bildirgec.org

woofwoof

9 yıl önce üye olmuş, 37 yazı yazmış. 59 yorum yazmış.

ABD’nin gözde işkencesi: Waterboarding

woofwoof | 26 January 2008 15:37

Geçtiğimiz günlerde Amerika’da bolca tartışma konusu olan, kanallarda birçok CIA emeklisi ve mağdurun boy göstermesine neden olan ve sonunda yasaklanan bir sorgulama yöntemi (yetkililere göre) waterboarding. Bakınız nasıl da yemek tarifi verir gibi rahat anlatıyor asker abim olayı! Ne kadar sevimli değil mi? Gördüğünüz gibi yöntemi uygulamak çok basit. Maktülü sabit bir şeye sıkı sıkı bağlamanız, gözlerini kapatmanız, ağzına bir havlu tıkıştırmanız ve havlunun üzerine yavaş yavaş su dökmeniz yeterli. Ha bir de “susadın mı?” gibisinden dalga geçebilecek kadar insanlıktan çıkmış olmanız gerekiyor. Sonuçta maktül kendini boğuluyor gibi hissediyor, debeleniyor. Uzmanlar yöntemin kalp krizine ve panik ataklara yol açabildiğini söylüyor.

1968, Vietnam
1968, Vietnam

Aslında yüzyıllardır uygulanıyormuş da bu işkence haberimiz yokmuş. 1500lerde İtalyanlar, 2. Dünya Savaşı’nda Japonlar ve Gestapo, 1970lerde Kamboçya’da Khmer Rouge, Vietnam’da ABD… Peki ne oldu da su yüzüne çıktı? Birçok raporda ABD’nin 2001’den beri yürüttüğü “Terörle Savaş” kapsamında yakaladığı sanıkları konuşturmak için bu yönteme başvurduğu yazmaya başladı. Ancak bunlar zaman zaman konuşulsa da konuşanlar bir güzel susturuldu. 2005 sonlarında CIA bu işi gizli yapmaktan sıkılmış olacak ki, bu yöntemi onaylı “geliştirilmiş sorgulama yöntemleri” listesine koydu.

Onlar bunun iyi bir sorgulama tekniği olduğunu düşünmekteydi. Asıl bomba 24 Ekim 2006’da Busht’un yardımcısı Dick Cheney‘in muhafazakar bir radyoda, sunucunun “eğer suya batırmak hayat kurtaracaksa, bunu yapmak için fazla düşünmeye gerek yok değil mi?” sorusunu onaylamasıyla patladı. O röportajda cheney, yöntemi övücü söylemlerde bulunmuştu. Bunun üzerine insan hakları ayaklandı. Beyaz Saray kem küm etse de medya olayın üzerine gitti ve sonunda yöntemin yasaklanmasını sağladı. Tabii bunda El Kaide yöneticilerinden Khalid Sheikh Mohammed‘in sorgusunda yöntemin kullanıldığının birçok kaynak tarafından açıklanması da etkili oldu. Bir CIA yetkilisi böyle bir adamın bile yaklaşık 2.5 dk gibi kısa bir sürede konuştuğunu açıkladı. Emekli ajan Kiriakou da Ebu Zübeyde’nin 35 saniyede bülbül gibi şakıdığını söylemişti. Amerika’nın yöntemi neden bu kadar sevdiği ortada.

Bir Rüya Gerçek Oldu – Motorola DynaTAC 8000X

woofwoof | 30 November 2007 01:49

Martin Cooper ilk taşınabilir telefon konuşmasını yaptığından beri henüz 10 sene geçmişken rüya gerçek oldu. Artık 3995 $ ödeyen her Amerikalı telefonunu nereye giderse oraya taşıyabilecek. Milenyumun icadı yalnızca 794 gram ağırlığında ve bir kez şarj etmeyle tam yarım saatlik konuşma sağlıyor. 300x44x89mm ölçülerindeki mucize aletin özellikleri ise şöyle: arama yapma, konuşma ve dinleme.” şeklinde verilebilirdi bu haber, şayet o zaman zamazing olsaydı.

Martin Cooper
Martin Cooper

Hikayeyi başından alacak olursak; herşey 1947’de AT&T‘nin araştırma bölümü olan Bell Laboratuvarları‘nda mobil görüşme fikrinin ortaya çıkmasıyla başladı. Ancak rakip firma Motorola hemen akabinde Cooper’ı göreve getirdi (1954). Proje başkanı Cooper ne yaptı etti bu projeyi Bell’den önce hayata geçirmeyi başardı ve 3 Nisan 1973’te Manhattan Hilton yakınlarında dikilerek ilk mobil görüşmesini Bell Lab.’ın araştırma başkanı Joel Engel ile yaptı. Engel için ne kadar acı olsa gerek. 1983’e kadarki dönemde firma kuleler ve altyapı binaları inşa etmekle uğraştı ve nihayet toplam 100 milyon $’lık bir harcamayla DynaTAC piyasaya sürüldü.

“…Şimdilik yalnızca sınırlı görüşme alanı bulan bu aygıtı bakalım güzel ülkemizde ne zaman görebileceğiz.”

Kırmızı Bir Ataş Nasıl Ev Oldu

woofwoof | 28 November 2007 09:08

İnterneti ve aklını kullanarak zengin olanların sayısı az değil. Kyle MacDonald‘ı ise bu kişilerden ayıran bir fark var. O zengin olmayı değil, yalnızca bir ev sahibi olmayı hayal etti.

one red paperclip” isimli blogunu 12 Temmuz 2005’te başlattı. İlk mesajı çok basitti. Elinde kırmızı bir ataş vardı ve bunu daha değerli veya daha büyük herhangi bir şeyle takas etmek istiyordu. Takası yapacağına söz verenin yanına nerede olduğunu hiç önemsemeden gidecekti. Bir takas zinciri kurup bir ev, ada veya bir ada üzerinde ev sahibi olmak istediğini söyledi.

Kyle MacDonald
Kyle MacDonald

İlk takası sonunda balık şeklinde bir kalem aldı. Onu eve götüren sonraki takasları sırasıyla şöyle:
kapıkolu – alet çantası – jeneratör – fıçı bira ve ışıklı tabeladan oluşan çabuk parti seti (bunu görmeniz lazım) – kar motorsikleti – Yahk‘a kayak tatili – karavan – albüm kontratı – phoenix’te bir sene lüks bir evde konaklama – alice cooper ile akşam yemeği – kiss snowglobe – bir filmde rol alma – ve sonunda 11 Temmuz 2006’da Kanada’da bir EV.

Aldığı ev
Aldığı ev

Tabii bu sırada ünlü olmayı da ihmal etmedi. TV kanallarına çıktı, röportajlar verdi, hakkında yazılar yazıldı.
Bir de kitap yazdı.

Seni Bıraktığım Şehir

woofwoof | 26 November 2007 22:07

üniversiteyi okuduğum şehirde bıraktım en büyük aşkımı
aynı zamanda umut etmeyi, heveslenmeyi, sabırsızlanmayı

şehri güzel yapan içinde yaşadığın insanmış belledim, anladım
kadrin kıymetin bilemeden içine ettim de ayrılırken afalladım

yelkeni saldım rüzgara; karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenirmiş dünya diye
rüzgarın yönünü değiştirmeye çalışmayı bıraktım ben o şehirde

üstümden ne heyecanlar geçmiş olacak ki, kaldıramadım kafamı görmeye güzelin cemalini
dün boktum, bugün koktum misali olgunlaştım saydım durgunlaşmayı

Elektro Konvulsif Tedavi (EKT)

woofwoof | 20 November 2007 19:37

Requiem for a Dream‘i izleyenler Ellen Burstyn‘in Oscar’ı hakeden oyunculuğuyla canlandırdığı Sara Goldfarb karakterini ve karakterin bilinçsizce habire yuttuğu speed haplarının etkisiyle sıyırıp nasıl elektroşok tedavisine maruz kaldığını hatırlayacaktır (Bu sahneler akıl yetkinliği olmayanlara tavsiye edilmemekle beraber şuradan ve şuradan izlenebilir (18+)).
İşkence olup olmadığı tartışıladursun, tıbbi adıyla Elektro Konvulsif Tedavi (EKT) 1940 – 50lerden beri major depresyon, mani, bipolar bozukluk, şizofreni, deliryum gibi hastalıkların tedavisinde yaygın şekilde kullanılmaktadır. Genellikle anti-depresanlara cevap vermeyen veya (haplardan çok daha hızlı ve kesin bir yöntem olduğundan) intihara meyilli hastalara uygulanmaktadır. İşlemin temeli beyine elektrik verilmesidir. Bu sayede hastaya bir nevi epileptik nöbet geçirtilmekte ve depresif durum ortadan kaldırılmaktadır. Olan bitenin gerçek şekli kesin olmamakla birlikte, beyinde, anti-depresanların yarattığından çok daha fazla, çeşitli biyokimyasal değişimlerin gerçekleştiği kabul edilmektedir. Elektrik verme işlemi iki adet elektrod ile yapılır. 90lardaki gelişmelerle, beyin ısısındaki artış çok az olduğundan beyin dokusuna bir zarar gelmediği literatürde mevcuttur. Tedavinin bir kürü genellikle haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 6-12 uygulamadır.

Günümüzde anestezi ve kas gevşetici uygulanması zorunluluğu, yöntemin anestezisiz, ceza veya işkence olarak kullanılmasını engelleyememiştir. Yöntem ne kadar etkili, sonuçları ne kadar parlak olsa da (vakaların %90’ında belirli bir düzelme) One Flew Over the Cuckoo’s Nest filminde söylendiği gibi yıllarca akıl hastanelerinde cezalandırma ve kontol etme amaçlı suistimal edilmiştir ve hala sorgulanmaktadır. Modern uygulamalarda hasta veya vasisinin onayı gerekmektedir ancak bazı durumlarda rızanız olmadan da yapılabilmektedir.

Yöntemin en ilginç tarafı akut yan etki olarak bellek kayıplarına yol açabilmesidir. Hasta hem uygulamadan haftalar veya aylar öncesine ait olayları hatırlayamayabilir hem de uygulamadan sonra olayları uzun süreli hafızaya atamayabilir. Ancak bu durum yöntemi bir hafıza silme yöntemi yapmaz. Zira bu bellek kayıpları uzun dönemli değildir. Genellikle de ufak tefek şeylerin hatırlanmamasına yol açmaktadır. Hafızasını silmek isteyenler için üzücü ancak merak etmeyin yakında şu haplar ile bu da mümkün olacak (ayrıca bkz.).

8GB iRiver Clix 2

woofwoof | 10 July 2007 21:38

iRiver firması geçtiğimiz sene ilk Clix serisi MP3/MP4 çaları piyasaya sürmüştü. Ardından göz alıcı Clix 2 ve Clix 2 Rhapsody geldi. Clix 2’nin 4gb’lık modeli çıktığından beri daha 3 ay geçmemişken, firma şimdi de 8gb’lık Clix 2‘yi piyasaya sürüyor. 11 Temmuz’da Kore’de çıkacak ürünün özelliklerinin piyasadaki mevcut Clix 2lerden çok farklı olmayacağı tahmin ediliyor.
Clix 2’nin Parlak 2.2-inç AMOLED 262k renkli ekranında 5 saat boyunca 15 fps video izlenebiliyor. Ayrıca 24 saat müzik dinleme imkanı, FM radyo, ses kayıt, metin gösterimi, SRS WOV gibi özellikler taşıyor.