bildirgec.org

321ksd

9 yıl önce üye olmuş, 14 yazı yazmış. 637 yorum yazmış.

Askerlik Anılarım 5

321ksd | 23 November 2009 12:33

Bir süre takıldım. Bak yine bugünü anlatıyorum. Olsun. Boşver. Bir arkadaşın oradan attığı lafa binaen bir süre muhabbet ettim. Fakat bu muhabbet içime sinmedi. Çünkü buraya bunun için gelmemiştim. Bir anda yalnızlığımla yüzleşmek istedim ve tekrar arkadaşın peşinden gittiği yeni yere gittim. Askeri gazino yemekhanenin altında, bodrumda bir yer. Yaklaşık 500 kişilik bir salon. Bir büyük tv bir masa tenisi masası, bolca sandalye ve yeter miktar masa. Tabi yine bir usta askerin elinde kumanda. Tv de bir klip kanalı izleyemedim. Pinpon oynayanları izledim. Tabi bu sefer arkadaşım yanımdaydı. Artık yalnızlığımı yenmiştim. Ben kazanmıştım. Pinpon oyunu da bitti. Hala yenemediğim bazı şeyler vardı. Arkadaşla dışarı çıktık. Bundan sonrasında pek bir şey olmadı. Ama öncesinde olanlar çok.Geçen gün rütbeli bir asker geldi. Sanırım yüzbaşıydı. Askerlikle ilgili türkiyeyle ilgili memleketin iç ve dış düşmanlarıyla ilgili izahatlarda bulundu. Bazı sözleri ilginçti. Mesela bizim yani tsk nın siyasetle hiçbir ilişiği olamaz çünkü biz siyaset üstü bir kavramız sözü. Yani bu söz bana epey mantıksız geldi. Çünkü bir şeyin üstü olmak o şeyin senin altın olmanı ve onun senin komutunda olması demek değil mi? Yani eğer tsk. Siyasetin üstünde bir kurumsa pekala siyasete karışabilmeliydi. Ki öylede yapmıyormuydu zaten.Bir diğeri ise hiçbir özel veya ekstra eğitim almamamıza rağmen komutanın; “burada yaşadıklarımız istihbari bilgiler içerir ve ülkemizin düşmanlarının ilgisini çekebilir bu nedenle buradaki olay ve yaşantıyı kimseye anlatmayınız.” Buna pek bir mana veremedim. Ama yine her söylemden mana çıkarmaya çalışan beynim bundan da sanırım, askeriye hakkında olumsuz düşünceler sivil hayata sızmamalı gibi bir mana çıkardı. Belki şu da söylenebilir. Komutan, yani o anki komutanların bile komutanı olan sanırım yüzbaşı, askeriye olarak Çanakkale ve şehitler ruhunun tekrar canlanması için Turgut özakman’ın “diriliş” kitabını tavsiye ettiklerini ve anlaştıkları bir kitabevinden 14 ytl ye herkesin almasını istedi. Tabi gidip biz alamayacaktık sadece parayı verecektik ve onlar bize getireceklerdi.

İpim Sen’de kaldı

321ksd | 02 December 2008 15:08

Aşk,
Pencerenin sivri köşesi, apansız kalkışlarda sırtıma saplanıveren.
Umut,
Bir hastane kapısında, eli ağzında beklemek beyaz önlüklüden beyaz haberi.
Sevgi,
Dışın ısınamadığı zaman dahi içini ısıtan yün yumağı.
Nefret,
Karanlık yolda pusu kurmuş köpek, yandaşlarının yardımıyla alevlenmiş.
Beklemek,
Yaşadığın her anı, her saniyesini yudumlar gibi yaşayarak.
Kavuşmak,
?
Kavuşamamak,
o anın hangi an olduğunu bilmeden, sadece beklenene odaklanılan.
Zaman,
Tüm bunların ipini eline almış oynatan,
Şikayet,
kukla oyunundaydım, iplerimden şikayet ederken ipsiz kaldım, kıpırdamıyor hiçbir yerim.
ben,
şimdi bir fiilin keşfedilmemiş haliyim, yüklemlere yüklediğim manalar öznelerimi yönlendirir oldu. cümlelerim hepsi devrik, tıpkı yaşamım gibi. kelimeler eksik, hayatın klavyesinden gözümü çevirdim çevireli.

Askerlik Anılarım 4

321ksd | 29 November 2008 08:48

çaycı asker “senden sonrakilere yok” deyiverdi. o kadar acele söyledi ki sanırım ben de “çay yok” sözünden sonra o kadar çabuk göstermiştim yüzümü. artık benden sonrakilere çay yoktu. çaycı tekrar “arka sıradakinlere de söyleyin” dedi. ben de çaycıya yardımcı olmak için arkama döndüm ve “arkadaşlar çay yok” diye birkaç kez söyledim. benim çayı da sonunda verdi. demir levha sonunda kapandı. defteri açtım ve yazmak istedim fakat yazamazdım çünkü yemin törenlerinin izlendiği tribündeydim ve çayımı insanın oturmasına göre yapılmış olan eğimli stadyum oturaklarına koyamıyordum. yine de yazmayı bırakmamak için çayı sol elime aldım. aslında bu tür durumlar için sol elime yazmayı öğretmek üzere çok talim yaptırmıştım. fakat beceriksiz elim yine yapamadı. bu arada beceriksiz olanın kendim olduğunu hissettim. çünkü elin elden üstünlüğü yoktu. sağ elle yazmaya başladım. sol elle de çayımı tutmaya. saniye geçmeden plastik bardağın içindeki sıcaklığın dışına yani elime geçtiğini hissettmeye başladım. işte bu nedenle bu bardak bu çayı çabuk soğutuyordu. tuhaf bir şekilde insan için de bu geçerliydi. içindekileri dışına yansıttıkça için boşalıyordu. bir anda basitleşiyor ve bayağılaşıyordu. normal bir şekilde kainat için de geçerliydi. bu madenler ve yeraltı kaynakları gün yüzüne çıktıkça azalıyordu. o zaman insan içine yatırım devamlı yatırım yapmalıydı.Henüz dördüncü kelimeyi yazarken elimin acısı dayanılmaz hale gelmişti. çayı diğer elime aldım ve zaten dışından daha soğuk olan çayı bir kaç yudumda içtim bitirdim.Aslında gün gün yazmak isterdim bu hatıratımı. istemeden bu güne geldim. çünkü duyumsamalarımı hatırlamıyorum. artık sadece bazı pırıltılar var kafamda bazı yüzler, bazı sesler, bazı hareketler.Bir süre tıkandım şimdi yazamadım. karşıdaki yeşillik araziden sallana sallana eşofmanlar içinde geçen 3 askere gözüm takılmış, farkında değilim. merdivenden indi askerler ve kale direğinin hemen arkasından geçerken bir anda bir kaç gündür kafama takılan bir soru(n) kafamda çözülüverdi. niye yalnızdım. 3 bin kişinin yaşadığı yerde o kadar kendimi yalnız hissediyordum ki. aslında hemen hemen herkesle konuşmama, bir ihtiyacı olan herkese yardım etmeme rağmen kendimi yalnız hissediyordum. bir dakika bir arkadaşımı gördüm. demin ki askerlerin geldiği yeşilliklere doğru gidiyor. ben de gidicem…Şimdi o yeşilliklerde bir ağacın altındayım. peki niye arkadaşlarla konuşmaktansa yazıyorum çünkü yine aynı kadere maruzum. arkadaş epey kalabalık bir gruba katılmış ve mevcut bir muhabbeti sürdürüyordu. araya girmek istemiyorum veya saf saf her konuşana kafayı çevirip herşeyi tasdik etmek istemiyorum. hele bir de ortama uygun nidalarda bulunmak mı nefret etmek istiyorum.
şimdi bu nları yazdığım esnada tanıdığım arkadaş da gazinoya TV izlemeye gitti. ben burada yabancı yani tanımadığım kısa dönemlerle kalakaldım.
devamı yazılacak…
not: her türlü iddiadan uzak bu yazıtın hiçbir edebi değerinin olmadığını ben de biliyorum. sadece kayda düşmek babında ele aldım.

Saçmalama…

321ksd | 17 November 2008 10:03

yaramın deşilmesi üzerine… temennim. hiç ahkam almadan hafif kuyusuna gömülmesidir. “madem öyle niye yazdın” deyu ikilemimi çakmaya çalışan arkadaşlara tavsiyem; kendi yazınca anlar efem.

ne yaptıysam seni unutmak için.
önce bıyığımı kestim, sonra yavaş yavaş ona yüklediğim manayı. çok sevdiğim rakamlı yüzüğüm, aylardır 5-10 kuruşlarla beraber bozuk para tepsisinde ikamet ediyor.
ayrıldım seninle tanıştığım o şehirden, 6 yıllık emeğimi döktüğüm o mesleğim, o emeğimden.
sigaraya başladım, 30 uma yaklaşana kadar bir dal bile içmemişken, o ifrit sigaraya.
daha gömüldüm monitöre. “dizüstü”mde resmine bakıyordum diye harici monitör aldım, o gün bu gündür sadece kasa oldu dizüstü benim için. almışken büyük bişey aldım, fena da olmadı diye avutmak için kendimi. nafile sevdiceğim.
seni aradığım telefonu 50 ytl den sattım telefoncuya. sana aldığım gül nerde şimdi bilmiyorum.
gece gezerken net aleminde, eski okulundaki ve sınıfındaki arkadaşlarının çektirdiği resimlerden oluşmuş iki video buldum. seni görecem diye heycanlandım. durdura durdura izledim. nafile sevdiceğim. AĞLADIM BE İŞTE! ohhh!
videoda seni görmeyince, içimdeki yara birkat daha derinleşti. ne kadar zeki ne kadar çalışkan ne kadar dikkatlisin sevdiceğim.
ne uzaksın ne de yakın, ne ayrıyız ne de beraber.

Yemekteyiz ve Atatürk

321ksd | 07 November 2008 10:49

ön bilgi(programı bilenler direk diyaloğa geçebilirler.); şov teve yemekteyiz adlı bir program yayınlıyor. 5 yarışmacı her gün birine misafir oluyorlar, ev sahibinin yemeklerini yiyorlar, yemekler hakkında yorum yapıyorlar ve gecenin sonunda yemek hakkında aslında rakipleri olan arkadaşlarına puan veriyorlar. yani yarışmacı bir diğer yarışmacıya puan veriyor. bi nevi örovizyon gibi. amaç yarıştırmak değil kızıştırmak tabi. ben de mümkün mertebe kaçırmamaya çalışıyorum(kurslardan vakit kalırsa).
ev sahibi; Figen hanım.

Figen’i tanıyalım; daha önce misafir olduğu iki evde yemekler hakkında kusur bulmasıyla meşhur.
ön bilgi iki; mevzu bahis olan yemek; pastırmalı kuru fasulye.
DİYALOGLAR(a geçelim);
yarışmacılardan biri: figen hanım bence yemek biraz basit kalmış. yani size çok kıymetli bir misafir gelse, kuru fasulye mi ikram edersiniz.
figen hanım: kuru fasulye Atatürk’ün yemeği ama.
NOT:atatürk’ü bir meta bir tahassüngah olarak kullananların durumu aynı buna benzemiyor mu?

Askerlik anılarım 3

321ksd | 29 October 2008 11:15

Az önce kantinde 5 dk. sıra bekledikten sonra çay alabildim. Çay 10 kuruş, yani ekmek parasına 4 çay alabilirsiniz. bu ucuzluk güzel aslında ama sıra çok. Burada 3 bin asker var ve bir çay satılan yer var ve birde çay satan usta asker.

Usta asker deyince, askerlerin de bazı diğer askerlerden üstünlüğü var. Bu askerde bulunma süresiyle ilgili. Daha önce gelenler daha sonra gelenlerden üstün. Bu üstünlük sade askerin kendi içerisindeki bir uygulama değil, sistemin de verdiği bir hiyerarşik imtiyaz.

işte ben sıradayken birkaç usta asker geldi ve sırayı beklemeden çay istedi. herkesin duyacağı bir şekilde “burada sıra yok mu kardeşim” dedim. Ama usta asker duymamazlıktan geldi. bu sözüme binaen bazı acemiler homurdanmaya, daha cesurları da usta askerlik kavramına küfretmeye başladı. önümdeki asker “5 tane çay” dedi ve demir 1 ytl yi gözden içeri uzatıp demir levhanın üzerine bıraktı. çaycıyı göremiyorduk, çaycı da bizi göremiyordu. çünkü göz küçük ve aşağı bir seviyede, dışıda yine metal ve demir ile kaplıydı. Ben de elimdeki 10 ykr yi levhaya koydum. Çaycı “sen çek parayı” gibi bir ses çıkardı. Parayı yavaş bir hareketle çektim. hızlı değil yavaştım. bu yavaşlık gururumun kabarıklığına mı işaretti yoksa korkusuzluğa mı? onu düşünemeden ağır bir hareketle parayı elime geri aldım. O an eğilip yüzümü çaycı askere göstermek istedim. Beni tanıyordu, konumumu biliyordu. Ben ve benim gibiler diğer askerlerden farklıydık. çünkü biz kısa dönem askerdik. bu nedenle hem bize misafir muamelesi yapıyorlardı hem de biraz tırsıyorlardı.