bildirgec.org

saray hakkında tüm yazılar

imparatoriçe sisi

nazokiraze | 07 June 2009 11:43

Kraliçe Sisi (Sissi) asıl adı Elisabeth Bavaria (Elisabeth Bavyera) olan tarih sayfalarında Sisi olarak bilinen Avrupa’nın en güzel kadınlarından biri olan Avusturya-Macaristan İmparatoriçesidir.Bazen hayatı asi, dikbaşlı oluşu, halka yakınlıgı ve mutsuzlugu yüzünden Prenses Diana ile benzetilir .

Elisabeth Baveria hayatı boyunca nevrotik huzursuzlukları yüzünden hiçbir zaman mutlu olmamamıştır, kaynaklar onun sürekli mutsuz oldugunu, hiçbirşeyden memnun olmadığını, güzelliginin, iktidarın ona huzur vermediğini yazar hatta bazı dönemler kilosunu muhafaza etmek için günde sadece 1 portakal yedigi bile belirtilir.Hatta adını taşıyan müzede onun kıyafetleri ziyaret eden çocuklara giydirilmeye izin verildigi için ,onun kıyafetlerinin ancak küçük bir çocuga oldugu belirtilir o kadar zayıfmış yani.

ölü kraliçe

nazokiraze | 01 June 2009 10:09

Dona Constanza’la evlendiği gün kalbi başka birindeydi Portekiz Kralı IV. Afonso’nun oğlu ve çapkınlıgıyla ünlü Kral Dinis’in torunu Don (dom)Pedro‘nun ,kendi düğün günü aklında ve yüreğinde sadece soylu bir nedime olan Inês de Castro‘daydı.Bu kadın aynı zamanda aşkı için 29 yaşındayken öldürülüp, öldükten sonra kraliçelik ünvanı verilecek olan zavallı bir kadındı.Evet bahsi geçen kadın öldükten sonra taç giymiştir.

büstü
büstü

Anneciğim Seni Saraylarda Yaşatacağım

rpc | 10 April 2009 21:40

Ülker in Hanımeller bisküvisi için hazırladığı Seni Saraylarda Yaşatacağım sitesinde “Annelerin sultanı benimki çünkü…” cümlesini tamamlayıp ençok oy alan 30 kişi den biri annesiyle birlikte Paris’te 4 günlük saray gibi bir otel tatili; her hafta 50 kişiye ise resimli gümüş kolye hediye ediliyor.

Yıkılsın yok olsun

deLe | 05 April 2009 22:57

http://www.sabah.com.tr/2009/04/05/haber,EA56D474B79248ECA9D3AFF2DF3C30BE.html

asillerin yemekleri

nazokiraze | 12 March 2009 15:16

Çok eski medeniyetlerin, Osmanlı sarayının ve bazı ünlülerin yedikleri , içtikleriyle bizi hiç ırgalamadıgı halde bilgilendik, yazdık, çizdik, öğrendik.Şimdi sıra kral ve kraliçelerin, asillerin yemeklerine geldi.

Bizans sarayının temel besini balıkken, Fransa kraliyet mensupları o dönem av hayvanlarına önem vermişlerdir.Şarapsız yemek güneşsiz bir güne benzer Fransız atasözü ile sofrada şarapsız yemek yenemeyecegini de anlamış oluruz.1270 te birliği kurulan pasta, o dönem sadece sarayzadelere has bir tattı. Asiller tarafından özel pastacılar edinilmiştir ve halka sadece düğün ve ziyaretlerde pasta satılmıştır.Sadece saraylarda ve zengin evlerinde pasta üreten pastacılar, Fransız Devrimi sonrası, çeşitli yerlerde pasta imalat yerleri açmışlardır.Fransız pastası daha sonra yayılmıştır.
Aşçıların bizzat sosları kraliçelerden öğrendigi bile söylenir.Fransa kralıyla evlenen İtalyan kraliçe Catherine De Medici ülkesinin aşçılarını Fransa’ya getirterek, Fransız mutfagının ilerlemesine etkili olmuştur.Kraliçe kendisi elle yemek yedigi halde,Fransa’ya çatal, bıçagı tanıtmıştır.O zamana kadar elleriyle ve hançerlerle yemek yiyen Fransız soyluları, misafirliklere giderken bu yemek araçlarını yanlarında götürmüşlerdir. Çatal ve kaşığın halk tabakasına inmesi ve yayılması yüzyıl zaman almıştır.Fransa kralı IV. Henry çok iyi bir gurme olarak bilinirdi, bugün bile potage Henry IV adlı etli bir çorba çeşidi tüketilmektedir.Daha sonraki hükümdarlardan XIV. Louis yemek okulları kurdurmuştur.Yine Fransa krallarından VI. Charles,sşçısına şövalye ünvanı vererek, bu ülkenin yemege verdigi önemi anlatır.

Polonya Kralı Stanislaus’un da iyi bir aşçı ve gurme oldugu söylenir, o dönem Fransa kralı XV. Louis ile evli olan kızı saray mutfagını denetlerdi.

mutfak kültürü(Osmanlı dönemi)

nazokiraze | 21 January 2009 13:16

Saray dışındakiler ne yer ne içerdi?

İstanbul’un Osmanlı dönemi çok önemli bir şehir olmasından dolayı sarayın mutfagının zenginliği çogu zaman İstanbul’a da yansımıştır. Saray dışında maddi durumu iyi olan insanlar saray sayesinde ticareti yapılan yag, tuz, ceviz, baharat, bamya gibi yiyecekleri tüketme şansını yakalamışlardır. Osmanlı dönemi aşevleri, imarethaneler durmadan işlemiştir.

Saray mutfagıyla halk mutfagı arasında her kültürde, devlette oldugu gibi çok büyük farklar vardı. Daha önceleri sadece sarayda tüketilen halkın yiyemedigi ( pekmez yerine şeker, kepek yerine bugday, bulgur yerine pirinç, çeşitli kebablar) o dönem halkın özel günlerde tüketmeye başlayabildigi yiyecekler olmuştur. Hatta sarayda sayısız çeşit kebab yenmesine ragmen halkın yiyemedigi 19. yüzyıl başı halk için İstanbul’da üç tane kebabçı açılmıştır.Yine de saraydaki kebab çeşitleriyle mukayese edilemezdi.

saray mutfağı

nazokiraze | 20 January 2009 20:16

Boğazına düşkün milletimizin damak zevki dünyaca bilinmektedir. Çok çeşitli yemekler, tatlılar yer, sofrada konuk agırlamayı milletçe severiz. Anca zaman geçtikçe hayatımıza her alanda olduğu kadar mutfak konusunda da çeşitli yenilikler her an girmekte. Gün geçtikçe damak zevkleri, pişirme teknikleri, kullanılan malzemeler değişiyor bazen iyi yönde daha saglıklı, daha bilinçli, daha lezzetli bazen de daha katkılı, daha hormonlu, daha pahalı, daha tehlikeli biçimde…

Her zaman övündüğümüz yaprak sarmalı, kurufasülyeli,pastırmalı,çeşit çeşit tatlılı, kebaplı, pilavlı mutfagımızı çoğumuz aslını kaybetmemek için korumaya yemeklerimize sahip çıkmaya çalışırız, değişen dünya ve yemek kültürüyle beraber ne kadar fastfood, yabancı asıllı soslar, içecekler, pizzalar, kolay yemekler, hazır çorbalar evimizin içine girdiyse de her zaman geleneksel Türk mutfagı yemekleri her evde her zaman yapılır. Ancak bizim geleneksel yemeklerimiz diyip sevdigimiz, ikram ettiğimiz, sahip çıktıgımız, övündügümüz yemekler sadece bir kaç çeşitten oluşmuyor.Osmanlı zamanı yemek kültürü neydi? ne yenir ne içilirdi? bakalım şimdiki yemeklerle kıyaslayalım bilmediklerimizi ögrenelim.

Matbah-ı Amire denen Osmanlı Saray Mutfağı kendi başına bir kasaba gibiydi, kilerler, yamaklar, aşçılar, hamam, kilercibaşı, mutfak emini odaları… Günde beşbin kişiyi doyuracak kapasitede olan bu mutfakta padişaha ayrı hareme ayrı valide sultana bile ayrı mutfak bölümlerinde yemek pişirilirdi. Tatlılar bile Helvahane Kapısından girilen helvahanede yapılırdı. Bazı dönemlerde helvahanede sekizyüz kişisen fazla çalışan oldugu kayıtlara geçmiştir.Serçini, kilercibaşı, Matbah-ı Amire emini, helvacıbaşı, aşçı yamakları yüzlerceydi.

Kaybolan Değerlerimiz, Birer Birer İniyor Sahneden…

| 05 January 2009 10:20

Tüketim toplumu olduk. Tarihte işlenmiş eski değerlerimizin yerine, yeni teknoloji yöntemlerini tercih eder olduk. Öyle bir zaman dilimini yaşıyoruz ki, teknoloji başımızı döndürüyor. Geleneksel yöntemlerle yapılan sanat ve zanaatlara taleplerimiz giderek azalıyor. Bir zamanlar, göz nuru ve alın teri ile harmanlanmış mesleklerimiz ve dünden gelebilmiş zanaatçılarımız vardı; cam, çini, taş, ahşap oymacılığı, telkârî işçiliği, kutnu bezi dokumacılığı ve diğer dokumalar gibi zanaatları yaşatan ustalar ise bugün giderek çekiliyor sahneden…

TAŞA HAYAT VERENLER(Taş İşçiliği): Bir zamanlar, taşa ruh kazandıran, taşı bir dantel gibi işleyen ustalarımız vardı. Zanaatçılar, blok şeklindeki taşları, özel yontma işlemleriyle el emeği, göz nuru ile bezer ve bir eser ortaya çıkarırdı; çeşmeler, şömineler, aynalar, masalar, dış cephe kaplamaları(oymalı sütunlar, nişler, kapı ve pencere söveleri, tavan süslemeleri vs…) ve diğer ürünler…
Günümüzde, tarihin derinliklerinde kaybolan taş ustalarının, ellerinin kıvrımlarını ve alın terlerini, Mimar Sinan imzalı bir caminin duvarlarında ya da başka tarihi yapının içinde hissederiz. Türkiye’nin belli bölgelerinde, özellikle İç Anadolu ve Ege Bölgelerinde az sayıda bu zanaata ve zanaatçılara rastlamak mümkündür.

ÇİNİCİLİK: Çinicilik dendiğinde İznik Çiniciliği akla gelir. İznik çiniciliği, 16.yy’ da en parlak ve en görkemli dönemini yaşamıştır. Bugün ise İznik’te bu geleneğe gönül vermiş az sayıdaki ustalarla, çinicilik devam ettirilmeye çalışılıyor. Atölyelerinde, geleneksel tekniklerle ve butik çalışan çini ustaları, kullandıkları turkuvaz, firuze, yeşil, sarı ve kahve renkleri içeren sırlarla imzalı işler çıkarıyorlar.

Yeni kapı ve 4.Murat -3

mehmetbastug94 | 31 October 2008 13:04

4. Murat
4. Murat

Yeni kapı ve 4. Murat

Yeni kapı ve 4. Murat-2
….

-Hünkârım dün gece sadrazam halil paşa hastalandı; o nedenledir ki huzurunuza gelemiyor!

Arz odasının kapısı açıldı ve genç bir oğlan içeri girdi.
-Sadrazamım halil paşa’nın durumu nedir?
-Hünkarım sadrazam halil paşa öldü.

4. Murat, en sevdiği sadrazamlarından biri olan halil paşanın ölüm haberini duyunca çok üzülür.Hemen yanına gider ve defni için talimatlar verir. Eyüp Sultan’ın üstündeki tepeye götürür ve gömerler.