bildirgec.org

Bilen var mı?

özgürsevgi | 21 Şubat 2006 21:26

Reklam Yaratıcıları Derneği’nin açmış olduğu “reklam yazarlığı” atölyesinin 1. döneminden sertifika almış ve mutlu olmuş birini tanıyor musunuz?

seven elevenı karalamaya mı çalışmışlar?

Ege | 21 Şubat 2006 18:26

Burada, burada ve burada örneklerine rastlayabileceğiniz “seven eleven pkk destekçisiymiş” dedikoduları bir karalama kampanyası olabilir. Geçen gün e-posta yoluyla gelen bir yazı üzerine bir araştırma yaptım (aslında bunları pek takmam ama ortada önemli bir iddia vardı ve bir doçentimizi kaynak olarak gösteriyordu) ve ilginçtir, seven eleven ile ilgili söylenenleri bir karalama kampanyası olabileceği sonucuna vardım.

Öncelikle adı geçen kişiye bir e-posta attım. Gönderdiğim posta ve cavabı aşşağıda:

motorların yapısı

mbalize | 21 Şubat 2006 17:39

Arkadaşlar motorun yapısını görmek istiyorum. Animasyon şeklinde ya da resimli olmalı. Bu özellikleri içeren bir site biliyor musunuz?

ERKEKLERİ KADINLAR DOĞURMADIMI;ÖYLEYSE BU SAYGISIZLIK NEDEN?

fhj | 21 Şubat 2006 14:50

yolda yürüyorum; çocuklar toplanmış oyun oynuyo hepsinin ağzında küfür merak ediyorum kimsenin annesi yokmu,sadece çocuklar değil büyüklerden de dinliyoruz bu kelimeleri…herkes saygıdan bahsedıyo kişiler arası mutlak saygı diyor herkes; peki öyleyse erkekler kadınlara küfrederken saygı nerede kalıyor…erkekleri kadınlar doğurduysa öyleyse bu saygısızlık neden????????

Cep değirmeni

winmaker | 21 Şubat 2006 09:59

Cep telefonlarının şarj problemine yönelik icat olunan pilli seyahat şarjları, pil bulunamayan yerlerde erör verince, işportacı Satynarayana efendi kendisi gibi parlak bir fikirle ortaya çıkıp üfle-konuş prensibiyle çalışan yel değirmenli şarj aletini yapmış. Kendisini tebrik ediyor, en kısa zamanda vapurlarımızdaki yerini almasını bekliyor ve bunu alan bunu da aldı diyerek cep telefonu çekim gücünü %50 arttıran muhteşem sticker’ı huzurlarınıza sunuyoruz.

mısırlı ahmet

kızıl | 20 Şubat 2006 23:52

devam ettiğim üniversitenin bugünkü “kariyer günleri” konuğu darbukacı mısırlı ahmet’ti. evet darbukacı… kendisi de böyle diyor. “darbuka tarihini değiştiren adam”, sanıldığı gibi mısırlı değil, hatta çocukluğu bu şehirde geçmiş… ankara’da…

(bağırıyorum: “kendine inancın yoksa ne kalır elinde??!! söyle, başka, sana ait bir hayata inanmazsan kime dönüşürsün?!” bakışları yine korkak, kuşkulu, ona ilk defa bağırdığım için biraz sarsılmış)

söyleşi bittiğinde mutluluktan gözlerim yanıyordu. inandıklarımı hayata geçirmiş bir adamla karşılaşmıştım: “ölüm diye bir şey var” demişti, “hayatta herkesin bir enstrümanı vardır, aşkla yaşarız biz”, “zaman nedir gerçek nedir bunları ben de sorguluyorum ama şundan eminim: an var. bu an.” konuşmayı sevmiyordu aslında, o, darbukası, aşkı… mısır’a giden ilk darbukacı olduğu için bu lakabı almıştı. düğün salonlarından pavyonlara, pavyonlar dar gelince ve ankara’daki çıkar delisi müzisyenler onu hayal kırıklığına uğratınca, mısır’a gitmişti. parasız, dil bilmeden; inşaatlarda yatmış, sinir krizleri geçirmiş, ama bütün alabileceğini almıştı mısırlı üstatlardan. bir saate neler sığdırdığına inanamıyorum: yaşamının bir kısmı, öğrendiklerinin, aldığı derslerin çoğu… “ben hiçbir şeyim” dedi, “hiçbir şey olarak da kalmak istiyorum”. her lafı veciz, bilgelik dolu, fakat taze, heyecanlı, öğrenen bir adam. mısırlı ahmet, beni umutla doldurdun.