bildirgec.org

akoni

8 yıl önce üye olmuş, 88 yazı yazmış. 5047 yorum yazmış.

YURDUM İNSANI-2

akoni | 14 September 2007 14:50

Evet bunlar bizim yurdumuzdan inanılmaz manzaralar. Hepsi gerçek. üzücü ve bir o kadar da düşündürücü. Yorum ve karar sizlere ait..

CANIM OĞLUM’A

akoni | 12 September 2007 10:52

Canım oğlum,

İlk göz ağrım, bir tanem, her şeyim. Sana küçükken masal, şimdi gerçekleri anlatıyorum. Keşkeleri değiştirme, zamanı geri getirme şansım yok. Bazen geriye dönük baktığımda iyi bir anne olamayışıma üzülüyorum. Çektiğim ıstırabın tarifi mümkün değil. Hayattaki en büyük hatam ve yanlışım diyeyim. Buraya yazmaya utanırken ben sana nasıl uygulamışım aklım almıyor. Hem de hiç hak etmediğin halde sadece öfkemi kusmak, kendimi rahatlatmak adına sanki stres topu olmuştun benim için. Ama şimdi gözyaşlarına boğuluyorum, kendi anlayışsızlığıma kızıyorum. Kendimi affettirmek istiyorum. Ama ne zaman geri geliyor, ne de yaşananlar siliniyor. Kendime göre nedenlerim vardı. Ama hiçbir neden şimdi beni haklı göstermiyor. Olayın vahametini anladığımda iş işten çoktan geçmişti. Hala bir ateş içindeyim, bir karabasan gibi zaman zaman beni rahatsız eder. Hayatımın bazı dönemlerinde çok hırçın, agresif ve kırıcı olmuşumdur. Şimdi daha iyi anlıyorum herhalde yaşla ilgili bu duygusallığım, hırçınlığımsa yaşadığım sorunlardandı herhalde. Beni ne kadar anladın? Beni ne kadar affettin? bilemiyorum. Hayatımda değişmeyen tek şey aslında sana olan sevgimdi. SENİ ÇOK SEVİYORUM CANIM OĞLUMsen benim her şeyimsin…

ÖN YARGI…

akoni | 09 September 2007 13:10

Bu bana ,yakın zaman da gelen bir mail.Sanırım yaş biraz daha olgunlaşınca insanlar daha duygusallaşıyor. Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okudu.Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer, ya da kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba harcıyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir neden yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana dek de feryat figan bağırıyor .Bu olayı okuduktan sonra, Dr. Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemeyeceklerini sordu. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylediler.Dr. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırdılar.Daha sonra Dr. Ruskin hastanın (!) fotoğrafını dolaştırmaya başladı. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıydı.“ Dinlemeden,düşünmeden,tanımadan sadece bir anlık düşünce zıplamalarıyla ya da çağrışımlarla yargılar,hüküm veririz.. Belki de böylesi daha kolay olduğu için.. Zoru seçmeyiz..Çünkü bir insan ya da bir olay hakkında düşünmek , o kişiyi tanımaya ,yaşadıklarını anlamaya çalışmak dünyanın en zor ve en fazla zaman alan işlerinden biridir. Kendimizle ilgili yanlış bir değerlendirmeye asla tahammül edemezken, başkaları için bu yöntemi bu kadar içimiz rahat kullanabilmemiz ne kadar şaşırtıcı değil mi? Önyargılarımız bizim hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştırırken ,başka insanların hayatlarını aynı oranda zorlaştırır.Karşımızdaki kişi bize ne kadar önyargılı davrandığımızı anlatmaya çabalarken , biz çoktan konu ya da kişi hakkında “ karar vermiş olmanın dayanılmaz hafifliği”ni yaşamaya başlarız.Dünya sadece yaşadığımız anda bulunduğumuz yerden gördüğümüz gibi değil..Olaylar da öyle…İnsanlar da…Yapmamız gereken tek şey ( çok zor ve zahmetli de olsa) bakış açımızı 360 dereceye ayarlamak….Unutmayalım ki Tanrı bile insanları hakkında karar vermek için ömrünü tamamlamasını bekliyor…

BAŞIN SAĞOLSUN aRRoGaNTe HoMbRe…

akoni | 04 September 2007 09:35

aRRoGaNTe HoMbRe’yi hafifteki DOLOXE AMAXTİT adlı yazımda tanımıştım. Bende Abuislah’lıyım demişti. Köyümüzden dedelerimizden duyduğumuz ilk ismi ile bahsetmişti. Daha iyi tanışabilmek için özelden konuşmuştuk. Hatta uzaktan akraba olacak kadar birbirimize yakın olduğumuzu öğrendim. Birçok tanıdık, ortak dostlarımızın olduğunu öğrenmiş, mutlu olmuştuk. Dedesinin köyde olduğunu kısmetse köye bir gün gideceğini yazmıştı. Bugün köyde bulunan annemle yaptığım telefon konuşmasında aRRoGaNTe HoMbRe’nin dedesini kaybettiğini duydum. İnanın ki çok üzüldüm. Bir an düşündüm acaba bunu paylaşmalı mıydım yoksa özelden mi başsağlığı dilemeliydim? Biz burada bir aile gibi eğer ki doğum günlerimizi kutlayabiliyor, sıkıntılarımızı paylaşabiliyorsak bunu da sizlerle paylaşmalıyım diye düşündüm. aRRoGaNTe HoMbRe dedeni kaybetmenin acısını paylaşır, dedene tanrıdan rahmet, sen torunu ve yakınlarına başsağlığı dilerim.

RESULTS DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN…

akoni | 27 August 2007 09:50

07.01.2007’den beri hafifteyim. Pilliye takıldığımdan beri sürekli büyüyen kocaman bir ailem olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar sanal da olsa içimizden geldiği gibi olayları, sorunları, sevgimizi, aşkımızı, doğum günlerimizi burada birebir yaşıyoruz. Makaleci şaka değil gerçekten ağlıyorum demişti, sanal ortamda bu kadar gerçekçi olunabilinir. Bu yazımı Results için yazıyorum. Çünkü o felaketlerin kadını ( Her doğum gününde bir doğa olayı olması sebebi ile ) 27 Ağustos’ta doğmuş. Bende şimdi hafif adına results’a sürpriz yapmak istedim. Yeni yaşın önce sağlık, sonra dilediğin tüm mutlulukları getirsin! Nice yıllara… İyikiii doğdunnnn. İyikiii varsın.

POŞETE HAYIRRRR

akoni | 13 August 2007 13:10

Her ne kadar gündem de çevre ile ilgili yorumlar yazılsa da.Hala bilinçli bir toplum,bilinçli bir tüketici olduğumuza inanmıyorum.

Çevrederken doğamızın bizim atıkları taşıyacak kapasitesi kaldığınıda sanmıyorum.Geri dönüşümlü çevreye daha az zararlı maddeler kullanılsın istiyorum.

Ben her nedense poşetlere kafayı taktım.Olmazsa olmazmış gibi her alanda kullanılmaktadır.Birde böyle allı pullu süslü poşetleri gördüğüm zaman öfkem bir kat daha artıyor.

O güzel baskıları bez torbalara neden uygulamak aklımıza gelmez bilemiyorum,acaba işin özünde maliyetimi yoksa umursamazlık mı? Gelecek nesillerin sanırım resimlerde görebilecekleri bir dünyaları olacak.

ANTALYA’DA DENİZE GİTMEK

akoni | 09 August 2007 15:12

Ben 25 yıl İstanbul da yaşamış biriyim deniz burnumuzun dibindeydi ama çevre kirliliği nedeni ile sadece kenarında oturup yosun kokusunu içimize çekerdik.O bile beni mutlu etmeye yeterdi.Şimdi herkesin adını dilinden düşürmediği, turistik bölge dediğimiz zaman herkesin aklına ilk gelen Bodrum,Çeşme,Antalya hani denizi çok tuzlu olsa da sonuçta deniz.

Beni doyuruyor,tatmin olabiliyorum ama mutlu değilim..Acaba kör olsaymışım dahamı iyi olurmuş? Ama o zaman da mutsuz olacaktım. Vallahi koca bir dilekçe yazmayı düşünüyorum.Sorun ne merak ediyorsunuz.Acaba ben mi abartıyorum diyorum bazen. Evindeki bütün mutfak aletlerini sepetine dolduran pikniğe gider gibi tabak,kaşık,çatal sesleri arasında yerlerde halılar sanki deniz kenarı değilmiş de piknik alanındaymışız gibi.

Hani iklim sıcak insanlar bunalıyor hoş görülü olmak geliyor içimden .Ama çıldırmama az kaldı resmen çöpçülük yapıyorum. Atılan pet şişeler,karpuz kabukları,kırık bira şişeleri sizlere deteylarını anlatsam uzun sürecek manzara vahim içler acısı. Dahası korkunç. Kıyafet desen yataktan kalkan pijaması ile denizde atlet ,don,gömlek,tayt,bluz,şalvar,badi ne desem bütün kıyafetlerden tutun her şey var

.Hani burası ( Antalya ) güzel ülkemin turistik bölgesi olmasa ne giyersen giy diyeceğim ama diyemiyorum. Allaha şükür duşumuz var tuzlu sulardan arınmak için ama olurmu sanki mübarekler evde banyo oluyorlar şampuanlanmadan olmuyor. Bir kez uyardım şampuan kullanmak yasak diye aldığım cevap çok ilginç : “Gözleri bozukmuş yola gidecekmiş.” Hala çözemedim gözle şampuan ve duşun nasıl bir bağlantısı var. Şimdi ise en çok rahatsızlık duyduğum şu zıkkım olası içmeden duramadıkları – içimizde içen arkadaşlar varsa da duyurulur – lütfen dikkat ediniz içtiğiniz şu sigaranın izmaritlerini lütfen yerlere atmayın.Yer gök izmarit dolu artık çıkarmak üzereyim çok doldum.

Bu sahil şeridi benim tapulu arsam değil yanlış anlamayın. Sadece boş bulduğum yerde oturup kitap okur,yüzer giderim. Çevremin temiz olmasını istiyorum.Bıraktığım gibi bulmak istiyorum. Herkese sesleniyorum. Nasıl ki yabancı devletlerde yerde bir izmarit bulsam eşşek gibi anıracağım diyorsam benim ülkemde öyle olsun istiyorum. Bazen acaba biz arap soyumuyuz diyorum. Elle yemek ye sonra ellerini üzerine sil. Biz bu olamayız.Atatürk ne demiş ne mutlu Türküm diyene.Mutlu olabilmem için çevremin temiz olması gerekiyor.

DOLOXE AMAXTİT

akoni | 26 July 2007 09:29

Yazın gelmesi ile birlikte hemen hemen herkesi nereye gitsem telaşı alır. Sonuç olarak da her nedense Ege ve Akdeniz tercih edilir genellikle. Size küçük ama şirin bir Karadeniz köyünden bahsetmek istiyorum. Artvin ilinin Hopa ilçesinin Esenkıyı ( Azlağa ) köyü.

Üç tarafı dağlarla çevrili, ormanları ve bitki örtüsü sayesinde yeşilin her tonunu görebileceğiniz deniz ve doğanın birarada bulunduğu ender yerlerden biri. Dağlardaki şelaleri çok uzaklardan farkedebilirsiniz. Yeşillikler arasından bembeyaz akarlar. Köyümün içinden iki tane dere akmaktadır. Bizim evimizde iki derenin ortasında ahşap tek katlı eski bir ev ama anılarım hep yeni. Derede nesli tükenmekte olsa da kırmızı benekli alabalıklar bulunmaktadır.

Kemal’in Yeri’nde dere kenarında organik sebzelerle pişirilmiş Karadeniz yemekleri ve tereyağında kızartılmış alabalıkları yiyebilirsiniz. Karnınızı doyurduktan sonra Cahçe ( Beyaz Ağaç ), Meçeğali Deresi, Kanlı Dere, İsina Dağı gezilip görülebilecek yerlerdir. Eylül ayında ise Dolağala ( Güvercinlik Dağı )’na çıkılır. Dağlarında çakalı, kurdu, ayısı, karacası… Düşünebileceğiniz bütün yaban hayvanları mevcuttur. Akşamları onların ulumalarını çok rahatlıkla duyabilirsiniz. İlkbaharda ateş böcekleri inanılmaz güzellikleri sunar. O bir şölen gibidir. Kantha (Kafkas Engereği)
köyümüzde ve civar köylerde bulunmaktadır. Önceleri Fransızlar ve Almanlar tarafından yakalanmaktaydılar.Ama artık yakalanmaları yasaklanmıştır.

Sahil yolu geçmeden önce kıyımızda kışlamız, medresemiz, okulumuz, camimiz vardı. Şimdi ne okul ne medrese ne de eski camii… Hani göç bahanesi ile hepsi ya kapandı ya da yıkıldı. Sahip çıkılmadı. Sadece eskilerin yerine yeni camii yapıldı. Evimizin önündeki Rum yapımı kambur köprümüzü yıktılar. Oysa o köprü belki de 400 yıllıktı.

Daha sonra yapılan köprü doğa şartlarına 1 yıl dayanamadı. Şimşir ağacı olmazsa olmazlarımızdandır. Ortancalar ve orman gülleri köyüme başka bir güzellik katar.

Eğer yolunuz düşerse sırtında kocaman sepeti ile çay taşıyan yorgun, emektar, bir o kadar da fedakar kadınlarımızı görebilirsiniz. Sahilde Esenkıyı çay bahçemiz vardır. Yaz akşamları köyün sanatçıları yorgun köy halkını ve misafirlerini Karadeniz oyunları eşliğinde günün yorgunluğunu unutturmaktadırlar Bu köy bizim köyümüz.