bildirgec.org

escritor

5 yıl önce üye olmuş, 14 yazı yazmış. 36 yorum yazmış.

Genç yaşta ölen dostlar anısına

escritor | 06 Temmuz 2007 00:15

Malatya’da 2. Ord.Karargahı’nda yürütttüğüm askerli görevim sırasında bütün operasyon sonuç listeleri elime ulaşıyordu, bende aralarından hayatını kaybeden, pusuya düşürülen, sakat kalan ya da akli dengesini yitiren tanımadığım ama genç dostlarımın bu haberleriyle irkiliyordum daha önce olmamış bir tepkimeyle. Öylece kalıkalıyordum, çünkü ben kahve götürüyordum, soğuk su götürüyordum, telefonlarına bakıyordum bir Generealin, haberlerini iletiyordum, hayat korkusu olmadan onlara üzülmek, ağlamak, hiç tanımadığım adamların yokluklarını hissetmek bana kolay geliyordu sanki, bir de üstüne ağlıyordum. Niye ağlıyordum acaba? Acaba ben orda değildim ve onlar gibi hayatımı tehlikeye atmıyordum ve suçluluk duygusu mu hissediyordum yoksa bu, bunları zaten yapmak istemediğimden dolayı duyduum bir suçluluk duygusu muydu? Herşey boş adam sende, insanlar canını veriyordu, ben ağlasam ne olurdu, zırlasam ne olurdu, dönmezlerdi, çünkü dönmekten çokta zevk almayacakları hayatlarını kaybetmişlerdi, bulamazlardı kelimenin o tabiriyle. Tamamen yok olmuştu, artık biliyorlardı cennet ya da cehennem var mıydı yoksa biz mi üretmiştik. Her bir şey boştu arkadaşım, boşu boşuna dökülen gözyaşları ya da kağıda dökülen kalem yaşları, ölenin arkasından ağlamak bile boştu ve sadece kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir bencillik göstergesiydi. Çünkü insan yaşamı savunurdu, insan bir anti-kahramandı ve ölmek istemezdi gerçekte, o sadece filmlerde olurdu, zaten sizinle hiç alakası olmadığı için saygı duyardınız gerçek kahramanlara.

Waffle ve Hisar

escritor | 26 Haziran 2007 15:18

Genç yaşında ticarete atılmayı düşünen arkadaşlara ya da zaten gıda sektötünde olup da parayı basmak isteyen dostlara bir iki tavsiyem olacak. Ben gıda sektöründe değilim ve girişim de yapmıyorum ancak bir nedenden dolayı birgün yapacaksam kesinlikle ya Waffle dükkanı ya da Hollanda Patates’i için bir mekan açardım. Genellikle geceleri eve dönmeden son demlerde, ya da evde oturuken canınız çok istediğinde, kan şekeriniz düştüğünde, Caddebostan ya da Arnavutköy’den şöyle bir geçtiğinizde gözünüze,aklınıza,midenize takılandır o, Waffle cennetin bekleme salonunda bir servis yemeği adeta.
Ben açıkçası yıllar önce ve çoğundan önce Anadolu Hisarı’nda tanıştım Waffle’la, kendisi mağrur, biraz utangaç ama güzellliğinin farkında, sağlamcı bir tatlıydı. O her haftasonu aile grubuyla gittiğimiz balık günlerinde öğlenden hemen sonra yenirdi, başka bir yerde de bulunmazdı Waffle ya da Waffle-cı amca, ben Pazar sabahları uyandığımda ağzımda önceki haftadan gelen hafif bir tatla uyanırdım, o gece yatağa girmeden Waffle yiyebilecek olmanın verdiği güzel duyguyla, ertesi gün okula gidecek olmama ve Pazar’ın ertesinden gelen gün olmasına rağmen boşvermişlik doğardı gözlerime. Neticesinde maç yapılır, balık tutulur oracıkta da mangal yakılır,gülünür eğlenilir ama unutulmazdı Waffle. Şimdi yıllar sonra tekrar çıktı Waffle, hoş yine de 5 sene olmuştur sanırım her yerde görüleli, dükkanlar açılalı, sıralar oluşalı, artık Hisar’a gitmeye gerek yok uzun zamandır.

Şimdi en çok sevdiğim siyah çikolatası,beyaz çikolatası,muzu ve biraz da franbuaz parçası ile bir kalori deposu ya da bir gurme, nihayetinde hayatta ağzınızda güzel bir tat bırakan herşeye sarılmak gerekiyor. Ben kısacası gıda sektöründe girişimci olmak isteyen herkese tavsiye ediyorum, bugün Şaşkınbakkal’da, Caddebostan’da,Arnavutköy’de ya da Sarıyer’de uzun kuyrukların sonunda ulaşılabiliyor, he bir de Anadolu Hisarı’ndan geçerseniz Türkiye’nin ilk Waffle’cısı sahilde bir yerlerdedir diye tahmin ediyorum, gezici bir şekilde.

Paris’e hapishane fantezisi

escritor | 21 Haziran 2007 16:42

bu resimde güzel çıkmış ama :) bişi demiyorum
bu resimde güzel çıkmış ama 🙂 bişi demiyorum

Hilton Otellerinin varislerinden Paris Hilton bazılarımızın hatırlayacağı üzere alkollü araç kullanmak ve geçersiz ehliyetten 45 günlük hapis cezasına çarptırılmıştı. Şu sıralar California’nın Lynwood hapishanesinde bu cezasını çekmekte olan ve benim de herhangi bir sexapalite göremediğim sadece güzel vücutlu bir kız olduğuna karşı çıkamayacağım Paris Hilton için hapishane arkadaşlarından biri açıklamalar yapmış. Zat’a göre sinir bozukluğundan dolayı bir nevi mini açlık grevine giren Paris günlerdir ağzına katı yemek koymuyormuş, bu arada 5-6 kilo civarı kaybettiği düşünülen Paris için annesi Kathy ‘kızım kimseyle konuşmuyor, bütün gününü duvarlara ve tavana bakarak geçiriyor’ demiş. Bu arada Paris’in durumu hakkında konuşan bu hapisane arkadaşı, psikolojisinin bozuk olduğunu, makyaş yapmasına izin verilmediği için suratının tanınmaz halde olduğunu ayrıca duşta sadece sabun’a izin verildiği için saçlarının süpürgeye döndüğünü söylemiş.

Bütün bunlar bir yana duyulan haberler arasında hapishane’de bulunan mahkumların Paris’e bir hapishane pornosu çevirmesi için baskı yaptıkları da konuşuluyor. Zannediyorum porno filmin yayın haklarını alıp hapishane’den pazarlamasını yapacaklar, yüksek miktarda paralar kazanabileceklerini düşünüyorum bu konuda, mahkumlar bunu eski eşi ile çevirdiği porno filme gönderme yaparak ima ediyorlarmış.

Şiddet

escritor | 20 Haziran 2007 10:49

Şu bilmem kaç senelik hayatımda en sevmediğim şeylerden bir tanesi de arabada ana yolda giderken tali yoldan aniden bir arabanın burnunu hızlı bir şekilde göstermesidir. Aslında o hızla tabiki yola çıkmayacaklardır ama sizi rahatsız eder, daha doğrusu anayolda ortalama hızın üstünde seyreden bir sürücüyü refleks olarak bir takım istenmeyen tepkilere zorlar. Bu kadınların bacaklarındaki, kollarındaki istenmeyen tüyler gibidir, onları gören kadın istem dışı bir takım içsel tepkiler gösterebilir ya da bunu huy, davranış bazında dışavurumsal bir hale dönüştürebilir. İşte dün akşam aynısı banada oldu, şimdi rutin Salı halı saha maçından dönen üç tane adam düşünün. Bu adamlar artık bir an önce duşlarını almak üzere evlerinin yolunu tutmuşken sen gel sahil yolunda arabanın teki tali yoldan önüne hızlı bir burun göster ki bunu daha çok İstanbul şehrinde taksiciler yapmaktadırlar, ve bu adamlardan biride yorgunluktan ve sıcaktan artık gevşemiş refleksleriyle çok ani bir fren yapsın, sonra arkada oturan çocuk öne doğru merkezkaç kuvvetinin de etkisiyle fırlasın…
Şimdi bu çocuklar arabadan iner ve burnunu veren arabaya doğru yönelir, içindeki iki yeni yetme çocuğu alır, o sırada çocuklar “abi zaten çıkmıycaktık öylesine hızlı geldik” deseler bile –ki bu önemli bir noktadır bu hareketi her yapan bunu söyler- bir temiz pataklar, haksızmıdır? “Stres kontrolünü iyi yaparız” derlerse haksızdır, diğer bütün ihtimallerde haklıdırlar, tabi yine de sonra pişman olurlar, içlerinde gizlice yetiştirdikleri şiddete rağmen insandırlar çünkü hala biraz.
Bu yazıyı içsel bir pişmanlığımdan mı yoksa hala sinirli olup birileriyle paylaşmak istediğimden mi yazdım bilemiyorum, şiddet konusunda üzgünüm ama gözünüzü seviyim yapmayın şu hareketi, bir insanın ya da birden fazlasının ölümüne yol açacaksınız demek lazım. Şu anayolda hızlı giden arabaya tali yoldan hızlı bir şekilde burun göstermeyin sinsice, zaten çıkacak olmasanız da hem de, çünkü istenmeyen tepkiler rahatsızlık yaratır, dışavurumsal tepkiler yaratır insanlarda, anlarsınız ya hani.

Bir Lezbiyen’e aşık olan adamın kısa öyküsü

escritor | 18 Haziran 2007 12:15

uyku evi
uyku evi

Aslında zorlayan bir yazı bu beni, insanlarla tartışmak, düşüncelerini paylaşmak için çok güzel bir site burası ve ben çok memnunum burada sizlerle olmaktan. Birkaç rastgele önüme çıkan konu hakkında yazdıktan sonra biraz da kendi hakkımda birşeyler yazayım dedim. Ama bu yazının nerelerinde tam olarak benim geçtiğimi anlamak tamamen okuyana kalmış. Hikayem aslında “bir lezbiyene aşık olan adam” la ilgili, iki farklı öykü ile anlatmaya çalışacağım, merak etmeyin ikisi de ben değilim ama her ikisinin de sonu aynı. 2004 yılında kısa dönem askerliğimi ifa ettiğim Malatya 2. Ordu Karargahı’nda bulunduğum yıl tanıştım Jonathan Coe adlı İngiliz yazarla, “The House of Sleep” yani “Uyku Evi” adlı kitabını okuyordum enterasandır. Kitap bir yandan “İnsomnia” yani “uyuyamama hastalığı”nı bir yandan da bir adamın akıl almaz aşk hikayesini anlatıyordu. Bu arada önceden uyarayım, kitabı okumamış ve okuyacak olanlar varsa yazının geri kalanını takip etmemelerini öneririm zira ne yazıkki yazının son bölümlerinde kitabın sonunu söylüyorum. Neyse duygusal bir dönemimde olmadığım, 50 tane adamla birlite bir koğuşta olduğum için işin İnsomnia kısmı beni daha çok cezbediyordu, zira benimde uyku problemim vardı, ancak hastalığım fizyolojik değil, daha çok nöbetseldi tabi. Yani benim dışımda gelişiyordu ve bundan hoşnut değildim.
Kitap genel olarak, gençlik yıllarında birlikte olan arkadaşların daha sonra birbirlerini kaybetmeleri ve yıllar sonra yeniden karşılaşmalarını akıcı bir dille anlatıyordu, ama okurken gözünüz ister istemez kızı deliler gibi seven çocuğun öyküsüne de takılıyordu, sonunda yıllar sonra aşkını tekrar bulan çocuk seviştiği kadının bir lezbiyen olduğunu ve başka bir kadına aşık olduğunu öğreniyordu, siz bu sırada dumur olmakla meşgulken kendinize sorular sormaya başlıyordunuz. Acaba ne yapardınız? Aldatılmış gibi mi hissederdiniz, yoksa damağınız mı kururdu? Ya da çözemeyeceğiniz bir problemde kaybolmuş gibi mi acaba, sarhoş mu olurdunuz o gece yoksa derin bir yürüyüşe mi çıkardınız ve bu yürüyüş aynı anda içinize ve geçmişinize doğru mu olurdu? Bende bu sorularla haşır neşir olurken çocuğun ne yaptığına dair cevap bir tokat gibi geliverdi. Durumu öğrendikten sonra çocuk ortadan kaybolmuştu, kadın aslında sevdiği ama aşık olmadığı, kendisinin gibi hissetmediği bu adamla hem vedalaşmak hem de son bir kez görüşmek istiyordu ancak adam ortada yoktu.
Derken bir gün kapı çalar, lezbiyen kadın kapıya yönelir ve açar, “buyrun kime bakmıştınız” der, karşısındaki güzelce bir kadındır. “benim” der kadın, soru işaretleriyle dolu beyniniz ve soru işaretleriyle dolu kadın kahramınımız birlikte yaparsınız şaşkınlık ünleminizi. “ sizi tanıyamadım-dık”, kadın tekrar gülümser ve “benim der” tebessümle hafif,”benim, sana deliler gibi aşık olan adam, ben değiştim artık senin istediğin gibi biriyim ”.
Şimdi efendim herkes bir sussun, ıhı ıhı… Şaşkınlığımın sınırı kalmamıştı, şaşırmış, biraz da uyanmıştım, aşık adamın tepkisinin böyle olacağını düşünmemiştim, hala kadınlardan hoşlanan bir erkek olarak cinsetini değiştirmek mi, hiç sanmıyordum ama yine de kendime sordum. Yazar bunu istiyordu nasıl olsa, bütün kitap sizi bilimsel yönden bilgilendirmeyecekti pek tabi, zorlayacaktı, Koşa koşa bölük çavuşundan gece nöbeti istedim – en iyi düşünebildiğim yerdi – şaşkın bakışlar arasında, zaten dönüşüme az kalmıştı biraz da kendi isteğimle uyumayacaktım. Nöbette kendime sordum ister istemez, böyle bir aşk yaşamış mıydım? Ya da yaşasaydım bu kadar ileri gidebilir miydim? Cevap: Hayır , yaşamıştım belki, tabiki hiç ayrılmak istemediğim insanlar olmuştu ya da benden ayrılmak istemeyen, üzülmüştüm, kırılmıştım, kızmıştım geçmişte. Ama rakılar vardı, arkadaşlar vardı, votkalar vardı club’lar vardı, Bodrum’lar vardı, Roma’lar ya da Tayland‘lar vardı. Sonra bizim yazlıkta tepeler vardı geceleri, herşeyden öte başkaları vardı, başka kadınlar. Hayır, atlatırdım.
Tabi kahramanlıktan uzak, hatta anti-kahramanca, biraz kaçak ya da gerçekçi, bazılarına göre pragmatist ama cevabım kesinlikle buydu. O zaman başka bir soru daha geliyordu arkasından, peki gerçek aşk bu muydu acaba ben olmamış mıydım? Allah Allah, yok ama aşk sadece bu değildi, bende yaşamıştım, benim yaşadıklarımda bu değildi, sonra bir 2005 yaz akşamında arkadaşın teknesinde erkek erkeğe rakı içerken çoğumuzun kız arkadaşları olmasına rağmen eskilerden açıldı konu, herkez rakısını o aşık olup onların olmayana kaldırdı bir kez, sıra bana geldiğimde alkolün de etkisiyle bir anda durdum, aklıma üç tane farklı isim gelmişti ve kafam karışmıştı, herkesin o gülerek, ah çekerek hatırladığı kızı ben üç ayrı isim olarak hatırlıyordum, nu neydi ki acaba, sonra aralarından birini attım kafadan tabi, inandırıcı olmayan bir of çekerek. Kendim de inanmadım, bunalım olmak isteyeceğimde bu rakı meclisinde sadece bir kişiye kadeh kaldıramamak üzücüydü. Bu arada yıl 2007 ve artık erkekçe bir alışkanlık olan o mecliste hala aklıma bir kişi gelemiyor ama artık söyleyeceğim isim için duraksamıyorum ve “of”’larım inandırıcı olabiliyor. O nedenle merak etmeyin beni, ama bu yazının başında söylediğim ikinci hikayeyi anlatmaktan vazgeçiyorum, gerek kalmadığına inanarak……

Google geri adım attı sonunda

escritor | 14 Haziran 2007 08:52

Bir süredir tartışma halinde olan arama motoru Google’ın IP VE cookie’leri tuttuğu veritabanından vazgeçtiğini açıklaması herhalde hem hepimizi mutlu edecektir hem de gizlilik konusunda sorun yaşayan birçok internet öğesine örnek olacaktır. Bizim aramalarımıza dair bilgileri aldığını ve databese’nde topladığını işte şurada dile getiren Google, Avrupa Birliğini ve ABD Adalet Bakanlığı’nın ortak baskılarına baskılarına daha fazla dayanamadı. Resmi blogunda da açıklayan Google yinede her ihtimale karşılık güvenlik olarak 18-24 ay arası bazi sunucu loglarını da tutacağını açıklamış. Şuradan orjinal bir haberini de okuyabileceğiniz bu sistem kullanıcılara ne getirir ya da ne götürür şimdilik sadece yorum halinde ama hep birlikte bunu göreceğiz. Yalnız burada özellikle ABD’liler için bir başka nokta da şudur ki 2006’da hatırlayacağımız üzere ABD Adalet Bakanlığı birçok URL’nin index’ini istemiş, Yahoo ve AOL buna uyarken Google tarafından reddedilmişti. Ancak yine Google 24 dizisinin yayınlanmamış bölümlerini internette yayınlayan 2 kişinin ayrıntılarını da teslim etmişti. Şimdi sanırım bunlar olmayacak, internet üzerinden yayınlanan copyright harici birçok dosya olması söz konusu.

Spielberg’in yapımdaki filmi ‘İnterstellar’

escritor | 12 Haziran 2007 16:24

Jaws,İndiana Jones,Jurrasic Park ve Shindler’in Listesi gibi devasa filmerle tanıdığımız Spielberg henüz yapım aşamasında olan filmi İnterstellar‘la karşımıza çıkacak. Senaristliğini ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın kardeşi olan Jonathan Nolan’ın yaptığı film 2009 yılında gösterime girecekmiş, Film’in konusu ise küçük bir grubun bir böcek deliğinden geçip boyut değiştirerek yıldızlar arası yolculuk yapması hikayesiymiş, tam bir Bilim Kurgu olacak gibi gözüküyor. Spielberg filmlerini seven biri olarak bu filminde hoşuma gideceğine eminim, Aİ,Minority Report,Terminal ve Catch me if you can de oldukça hoştu tabi. Bu arada filmi türkçeye ‘Yıldızlar arası seyahat’ ya da ‘Yıldız Seyahatçisi’ şeklinde çevireceklerini tahmin etmekteyim. Bu arada filmin yapımcısı Paramount Pictures lütfen yani gurula ‘presents’. Yannız bunların hepsinin içinde gerçek bir sanat şaheseri ve çocukluğumun simgesi ET tabiki en önemlisiydi.

Ayak’ların yasak olduğu ülke:Laos

escritor | 12 Haziran 2007 15:35

Benimde dahil olduğum birçok erkek tarafından -ki bu modellerin kızlarından da tanıdım- oldukça erotik kabul edilen “ayaklar” artık günümüzde fetişizmin bir numaralı konusu olmuştur. Yaz dönemininde gelmesiyle beraber genelde içe atılabilen bu küçük sapkınlık – ki çoğu bunu bu şekilde adlandırmaz- tamamen dışavurumsal bir hal alır. Duygu artık içinden çıkılamaz bir haddeye geldiği içinde bir çeşit günah çıkarma ayini olur. Ben kişisel olarak tek hedef olmadığı ya da abarmadığı sürece bunu bir çeşit çok amaçlılık olarak görüyorum ancak Tayland ve Vietnam’la komşu olan Laos’lular sanırım pek öyle düşünmüyorlar.

Neden Turkey İngilizce’de Hindi demek?

escritor | 12 Haziran 2007 09:30

Kendimi bildim bileli kanıma dokunan birşey vardır ki o da İngilizce’de Turkey olan ülkemiz Türkiye bu hafif alaycı olguyu bir türlü üzerinden atamamıştır. Başka bir arkadaşımızın burada yani Hafif’te yazdığı bir yazıda da bana katıldığı ve Uluslararası Toplantı Organizasyonlarında adımızı Türkiye ya da Turkiye olarak değiştirilmesini istediğini de gördük ki nitekim aynı yazıda Habeşistan’ın nasıl Etiyopya olduğunu gördük. Peki ya nedir bu Turkey ve Hindi olayı, yani tarihi nedir, neden bize Hindi anlamına gelen bir sözcük yapıştırıvermiş birtakım dengesizler.