etsinler lütfen…
hafif.org tuhaf bir yerdir arkadaşlar…eskiler bu duyguyu bilir. Yeni üye arkadaşlarımız da bilsin istedim, bu bağımlılığa hazır olmak açısından:)
çocuğumuz olursa sanırım erkek olursa “hafifcan” kız olursa “hafife” koyacağız:))))
hepinize tekrar teşekkürler!
sizi seviyorum.

evlilik macera ötesi birşeymiş!

STRAWBERRY07 | 11 May 2008 10:30

Kadın ve erkeğin taban tabana zıt ama bir o kadar birbrini tamamlama özelliği mükemmel varlıklar oldukları kesin. Birlikte yapmak zorunda kaldıkları birşeyler olduğunda ciddi krizler yaşanması da doğal bu bağlamda.
efendim, malumunuz evlenmeye çalışıyoruz şu aralar. evet “çalışıyoruz” diyorum çünkü cidden zorlu ve insanı çileden çıkartabilecek bir süreçmiş, yeni anlıyorum. Her neyse…Dediğim gibi debelenmekteyken biz, zaman zaman içimden “puff olmanın” da ötesinde, kafama kırmızı bir huni takıp, tabak çevirmeye başlamak ve soluğu “bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde” almak geliyor! hem de nasıl geliyor anlatamam!
Olay aslında çok basit. iki insan beraber yaşamaya ve yaşlanmaya kalkışıyor ve usulen yapmaları gereken bir imza atıp devletten sevişmek için izin ve onay almak. Kişiler aslında çok net: “biz beraber yaşamak istiyoruz. seviyoruz birbirimizi, beraber iyi vakit geçiriyoruz. hayat zor falan eyvallah ama beraber daha kolay kalkarız sıkıntıların altından dedik, karar verdik. e bize müsaade lütfen…”
talep bu…ancaaaak! O kadar yalın olamazsın arkadaşım, diyor herkes bir anda. Ne o öyle, atalım imzayı, bitti gitti işte, hadi geçmiş olsun ayakları? yemezler! Daha bunun gelenek görenekleri var, otu boku püsürü var, “aaa olmaz çok ayıp, bunu yapmak gerek”leri var, prosedürü var, edebi adabı var!
İlk şoku nişan dönemi yaşıyorsun. Çiçekle bile fotoğraf çektirmek zorunda kalınca mesela! O nedir bana biri açıklasın lütfen ya!
Sonra başlıyor ev kurma fırtınası…El Nino yemin ederim! Her kafadan bir ses çıkıyor. “Koltuğu bu tarafa koyarsanız daha iyi çünkü yemek takımı şurada olmalı.” – “Aaaa, buraya bardaklar konmaz. Tabakları getir bakayım.” – “Şu ara çok boş kızım. Br halı lazım buraya.” – “büfesiz ev olur mu canım? nereye koyacaksın yemek takımını?”…vb
Sevdiğin insanlar bunlar. Anneler babalar…Kalplerini kırmaya değer mi? “tamam” diyorsun hepsine…
Asıl bomba kadın-erkek farklılığından patlıyor. Kadın can hıraş debelenirken – nikah şekeri, davetiye, eksiklerin alınması, davetli listesinin oluşturulup haber verilmesi, taleplerin dinlenilmesi, gerekenin yapılması- konularında, erkek gayet rahat, “Aşkım halledilir sıkma canını” diyerek otururken kızılca kıyametin kopması işten bile değil!
Salona koltuk takımı alınacak…Kadın gergin çünkü arızalı olduğu bir konu gündemde: fazla maliyeti olmasın ama iyi de birşey olsun…Adam mantıklı: biraz maliyetli olabilir ama sonuçta bu yıllarca kullanılacak, değmez mi?
tam 7 saat gezilir mobilyacılar. kadın ağlamak üzeredir, adam ise kadının paniğine gülmekte…
Zaman daralmaktadır. Faturalar birikir, gelir giderin yanında “mini boy” kalmakta ve ezilmektedir…Kadın gerildikçe gerilir çünkü bir yandan da işe gitmek zorundadır. Nereye ait olduğunu bilemez, daralır. Bir evi vardır bir uzak şehirde ve o evde yaşayamamaktadır. Birkaç evi vardır bulunduğu şehirde ve o evlerde misafirdir. İçi sıkıldıkça arar adamı, onu daraltır….
An gelir kendinden nefret eder bu arızaları yüzünden ama engelleyemez çünkü o sakinleşmeye çalıştıkça telefonu sürekli çalmakta ve bilumum aile bireyi bir soru sormakta ya da birşeyler hatırlatmaktadır:

PAMUK & TİNA

STRAWBERRY07 | 30 November 2007 09:01

Henüz bir yaşındaydı…Hatta 11 aylık. Bir gün annesiyle beraber bahçeye indi. Biraz dolaşacaklardı. Hava sıcaktı
Ankara’da. Boğucu bir hava…Yine de genç olmanın verdiği enerji ve havaya suya aldırmaz ruhun neşesiyle başladı koşmaya yeşil çimenlerin üzerinde.
Koştukça kulakları zıplıyordu. Annesinin en sevdiği sahneydi bu.
Oradan geçmekte olanlara sataşırken, çimenlerde yuvarlanırken ve annesinin “Oğlum uzaklaşma diyorum aaaa!” şeklindeki çığlıklarını sallamazken…Birden bire…Evet birden bire dondu kaldı olduğu yerde.
Nasıl bir güzellikti o Yarabbim! O ne endam…O siyah saçlar nasıl bu kadar parlak? Simsiyah gözler nasıl olur da böyle çapkın bakar bir erkeğe? Hem de genç bir erkeğe…Kanı kaynamaz mı bu zavallının? Düşmez mi aşka? Olmaz mı Mecnun?…
Bir süre bakıştılar öylece…Yakınlaştılar tedirgin…Kokladılar birbirlerini.
Anneler şaşkın. Selamlaştılar önce. Yavrularının arasında doğan aşktan bihaber, gündelik soruları cevaplayarak kibar
olma telaşındalar sadece.
“Kaç yaşında sizinki?”
“4..Sizinki?”
“Bizimki henüz çok küçük..11 aylık.”
“Ah canım benim…Pek de tatlı!”
“Sizinki de öyle…”
Bu diyalogtan habersiz bakışırken iki sevdalı, ufaklığın annesi çekelemeye başlamaz mı?
“Eh be anne! Hep de en olmadık zamanlarda dikilirsin tepeme! Bi bırak ya!!!”
Anne duymaz oğlunun sitemini. Alır kucağına, gider evine. Yemek vaktidir artık.
Her akşam bahçede buluşmaya başlar sevgililer…Anneleri sohbet ederken onlar çimenler üzerinde koşturur, yuvarlanır…Tanrı onları birbirine o kadar uygun görmüştür ki, anneler yakın arkadaş olmuştur zamanla…Bizimkilerin aşklarını yaşamaları daha bir kolay olsun diye.
Birbirlerinin evine de gelip gitmeye başlamışlardır artık. Daha ne olsun? Anneler kahveleri yapıp dedikoduya dalar dalmaz bizimkiler çekilir içeriye, başlarlar sevişmeye…Büyük bir aşkla…Birbirlerine doymaksızın.
Gel zaman git zaman, sevdaları öyle büyür ki, birbirlerini göremedikleri her saniye ızdırap vermeye başlar ikisine de…Kapıda oturup ağlamaya başlarlar…Ayrı evlerde döktükleri gözyaşları sel olur, akar…
Kapı çalar bir gün…Pamuk’ların kapısı. Anne içeride bulaşık yıkamaktadır…Oğlunun çığlıklarını duyar duymaz bırakır elindekileri, koşar kapıya…Gelen gelin…kapıyı açacak anne ama o da ne? Kapıda bir sorun var! Açılmıyor!
Zorluyor anne…Yok, bana mısın demiyor kapı…Kapının bir tarafında bizim oğlan, Pamuk, ağlamakta…Diğer tarafında
güzel gelin Tina…Ne yapsalar ki? İki anne de şaşkın. Panik!
Birkaç dakika uğraştıktan sonra başarıyor anne kapıyı açmayı…
Kapı açılır açılmaz iki sevgili koşuyor birbirine…
Arka ayakları üzerinde kalkıp ön ayakları boyunlarına dolamak suretiyle sarılıyorlar birbirlerine!
İstikamet salon!
Ne de olsa çok geniş. Anneler mutfağa geçiyor…Bizimkilere gün doğuyor…
Sevişme vaktidir artık…
Anneler salona giriyor beklenmedik bir anda…Sevişme o kadar ateşli ki…Durmak ne mümkün?
Bir anda bir çığlık yükseliyor Tina’dan! Anneler panik…
Tina’dan boy olarak yarı yarıya kısa olan Pamuk ne yapıp edip başarılı olmuş meğerse!!! O noktaya kadar nasıl geldi Pamuk bilinmez…Ama sonrasında O da bilememiş ne yapması gerektiğini…Tırnaklarını geçirmiş zavallı Tina’nın sırtına can havliyle…Düşmeyecek ya! Tutunuyor şapşal oğlan!
Tina çığlık çığlığa!
iki anne bakıyor birbirine…Yapılacak işlem belli…
Beraberce kucaklıyorlar bizim aşıkları, doğru banyoya.
Soğuk suyu tutuyorlar üstlerine de ancak ayrılabiliyor iki sevgili…
Tina kızgın!
Bilse bu kadar canı yanacağını, kabul eder miydi delikanlının yanına yaklaşmasını?
Tina çok kızgın hatta!
Sürekli hırlıyor…Zavallı delikanlı…Kadınını incitmiş olduğunun farkında ama karşı koyamamış işte içgüdülerine…Suçluluk duygusu bir yandan, zevkin doruklarına çıkıp da inmiş olmanın rehaveti bir yandan, dolanıp duruyor kadınının etrafında…Ağlayarak, yalvararak…
Yıllar geçti…Pamuk şimdi 13 yaşında. Hala komik kulaklarını dikiverir “Tina gelmiş oğlum!” dediğimde:)
Ah aşk ah!
sen ne menem birşeysin??? 🙂

salla gitsin………….

STRAWBERRY07 | 15 November 2007 01:21

“birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce”

Ayşegül söylüyor…Ben dinliyorum…Üzülüyorum…
Kuzenim susuyor, ben susuyorum…
Biliyoruz ikimiz de çünkü…
Biliyoruz ki herşeyi unutturur bu gelişler…
Biliyoruz ki sevgi özlemle harmanlanınca daha da bir büyür, nefes aldırmaz insana…
Gelişlere dair umuttur insanı ayakta tutan…
Yine puff olasım var…Yine kaybolası var yüreğimin ve bedenimin…
Hayata gülümsüyorum…Evet, gerçekten de hala gülümsüyorum…Azimle.
Peki o neden bu kadar sevimsiz?
Babam her zaman “mantıklı” davranmamı salık verdi bana…Mantıklı olursan hayat kolaylaşır, dedi bana…Ben beceremiyorum ki…Üzülüyor babam hep bu halime, belli etmemeye çalışarak…
“birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce / ne güzel olur bilsen ne güzel / çıldırırım ben seni görünce”
diyor Ayşegül…
çok saçma konuşuyor bazen bu şarkıcılar…
salla gitsin…

LORIENN’DEN

STRAWBERRY07 | 08 November 2007 12:38

Heeeeeeeeeyyyyyyy millet selam!… Ben lorienn… Çilekin adı üzerinden sizlere merhaba diyerek kendisini hafife davet ediyorum. Sevgili Çilek, bak sana ufacık tefecik, nohut oda bakla sofa yeni bir nick aldım haddim olmadan…. Çok süslü laflar edemiyorum belki, gönlümün çektiği değil gücümün yettiğince sana ulaşmaya çalışıyorum… STRAWBERRY07, aramıza dönersen mutlu olacak dostlar var burada… bekliyoruz seni…