bildirgec.org

egomeltem

9 yıl önce üye olmuş, 10 yazı yazmış. 30 yorum yazmış.

*KAVGAM*

egomeltem | 27 August 2007 10:44

Ve kavga biter! … havadaki boşlukta asılı kalmış kelimeler çoktan vücut bulmuştur. Savrulmuş harflerin tokat izleri azgın geceyi dondurmaya yeter de artar bile… Aksak masanın üstünden yere damlayan kansa, az önce yitirilmiş beklentilerin, şiddetli sancıyla doğurduğu hüsrandandır. Pelteleşmiş acıyı kıvamında bırakan isteksiz haykırış da artık yavaş yavaş gölgesini terk eder. Soluk alışlar o kadar hızlıdır ki nutkun tutulur nerdeyse, soğuk bir sızı başlar ve nefes aldırmaz sesine . Boğulmak üzere bırakılan acı sükunetle beslenir ve büyür sinsice kaderiymişçesine. Yük ağırlaşır kendini aşar ve çöker olduğu yere… Uzlaşmak mı bitkinlik mi bilinmez tırsak titrekliğin sebebi. Sonra Ampirik bir bilim adamı düşüncesi bürünür donukluk son çırpınışlara aldırmaksızın , boşlukta kaybolmaya mahkum izler teker teker yok olur… Seçim hakkı olmayan bir kabulleniştir bu yengiyi mecburiyetle birlikte. Son darmadağınıklık kalmıştır artık geride çaresizce….. Daha tüketemediğin ürkek hımbıllığı da omzuna alıp yavaşça aynadaki çatlak aksini okşarsın hüzünle… Kendinden vazgeçişle, süzülen tortulaşmış aciz tuzlu birikintiyi fütursuzca silip dikili verirsin yine de. Yakıcı soğukluk gecenin karanlığında belirir, hesaplaşmaya tek şahittir ama umarsız çatırtıdaki asi sessizlikle yandaş olup çekilir gerilere. Ve bilirsin artık ‘’ben‘’ bir başkasıdır gerçekte… Sarılıp, yarı uyuşuk bedenine hazırlanırsın yeni kavga hallerine. Kendini kandırma acizliğini yaşamak mı? yoksa vazgeçiş basamaklarına tutunarak çıkmak mıdır bu? Hangisi daha erdemli? Hangisi daha azlettirici? Kim bilir ve kimin umurundaki… Eziklik haline geçişlerin ulvi bir sebebi olabilir mi? Çaresizlik değil bu kabulleniştir aslında gerçeği, özgür bırakılmanın tek hali. Az biraz takatin de kaldıysa, tapınarak mecbur kalışlara, saygıyla eğil haykırışlara ve azat ed kendini kendinden, ayır,acıt ancak bütünlük ve özgürlük (sanırım) böyle sağlanır. Siz kaç kere vazgeçtiniz kendinizden, kaç kere yalan gerçeklere haykırdınız hıçkırıklarınızla düğümlüyken ve kaç kere döne bildiniz gerçekten özünüze, kendinize ? kolay olan zor olmayandır ya hani işte hep zoru mu seçiyoruz dersiniz bilinçsizce ???( bu hak revamıdır bize?) Meltemce:)

*LEZZETLİ SEVGİLER*

egomeltem | 02 August 2007 10:23

Bir yağmur tanesi düştü yanaklarıma,Ve onu tattım dudaklarımda. İstemeden oldu aniden inan bana… Sızdı masum bir sinsilikle çatlak dudaklarımın arasına.Tadı hoş biraz buruk sanki ama nedendir bilinmez güzel bir sızı bıraktı akıllarda…Düşünmeden oldu işte öylesine ,bilirim düşünmek yersizdir çoğu zaman gecede… ama bir düşünsene! çarpıntı yaptı ya yürekte… Hani yerli yersiz kontrole geçti sonra sessizce,belki de o bir sesti sessizliğin içinde…haklısın konuşmakta yersiz sence, ya beynim …durmaz işler gene de sonra vurur çeneme … ne yapayım ben böyleyim işte, istesem de istemesem de. Susmak yerine düşünmeyi seçtim yine… bilirim hayat acımasız bende hayata acımıyorum işte, öylesine yaşıyorum bazen çığlın bazen delice… Bazen duyarlı ve sinsi, çoğu zaman da bastırılmış duyguların esiri. Kim ne derse desin bana çelişkilerimle ben ; benim işte … Bir dahaki sefere kaçırılmış fırsatların eşiğinde ; tüm mutluluklar benim olmalı sorgusuz sualsiz ellerimin içinde…Hissedip karanlıktaki buruk gülüşü susmalıyım geceye… Sonu her neyse çıkarıp üstümdeki endişeyi koşmak çıplaklığın sesine… dizginlemeden yarı uysal dürtülerimi… şahlandırmalıyım gizemli düş bahçemde romantik düşlerimi. Ben bensem eğer ve kalmışsam kendimle, bir başka yalancı bahar yaşamak istemiyorum, koklamak istemiyorum sahteliği yapay çiçeklerde*** Sevginin nefesi vardır bilir misiniz? soluğunu keser pervansızca hani hani sadece yutkunu verirsin istemsizce ve midende uçuşan bir dolu kelebekler vardır çarpar yarı sarhoş yarı umarsız durdurumazsın , onlar kanat çırptıkça suratında ki güzel tebesüssüm baş köşeye kuluçlanır ve sen hiçbişey yapmazsın, ki zaten elinde de bir şey gelmez. Sahipsiz bir mutluluk sarar içini, niçin geldiğini asla sormazsın, gereksiz mi bilinmez ama huzurda yoldaş olur arsızca sokulu verir dokunulmaz yumuşaklığıyla… sonra zaman aşımından mı nedendir bilinmez yerini sahiplenme alır ve acı tebessümler başlar. Kelebekler her nasılsa yok olmuştur, artık karın boşluğunu sancılı öfke sarar, anlamsızlıkla beraber yayılır vücuduna, sarar sarmalar düğümlenir sayğısızca… Kişilik değişim sürecine girmeye başlamıştır salınımında…
Öfkeye karşı kazandığınız tek şey kişiliğimiz oluyor ne yazık ki bir müddet sonra. Sanki insanlar sevmeyi bilmiyor öfkeye ve şüpheye yenik düşüyor vee daha sonra sevilmek istiyor yani yanlışı bile yanlış yapıyor . Nedendir bilinmez ama yenik düşmeyi kâr sayıyor … Sevmek var olanı kabullenmek demektir olduğu gibi. Koşulsuzdur aslında ama etiketlenmiştir ne yazık ki … Sevinç giyinir, acı bürünür, karşılık bekler, yargılar, sorgular, değer biçer ve derken sevmek rafa kalkar ortada var olan etiketler dolaşır ve üstünde sevgi yazar… bu mu dur ? Ne yazık ki artık nerdeyse budur. Her şeye rağmen koşulsuz sevmek nerede ? kimin yüreğine kim dokunabilmiş incitmeden; hissetmek, düşünmek, özlemek hücrelerinde titremek umarsızca ve sadece var olduğunu bilmek, nerede? Soyutu somutlaştırmak için tezahür ettirirsin dokunursun okşarsın öpersin görürsün soyut somut ikilisini kardeş yaparsın koklarsın, bakarsın, duyarsın kısacası sadece var ettiğini seversin ama var olanı değil…işte bu yüzden beklentilerin başlar çoğalır çoğaldıkça hüsranında aynı paralelde artar kısır döngü döner durur. Beklemeden seversen sevmenin tadına varırsın, özümsersin, kalbinde beyninde yok olmayan tad olursa lezzetine varamazsın … Nice lezzeti sevgiler dilerim herkese…
—————————–

*Sivrisinek Düşünceler*

egomeltem | 12 July 2007 12:28

Ve gece çöker tüm heybetiyle üstümüze… az tuzlu bedenimiz suyun yumuşaklığını tattıktan sonra buluşur rehavet arsızıyla. Yatak, yastık ve yorgan üçlüsüne dördüncü başrol oyuncusu beden de katılır gecede… Sonra, yarı ölüme hazır bedenini savuru verirsin beyaz çarşaflara ya… of ne harikadır o duygu… Kollar, bacaklar bütündeki tüm parçalar her biri mekanını belirler ve bunun tabiri caiz bile değildir o anda. Günün tüm yorgunluğu dağılmıştır artık çaktırmadan hücrelerine. Belki çok mutlusundur belki de mutsuz, fark etmez mekan belli ayırt etmez ki duygularının şiddetini, her neysen ağırlar seni, asla katagorize etmez ne hisettiğini. Artık yere paralel olma vakti zamanı geldi, kim tuta bilir ki, kim mahrum edebilir bu zevk-i sefadan seni? İşte beklenmeyen süprizzzzzzzzz !!! O sessizdir, gizlenmiştir, pusuda bekler sinsidir çünki. Gecenin saygısız misafiri, asla davet etmezsin ama gelir istemezsin ama gelir kovarsın ama gene gelir, o arsız, yüzsüz ve yapışkandır yüzünü asla göremezsin. Adı’’ sivrisinek düşünceler’’… Tam gecenin bucaksız karanlığı teslim alacakken seni, teslimiyet ne kelime… Erdemler hakanı uyku geldiğinde sivrisinek düşüncelerle tebelleş olur sana gece. Bir parça sokar bedeninden iğne ucuyla ama sanki etinden et koparmışcasına acısını izinden bükük hissedersin. Görünmez karanlıkla el yordamıyla savurup dağıtı vermek istersin ve yenik düşersin apansızca. Sonra bir tokat patlatırsın en şiddetlisinden suratına ve ıskalarsın. Hayranlıkla uzandığın o muhteşem yumuşaklık yavaş yaşaş batmaya başlar, gözlerin kontrolsüzce kapanır mayışıklık had safada ama ne çare vızıtlısı gölgesiz sarar durur seni acımasızca. Veee gün ışımaya başlar; pes etmekle boyun eğmek arasında ceyrana tutulurken artık takatın biter sen bitersin…. Baygın uyku hali ne bürünürsün farkındasızca, yakarırken uyumak için dalar gidersin yorğunluğunla. Vakitsiz çaldı sandığın saat tokmak misalidir baş ucunda, çıldırtır gün ışığı oyar gözlerini sen sakındıkça… Beş dakika bile ömre bedeldir ama artık geç kalınmışlık geçerlidir yeni başlangıçlara… Nice sivrisinek düşüncelersiz geceler dileğiyle herkese… Meltemce:)

VAROLUŞ*KAYBOLUŞ

egomeltem | 07 July 2007 03:53

???
Var oluşta ki kayboluşlar mıdır yaşam ?
Yitik bedenlerdeki yitik ruhlar misali…
Hangi eğri kendini kaç düzlemde tamamlar?… eksik yada fazlamı kalır anda zaman yada hükümsüz müdür devinimlerde çoğu zaman …
Kaç geçişlerde doğurgandır anadır yürek ? hesap sorulur mu hesap verilir mi? geçmişe yada geleceğe …
Söylesin bilge kişiler kolaysa , saklı doğru hangisinde ?…
Tamamlanmak eksilirken fütursuzca ,kayıpların kazancı mıdır varsayılan aslında?… Gülümsemelerle yıkanıp; yüzümüzü ağlamalarla mı kurutuyoruz yoksa? …Hadi anlatın bana bendeki beni ,eşzamanlarda kendine tezat mıdır insan? …
Kütlesel ağırlığı var mıdır ruhun bedensel ağırlığına denk midir???Hangi kantar tartar ki anlayıp değerini uyum içinde yaşasın insan…Meletemce:)
Bendeki”ben” durmuyor sorulara cevap arıyor. Hatta cevaplara da soru soruyor … Eee zihin bu sürekli aktıf ve asi; laf dinlemiyo, fişi yok ki çekilmiyor , kapama düğmeside takılmamış, elimiz mahkum amade dolanıp kalmışız. Bu günün özelliğini düşünürken zihnimdeki bene yenik düştüm gene… Sizde yenik düşermisiniz zihninize ? hangisi daha egitimli dersiniz biz mi? yoksa zinimizdeki biz mi? kim kimi yönetiyor acaba , kontrol kimin elinde dersiniz …Bence çok yönetildik bir yolunu bulup artık biz yönetmeliğiz . Ne dersinizz zihnimizi eğitme vakti gelmedimi sizcede…söylesin bilğe kişiler uyumlu yaşamanın sırrı nerede???

*KEMİGEN ZİHİN*

egomeltem | 06 July 2007 12:58

Üşüyorum çok, yüreğim titriyor, ürkek bir kuş gibi korkusunda yalnız … Hangi taşın altında kaldım bulamıyorum ki kendimi…Yeter,yeter !!! Ne olur sus be geveze derdin nedir ki? … Acıyorum diyorum anlamıyor musun , sen kemirgen misin birde doymuyorsun. Özlemim var benim dertliyim , hasretliğim neden üsteliyorsun … Yaşamayı özledim sevdalanmayı , düşünmeden yarınları zamanla yarışmadan az biraz sığınmayı ; çok mu gördün ki sana ne … Sadece sarılmak; sımsıkı ,yumuk gözlerle ,artakalanı değil benim olanı benden olanı, beden deki nefese can olanı , bulamadığımı sarmak istedim … Gecede ki hüzün yorganım ısıtmıyor artık beni git birde seni nasıl ağırlasın… Arsız sokuluşların nafile bırak yastığımı da sadece bana batsın. Nedir derdin yoksa sende ben gibi yalnız mısın ? Sohbet mi istersin kahvesi bol, kırk yıl hatırda kalsın, acıdı artık telvesi , hatırı bahane kırk yılıysa artık çok geride … Boş ver doldurmaz çene çalmak geceyi ne çare, ittikçe yapıştın sende beynime. Gülme bana!!! hadi sus tamam izin verdim gir koynuma ama sessizliği bozma…Soğuk yorganıma batan yastığıma yoldaş oldun ha… peki hadi o zaman sarıl sıkıca bana.Meltemce:)

***HİÇ***OLMAK***

egomeltem | 03 July 2007 02:14

***HİÇ***
Saat sabahın 4’ü ”hiçlik”teyim demek isterdim ama değilim işte, sadece zihnimin esaretinde benliğim. Ne yazdığımın farkındayım nede yazacaklarımın. Huysuz geceye gömülmüş bendenim; günün tekrar çıkışını bekler nöbette gözlerim . Hayatın tekrarının gölgeleri vurdu yüreğime… ey sevdam ey yaşam ey var olan değerler, esaretim artık yeter yeter… istemiyorum değerlerimin esiri, sadece olmak istiyorum …sadece olmak ; üstelik anlamını bilmeden ve tam olarak ne olduğunu da ama sadece olmak ; erdemli mi yoksa umarsız mı bilinmez olmak, yada ne der, ne verir insana var mıdır değerleri özleşmişlikleri çabalar mı denge için yada kendi dengede midir ki? Söz de değil özde midir? Asıl geçişken midir, yoksa hayat pratiğinin gölgeleri midir olmak …hangi yeti tamamlar eksik kalan duruşları. Ruhun bileğimidir bükülen yoksa kendisimi … olmamışlıkta olan var mıdır? sayılır mı hesapsızlık ta … kaç boş vermişlik kabul görür dersiniz hayatta doğru sayılan … kim bilir ? yada bilmek mi gerekir …Boş verip geçmişi, dolu alabilir miyiz geleceği?… İşte işin sırrı yapabilene; boş ver yaşanmışlıkları ve dolu al daha henüz yaşanacakları…nede olsa bilinmezlere gebeyiz, düşlerimiz duamız olmuş nasıl olsa ümit kapısında …Bazen bir eksik bazen bir fazla değilmiyiz zaten kendimize ? E o zaman bu hesaplaşma niye niye bağrımız yakar kendini biz istemiyoruz üstelik diye yırtınırken …çitilemeden depreşmeden durur mu zihnin dualitenin ortasında? Kendi kausun da kargaşa yaratırken bu çığırtkanlık niye; niye esiriyiz değerlerin onlara değer biçen bilinç kimin ? Sen sen misin yeter mi ki irdelemeye sanki benliğin . Nedir ‘’olmak’’ dediğin??? Meltemce:)

ÇALIKUŞU

egomeltem | 29 June 2007 10:44

‘’Çalıkuşu’’ dedi Merus bana … çalı kuşu. Neden deyince,
‘’Yara izlerini okşayan biri, yaralarını eksilmeyen ğülümsemeyle kabuk bağlatan, içindeki pozitivizmi yaymaya çalışan, paylaşan birisin’’ dedi…
Çalılıklar arasın da yaralarını onaran minik bir kuş… Yaraları da büyük, çalılıklar da ve minik bir kuş hayatın ortasında, sesi bağrınca kendine ulaşır anca .Bunun teyze oğlu Kamuran’ı yok ama içinde sevdası var, Feride gibi ağaçlara da tırmanmıyor ama coşkusu var …sunulmaz sunaklar arar yaşamın kıyısında… Sonra onarır yaralarını dolaşır çalılarda, yırtıkça çalı dallar kanattıkça kanadını büyür yüreklidir ya adıyla var olur çalı kuşu. Kocamanın içinde küçücüktür dedikçe büyür ve büyütür sahiplendiği değerlerini. Hayatın gölgelerine sığınmaz; kendi gölgedir aslında ve bilir her adımda vurdurmaz düşlerini, salınır yarı aksak adımlarıyla … daha tutunamazken öğrenmiştir, tutar başkasının derdini, derdine divane çare bulmazken daha, dertliye; derman olur divaneliği…kalbinin atışıdır hayatının ritmi her tik takta tökezler ama yıkılmaz bedeni …çalı kuşu dolamaz ayağına geçmişini dolanan sadece geçmişin izleri, gözleri ufak görse de yansımada büyür bilir gördüklerinin kıymetini… …. … Çalıkuşu dedi Merus bana tıpkı kendi ğibi… çalı kuşu… tam boğulurken sığ derinliklerde ufak bir soluk alışla tekrar bağlanıp hayata, tutunan dikenli çalılara minik yaralı yürek değil mi? Kanadıkça acıyan acıdıkça olgunlaşan ve büyüyüp kendini aşan minik yüreklerin hepsi zaten biz gibi çalı kuşu değil mi?…. … …. Acı giyinip sevinç bürünüyoruz çoğu zaman, hayatın sapaklarını az zararla geçirmeye çalışıyoruz. Değişimlerdeki hızımızı sadece biz kesiyoruz ve dönüşümler de ki gelişimlerimizi de biz inkâr ediyoruz. Dertleri zevk edinmişiz boşu boşuna. Severken sevilmek istiyoruz ya hani işte yaşarken de yaşamalıyız sanki… Ey küçük den büyümüş yürekler olgunlaştık artık yeter, yaşayalım özgürce hadi…Meltemce:)

Lafolsun Sevdaları 2

egomeltem | 26 June 2007 03:27

Sevdanın gülünü dikenler mi sardı komple ? Tutmaz olmuş eller, dayanmaz olmuş yürekler ucu kendine batar olmuş sanki… ömrü koklar gibi koklayanlar sevdayı, ömürden vazgeçer olmuş… kalpler susmuş tik taklar da zaman kalmış artık yarınlarda. Yarım ağız sırıtır birde dişlektir utanmaz bakan kör gözler, neden? Uzatın ürkek bakışlarınızı acıtmadan dokunacağım, uzantın artık sevdanızı korkmadan okşayacağım diyen diller nerede?…………………………….
Busenin tadını hatırladınız mı gönül sofrasında, başköşe dedir hani ağırlar tüm ihtişamıyla gece gündüz misafirlerini. Korkmayın sokulun sıcak nefeslere cana can katandır o hatırla, hatırlat unutanlara kana susamış kanmaz olmuşlara… Yatağa uzanan et giyinmiş üstüne neden? Bırakma ruhunu o soyunmaz ki aslında bedenden… bedene can olan hücrene kan olan ruhun nerede? Silkele üstüne yapışmış hoyratlık dürtülerini, dola insan olan değerlerini erdemlerini tekrar tekrar üşenmeden… ve eğil sonra şereflendir kendini, o zaman taktir sanadır zaten… yoksunma sakın ağlama gururla sun yaşanmışlıklarını hayata. Sonra ğülümsemelerini koyup baş ucuna kendini selamla. Laf olsu sevdalarıyla bedensel dürtülerinle teslim olma. Duygunun yeridir bendende kalp, fikrin yeridir beyinde aklı, mantık el verirse kalp yolunda sevdaya, dürtüye yer mi bırakır? Önce bakışlara dokun inan doyumsuzdur gülüşleri, iğliye arsızdır içindeki feri… sonra pamuklara dola ellerini yakala susulan sözleri… sadece yürek konuşsun bırak özgürce, dinle keyiflidir nameleri… salına salına şımarsın gece, kıskansın gün ışığı, özlesin saatler geçen her saniyeyi… tadına var sessizce ve unutma, masumiyette gizli kalmış sevdanın, utangaçtır lezzeti… Kalbim beynime, beynim elime söyledi kızmayın bana sadece fikrim dile geldi…Meltemce:)

Meltemce

egomeltem | 18 June 2007 16:53

******
Tuhaf duygular, tuhaf bir gece demek haksızlık olur beklide; bir o kadar güzel ve delice…aslında sahip olunan duyguların bir adı vardır mutlaka ama dile gelmez söylemeye belki de.Sanki üşümüşken sığınılmış ,sıcacık sımsıcacık kuytu bir köşede titreyen bedenini teslim etmek buharın yumuşaklığına;yada kana kana su içmek,yok olurken çıldırmanın eşiğinde kanmak suya ölesiye…Açken çok çok açken; yüreğinden,beyninden,kendi etinden bir parça koparıp yiyebilecek kadar fikrin firar etmişken,en sevdiğin ekmeğin sıcak ekmeğin buram buram kokusunu duyup,üstüne üstelik avuçlarının arasında yumuşaklığına dokunup ta ;öylesine hırçın ve hoyratlığı atıp bir kenara; tadına varmak için yavaş yavaş lokma lokma sindirmek ve hissetmek tüm damağında özümsemek ve rahatlamak,yaşamak hımbıllığı sonra…yinede bastırarak farkındasızca tüm duygularını ,tadına varamamak acizliği; bu güzelliğin ve sadece düşlemek hislerin sonucunu …bir ad koyma dürtüsü yanlıştır beklide katıksızca olasılık ihtimali,olasılık ihtimalinin varlığı ve itelemek onu isteyerek yada istem dışı…
‘’bir yağmur tanesi düştü yanaklarıma ve onu tadım dudaklarımda ‘’
Meltemce erişilmiş duygular var yürekte ama yutkunmak var ya sadece beyinde…ey düşlerimin katili mantık !… erittin mi
yoksa yürekte çırpınan beyaz güvercinini ?…belki de böylece özgürlüğünü verdin sandın elerine …sığındığın bilinmez bahaneler mi gerçek ?… yada bilinen sebepler mi?…yoksa ne üdüğü belirsiz dürtüler mi?… kim bilir?…’’ben bilirim elbette ‘’der… ama mantık çürüttü ya alay edercesine yüreği, yada öyle zanneder çoğu zaman da zafer yüreğindir aslında… yada tam tersi yaşanır eşzamanlarda ikilemin doğuşu olur kendine tezat düşen kavramlarda…aslında ne kazanan ne kaybeden var ortada… sonu varmış gibi görünen sonsuzluktur belki de devinen…bunları düşünmek bile yetersiz hiç bir şey düşünme derken…beyin mi kalbe ,kalp mi beyine itaat eder ;dizginler kimin elinde ?… bir çemberin başı var mı ki sonu olsun , tuttuğun yer ucu, kesişmiş bir kere döner durur öylece… çare aramakta zaten nafile…fazla zeka zihne zarar…mantık duyguyu ağırlar ,duygu mantığı tamamlar dediysem eğer…delilik bunun neresinde ?…
Galiba kalbin ve beynin ta kendisinde…
Kısacası meltemdeMeltemce:)

*yalnızlığım*

egomeltem | 17 June 2007 02:47

*Bu gün yalnızlığımı yıkadım göz yaşlarımla ,Biliyorum yetmedi hıçkırıklarım hala derinlerde saklı kaldı anılarım.Nedir içimizde ki hüsran;beklentilerin tortusu mu yada umudun yıkıntısı? Ne farkaderki işte adı hüsran, saklandıkça sobelendiğimiz,sinsi bir ebe saki sırıtan arsız …Yeterinden az mı ki duygularımız yada yeterin den fazla mı kurgularımız..? Neden yeterince sevemiyor anlaşılmıyor ki sol yanımız..? Kim bilir kaçkere daha natamam inşalarda yapıp yıkılacağız ,kim bilir kaç kere daha yok oluşlarda çabalayacağız… *Bu gün yalnızlığımı oyaladım Poll Yanna oyuncaklarımla,biliyorum yetmedi ğülüşlerim, hala ağlamaklı biraz gözlerimama susun sakın söylemeyin az biraz oyalansın, geçicide olsa bu gün bebekçeyim…Nasıl olsa mecburen büyüyecegim sadece bu günlük ebe benim…rahat bırakın çocukluğumu sobeleyeceğim ki yarın büyüdü dediğim benliğim rahatça gülerken,ağlasın düşlerim…çok geç kalmış gibi ama vaktinden erken umudumu bileyeceğim. *Bu gün yalnızlığımı sevdim gizlice usul dokunuşlarla,sarıldı anladı ağladı her dokunuşumda sessiz hiçkırıklarla bağırdı” neden” dedi cevap veremedim,neden sevemez sevilmez insan,nedenini neden bilmez dedi sessiz kaldım… gülümsedi yaşlı parlak gözleriyle,o da bana sarıldı. Üzülme sakın sevmeyi bilmek sadece yetersiz ;seveni bulmak zordur gönülden dedi kulağıma ”o da zaten sende saklı çıkar onu ortaya”… *Bu gün yalnızlığımı tekrar yıkadım gözyaşlarımla, temizlendi sakin sessiz masum bir sığıntı gibi ama gururlu, göz yumuşu sadece boyun eğiş değil yakarıştı sanki yarı sitemkar yarı destekkar.Yanındayım artık desteğin benim der gibi kıvrılıp sokulu verdi ne çare biz bizeyiz artık, bir kabulleniş mi bu yengiyi yoksa inkar ediş mi çaresizliği bilinmez…yalnızlığı basıp bağrıma yıkandık usulca gözyaşlarımızla…yalnızlığım ve ben artık kaldık baş başa…
Meltemce:)