bildirgec.org

Ben Olsaydım Öperdim

liquiddreams | 27 May 2009 10:05

Mariachi için yapılan eğlenceli ve bir o kadarda cesur bir internet kampanyası. Kampanyada bir adet esas oğlan ve bir adet esas kızımız bulunmakta, kızsanız erkeğin yerine, erkeksenizde kızın yerine geçiyorsunuz, sonra fotoğrafınızı yüklüyorsunuz ve artık başrolde siz kızla veya erkekle 10 saniye boyunca ateşli bir öpüşme yapıyorsunuz. Resimler yüzlere bu son teknoloji kullanılan internet kampanyasında oldukça iyi şekilde oturarak gerçekçi bir görünüm sağlıyor.

benolsaydimoperdim.com
benolsaydimoperdim.com

http://www.benolsaydimoperdim.com

suyun son hali

nicholai hel | 21 June 2007 00:39

Suya kalsa o ne yaptığını,ne olduğunu biliyor.Hep biliyor, çok biliyor had daha böyle dendiğinde de düşünmüyor hala biliyor.
Peki bilmek neyle, nasıl mümkün?:yaşanmışlıkla sınırlı kanımca.Yaşadıkca öğretiyor hayat kendini.Eskiden doğru bildiğin sonradan yanlış çıkabiliyor.Eskiden iyi olan şimdi kötü olabiliyor.
Bu yüzden bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp.İnsan yaşadıkca öğreniyor.Yeni şeyler çıktıkca karşına.
Dolayısıyla mukayese ediyoruz yaşamakla görmeyi?Ve diyoruz ki çok yaşayan mı bilir çok gezen mi?Nasıl görmeden bilebiliriz ki?Yaşamadan nasıl bileceksin düşündüklerinin nasıl deyişeceğini dönüşe bileceğini hissettiklerinin!
Su sevmiş hemde çok sevmiş.Hayat da kimsenin sevmediği kadar çok sevmiş?Bir tek o sevmiş?O da hepimiz gibi en özel, en büyük, en acı dolu aşkı kendisinin yaşadığını düşünüyor.
Benim yada sizin daha önce böyle hissetmiş olmamız önemli değil.Daha önce bunu birilerinden dinlemiş olmamızda.Nasıl olsa aksine inandıramıyacağız daha önce kendimizi ve diyerlerini inandıramadığımız gibi.Ben onu geçtim!
Peki nerden bilecek yaşamadan nasıl bilecek düşündüklerinin nasıl deyişeceğini dönüşe bileceğini hissettiklerinin!Unutmanın nasıl olduğunu nasık bilecek.Nasıl mukayese edecek yaşamadan yeniyi eskiyle?Nasıl diye bilirsin ben istemiyorum başka bişey!Yaşama o zaman!
Hepimiz en özel, en büyük, en acı dolu aşkı kendimizin yaşadığını zanlettiğimiz zaman.Bağlı değil bağlımlı oldumuzu gördük.Çünkü mutsuzluktan mutlu oluyorduk artık!Aslında acınında açısı vardı.Gene burda birnizin yorumunda okumuşdum ve söyle diyordu:
-Babama, bir sevgiliden ayrılış arifesinde:
“çok mutsuzum, kimse benim gibi acı çekemez.” dediğimi hatırlıyorum.Gülmüş, başımı okşamıştı,”geçecek”demişti. Sonra babam ölünce anladım ki, en büyük acı diye bir şey yok. Acının da acısı acısı var.
Birde bir arkadaşımdan dinlemişdim:
Babam öldüğünde okulların açılmasına bir hafta vardı.Okullar açıldı ben istanbula geldim.Epey zaman sonra annemle konuşurken o gün ilk defa kardeşimin okuluna gittiğini ve öğretmenler dahil kimsenin babamın öldüğünü bilmediklerini ve farketmediklerini söyledi.O ana kadar bunu bir tek benim yaptığımı sanıyordum dedi.
Halbuki su bunların hepsini biliyor………………………………..

Yaba Daba Du..

alttire | 19 August 2006 11:16

Yıllar geçtikten sonra tekrar oturup bir sabah Taş Devri izleyince bir tuhaf oluyor insan. Fred (ki en salağıydı devrin) bile söylediklerine inandırıyordu bizi küçükken ama bu sabah izlerken o kadar saftirik değildim. Keşke öyle olsaydım. Barny’nin her “yyyıhh yıhh yıhh” gülüşünde ben de yırtılırdım gülmekten. Bugün de ne olduysa oldu. Wilma’yı kocasının ayaklarını yıkayıp gözleme hamuru açarken, ne bileyim; “herif sen çürüttün ömrümü boynun altında kalsın.” derken düşündüm. Bety’yi Barny’ye ana avrat söverken (ki en kibarı en hanımefendisiydi) düşündüm. Ama size şunu söyleyeyim; Bu çizgi film bir Türk projesi olsaydı ve bugüne kadar da öyle devam etseydi bu saydıklarımı bugün izliyor olurduk. Fred, Wilma, Barny, Bety… İzlenirliğini sürdürmek için her Türk yapımının yaşadığı imaj değişikliğini yaşar, her çağın çocuğuna kendini yutturmak için DJNR olurdu.

Büyük Sarı Taksi

hurie | 21 February 2011 14:53

Uzun zamandır görmediğim iki eski kız arkadaşımla buluşmuştum dün akşam. Geceyi birimizin evinde bol dedikodulu pijama partisi yaparak geçirme planımızla yola çıkmıştık. Bursa maçı sebebiyle insan yağmış gibiydi sokaklar, caddeler, meydanlar. Uzak olan metro istasyonu ve kaçırdığımız otobüsten sonra, bir sonraki durağa yürümeye başladık insanlara çarpa çarpa. O kadar kalabalıktı ki çarpmamak mümkün değil. Buraya kadar herşey çok normal.

Ancak Altıparmak’ta balıkçıların yanındaki durağa geldiğimizde 5 dakikalık bir beklemeden sonra farları gözümüzü alan bir araç yanaşıyor tam önümüze. Gözlerimize inanamıyoruz önce, bu büyük sarı bir taksi çünkü. Hani eski filmlerdekinden, kenarında siyah beyaz kutucuklu şerit olanlardan. Kocaman yuvarlak farı olanlardan… Kocaman bir direksiyonu, deri koltukları olan büyük sarı bir taksi.

Dolly’nin klonlanmasının 10. yıl dönümü

voyage | 22 February 2007 17:53

10 yıl önce bu hafta 27 şubat 1997’de ilk kez bir memeli yetişkin koyundan alınan hücreyle gerçekleştirilmişti. Daha doğrusu gerçekleştirildiği dünyaya duyruldu. Çünkü dolly 5 temmuz 1996 da dünyaya gelmişti. Canlı bir hücreden başlıyor; yeterli sayıya ulaşıncaya kadar çoğalıyor daha sonra farklılaşarak kas kemik gibi dokuları oluşturuyordu. Gündeme bomba gibi düşen bu olay medyada büyük yankı uyandırmış, Sonrasında herkes bu olayın kötüye kullanılmasından korkmuş dönemin U.S başkanı bill clinton olayın etik açıdan sorgulanmasını istemişti.

Peki klonlamadaki amaç neydi? Araştırmada kullanılan hayvanların birbirinin aynısı olması sağlanarak hayvanlar arasındaki farklılıkların deney sonucuna etkimemesini sağlamak, nesli tükenmekte olan hayvanları yeniden çoğaltmak ve tedavi amaçlı hastaya özel doku üretmek. Peki ya insan klonlama… Dolly nin ilanından itibaren gazeteler ve dergiler eskiden yaşamış bazı ünlülerin yada bi yakınını kaybedenlerin yakınını klonlaması gibi önerilerle onlarca yazı yazdı. Gerçekte ise Dolly annesinin (genetik annesinin) %100 kopyası değildi. Sadece aynı hücre çekirdeği DNA sını paylaşıyorlardı. Büyüdüğü genetik ortam tamamen farklıydı. Genler ise bulundukları ortamla sürekli olarak diyalog halindedir. Şimdi dolly yok dollyden sonra klonlanan Traccy’nin yavruları var. Bu yavuruların sütünden elde edilecek AAT enzimi kliniklerde deneyler yapılıyor. Üretilecek olan ilacın bu sene sonunda piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Ultra İnce Küçük MicroSD Kart Okuyucu

TechnoHayat | 02 August 2007 09:40

Ultra Ufak Kart Okuyucu
Ultra İfak Kart Okuyucu

Yine Brandofirmasının bizlere sunduğu bu ultra ince kart okuyucu ile birçok telefonda standart haline gelen microsd kartlarımızı sorunsuzca bilgisayara tanıtma imkanı veriyor. Ayrıca içine takılabilecek bir 2gb’ lık microsd kart ile yine ufacık bir usb stick elde etme imkanımız oluyor.

Anahtarlık Modunda
Anahtarlık Modunda

Ürün aynı zamanda anahtarlık veya telefon süsü olarak da kullanılabildiği için taşıma ve kaybolma sorunu da oluşturmamakta. Telefonum çizilir diye düşünenler için ufak usb kapakları ile metal aksanını kapattığınız sürece bu tehlikenin de önüne geçmek mümkün.

Tetris oyunu PC’den çıkıp evlerimize geliyor..

ceteleci | 19 December 2007 11:49

Bir zamanların en büyük bilgisayar oyunu çılgınlığı olan tetris artık 3 boyutlu formatıyla oyuncak dünyasındaki yerini alıyor. Bilindiği üzere Tetris oyunu kısa zamanda problem çözme yeteneğinin gelişmesine yarar sağlıyor, BoardGames.com,Inc. tarafından üretilen oyuncak tam 9839 farklı çözümü ile çocuklarında beyin gelişimine büyük faydalar sağlayacağı düşünülüyor. Piyasa değeri $19.95 olan bu ürün için ayrıntlı bilgiler için buraya ve şuraya tıklayabilirsiniz.