bildirgec.org

d e g g i a l

8 yıl önce üye olmuş, 7 yazı yazmış. 28 yorum yazmış.

Sodom’da bekleyiş 2…

d e g g i a l | 27 February 2012 09:54

…günler ayları,aylar yılları kovalarken; yaşadı,olgunlaştı,yoruldu,tükendi ama hiç yaşlanmadı…

…gözlerini kapadı sonsuz bir uykuya dalmak istiyordu,çürümek yok olmak için…

…gözlerini açtı zamanın çok gerisinden günümüze dönecekti…

”Dylia Dylia Dylia Dylia” kulağında hala,hala o tatlı fısıltı tek gördüğü efendisinin anlık hayaliydi;yüzü zihninde, karanlık ve bulanıktı artık…

Önceleri insan gibi yaşamaya çalıştı,normal olmaya zorladı kendini hala iyi/kötü kahraman arasında bocalıyordu,kötülük kolay iyilikse ustalık istiyordu,aslında kötülük ustalık iyilik kolay gözüküyordu…
İlk deneme…
Her istediğini yapabilecek kudretteydi,ama bir planı olmalıydı,gücü ve enerjisi sınırsızken ne yapacağı ne olacağı konusunda fikri yoktu.Bir üniversitenin felsefe bölümünden mezun oldu,derece ile.Düşünceleri ve saplantısı değişmesede,öğrendiği şeyler tüm o filozofiler ona anlık huzur veriyor,evrende efendisi gibi anlamlandıramadığı birçok şeyin olduğunu bilmek kendi sonsuz yalnızlığının da türlü soru işaretleriyle bir şekilde anlaşılabilir ve paylaşılabilir olduğunu düşündürüyordu.
Aklı mı kttı ?,cevaplayamadığı onca soru beynine hücum ediyordu,karmakarışık bir denklemdi hayat pek çok bilinmeyeni pek çok değişkeni vardı,hesaba muhasebeye başladı…
Bir sigorta şirketinde işe girdi sınavlara tabi tutuldu kazandı,hayat sigortası uzmanı oldu.İnsanlara kazayı,belayı çok rahat anlatıyordu ancak ölüm teminatını anlatırken en olmayacak yerde bir gülümseme alıyordu onu.İnsanların gözlerinin içine bakarak onları etkisi altına alabilir satış patlamaları da yaratabilirdi ancak iyilik savaşçısıydı artık kendince zor yoldaydı hem o kadar da dikkat çekemezdi,hani bazen insan denen yaratığın soyunu kurutmak istemesine ramak kalıyordu ancak sonsuz yaşamında sonsuz da sabrı olmalıydı…
(Bir dahaki macerası kesinlikle bir Zen Ustasıyla geçecekti….)
Ey insan! rahat dur,sakin ol,para denen şey ne kadarda kıymetli olmuş,saçmalama ne para biriktireceksin hayatını yaşa;ye,iç,eğlen köpek gibi çalışıyorsan tasarruf neyine,ancak muhakkak bu dünyaya tohumunu bırak sen ölürsen o daha da refahlı yaşayacak,imzala şu poliçeyi bak keyfine aman ha primlerini öde bir de sakın aşık olma…
Dylia kafasındaki sistemin elbet çökeceğini biliyordu ama kendince iyilik savaşçısıydı artık…

”Game Of Thrones”

d e g g i a l | 15 June 2011 13:15

”Spoiler içermez”.
Öncelikle yayınlanan onca dizi içerisinde ne izleyeceğine karar veremeyen izleyip,zaman ayırıp buna değmesini arzu eden takipçilere hitab ediyorum bu yazımı.Nedenlerimden ilki henüz ilk sezonu çekilen dizinin 9. bölümünde Sibel Kekilli‘ye rastlamam ve böylesine bir yapımın içerisinde yer aldığını görmekten ötürü duyduğum gurur oldu.İkincisi ise ilk bölümünden beri konunun beni içine çekmesi ve uyandırdığı merak.Konusuna gelince 7 krallığa ayrılmış topraklardaki lordların taht kavgaları,güneyden kuzeye gözlenen farklılıklar,modern,geri kalmış,gelişmekte olan topluluklar…
Dahası hırs,intikam,entrika…hepsi bu fantastik-epik yapımda toplanmış.

Gelecek mi,huh!

d e g g i a l | 10 December 2007 17:23

Genetik değişime uğratılan sebze ve meyveler hepimizin hayatını tehdit ediyor.Ekimi dikimi yasaklanmış olan gıdalar piyasada fink atıyor.Buradan buyrun.
Tüm bu konular bu gece ‘MUHABİR’ programında ele alınacak umarız uyarılar ilgili merciilere ulaşır…

Bastırılan benliğimiz, bastırılan Biz!

d e g g i a l | 09 December 2007 18:50

Sade
Sade

“Beni bedensel, günaha ilişkin dayanılmaz bir perhize mahkûm ederek mükemmel bir iş yaptığınızı düşündünüz ama yanıldınız, beynimi coşturdunuz, bana can vermek zorunda kalacağım hayaletler yarattırdınız.” demişti Sade 1784’te Bastille’deyken…

Herkes tarafından sadizmin kökenlerinin Marquis de Sade’a dayandığı bilinmektedir, yaşadığı uçlardaki sapkınlıklarla dolu hayatından dolayı hapse tıkılmak belki de onun için bir ölüm olacaktı, bu yüzden de yazarak günlerini geçirmek istedi. Sodom’un 120 Günü onun en önemli eseridir. Şahsen kitabını okuma fırsatım olmasa da filmini izledim. (Salò o le 120 giornate di Sodoma)

Ben de okuyan ya da izleyen herkes gibi dehşet içerisinde kaldım, ben sadizm ve mazoşizmin herkesin içinde az ya da çok varolduğuna inanan biriyim fakat en uçlara varan görüntülerden rahatsız olmamak mümkün değil, yani aslında filmden burada ayrıntılı bahsetmek isterdim ama inanın anlatılacak gibi değil fırsatınız olursa ve midenizin kaldıracağına inanıyorsanız izlemenizi öneririm.Çivi yedirmek, dışkı yedirmek,canlı canlı kafa derisi yüzmek, köleleri zorla cinsel ilişkiye girmek durumunda bırakmak, tecavüz, idrar içme vs vs vs.

Salo
Salo

Bu filmin yönetmeni pier Paolo Pasolini‘nin sonu da dönemin faşistleri tarafından cinayete kurban götürülmek olmuştur. Film;
1. anti-inferno
2. the circle of manias
3. the circle of shit
4. the circle of blood gibi 4 bölümden meydana geliyor eşcinsellik, ensest, fetişizm gibi türlü cinsel sapkınlığa yer veren film sonunda eğer varsa sizi vicdan azabınızla bırakıyor, bu açıdan bence sinemanın en rahatsız edici kültüdür.
Sadizm ve mazoşizm çoğu zaman fetişizmle
birlikte görülmekte,bu sapmaların cinsel bir tutum olarak benimsenmesi özellikle de Türk toplumunda yadırganmaktadır. Yani elbette sokaklarda elinde kırbaçlı kadınlar ya da erkekler göremezsiniz bunlar kişilere özel durumlar olduğu gibi aynı zamanda bastırılan hisleri de barındırıyor, istatistikler giderek artan oranlarda cinsel sapkınlık eğilimlerine raslandığını söylese de etrafınızda pek göremiyorsunuz çünkü yadırganıyor. Bu tür sapmaların hep eğlenceli oyunlar haline getirildiği söyleniyor, peki nedir toplumu bu denli korkutan ? Tanrı Sodom şehrini günahlarından ve sapkınlıklarından dolayı tarihten silmemiş miydi? Aşırıya kaçmayan her şey güzeldir(!).

Alien Hand Syndrome (AHS) ?

d e g g i a l | 08 December 2007 16:54

Türkçeye ‘yabancı el sendromu’ olarak çevrilen bu hastalık ‘corpus callosum’ adlı beynin 2 lobu ve hareketler arasındaki iletişim ve etkileşimi sağlayan organının zarar görmesi yüzünden ortaya çıkan bir hastalıktır.Genellikle epilepsy hastalarının başına gelebilirken beyin travması,beyin ameliyatı ve bunlarla ilgili beyinsel bir enfeksiyon sayesinde oluşabiliyor.Beynin sağ lobunun yaptığı işlemlerden sol lob haberdar olamıyor ya da bu haberleşme kısıtlanıyor,tüm bunların sebebi de corpus callosum.Epilepsi tedavisinde istemsiz nöbetleri engellenmek için bu 2 lob arasındaki elektrik alışverişi suni olarak bir deneyde kesilmiştir ve sonuç olarak bu yabancı el sendromu meydana gelmiştir.Yapılan araştırmalara göre bu sendroma yakalanan el eski bildikleriyle yola devam ediyor,örneğin siz istemeden masadan cd yi alıp kırabiliyor ama onu sürücüye yerleştiremiyor. Hastalık tam manasıyla 1950lerden sonra anlaşılabilmiştir,yine örnek olarak sol elle hasta sol kulağını tutmak istiyor sol el dinlemiyor harekete geçmiyor ama sağ ele sağ kulağı tut emri verildiğinde sol el jet hızıyla fotoğraftaki gibi sağ kulağı tutuyor yani sağ ele mani oluyor,her anlamda her yapacağına karışıyor,iktidar mücadelesine giriyor.(Örneklerde sendromlu elin hep sol olarak gösterilmesine aldırmayın bu sağ elde de meydana gelebilir.)Bir yazıda bu sendromdan hareket edip ülkede bu sendroma yakalanan bir kesim var tanzimattan bu yana diyor ve islamı corpus callosum varsayıp bunun onların ellerinden alınıp bu sendroma yakalanıldığını ileri sürüp sinirlerimi zıplatmıştı…
Hafifte daha önce de bu konu işlenmiş ama fazla üzerinde durulmamış bence.

Yakın zamanda bir arkadaşımın bana bahsetmesiyle ilgimi çeken bu hastalık aslında tam bir korku filmi yaşatıyormuş yakalanan insanlara,düşünsenize içinize şeytan girmiş gibi bir hadise.Yani düşünün hayatınız için önemli bir sınavı cevaplıyorsunuz sağ eliniz cevapları karalarken o an düzeltmek için yardıma çağırdığınız silgi tutan sol elininz bi güzel bütün cevaplarınızı baştan silmeye başlıyor ya da kapıyı açmak için sağ elinizle anahtarı deliğe sokup açıyorsunuz tam yüklenip kapıyı açmışken sol el kapıyı kapayıveriyor.Tam
kabus!. Yani aklımda eğer ortaçağda bu hastalığa yakalananlar varsa eminim ki diri diri yakılmışlardır değşeti yankılanıyor,gece uyurken ansızın biri sizi boğmaya çalışıyor o da ne bu benim kendi kendimi boğuyorum! Yabancı eli yalnızca diğer el durdurabilir deniyor,bir diğer adı anarşik elller olan bu hastalık,hasta kolun kesilmesiyle tedavi ediliyor çünkü beyindeki bu hassas duruma müdahale edip iyileştirmek mümkün değil! Belki de yabancı eller insanoğlunun alt benliğini anlamamıza yardımcı olabilecek,hayvansal tarafımızın keşfini sağlayacak bir nimettir bilinmez ama yine de öğrendiğim kadarıyla başında olan varsa içim burkularak başımı 2 yana sallıyorum…

Sodom’da bekleyiş…

d e g g i a l | 22 November 2007 00:21

Dylia’nın, şimdiki duygularını tam olarak açıklayabilmesinin mümkünü yoktu.Yoğun terkedilmişlik,ızdırap,öfke,açlık…Yüzlerce yıl geçmişti üzerinden ama hala dün gibi aklındaydı efendisiyle mutlu günleri…Dylia ona delicesine aşıktı,tapıyordu ;efendisi ona ölümsüzlüğü vermişti,sonsuza kadar bir solucan olup onun yanında sürünebilirdi.Efendisinin şeytansı bir çekiciliği vardı,Dylia’ya kötülük etmişti onu sonsuzlukla lanetlemişti böylece kendi bencil duygularını doyurabiliryordu,karşısındaki ruhu sömürüyor bir kene gbi emiyordu.Zavallı ruhun kederi,çırpınışı ona inanılmaz bir zevk veriyordu.Ne yazıkki Dylia’nın gözleri henüz açılmıştı…
Artık efendisi hayatında değildi,aslında bu duruma hala bir şekilde üzülüyordu,nasıl da ona karşı gelmeyi başarmıştı…
Efendi,elindeki ruhları tuhaf revklerini tatmin için kullanırdı,onların beynini yıkayıp insani duygularını köreltirdi.Yaptığı şeyleri anımsayınca güzel gözleri yaşla doluyor,sanki yüzüne bir iki çizgi daha ekleniyordu.Lanetliydi,sonsuza kadar bunlar onunla yaşayacaktı.Kendisini her seferinde aşağı attığı sarp kayalıklar da bıkmıştı artık ondan…
Peki etkisi altında olduğu varlığın yaptırdıklarından sorumlu tutulabilir miydi? O kadar çok can yakmıştı ki,ama hiç can almamıştı,biri hariç…Efendisi hep ölüm bir kurtuluştur demişti ona,sonrası boşluk.Dylia peki ya cennet ve cehennem demişti.Efendi hafif alaylı bir gülümsemeyle yanıtladı:’çok fazla masal dinlemişsin,hayat enerjidir,ölüm de bunun yer değiştirmesi,bu dünyada ruhunu yücelticeksin bunu yalnızca ben sana öğretebilirim böylece ölünce yok olup gitmeyeceksin eriyip sönen mumlar gibi’…
Dylia güçlerini artık kendi özgür iradesiyle kullanacaktı,iyilik savaşçısı olmaya karar vermişti…
Rüzgar o kadar şiddetli esiyordu ki,sırtını denize çevirdi geniş ovalara doğru döndü,diz çöktü başını gökyüzüne kaldırdı dünyaya karşı günah çıkaracaktı,boşluğa seslenecekti ama en azından bi parça da olsa içinden atacaktı.Gözlerini kapadı…
Küçücük bir kulübedeydi,efendisi kulağına fısıldıyordu,evdeki kadının bağrışları köyü inletiyordu Dylia gelen çocuk oğlan olmalı diye düşündü ve gülümsedi,nihayet başı gözükmüştü geliyordu,Efendi ‘öldür’ dedi;Dylia küçük bebeğin iri gözlerine baktı dakikalarca sonra da etrafına sanki herkes efsunlanmış gibi gülümsüyordu sonra yüzlerdeki ifadeler değişmeye başladı kaygı,merak,üzüntü ve yine bağrışlar…Efendi yine fısıldadı:’Aferin köle’…
Dylia ne hissettiğini anlayamıyordu sadece pişmanlık hissetmediğini biliyordu,peki geçmiş niçin ruhunu böylesine acıtıyordu? ,efendisi onu terk etmişti,özgürdü ama yine de mutlu değildi aklından sürekli bu yalnızlık bana verdiği ceza,geri dönecek diye geçiriyordu.Tekrar gözlerini kapadı ve efendisine karşı geldiği geceye döndü…
Dylia çekici bir kadındı,çok uzun zamandır Efes’in hayallerini süslüyordu.Efendi buna ses çıkarmıyordu açıkçası bu Dylia’nın canını sıkıyordu neden beni kıskanmıyor diye düşünüyordu.Efes’i mutlu etmeye çalışıyordu,tüm amacı efendisini kıskandırmaktı hatta Efes’i sevmeye bile çalıştı.Genç adam etrafında pervane oluyor Dylia’nın her isteğini yerine getiriyor,çırpınıyordu ama hiç bir zaman yetirememişti.Dylia artık efendisini çok iyi tanıyordu,çok iyi biliyordu ki genç adama aşık olmasını istiyordu,iki taraf da sevince herşey daha can yakıcı olacaktı,ama çok yanılmıştı…Bir gece şatoya efendisinin yamacına döndüğünde gördüğü manzara karşısında kanı donmuştu,atmayan kalbi sanki tekrar çarpmaya başlamış göğsünü sıkıştırıyordu,Efendisi ve sarışın bir köylü kızı çırılçıplaktı…Dylia’nın yüzünde duyduğu yanma hissi ve gerginliği her an çılgınca birşey yapacak izlenimi veriyordu,Efendi Dylia yı görmüştü,görmesine de gerek yoktu hissederdi ama Dylia’yı görmezden geliyordu,Dylia elleriyle gözlerini kapattı şimdi,şimdi,şimdi onu öldürmem için kulağıma fısıldayacak şimdi diyordu…Ellerini indirdi ama değişen birşey yoktu sonunda dayanamayıp yanlarına gitti kızı tam boynundan tutup çekecekken efendi onu duvara fırlattı,onu duvara çiviledi sanki kıpırdayamıyordu.Efendi kulağına fısıldadı:’bütün gece burda kalıp bizi izleyeceksin’,somra köylü kızıyla sevişmeye devam etti…
Dylia değil bütün gece 1 dk daha bu manzaraya katlanamazdı,kızı milyonlarca parçaya ayırıp herbir parçasını gökyüzünden dünyanın başka başka yerlerine serpelemeliydi…Yalvarıyordu,efendisinin buna bir son vermesini istiyordu,Dylia yalvardıkça sanki görünmez hançerler kollarını bacaklarını kesiyordu,ağlıyordu sonunda bağırmayı kesti…Dylia’nın sustuğunu farkeden efendi kalktı ve yanına geldi kulağına fısıldadı pes edip etmediğini sordu,Dylia bir yılan gibi kıvranarak ayaklarının dibine düştü ‘evet’ dedi.Efendi o zaman yap hadi dedi,Dylia anlamadı ‘neyi efendim’ diye karşılık verdi,Efendi ‘yap,bu hayatta seni en fazla üzecek şeyi yap’ Dylia hala anlayamıyordu,o kadar iğrençlik ve verdiği acılardan sonra insanoğluna daha ne çektirebilirdi ki,Efendi önüne bir hançer bıraktı ve ‘yap’ dedi,Dylia ‘Efendim sizi anlayamıyorum dedi’,Efendi tekrar usulca eğilip kulağına fısıldamayı tercih etti,Dylia tam saçlarının kokusuna dalmışken efendi:’öldür beni bunu bir tek sen yapabilirsin dedi’…
Dylia’nın göz bebekleri küçülmüştü,neeeeee diye haykırabildi sadece ve asla dedi,Efendi ‘tekrarım yoktur bilirsin,birşeyi istediğim zaman istediğim yerde yapacaksın,iyi düşün’dedi,Dylia böyle birşeyi nasıl isteyebilrdi,’o hançeri alın ve kalbime saplayın efendim’diye yanıtladı.Efendi 2 adım geri çekildi ve gülümsedi,o sırada Dylia sanki ruhu huzur bulmuş gibi hissetti sınavı geçmişti yine başarmıştı,bir dakika geçmeden efendi Dylia’ya sözünü söyledi’Defol!,sonsuza kadar…’
Ne yazıkki sonrasında sıraya giren aylar,yıllardı tek dostu,sabah uyandığında efendisi gitmişti,artık tatlı fısıltısı yoktu…
Gözlerinin önünden o kadar çok görüntü geçiyordu ki,ama aklını toplayamıyordu bir türlü,hep o eski şatodaydı efendisinin dizi dibinde oturuyordu.Neden efendi ondan kendisini öldürmesini istemişti,o da mı kendi gibi bıkmıştı yoksa sonsuzluktan…
Anlamsızdı herşey,belki de hançeri efendiye saplamalıydı nasıl olsa ölümsüzdü,ama efendi bir tek benim onu öldürebileceğimi söylemişti diye geçirdi aklından,bir türlü anlam veremiyordu…Aşağı dalgalara baktı ve gökyüzüne karşı haykırdı,’efendim sizi seviyorum,bana her iki şekilde de sizsiz bir hayat sundunuz ne yapabilirdim ki’…
Göğsü yine sancıyordu,belkide iyiliğin savaşçısı olmaya koyulmalıydı artık…
Arkasını döndü vee birden dizlerinin çözüldüğünü hissetti efendisi yine karşısındaydı,karanlık dünyasının anlamı yine fısıldamaya gelmişti…

iş(sizlik) ve aşk derlemesi

d e g g i a l | 15 November 2007 21:45

Hepimiz zaman zaman kendimizi mutsuz hissediyoruzdur,böyle hissetmek içinde kendimizce önemli nedenlerimiz vardır.Mesela bir erkek ne zaman tam olarak mutluyum der,sırtını koltuğuna yaslayıp işim var iyi de kazanıyorum,aşkım da var seviyorum dediğinde mi? Yeterli mi acaba aileler de mutlu mu peki ya eşin ya da sevgilin o da mutlu mu acaba? Peki ya kadınlar niye mutsuz aynı nedenlerle mi olabilir mi,onların sırtında yeterince yük yok diyenlerinizi duyar gibiyim,neden olmasın?
Yeni mezunlara iş dünyası ne sağlıyor ? Kariyer siteleri ? Danışmanlık şirketleri? Deneyim aslında herşeyin kapısını açıyor,eğer daha okurken gerekli stajlarımı yapsaydım hayatım başka bi yöne gidiyor da olabilirdi.Bir kamu yöneticisi için kpss ve devlet şıklarını eledikten sonra koskoca bir deniz kalıyor:özel sektör.Bir kısmımız hala kendisini yetiştiriyor,değim yerindeyse ufaktan başlamaktansa üstten başlarım sonradan yıllarca tırmalayıp zorlanacağıma şimdi yardırırım.Yurtdışına giderim,yüksek lisans yaparım,peki yine yeterli olacak mı,gözler doyacak mı?…Valla ben ufaktan başlayıp yavaşça tırmanmayı seçtim kendimce,baktımda öyle bir konuşuyorum ki ooo işe başlamışım baklava börek…Hayır hala iş görüşmelerine gidip geliyorum kendimce tartıp biçiyorum en yakın zamanda holley para kazanıyorum,ana baba parası yemekten kurtuldum diyebilmeyi umuyorum,ha yanlış anlaşılmasın bu durumdan ailem şikayetçi falan değil isteğim sadece ayaklarım üzerinde durabilmek…
Geçmişi unutmaya çabalamak o kadar zor ki,hele de unutamayacağını hep kalbinin,aklının bir köşesinde anılarının yer edeceğini bilerek…Size birşey sormak istiyorum 2 sevgilinin ellerinde olmayan nedenlerle(isteyerek ayrılma durumlarında cevaplar daha net oluyor) istemeden,ayrılmak zorunda kalmaları durumunda,geriye dönüş kapıları sonuna kadar kapandığında fakat hala birbirlerini sevmeleri durumunda ne yapardınız?Hayat devam ediyor ‘show must go on ‘mı derdiniz yoksa imkansız diye birşey yoktur beni ben yapan kararlarımdır sevgimin arkasında sonuna kadar dururum diyerek olmicak duaya amin mi dersiniz?Duruma göre değişir diyorsunuz sanırım…
Ne yapmalıyım hal hatır sormak dahil hertürlü iletişimi kesmeli miyim,kendime sorduğumda kendimi unutturmak için başka bir çözüm bulamıyorum,peki karşımdaki?Birden kaybetmiş olma duygusuyla intaharın eşiğinde dibe vurmuş bulursa kendini?
Ne kadar da güçlüyüm diyorum bazen kendime çünkü hayat benim için devam ediyor,zaman olacak herşeyin ilacı biliyorum bu yüzden sabırsız değilim.Şuan içimdekileri kusmak istiyorum ama yapamıyorum,yapmıyorum.Yaşıtım gençliğin sevda sorunsalının üzerine eklenen hayat kaygısı bunalıma itiyor ister istemez,işsizler bir el kaldırsın!
Aslında en zoru evde oturmak galiba,elimin altında onca yapılacak iş var,hali hatrı sorulası dostlar ama istemiyorum içimden gelmiyor bir türlü…
Winamp ta sürekli Scorpions ‘Maybe i maybe you’,’stilll loving you’,’Lonely nights’ çalıyor,çalıyor,çalıyor burdan uzaklara çok uzaklara yolluyorum,saygılar…