bildirgec.org

query_vars["author_name"]); if($tuser->ID == 0){ // kullanici yoksa 404 $wp_query->set_404(); status_header(404); get_template_part( 404 ); exit(); } ?>

nonige

8 yıl önce üye olmuş, 7 yazı yazmış. yorum yazmış.

The Lovely Bones (cennetimden bakarken) (2009)

nonige | 28 September 2009 11:59

The lovely bones (2009)
The lovely bones (2009)

Bir roman uyarlaması olan film , on dört yaşında öldürülen ve cennete giden bir kızın ve ailesinin hikayesini anlatmaktadır. Ailesini ve katilini cennetten izleyen kız bir yandan ailesinin yaşadıklarını atlatmasını istemektedir diğer bir yandan katilinin bulunup hak ettiği cezayı çekmesini istemektedir. Bu ikisi arasında gidip gelmektedir.
Filmin uyarlandığı kitap Alice sebold un 2002 yılında yayınlanan aynı isimli romanıdır.
Filmin yönetmeni başarısını kanıtlamış bir isim Peter Jackson : daha evvelinde yüzüklerin efendisi serisini beyaz perdeye aktarmış isim ve aynı zamanda bu senenin diğer başarılı yapımlarından “District 9” nın yönetmeni.
Filmin kadrosu pek çok başarılı isimle dolu :Saoirse Ronan , Rachel Weisz , Mark Wahlberg , Stanley Tucci , Susan Sarandon

Kanal-İ-zasyon (2009)

nonige | 25 September 2009 14:56

Bir korku filmi olan “Musallat” filminin yönetmeni, aynı zamanda “Dikkat Şahan Çıkabilir” ve “Co-Medya” TV şovlarının yönetmenliğni de yapmış olan Alper Mestçi bu kez bir komedi filmi yönetti.

Televizyonu yerden yere vurma mevzusunda usta olan televizyoncu Okan Bayülgen için bu film biçilmiş bir kaftan. Film sahip olduğu kadroyla tepeden tırnağa Okan bayülgen kokuyor :Erol Günaydın, Rasim Özteki , Serhat Özcan , Hakkı Devrim, Ahmet Çakar, Sadettin Teksoy, Metin Uca filmin içersine bir güzel serpiştirilmiş.

Film bir televizyon kanalı olan Kanal-i deki komik olayları konu alıyor.

kanal-i-zasyon
kanal-i-zasyon

festivallerin beşi bir yerdesi

nonige | 13 September 2009 17:14

sinema
sinema

İnternetin omuz vermesiyle birlikte daha fazla yayılabilen 7. sanat sinema artık daha çok kişiye ulaşabilmekte. Sadece ulaşabildiği kişi sayısı artmakla kalmadı dijital dünya sayesinde internet koca bir sinema arşivine dönüştü. Artık 1950’li yıllardaki bir filme ulaşmak marifet sayılmaz. Bu sayede izleyici için vizyon tarihi diye bir sınırlama kalmadı. Bir film hangi yıla ait olursa olsun, yıl içinde nerelerde gösterilirse gösterilsin internet dünyasında mutlaka bir yeri var. Artık hiç bir film ulaşılmaz değil. Bununla beraber her yıl bu arşive eklenen film sayısını düşünecek olursak, örneğin; 2008 yılında yalnızca Amerika’da üretilen film sayısı:605’dir. Peki biz bunca kalabalık arasında sınırlı vaktimizi harcamaya değer filmleri nasıl ayırt edeceğiz? İşte tam burda festivaller devreye giriyor. Her festival kendine göre iyi olanı işaret ederek izleyicinin bu kargaşa arasında yönünü bulmasına yardımcı oluyor.
Uluslararası festivaller arasında öne çıkan festivaller :
Berlin film festivali
cannes film festivali
venedik film festivali
sundance film festivali
toronto film festivali

Not: Oscar tarafımca fazlaca popüler olduğu halde herhangi bir renge ve karaktere sahip olmadığı için listeye alınmamıştır.

Julie & Julia (2009)

nonige | 07 September 2009 13:43

2009
2009

Meryl Streep, perdede pek çok çeşnide ve tonda karakteri başarıyla giyinmiş bir oyuncu… Ona bu şık rolleri getiren ise kumaşı iyi filmleri bulmadaki marifetidir. Bunun için izlediği yol ise basit: Edebiyat uyarlamaları… Filmin yönetmeni olan Nora Ephron aynı zamanda filmin senaryosunu kaleme almıştır. Nora Ephron, Julie Powell‘ın “Julie and Julia” ve Julia Child ‘ın Alex Prud’homme ile yazdığı “My life in France ” adlı kitaplarını harmanlayarak yaratmıştır.
İki gerçek hikaye filme yedirilmiş.. Hikaye içersinde hikaye anlatılmıştır..
Julia Child; amerikan yemek tarzını sonsuza dek değiştiren kadın olarak biliniyor. 1950’li yıllarda Fransa’da yaşayan bir Amerikalıydı.
Julie Powell ise Julia Child’dan elli yıl sonra Fransız yemek sanatında uzmanlaşmak adlı kitaptaki 524 tarifin tamamını bir yılda pişirmeye ve bu esnada kazandığı tüm deneyimlerini bir blogda toplamaya kalkan kadındır.
Doubt ta çok iyi paslaşan iki yetenek; bu filmde yine eleledir: Julia Child rolünde Meryl Streep ve Julie Powell rolünde Amy Adams..
Bir komedi filmi olan Julie & Julia gülümseyerek şunu söylemeye çabalamaktadır:Tutku ve cesaret ile hiçbir şey imkansız değildir!

La pianiste (the piano teacher) (2001)

nonige | 03 September 2009 11:58

la pianiste 2001
la pianiste 2001

Sevgisiz hayat bir insanı ne kadar ileri gitmeye zorlayabilir? Hissedebilmek için ne kadar vahşileşebilir veya gerçekte ne kadar vahşidir? Anneler kızları doğurur, peki anne ile kızları arasındaki ilişki neler doğurur? En az sorduğu sorular kadar çarpıcı bir film La pianiste. Dahi olarak nitelendirilen bir piano hocasının tekdüze ve ağır bir anne baskısı altında eriyen yaşamının ortaya yerine çekici bir öğrencisinin bir ok gibi fırlamasıyla başlar. Sevemediği hayatını muhafaza etmeye çabalasa da kayıtsız kalamaz ve kendini aşka kaptırır piano hocası. Ama büyük bir sorunu vardır sevmeyi bilmemektedir. Her şey çoktan karışmıştır: sevgi, aşk, cinsellik, saygı, mutluluk, acı, zevk, sehvet ..Ne varsa sanki yer değişmiştir. Piano hocası kaybolmuştur. Rahatsızlık veren filmlerdendir. Bunu özellikle istediğini açıkça belli etmektedir. Sorgulanması gerekenler var demektedir sakin bir çığlıkla. Piano hocasını canlandıran Isabelle Huppert oyunculuk dersi vermekle eş değer bir performans sergilemiştir. Ve 2009 yılında cannes film festivalinde jüri başkanlığı yapmıştır. Michael Haneke yönetmenliğin hakkını vermiştir. İzlenmesi gereken sayılı avrupa filmlerindendir.

Michael Moore’dan yeni bir aşk

nonige | 03 September 2009 09:49

Michael moore'un son belgeseli
Michael moore’un son belgeseli

2005 yılında time dergisinin en etkili 100 insan arasında yer verdiği, pek çok ödüle layık görülmüş amerikalı hiciv ustası Michael Moore ‘un son eseri:”Kapitalizm: Bir aşk hikayesi”. Usta belgesel yönetmeni bu kez kamerasını yaşanan küresel krize ve bu krizin sebeplerine çevirdi. Bowling for Columbine, Fahrenheit 9/11, Sicko, gibi uluslararası çapta başarı kazanmış belgesellerin yönetmeni muhalif tavrını hiç eksiltmeden bu kez cephesini amerikan ekonomik sisteminin, hükümetin ekonomiyle ilişkisinin ve kurtarma paketlerinin tam karşısına konumlandırıyor. Resmi websitesinde yayımladığı yazıya göre; Michael Moore son belgeselini şu şekilde nitelendiriyor: Bu bir suç hikayesidir! Ama aynı zamanda sınıf mücadelesini anlatan bir savaş hikayesidir. Bu bir vampir filmidir; dünyanın geri kalanının kanıyla beslenen %1’lik zümrenin baş rolü oynadığı. Michael Moore’un kariyerinin doruk noktası olması beklenen belgeselin daha evvelki işlerinden en büyük farkını kendisi şu şekilde açıklıyor:” Bu belgesel ne General Motors’un ceosu Roger Smith hakında olan gibi bireysel ya da sadece bir şirketi ele alan ve ya sağlık sistemi gibi yalnızca bir konuyu işleyen bir belgesel değil. Bütün hayatımızı etkileyen ekonomi üzerinedir. Ve yapılmasına müsade edilen son filmim olucaktır. Haa bu arada bu bir komedi filmidir!”
kaynak:michaelmoore.com/capitalism:a love story