bildirgec.org

kopanisti

8 yıl önce üye olmuş, 230 yazı yazmış. 15396 yorum yazmış.

Karaburun’da…

kopanisti | 30 April 2008 13:55

Evet nerde kalmıştık. Hah tamam tekneyi Saipaltı barınağında emniyete aldıktan sonra Karaburun’a iniyoruz. Belediye Başkanı minübüs ile ring seferi organize etmiş, hazır olanları İskele’deki pansiyonlara transfer ediyor. Sıcak su ile duş almak iyi geliyor, temiz kıyafetler giyip kokular sıkarak dışarıya atıyoruz kendimizi, iskelede biraz yürüyüp dağları yeşilliği seyrediyoruz. Karaburun birkaç özel şeyle çok meşhurdur.

Enginar, belki de Türkiye’nin en güzel enginarı burada yetişir. İlk ürünü İstanbul’dan gelip tarladan kaldırır götürür konserveciler, ikinci hasat da taze taze satılır, bir kısmını köylüler yol kenarında kurdukları tezgâhlarda ve merkezde haftada 2 gün kurulan pazar yerinde satarlar. Enginarın en lezzetli zamanı kafasının bir hanım yumruğu büyüklüğüne ulaştığı zamandır, 2o dakkada pişer, çok leziz olur, bunun yanında bakla da yetiştirilir tarlalarda. Tamamen organik mis gibidir.

4 adet enginar alırsınız saplarını keser dış yapraklarını beyazlar gözükene kadar koparırsınız bu arada limonla ovmayı unutmazsanız enginar kararmaz, bıcakla uç kısımlarını keser atarsınız, içini bir kaşık yardımıyla oyar tüylerinden ve sert iç yapraklarından arındırır suda biraz bekletirsiniz, ister bütün ister 4 parça ister ikiye bölerek. Yarım kilo da bakla ayıklarsınız onları da suya atarsınız ki kararmasın. Onlar suyun içinde banyolarını yaparken 2-3 tane taze soğanı beyaz ve yeşil kısımlarını birlikte ince ince kıyarsınız, dereotunu ayıklayıp onu da ince ince kıyarsınız. Çelik tencereye enginarları, üstüne baklaları, üstüne kıyılmış taze soğanları koyarsınız miktarını isteğinize göre ayarlayıp şeker ve tuz ilave edersiniz, yarım su bardağı su ekleyip kısık ateşte 20 dakika pişirirsiniz, mis gibi olur. Bunu bir servis tabağına alırsınız ki tencerede sıcakta kalıp pişmeye devam etmesin, soğumaya dursun. Soğuyunca üstüne Karaburun’dan aldığınız zeytinyağını salataya döker gibi bocalarsınız, en üstüne de kıyılmış dere otunu serpiştirirsiniz.
Tırnak içinde söylemeliyiz, yemeğe bilerek, pişerken zeytinyağı eklemiyoruz, çünkü 80 dereceyi geçen sıcaklıkta zeytinyağı özelliğini, sağlığını, aromasını kaybediyor ve artık zararlı madde üretmeye başlıyor.

Denizde…

kopanisti | 29 April 2008 11:09

Sabah Dalyanköy’deyiz. Teknede buluşuyoruz. Hava serince ve bulutlu, deniz dalgalı ve rüzgarlı. Hazırlıklar tamam, eşyalar yerleşti, yelkenler hazır. Sıcak gevrekler, tulum peyniri, sıcak çay ile güzel bir İzmir kahvaltısı yapıyoruz. Yola çıkma vakti, toparlanıyoruz. Limadan ayrılıyoruz. Hava sert 1 camadan ile anayelken basıldı, sert hava cenoası açıldı, bu şekilde dalgalardan dolayı yalpalamadan motor-yelken ikilisi ile rahat bir yolculuk yapabiliriz. İstikamet Karaburun, mesafe 32 deniz mili ancak tramolalar ile gideceğimizden bu mesafe 40 mile kadar uzayabilir.

Ildır Körfezindeyiz adaların arasından Ege’ye açılacağız. Adaların kuytularında çipura ve levrek üretim havuzları daha açıklarında orkinos çiflikleri. Eşek Adası önünden geçiyoruz. Ada’da eşekler yaşadığından bu isim verilmiş. Belediye onlara yiyecek ve su getiriyor, eşekler hayatlarından memnun, adanın tek ve büyük bir kumsallı koyu var. Yazın tur tekneleri cıstak cıstak müzik eşliğinde bu kumsalda yüzme molası verir. Tur fiyatına yemek dahil, ızgara köfte makarna ve salata, içecekler ekstra. Bikinili kızlar güvertede göbek atar ve terleyince cup denize atlarlar. Eşekler insanlara alışkın sahile kadar inerler.

ABD fak-of

kopanisti | 25 April 2008 12:28

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=520488&Date=25.04.2008

Tam zamanı

kopanisti | 23 April 2008 14:02

Satışlar hedefler tutmuş, şirket ödül vereceğini söylemişti. Aradılar yolla pasaportunu Petersburg‘a gidiyoruz dediler, içim bi tuhaf oldu. Baktım pasaporta süresi bitmiş, şu internet güzel bişey araştırıken buldum, online pasaport formu doldurdum yaptım müracatı, ertesi gün evraklarınızla beraber gidin diyo müracaatta. Gittim çıktım 2.kata, Sabah 08:30 bakındım içerde 10 kadar üniformalı çok güzel kadın memur var. Fantezi saatim de deildi ama baya bi heyecanlandım. Kimisi çay içiyor, kimisi ikili sohbet ediyor, kimisi gazetelere bakınıyor. Bikaç kişi de nerden geldi şimdi bu der gibisinden bana bakıyor. Heh burda işte masanın birinin üstünde bir tabela ”internet müracaatları” yanaştım yanına. Buyrun hoşgeldiniz. İnternetten müracaat etmiştim de onun için geldim dedim. Kimliğiniz dedi yumuşak bi sesle, uzattım nazikçe. Birkaç tuş tıklaması yaptı klavyede, bikaç saniye sonra printırdan benim müracaat formu gözüktü. Kimlik ile formda yazılanları kırmızı kalem ile çek etti. 3 fotoğraf dedi, uzattım fotoları. Elleri bembeyaz , yüzük yok, tırnakları kısa ama kırmızı ojeli. Fotoları zımbaladı formun üstüne. Nüfusu bana uzatırkan fotokopisini alayım dedi. Hazırlıklıyım, şak diye uzattım fotokopiyi, onu da arkasına zımbaladı. Hepsini birden sarı zarfa tekrar zımbaladı. Pasaportunuzu alayım dedi. Şak diye uzattım. Zarfa attı. Buyrun tamamdır, aşada vezneye ücretini yatırın saat 5 de gelin alın dedi. Çok teşekkür ederim dedim. Baktı ilk kez suratıma hafifçe gülümsedi.
Vezneye vardım, memur aldı zarfı, bi fiş doldurdu, karşıya gidin ücretini yatırın makbuzu getirin dedi kısa ve öz olarak. Hızlı ama koşmayan seri adımlarla karişıya gittim vezneye parayı yatırdım, 2 yıllık pasaport vize harcına 246.80 YTL ödemek içime oturdu. Petersburg’u düşününce kabusum çabuk geçti. Gitti maaş gitti dedim içimden. Makbuzu aynı seri adımlarla memura geri götürdüm o da aynı serilik ve hassasiyetle makbuza baktı, kırmızı kalemle çek etti ve o da zarfa çaktı, bana ufak bi kaat uzattı, saat 5de gelip alabilirsiniz. TeşekkÜr ederek uzaklaştım.
Saat 5de aldığım pasaporu 2 vesikalık fotoğraf eşliğinde seri adımlarla yürüyerek şirket bölge müdürlüğüne götürdüm, vize alınması için ilgili müşteri temsilcisine teslim ettim.
Petersburg, tam zamanı…

uzlaşma

kopanisti | 05 March 2008 16:10

Uzlaşma nedir, ne değildir, kimler neden uzlaşır, kimler neden uzlaşmaz, kişi asi mi olmalıdır, uzlaşmacı mı, her şeye evet demek mi gerekir yoksa akıl zekâ ve sezgi kullanarak sorgulamak mı, nasıl bi yolun üzerindeyiz, neye göre yaşıyoruz, bizi kimler nasıl ne ne hale getirmek istiyor, ne tür bi filmin figüranlarıyız, neden yaparlar bunu, neden buna karşı koyamaz insanlar, neden asi olamazlar.

Naasrettin Hoca’yı sevmeyenimiz var mı, e severiz de neden onun gibi uzlaşmacı olmayan asi biri olmayız, kimden neden korkarız. Neden tepki göstermeyiz, neden negatif olmayız,
bana bakmayın kendi kendime bunları düşünür dururum,
Nasrettin Hoca ya babası ne zaman sağa doğru git dese o sola giderdi, kısa süre sonra babası bunun farkına vardı ve bi yöntem buldu. Onun sağa gitmesini istediği zaman sola git derdi ve Hoca sağa giderdi.
Al sana yöntem hem babası istediğini yaptırır hem de O itaat etmemiş olur, uzlaşmacı olmaz fakat o, tamamıyla emir verildiğinin, kontrol edildiğinin, hükmedildiğinin, aslında babasının ondan yapmasını istediği şeyi yaptığının da farkına varamaz
bu ilk denemelerde, babası ondan daha akıllı olduğunu zanneder.
ancak kısa sürede olayı farketmeye başlar, durup düşünür, sorun nedir diye önceden babam bana sağa gitmemi isteyip de sola gittiğimde çok kızardı. ben her zamanki kadar itaat etmemeye devam ediyorum ama o artık hiç şikâyet etmiyor neden acaba diye kafa yorar ve babasının uyguladığı stratejiyi fark eder.
günlerden birgün yaşlı babası ve Nasreddin eşekleriyle nehri geçmek durumunda kalırlar ve eşeğin üzerinde büyük bir çuval şeker vardır, çuval sağ tarafa doğru kaymak üzeredir ve kayıp nehrin içine düşme tehlikesi oluşacaktır. babası arkadasındadır ve bilir ki eğer çuvalı sola doğru ittir derse, öyle acayip bir oğlum var ki onu hemen sağa doğru ittirecektir ve çuval nehre düşecektir yine ve tüm şeker yok olacaktır diye düşünür. Bu yüzden de, Nasreddin evlâdım çuvalı sağa doğru ittir diye bağırır, eski deneyimlerine dayanarak onun çuvalı sola ittireceğini ve şekeri kurtaracağını umut eder. halbuki çok yanılır bu sefer Nasreddin de durumu anlamıştır artık tamam baba der ve çuvalı sağa ittirir ve çuval aynen nehre düşer. babası, noldu artık itaatsizlik yapmıyor musun evlât lâfımı dinliyorsun artık bakıyorum der. Nasrettin de artık her seferinde itaatkâr olup olmayacağıma ben karar vereceğim baba sabit bir felsefem yoktur bundan böyle, duruma göre hareket edeceğim çünkü sen beni kandırıyordun sen beni kullanıyordun. Ben senin oğlunum ve buna rağmen sen beni kandırıyordun. Benim itaat etmemem gereken şekilde bana emir veriyordun. Bugünden itibaren dikkatli ol, itaat edebilirim yada itaat etmeyebilirim. Bugünden itibaren artık senin ellerinde tahmin edilebilir, kontrol edilebilir olmayacağım ona göre babaysan babalığını bil benimle oynama der…

Kefil..

kopanisti | 03 March 2008 12:56

Böyle kredi kardı ıvır zıvırının olmadığı dönemlerde taksitli alışverişler senet tabir edilen değerli kağıtlar doldurulmak suretiyle yapılırdı.

Misal bir beyaz eşya mağzasından bir buzdolabı alacaksınız diyelim. Beğendiniz dolabı, kaç para diyorsunuz mağzacı size peşin para şu kadar taksitli isterseniz eğer diyor o zaman da farklı seçeneklerimiz var diyor.
Açıyor masasının ütündeki tozdan sigara külünden ve çaydan renk değiştirmeye başlayan sarı klasörü, buluyor cari ayın taksit listesini ve okumaya başlıyor.
Efendim diyor 6 aydan 12 aya kadar taksit seçeneklerimiz var, 6 ay olursa şu kadar 10 ay olursa bu kadar 12 ay olursa da şu kadar ödemeniz gerekiyor. Tamam diyorsunuz ben dolabı alayım ve 10 ayda ödeyeyim.
Peki o zaman senet yapalım diyor, senetler dolduruluyor, pul yapışıyor, bir pulun üstüne bir açığına imza, 2 tane de kefil vermeniz gerekiyor, sonra nüfus fotokopisi ve çalıştığını iş yerinden maaş bordrosu. Nası yani ne kefili bunlar. Bunlar size kefil olacaklar, yani siz eğer ödeyemez iseniz o zaman tahsilât kefil olan o heriflerden yapılacak.
E peki kefiller için de kefil istiyo musunuz, ya onlar da ödemezse ne olacak. Mağzacının kafası bu raddede duruyor, efendim sistem böyle maalesef kefilsiz senet yapamıyoruz. Yaa öyle mi, ben o zaman bu dolabı almayayım deyip de mağazadan çıkıyorsunuz ya işte bu işleme bayılırım, mağzacının suratı aynen şallak mallak olup yamulmuştur.
Bunu yapabilen kişilikte kişi sayısı çok azdı o devirlerde, herkes 2 kefille mağzaya gelir doldurur senetleri alırdı dolabı, makinayı. Sanki dolapsız yaşanamazmış gibi boyun eğerdi mağzacıya, patrona, sermayeye, o yea!

İhtiyaçtan Satılık

kopanisti | 01 March 2008 16:09

1941 Model. Orjinal renk ve kaporta. Periyodik bakımları muntazaman yapılmış. Hasarsız ve az kullanılmış kaynanam açık arttırma usulü ihtiyaçtan satılıktır.

Beraberinde denize sıfır garajlı yazlık ev, kışlık ev ve araba verilecektir.
Evlerin tamamı dayalı döşeli olup full beyaz eşyalı, plâzma tivili ve uydu antenlidir.

Haberler…

kopanisti | 28 February 2008 15:38

Uzayın derinliklerinden yayın yapan Kanal Alazuppi Lirays, Müstehzi Haber Merkezi’nin hazırlamış olduğu ana haber bültenine hoş geldiniz.
Sayın seyirciler ilk olarak, Zuppili Şurafei Gayyube Galaksisindeki Primat Gezegeni’ne bağlanacağız ve muhabirimiz Saruman’dan gezengenden son haberleri alacağız.
Evet yönetmenim canlı bağlantının hazır olduğunu bildiriyor kulağıma.
Alo Saruman, sesimi alabiliyor musun, alo Saruman…
Evet, evet sesinizi çok net ve pürüzsüz bi şekilde alıyorum, siz beni duyuyormusunuz.
Evet Saruman biz de seni çok net alıyoruz, söz sende Saruman.