bildirgec.org

koza 68

6 yıl önce üye olmuş, 140 yazı yazmış. 991 yorum yazmış.

dötüm doğdu

koza 68 | 14 Ağustos 2008 11:40

biz ona ışık ol dedikçe ömer ibinetoru eyideneyi havalara giriyo.

“her hadise mukadderdir”deip duruyo. olm ömer artistlik yapma “herhadise mukaderdir” derken üç birayı iyiettin. sonunu neye getirmiyon lan gösterip vermeyen ırzı kırıklar gibisin yakışmıyo.

“sen nerden türedin başıma beyav? buralarda ömrün zayi olmasın die diyom,nesibin neyse onu alırsın, hissene düşenle iktifa edcen. binyıl ahuvah etsen nafile”

hade ben gtün tekiyim en adi müflisim sen nesin? hayatta nasıl kaldın olm sen?
“nasıl mı? en başında kellem,elim ayaam doğdu. nihayetinde götüm doğdu; hepsi oturup diyerleri ile birleştiler. hayatta kalabilmek için anlaştılar. birbirlerinin ihtiyaçlarını karşıladılar. ahan da bak şu tuttuum ne* bunu neye içiyom sanıyon? vucudum kuru kalmasın diye. benim organlarımın hiçbiri birbirine düşman deyildir, birbirinden uzakta deyildir “

vesiyet

koza 68 | 13 Ağustos 2008 15:10

mezarlığın sesi sessizliktir, ürkütür insanı. çıt yoktur ortalıkta.çürümüş ot, ağac kokar..anamın mezarı büyük çınara yirmi metre mesafededir. ulu çamlar , gürgenler mezar taşlarının arasından göğe doğru akmışlar adeta.şu çakırdikenleri de olmasa;taşların arasından öyle sık bitmişlerki, yolu bulmak ziyadesiyle çaba ister. Güneşe baktım almış başını gitmiş; bir saat mi kaldım? yoksa daha fazla mı? yönümü şaşırdım, hangi yöne gitmeliyim diye düşünürken annemin sesini duydum; ” ulan ” dedi “deli deyyus, ahacık şu taraftan gidcen”..o taraftan çıktım gittim.
Anama geç kalınmış bir müjdeyi vermek için ordaydım. olanı biteni anlattım.çabalarımın neticesini aldığımı falan söledim.”onu buldum, anam ” dedim..
iki sene önce annem ” lan oğlum geldik gidiyoz,şu falanca akrabamın, ardında kalan kimi kimsesi yok mudur? allah rızası için bi araştır helallik almadan göç etmiyim sen bilirsin oğlum” demişti. Çok küçük yaşlarda İstanbul’da bırakıp ayrıldığı dayısı ilgili araştırma yapmamı, kimi kimsesi varsa bulmamı istiyordu . rahmetli bilinen tanınan biriydi gerekli olan internette vardı zaten”……” yazınca küt geliyo ama adamın bi yakınına ulaşmak imkansız ne ettiysem tanıyan eden yok. zaten otuzaltı yaşında vefat eden birinin geride kalan nesi olacaktı?

oran ne işe yarıyo???

koza 68 | 04 Ağustos 2008 13:51

neremin ne işe yarayacağını komşu kızdan öğrendim. o onüç ondört, ben sekiz yaşlarımdaydım. besleme kız bu konuda eylesine tecrübeliydi ki, bedenimin topografyasını çıkartmıştı adeta. dırıltılarla mırıltılarla örülmüş,ev gezmelerinde hemencecik bi köşeye çekilip,sorardım; pekiii şuram ne işe yarıyo, oram ne işe yarıyo, buram ne işe yarıyo ki??? besleme ne kadar hüsun perver ne kadar latif hali varsa hepsini sergiler, cihazatımı tanımam, hissedip bilmem, zevk edip tanımam içün aşırı gayret sarfederdi.. bazen de ben onun neresinin ne işe yaradığını sorardım; kazara açılmış beyaz bacağını işaret ederek ” bu yolun sonunda ne var ki ?” diye sorduğum zaman hoşnut olmaz ;oraların majino,zigfrid hatları gibi geçilmez olduğunu ima ederdi.
Baudelaire ” çocukça arzuların ta kendisi olan ay, yatağında uyuyan çocuğa baktı ve kendi kendine “bu çocuk hoşuma gidiyor” demiş. besleme de benim için haftanın birkaç günü doğan bir ay’dı. onun, ilerisi için maneviyyat terazime ayar vermesi bi yana safaperverliği ile dünyanın süslü bir menzil oduğunu işaret etmesi takdire şayandı. haliylen daha şiddetli muhabbet istiyoz ama nafile besmele, neresinin ne işe yaradığı hakkında tam malumat vermedi. eksik bilgi her zaman insanı zayiata uğratır, tahrip eder..misal; ortamektebin coğrafyacısı göt fethiyenin, her ders anlatışında ön sıralardan birine dayanıp, elindeki cetveli avret mahalline ittirmesine bir mana verememek gibi.
Yaz akşamları ispiro amcanın bostanından uçmaya başlayan ateş böcekleri ve yeni sulanmış toprağın kokusu komşu mutfaklardan yayılan patlıcan kokularına karışıp havaya yayıldığında, mahzunlaşıp hala neremin tam olarak ne işe yaradığını bilemediğim için alayacak hale gelirdim.
Beslemeye derin bi saygım vardı, eninde sonunda neresinin ne işe yaradığını sorup öğrenmem lazımdı. misal, bisiklete binmesini öğretirken sorup öğrenebilirdim. ama küçük bedenim bana göre kocaman olan o bedenin dötünü selenin üstünde sabitlemeye yetmiyor, bir o yana bir bu yana savrulan bedenini kontrol edemiyordum..hakiki niyetimi bilmediğinden düşüp, kalkma hallerinde denk gelen yerlerine ellememden bir vehme kapılmaması işime geliyordu..
Hırs,taleb ve muhabbet üçgeninde hissiyatım tamamen beslemenin bacak arasındaki o garip muammaya kitlenmişti. sanki orda duran şeyin sırrı hilkatini bilsem bütün kainat açılacaktı önüme.
açılması ne müşkil bir tılsımmış lan deyip, terk-i lezaiz etmekten çıkar yolum yoktu. zaten besleme de orasının ne işe yaradığını asla söylemedi.

“Haşr “

koza 68 | 01 Ağustos 2008 12:41

bana dokanma bilader dedi. sana dokanan kim? yanıbaşına şarabını ve cıgaranı bıraktım görmüyon mu?
benim cıgaram da var şarabım da, ama iyi etmişin zulada durması her daim iyidir..çil gözleri ışılışıl adamın önünde sanki alabildiğine engin bir âlem varmış gibi öle rahat. dedi ki ;biz günü nasıl kurtarırızın hesabını yaparken sen diyecen ki,”ölme eşeim ölme”.. derim tabi, mına koim bu nasıl hayatt lan tüyün teleğin dökülmüş, zıkkımını cıgaranı getiriyoz bizi si*emiyon ne iş? majik kolpasına mı yatıyon sen de? dedi ki; sabah sabah kafamı ütüleme, benim cıgaram var rakım var, birazdan onları yana ittirecem benim işim bitecek, nihayetinde senin bıraktıklarına başlıyacam.

nenem

koza 68 | 29 Temmuz 2008 15:17

Hacı nenem dindar ve itikad saibi kadındı.münasebetleri çok sağlam idi.nenemin hacı olma isteği eylesine güçlüydükü kabeye gitmediği halde ona hacı nene derdik.üsküdara yerleşmemize de nenem vesile oldu küçücük bi oğlan çocuğuyken.bi sabah ansızın şemsipaşada eğreti bi eve yerleştik.ev omuzları çökmüş bi ihtiyarı andırıyordu çoktan göçüp gitmiştir ya. nenem beni önce aziz mahmut hüdayi türbesine götürdü, orda ona bi daha çalar saatini kurcalamıyacağıma dair söz verdim. o da bana türbenin girişindeki yazıyı tercüme etti;” bizi sevenler denizde boğulmasın,ahir ömürlerinde darlık çekmesin,imanlarını kurtarmadıkça göçmesin”.
sümbülzade sokağına geçenlerde fotoğraf çekmek için gittim, bizim ihtiyar çoktan göçmüş, babamın semaverden, namuslu çaylarını içtiği, gelincik cigarasını tellendirdiği cumbası, rumba olmuş,o dem’in buharı kimbilir havanın hangi zerresinde hayat bulmuştur kendine. nenemin çitin yanında durup, yazmasını sallayarak beni paşakapısı ilkmektebine uğurladığı, ispiro amcanın bostanını da yağmalamışlar. üsküdara sebze meyve satan bu urumun dantele gibi işlediği topraklardı buralar..

vesvese

koza 68 | 28 Temmuz 2008 14:08

dü-pe düz münasebetsizlilklerle haşirneşir olmuşuz.gel şu düstur-i itikadına yeni bir yön ver deyene serseri tecessüsümüzle anarşist marazi halimizi de ekleyip “kimseden ümid-i feyz etmem,dilenmem perr-ü bal kendi cevvim ,kendi efkârımda kendim tairim”deyen de sensin ,deilsin lan hergele ölçüsüzlüğün badiresinden kim kurtaracak seni???dediler ki,dötünün envai derinliklerine kadar meyletmiş iktisadianarşi,aile,cami korporosyonu aracıları ile ahengini neylen saalıycan puşt??? kesat hikmet-i vücudunla alçak işlerden sakınıp, maiyetini bile bilmediğin muhabbet rabıtasına hangi edebinle meyledecen??? hayalinde fuhşiyat,münkerat halleri yaşarken saplandığın ma’siyet batağından nasıl mı çıkacaksın?* herkese her keseye ümmetin tümüne sünnet-i hasene izni verilmişken,ondan yüz çevirip şimdi mi peşine düştün???

Bedir Ehli..

koza 68 | 24 Temmuz 2008 16:39

” Nihayetsiz salât-ü selamlar,nûruyla karanlıkları ortadan kaldıran Rassûllûlah(sav)’in ve ve azimet sahibi olan Bedir ehlinin üzerine olsun”

Müslümanların ilk fethi, Bedir’e katılanlar eliyle gerçekleştiğinden Bedir ehli, cennetle müjdelenen on sahâbi’den sonra ashâb-ı kîramın en faziletlileri olmuşlardır.
Burada Bedir’e katılan on sahâbi’nin adını zikretmedim, eğer onları zikretmeye kalksaydım, savaşa katılan diğer 363 kişinin de adını zikretmem gerekecekti ki ,bu çok tafsilatlı olacağından gerek görmedim.

BaKiyE teyze.

koza 68 | 15 Ocak 2008 13:25

Bir kadın için sevmediği gönlünün arzu etmediği bir adama karılık etmek çok zordur.Bakiye teyze de beyle kadınlardan biriydi allah selamet versin.
” kendimi bildim bileli şöle aşkla bağlanacağım eksiksiz bi insan düşlemiştim.allah inandırsın kocamın bana sarılıp ilk öptüğü anı bile hatırlamak istemiyorum.yirmi yıl koskoca bi yirmi yıl geçti ama her daim kendimi daralmış ve yakında ölecekmiş gibi hissettim. yıllarca salacaklı sevdiğimi unutamadım her anım onla geçti attığım her adımın aldığım her nefesin sahibi oydu sanki ama olmadı işte nebilim olmadı lanet olsun o güne.”
Bakiye teyze bize sık sık gidip gelen komşumuzdu. hem örgüsünü örer hem anlatırdı.salonun bir köşesinde oynarken bu kadının söylediklerine kulak kabartır kocasının nası bi canavar olabileceğini tahayyül etmeğe çalışırdım.

kadının eti tatlıdır

koza 68 | 15 Ocak 2008 09:06

Ofiste gezinmeyi sürdürürken bizim arkadaşın odasına uğradım. yine yüzü gerilmiş, giren çıkana bakıyor ama görmüyor. böyle boş gözlerle bakındığı zaman bileceksin ki aşk meşk konularında derin analizlere dalmıştır.
aşk üzerine düşünmeyi kendine misyon edinmiş bi arkadaşımız öldürsen vazgeçmez. en birinci hedefi de bizim gibi herifleri adam edip, kadın dünyasına kazandırmak.
ötedenberi verdiği akıllarla ‘ yeni bir türk erkeği ıslah etme” proramı uyguluyor.
“ne yazıyon” diye sordum”………” başlıklı bi yazı var.
“bu o’ mu? ” diye sorunca. ” evet mına koyim” dedi.
bu sefer durumun farklı olduğu besbelli.başladı anlatmaya. anlattıklarına bakılırsa çocuğun durumu vahim.resmen çamura bulanmış.
sürekli nerde kaşar varsa……..diye söyleniyor.
” evladım yapma etme kutsal bi şarküteri lezzetini töhmet altında bırakıyon. vebali büyük olur haa ” dediysem de o sövüyor.
“yav bırak abi, bunların mayaları bozuk, aslında devletin bu işe bi el atması gerekiyor.devlet at soyunun, ördek cinslerinin iyileştirilmesi için onca para harcarken bu kaşar kaltaklarla niye ilgilenmez? var ya bunları daha embriyon halindeyken bitirmek lazım ”
” abartma lan, bu kaşar senden ne istedi de yapmadın bakiim? ”
” evlenmek abi. lan kitapsız sülük gibi kanımı emeceksen ben senin neyinle evleneyim???”
çocuğu durdurmanın zor olduğunu o an anladım. dolmuş taşmış bi kere.
Haklı olduğu taraflar var haliyle, damarlarında delikanlı kanı dolaşan hiçbir erkek terkedilmeyi kabul etmez, etse de adamı sinanın ya da sedanın proğramına çıkartıp şebek yapmazlar mı?
benim bildiğim daima erkek terkeder, sora gider bi meyhaneye bi kırba rakı içer. ayrılmadan önce karıyı pataklaması da olaya kendince romantizm katmasıdır.kaşarın lezzeti pardon! kadının eti bi harikadır hele baldırları ! kaygan inişli yollardan ,adamı bi anda evlendirme memurluğuna götürüverir. dikkat etmek lazım.
bakalım arkadaşımız bu” aşkın ” kavgasını nasıl yazacak diye beklerken tatil dönüşü baktım ki yayımlanmış bile. bayağı ahkam da almış; malum cici kızlar,oğlanlar çocuğa demediklerini bırakmamışlar, yaşları kemale ermiş cadolozlar kendi yaşadıkları garabet hayatın acısını arkadaşımızdan çıkarmaya çalışmışlar.
bendeniz de damarlarında irin ve kandan başka bişey dolaşmayan ana kartları defolu işletim sistemleri arızalı bu bok böcekleri ile alakalı görüşlerimi yazmayı düşünüyorum.durumdan vazife çıkartmaya bayılırım, o yüzden.

koZA “geleneksel öykü ve şiir yarışması”

koza 68 | 13 Aralık 2007 14:09

peşin peşin söyleyeyim. koca ragıp paşanın dizelerini okumasaydım bu yazıyı yazmayacaktım.

eğer maksud esersemısra-i berceste kafidir.

ragıp paşa; “kalıcı bi eser bırakmak istiyorsan hayran olunacak mucize bir mısra bırakmak kafidir diyor” .haşa böyle bi yeteneğimiz olmadığından, kendimizi bu unutulmuşluğun karanlığından,hatırlanmanın nurlu ufuklarına nasıl çıkarırızın hesabını yapmaktan gayrı çaremiz olmadığının farkındayız. Gayretimiz bu yönde. bir nevi ebedileşme arayışı da diyebilirsiniz. halet-i ruhiyemiz bu.
hatırlanma öyle bir şey olmalı ki, herkese yüksek duygular ilham eden yüce bir hareket. aslına bakarsanız birazdan açıklıyacağım fikrim, tabandan gelen yoğun talepleri de karşılayan bir düşüncenin ürünüdür. tabana kayıtsız kalamazdım.
kalıcılığımı,ölmezliğimi yaşatacak fikrim şu;
” geleneksel koza, öykü ve şiir yarışması”
baktım, yasalarımızda öyle ” yarışma ” düzenleme konusunda pek fazla kısıtlama da yok. isteyen herkes yarışma düzenleyebilir.
şu sıralar yarışma yönetmeliği üzerinde çalışıyorum. jüri müri olmayacak, kendim seçip kendim belirliyeceğim. sorun ödülü tespit etmek ve bir sponsor bulmaya kalıyor. yarışmanın düzenleyecisi ve tek seçicisi olma fikrim sizleri endişelendirmesin; aksine bu tür yarışmaların “tek” elden yönlendirilmesi tartışmalara ya da itirazlara mahal vermez. bendeniz burada sadece sosyal bir katalizör görevi yapacağım. yeter ki, katılımcılar yarışma kurallarına uyan, iyi huylu ve uyumlu insanlar olsunlar. kaybedenler de sebebi sistemde değil, kendilerinde aramalıdırlar.
mesleğimiz icabı şu “kristal elma” yarışmalarında çok boy gösterdiğimizden bu işlere az çok yatkınlığımız var sayılır.
kafamda ödül olarak, 10 milyar gibi rakam belirdi. parasında değilim 15 te olur, ama niyetim roman ve şiir yarışması savaşı yaratmak değil. bu yüzden tavanı düşük tuttum.
yarışmada konu kısıtlaması yok.”hayatım roman” diyen arkadaşlarımız için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum.