bildirgec.org

Facebook tasarımını yeniliyor

admin | 21 January 2010 13:09

2009’un en popüler sosyal medya platformu olan Facebook son günlerde yeniden tasarımının yenilenmesi üzerinde çalışıyor. Bazı kullanıcılarda, arama çubuğunu ortalayarak ön plana almış. Geçtiğimiz aylarda site içi aramasını gerçek zamanlı hale getiren Facebook, bu özelliğin göz önünde bulunmasını istiyor.

Allta bulunan navigasyon menüsünde büyük değişiklikler yapılmış durumda. Yeni menü tasarımında hesap ve gizlilik ayarları tek bir açılır menü altında toplanmış ve diğer bağlantılar ile birlikte sağa kaydırılarak ufaltılmış.

Sol üstte bulunan Facebook logosunun yanına ise arkadaşlık istekleri, bildirimler ve mesajlar ile ilgili ikonlar yerleştirilmiş.

En altta solda yer alan sık kullanılanlar bölümü ise sol tarafa kaydırılmış. Sağ altta ise sadece anlık mesajlaşma bulunuyor ve eski boyutlarına göre oldukça küçültülmüş. En alt satırda sağ tarafa dayalı duran anlık mesajlaşma aynı yerinde bulunurken, bildirimler kutusu kaydırılmış.

çırıl çıplak,etten kandan bir kadın…

koza 68 | 23 May 2007 15:17

Ergenlikten yeni çıktığım dönemler…O güne kadar yaşadığım en kötü yılbaşı gecesi….
Kız arkadaşım çıkamıyor, planlarımız yatık…evde oturmak kabus…
En kızgın, en asi en şımarık olduğum dönemler…her şey öylesine can sıkıcı öylesine anlamsız ki…
Led zeppeline dinleyip, evdeki tüm kapıları bizimkilerin suratına çarparcasına vurup,kendimi sokağa attım…erenköy’den, kadıköy’e kadar rotasız yürüdüm…reks sineması sokağından bir bira alıp kendimi sinemaya attım…
Film başlamış…ne oynadığı ne olup bittiği umurumda bile değil…yer göstericinin, ışık tuttuğu koltuğa gıcıklık olsun diye oturmadım…zaten sinemada yirmi otuz kişi ,ya var ya yok…biramı içip uyumayı düşünüyorum….
Koltuk gıcırtıları ile uyandığımda antrakt olduğunu anlayıp, fuaye ye çıktım, iki çikolata alıp, masalardan birine oturdum…ikinci yarıda da kestirmeyi düşünüyorum…
…………………..,
Annem yaşlarında, tahmin ettiğim kısa kürk mantolu kadının biri ,usulca karşıma oturup, gazetesini karıştırmaya başlıyor…sayfaları öyle hızlı çeviriyor ki, ne aradığını anlamıyorum…üstelik kadın öyle hızlı hareketler yapıyor ki, bir yandan sigarasını içiyor, bir yandan çantasında bir şeyler arıyor, bir yandan da elindeki cumhuriyet gazetesini hışır hışır çevirip duruyor…gıcık oluyorum kadına…çikolatamı bitirmeye çalışıyorum…

………………………
“ damak ha? Hiç sevmem “ kadın bunu söylerken bütün dikkatiyle beni inceliyor…
………………..
“ biz yiyemiyoruz kilo falan işte”
“isterseniz bi parça alın teyze”
………………….
başındaki bereyi, çıkartıp omuzlarına kadar inen saçlarını ensesinde topluyor…
“senin canın sıkkın di mi?…benim de canım sıkkın biliyo musun?”
dikkatimi çeken şey; kadının beresini çıkarttıktan sonraki görüntüsü ve ses tonu…yaşını bir türlü kestiremiyorum…annemden çok genç olabilir…nasıl hitap edeceğimi şaşırdım…
“evet biraz sıkkın, bira içtim geçmedi”
“çukulata da geçirmez ama!” bunu söylerken öyle şirinki, o dağınık, annem benzeri kadın gitmiş yerine arkadaş olmak için yanıp tutuşan biri var sanki…
“ bak sana bir teklifim var, bende filmi tutmadım gel sana bira ısmarlıyim ne dersin?”
ulan karı bizi keklemeye mi çalışıyor ne ?,annemin arkadaşlarından biri olabilir mi?…
“tamam çıkalım”
o an hiç beklemediğim bişey yapıyor,ben montumun fermuarını çekerken o yakalarıma kendince şekil yapmaya çalışıyor…
“bak böyle daha hoş oldu”
dışarda hava buz gibi, yanımda kürk mantolu bir kadın…of ya ayşenur of ya….
…………………….

İnci ; Pera’da, madam olga’nın bale okulunda eğitmen, saint joseph mezunu,moda’da yalnız yaşıyor…otuziki yaşında imiş…
O’nu oturduğum yerden, izliyorum…orta boylu, omuzlarına dökülen siyah saçları, incecik parmakları ile kürk’lü halinden çok farklı…O’nu sanki bir büyütecin arkasından izliyorum..ilk kez çıplak gördüğüm kadın,aynadan beni kesiyor, gülümsüyor…neler yapmam gerektiğini kestiremiyorum…şimdi de küçücük karnı ve onun ortasına derine gömülmüş göbeği ile karşımda duruyor…
……………………
Bir yıl boyunca hep kışkırtıcı şeyler yaptı…sanki beni yeni açlıklara sürüklemek isteyen hesaplı bir tavır içinde oldu…sırf benim için saçlarını kısa kestirdi…
Beni öylesine ustaca öylesine soğukkanlı idare etti ki on dokuzuma gelinceye kadar o’nu terk etmeyi bir an düşünmedim…
…………………
“ o filmi ikinci kez izledim biliyor musun?” yanında geçirdiğim ilk geceydi bunu söylerken..
“amma saçma” dedim
“kes, saçma falan diil”
“adını bile bilmiyorum filmin ya! “ dedim
“la picine “
“orda ki adamın gençliğine benziyorsun haberin var mı?”
“tamam boşver filmi hadi bi daha” dedim
“hayır canım, kahveden sonra hemen sevişilmez, biraz uyunur ondan sonra tamam mı? “
…………………….
onun yanında kim olduğumu unutup, henüz dünyayı,ufku,dostluğu,aşkı,yeni öğrenen bir çocuk gibi hissedecektim kendimi…Onunla en derin mağaralara kadar girecek ama hiçbir zaman sonuna kadar gidemeyecektim…Beni bırakıp fransaya yerleştiğinde,ondan bana kalan şeyler,Beni kendine çeken,tanımadığım ülkelerde gezdiren ve adı sanı bilinmeyen, zaman ölçüsüne vurulamayan bir “kadın” kalacaktı….
“artık uçma zamanın bebişim” diyebilen bir ” cesur yürek” kadın…

enemy yollarda (sms!)

enemy | 21 October 2002 10:17

enemy yollarda.edirne’ye gidiyorum.havasini,suyunu ozlemisim be.oh oh.felekten 2 gun calacagiz 🙂 edirne’den haberler devam edecek…[smsim]

“Çakılı yıldız”

koza86 | 05 February 2009 11:48

zaruri bir orta oyununun,
en zaruri dekoru,
“çakılı yıldız”,
anaksimenes puştu haltetmiş,
gökyüzüne asılı değil ki meret,
tam kalbime isabet..
anaksimenes halt etmiş,
güneşde yaprak gibi yamyassı imiş,
dik olacaksın ki çapı göresin ahmak!
yasa böyle imiş..
tasavvurun hükmü..
imdi,
komuşum yasasına hükmün,

Kendimi kentten kente taşıyorum
balı tatmasan,
illaki incir dersin,

ölümü tatmadan
hayat, hayat kandırmaz mı seni,
beni taşıyan kısraklar
yaramaz,uslu atlar,
burada iniyorum,
son durak yazan yerde,
“çakılı yıldız” da..

Ahtapot kutuya girerse

koskun | 10 July 2010 15:24

Son günlerde,bütün dünyada,ortak ilgi konusu,dünya kupaları olsa gerek. İş yerlerinde bile,maçları seyretmek için patrondan izin bile alan yok. Nasıl olsa milletin aklı orada.

Dünya kupası finali geldi çattı.Yarın oynanacak. (ben bu yazıyı yazarken tarih 10 temmuz 2010 idi ). Yalnız,kupayla birlikte,başka bir şey daha meşhur oldu. Kahramanımız ahtapot Paul. İçine girdiği kutu hangi ülkeye ait ise,o ülke maçı kazanmış.

Bu ahtapotumuz,bankaların,bahis firmalarının,maçlara kafa yorup analizini yapan bütün insanların tahminlerini alt-üst etti. Son yaptığı tahminlerle ise,bahis oranlarını bile değiştirdi. Buraya kadar her şey normal diyelim,aslında normal değil de,ben başka bir şeyden daha bahsetmek için normal dedim.