bildirgec.org

Özel mama Kaşığı

hozer33 | 07 December 2010 19:00

Her gün yeni bir icadla karşılaştıgımız şu günlerde bu icadlara bir yenisini eklemek istedim.

Küçük çoçuklar için üretilmiş bu özel bebe kaşıgı,
ne kadar kullanışlı olacagı tartışılır ama bazı hanımların elinden düşüremeyecegini düşünüyorum

basit bir mekanizması olan kaşıgın şurada farklı resimleri ve daha fazla bilgi var

oyak’ın satışa getirilişi

kalamara | 02 July 2007 16:56

OYAK HERKESİN AZ ÇOK BİLDİĞİ GİBİ KAMUOYU TARAFINDAN EN SON ERDEMİR FABRİKASINI ALARAK ( SEVİNMİŞTİK YERLİ MALI YABANCIYA GİTMEDİ DİYE …) GÖNÜLLERDE ADETA TAHT KURAN BİR KURULUŞTU!!!!
AMA ŞİMDİ GELİN GÖRÜN DÜNYAYI YÖNETENLERE HİZMET EDENLER TARAFINDAN MI BİLİNMEZ OYAK HOLLANDALILARA SATILACAKMIŞ…
DOLAYISIYLA ASKERİ BİR KAYIP OLARAK GÖRÜLECEKTİR BU…
ALLAH ISLAH ETSİN SATANLARI..
DAHA ÖNCEDE ZORLU GRUBU DENİZBANKI SATMIŞTI.. DEMEK PARAYA SIKIŞTILAR!!!!!
ŞU SIRALARDADA KOÇ HOLDİNG MİGROSU SATIYOR!!!
PETKİM
TELEKOM
TÜPRAŞ
DERKEN
BİR
BAKMIŞIZ
URANYUM
BOR
ALTIN( NAZİ ALTINLARI ) DA GİTMİŞ
HAYIRLI OLSUN….
SESSİZ KALANLARA BİR ÇİFT SÖZÜM VAR:
ATV DE ALİYE Yİ KAÇIRMAYANLARA:
A LİYE, BLİYE C LİYE
İ Y İ U Y K U L A R TÜRKİYE
TÜRKİYEMİZE NE OLUYOR?

KEDİM

| 23 October 2007 22:04

Tüyleri beyaz, bakışları çok masum, sanki elimi sık dermiş gibi bir patisi diğerinden daha yukarıda olan kedim… Babam onu ona çok kırıldığım birgün getirmişti. Böyle bir kedi daha önce hiç görmemiştim. Eskiden kartopu vardı. Babam onu daha 4 yaşındayken doğum günümde almıştı bana. Nasıl yaktığımı hatırlamadığım yanık patisi için ne masallar uydurmuştum minik aklımda. Şimdiyse bu kedi. Henüz bir isim bulamadım. Doğrusu bir isim aramadım.
Kedilerden korkarım ben. Aslında çok severim ama elim kemiklerine değdiği zaman çıldırırım. O yüzden hiç gerçek bir kedim olmadı. Zaten alerjim var, olamaz da. Küçükken terasımıza gelen kediyi çok severdim. O zaman korkmuyordum ama her yerimde yara çıkmıştı. Alerjim varmış…

Kedimin resmini gören gerçek sanıyor. Bakışları aynı gerçek bir kedi gibi. Kedilerden korkmamayı öyle çok isterdim ki. Bayılıyorum onlara. Ama elimde olmayan bir korku var içimde. Dokunamıyorum, uzaktan sevmekle yetiniyorum.
Odamda tek hayvan kedim değil. Bir de kuzum var, ona “zuzu” diyorum. Zuzumu da çok seviyorum. Çok sevmiştim onu ilk aldığımda. Ama tüyleri o kadar güzel değil.

Kedimin tüyleri çok başka. Bazen geceleri onu da alıyorum yatarken. Rahatlatıcı tüyleri var kedimin. Dokunduğunuz zaman bütün negatifliğinizi alacakmış gibi. Ben dokununca sinirliysem rahatlıyor beni benim cefakar kediciğim.

Bu aralar adet edindim onunla yatmayı. Gece rahatlamak için koyuyorum onu karnıma. Sonra elimi başından sırtına doğru indiriyorum. Kuyruğuna geldiğimde sanki bütün kötülükleri atmış oluyorum üstümden.Uykuya dalana kadar onu okşuyorum. Tüylerinin arasında parmaklarımı gezdiriyorum. Ben kedişimi çok seviyorummmmmmm…

Gelecek 50 yıl

nihilanth | 14 April 2007 13:32

Dünyanın önde gelen bilim adamları “Gelecek 50 yıl” adlı kitapta gelecekte neler olacak ve olmayacağını yazmışlar.

kitabın arka sayfasından :

Bilim müthiş bir hızla ilerliyor. Acaba bu ilerleme önümüzdeki 50 yılda neler getirecek?
Bu değişiklikler günlük yaşamımızı nasıl etkileyecek? Amerikanın en önemli popüler bilim yazarı John Brockman, Gelecek 50 yıl’da alanlarında önde gelen 25 bilimciyi biraraya getirerek bilim geleceğini tartışmaya açıyor.

kitapta neler var? (konu başlıkları)

Korsanlık geleneği

kopanisti | 27 January 2007 14:59

Korsanlık ve yağmacılık her devirde olmuştur. Bahsedeceğim olayın da bir geçmişi var. Tesadüfen oluşan bir durumun, yağmacılığa ve belki de korsanlığa dönüşerek günümüze kadar nasıl ulaştığını anlatıyor.

Olayımız İngiltere’nin batı kıyıları ve özellikle Devon isimli kıyı kasabasında geçiyor. Buradaki insanlar yüzyıllar önce kıyılarda ateşler yakarlarmış. Gecenin karanlığında fırtınalı havalarda, gökyüzü delinmiş halde yağmurlar yağarken, göz gözü görmez haldeyken, gemi kaptanları kıyıdaki bu ateşleri fener zannederler ve olumsuz koşullardan kurtulmak için teknelerini oraya yaklaştırmaya çalışırlarmış. Kurtulma ümidiyle kıyıya çok yaklaşan gemiler, kayalıklara bindirir, paramparça olur, kaptan suratı şallak mallak vaziyette teknesini mi kurtarsın, malları mı kurtarsın ne yaptığını bilmez halde debelenirmiş. Canını kurtarmak isteyen denizciler kendilerini kıyıya zor atar, yaralı maralı sağ kalmaya çalışırlarmış. Ertesi sabah da buranın halkı kıyıya vuran malları görüp, bunlarda nereden geldi diye şaşırıp ama yine de sahibi kimdir, nedir ne değildir diye araştırmadan toplamaya koyulurmuş.

Gel zaman git zaman bunun gerçek nedenin kıyıda yaktıkları ateşleri fener zanneden gemilerin parçalanmaları sonucunda olduğunu idrak etmişler ancak tıspıs olmuşlar, ses seda çıkarmadan biraz da salağa yatarak bu durumlarını devam ettirip denizden gelen mallarla günlerini gün etmişler, yağmacılıkları had safhaya ulaşmış, sağ kalan tayfalar bunların ellerine düşmemek için anında toz olup canlarını kurtarmaya bakmışlar. Böylece yaşamlarını sürdürmüşler mutlu mesut yaşamışlar. Modern zamanlarda unutulan bu gelenek gel zaman git zaman babaların çocuklarına anlattıkları birer şehir efsanesi halini almış.
Tarihlerinden bir parça olan bu anılarını, tarihlerini dürüstçe yansıtabilmek, eski günlerden dem vurabilmek ve belki de gelen turistlere biraz da eğlencelik bişeyler sunabilmek adına Deniz Yağmacılığının müzesini bile kurmuşlar. Burada yağmalanan eşyalardan birçoğunu da sergilemişler.

request.form(“hale”)

tekteker | 10 October 2003 00:40

Yıllar geçmiş aradan. 32 yıllık şu kısa hayatımdan 4 yıl geçmiş. O yanımda olmadan. Zaten ne kadar yanında olabildim ki. Ne kadar aptalım. Neden istediği zaman yanında olamadım. Peki ondan ayrılınca neden çareyi bir an önce başkalarında aradım. Bu dört yıl boyunca sanırım kendimi kandırdım. Bu dört yılın ilk bir ayını ona dönebilmek için neden harcamadım? Bu hale gelmek bana bir ceza mı? Peki insan nasıl böylesine kaybolabilir? Bütün e-mail adresleri, icq, msn nickleri yok olabilir? Cep telefon numarası değişebilir? Oturduğu ev, arabası, işi bir ipucu bırakmaz? Peki bu benim aptallığım değil de nedir ki bir tane bile ortak arkadaşımız olmaz? Ben de bir tane bile resimi olmamasına ne denir? Mavişim neredesin?