bildirgec.org

suphi

9 yıl önce üye olmuş, 127 yazı yazmış. 864 yorum yazmış.

tuvalet muabbeti

suphi | 21 January 2004 10:52

tuvalet:insan zekasının üst düzeylere çıktığı ve bazı şeylerinse alt taraflara indiği bir oturma odası.ben zeka kısmı üzerinde durmak istiyorum ve bir tuvalet sefamda aklıma gelenleri paylaşmak istiyorum.hani şu medeniyetler çatışması vardıya ha işte o bencede var.şöyleki bakıyoum avrupa medeniyeti ve asya medeniyeti devamlı bir yarışma içerisinde biri yükselirken diğeri alçalıyor.alın size örnek günümüz.çatışma dediysek illaki sıcak savaşı kastetmediğimi anladınız sanırım.yoksa -şiit osman abi,fiko yetişin lan adamlar bize füze sallıyo .yok böyle bir şey arkadaşlar.soğuk savaş yani.vee emperyasilst düşünce.bence en önemlisi beyinleri sömürmek.geçenlerde hafifte okumuştum aman efendim niye düşünemiyouz.abi öyle şeylerle uğraşıyoruzki artık bilim ilgi alanımızdan çıkmış.e doğal olarak tabi.millet düşmüş geçim dedine abi gel filozofluk yapta diyemiyorsun.zaten biaz düşünenide iftira ve sefaletle bıktırdıktan sonra bas bas bağırıyouz bizde filozof yetişmiyor diye.gazete kaçak elektrik yöntemlerini okudum.sade ben değil mühendisler bile hayret etmiş.nasıl bulmuş bunu bizim millet.bi mecbur kalda bak nasıl bulunuyo.amcam anlatmıştı ne kadar doğru bilemem,almanyada hani şu para atıp içecek falan seçiyonya neyndi onun adı yaa …neyse işte ondan.adamlar açıyorlar içini paraları almak için içerisi ıslak birde olan para çıkan erzağı karşılamıyor.çözemiyorlar işi ilan vermişler bunu yapan kimse ödül koymuşlar abi yani yapana verecekler parayı.tahmin ettiğiniz gibi bizim türk çıkmış.parayı vermişler tabi ama sınırdışıda etmişler.birde şu sağcılık solculuk kavramları var tabi.hani her şey zıddıyla gelişir felsefesinden yola çıkıp iyidir desem.sonuca bakıyorum bize yaramamış.bu kavramlar cemil meriç olsa mefhum derdi.madem cemil meriç dedik şöyle demiş yazar “Sağcı ve solcu gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?”ve idolajiler hangi fikri benimsediysek ilahlaştırmışız etrafını tel örgüyle çevirip bir kangalıda nöbetçi dikmişiz.aklıma çanakkale zaferi geldi.millet öyle bir bağlılık içerisindeki o güce kim dayanır.demişler ya bir millet topla tüfekle teyyarelerle değil arasındaki bağlılığın gitmesiyle yıkılır.vel asıl kelam tuvalet diyordum.TBMM’yi kapatıp kocaman bir tuvalet yaptırsak bence daha iyi olur.birde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bir madde gettiririz “insanlar günün asgari 1 saatini tuvalette geçirecek”diye sonra varya amerikayı bile sollarız valla..

benim değil CEMİL MERİÇin

suphi | 19 January 2004 11:33

geçenlerde elime bi cemil meriç kitabı düştü.adı bu ülke.biraz sert bir uslubu var yazarın.hoşuma gidiyor akıcıda kitap.o kadar ilgimi çektiki son iki günlüğümde sizle paylaşmıştım bunları. eğer yanlış bir platformda paylaştıysam kusura bakmayın,aklıma ilk günlük gelmişti.aslında bazı yazıları yine paylaşmak istiyoum.eğer hafifte uygun bir bölüm (makale,blog,günlük vs.) varsa bildirirseniz sevinirim.

O’na boyun eğmişken

suphi | 16 January 2004 11:33

Gölgeyi güneş vareder. Sebep güneştir. Güneş aşk ise, korku ve sorular gölgedir.
Aşkın ışıttığı alan içersinde varolurlar. Bir ağacın, bir elin gölgesi gibi bellidirler. Seslerinde gölgeleri vardır.
Gölgesiz aşk olur mu? Çöllerde bile kum tepelerinin gölgeleri vardır. O alevin içinde zavallı bir sığınak gibi.
Gölge karanlığa dönüşürse suçlu zamanmış gibi görünür. Suçlu insandır oysa.
Geceyi bilmeyen(öğrenemeyen) -hem de yüzyıllar boyu- insan. (@)
Her insan ancak kendi yaşayabilir evet, ama öteki (o, yaşamış olan) ne kadar faklıydı senden?
Senden daha fazla olan hep güneşte miydi?
Ya, senden az olanın yetindiği bir yaşamı isteme bahtsızlığına mı düşüyorsun?
Bir de gölgeye çekilenler vardır(gölge etmemek için gibi sanki). Işığı içlerinde saklı tutarlar.
(Bir ipoteğin kalkması gereklidir üzerlerinden). En çok sevdiğini en az söyle-yebili-r, veya en az göster-ebil-ir.
Ama en çok yaşa-yabili-r.
Ebedi güneş istemiyle varolana itibar etmez. Ebedi olan için, “ışığın gölgesinde” susuz bekler.
Ancak ebedi huzur, tatmin, saadet salt bu yaşam alanlarıyla ele geçirilemez. Zira kalp dünyevi (dünyaya bağlı, dünyaya ait, dünyada kalıcı) olan hiçbir şeyle tatmin olmaz. (Bana tam tatmin olmuş bir kalp gösterin. Hangi büyük şair, hangi bilim adamı, hangi herhangi biri? Hangi mükemmel -yaşamış-?)
-Tatmin olmayan insan- bir sarhoşluktan diğerine.. İnsan değerini yıpratır bu.
Ve ayaklarının üstünde sağlam kalmak, yürümek istediği yolun belirsizliği sürgüne dönmüş yolcunun ürkekliğiyle sarsılır.
Söylüyorum size; ömürlüklerinizle , dünyalık olanla huzur bulacağım sanmayın. İnsan da bu dünyaya ait eşya da, tokluk da susuzluk da, söylemek de dinlemek de, sıkıntıda sevinç de, güzellik de kötülük de.. hepsi geçecektir, geçiyor..
Sevmek, iyilik ve sakınmak üzere vardır insan,yani sorumlulukla. Ve bunları toplayan; kulluk (irade gerektirir).
Aşkın da bunları barındırmazsa gölgeler gece karanlığına dönüşür hep senin için. Bundan şikayetçi olmayabilirsinde, çünkü ziyanda olduğunu bilmezsin.
Bu bir yazı değil. Bu anlamak, idrak, varmak, kabul. Buraya kadar gelebildim.
Okuyan anlamaz, gelen bilir. Öğrenmiştir çünkü. İnancı onu bırakmamıştır.
Ümitli yaşamak lazım..ışığın ve gölgelerin karşısında.. gayretli.

O’na boyun eğmişken

suphi | 16 January 2004 11:32

Gölgeyi güneş vareder. Sebep güneştir. Güneş aşk ise, korku ve sorular gölgedir.
Aşkın ışıttığı alan içersinde varolurlar. Bir ağacın, bir elin gölgesi gibi bellidirler. Seslerinde gölgeleri vardır.
Gölgesiz aşk olur mu? Çöllerde bile kum tepelerinin gölgeleri vardır. O alevin içinde zavallı bir sığınak gibi.
Gölge karanlığa dönüşürse suçlu zamanmış gibi görünür. Suçlu insandır oysa.
Geceyi bilmeyen(öğrenemeyen) -hem de yüzyıllar boyu- insan. (@)
Her insan ancak kendi yaşayabilir evet, ama öteki (o, yaşamış olan) ne kadar faklıydı senden?
Senden daha fazla olan hep güneşte miydi?
Ya, senden az olanın yetindiği bir yaşamı isteme bahtsızlığına mı düşüyorsun?
Bir de gölgeye çekilenler vardır(gölge etmemek için gibi sanki). Işığı içlerinde saklı tutarlar.
(Bir ipoteğin kalkması gereklidir üzerlerinden). En çok sevdiğini en az söyle-yebili-r, veya en az göster-ebil-ir.
Ama en çok yaşa-yabili-r.
Ebedi güneş istemiyle varolana itibar etmez. Ebedi olan için, “ışığın gölgesinde” susuz bekler.
Ancak ebedi huzur, tatmin, saadet salt bu yaşam alanlarıyla ele geçirilemez. Zira kalp dünyevi (dünyaya bağlı, dünyaya ait, dünyada kalıcı) olan hiçbir şeyle tatmin olmaz. (Bana tam tatmin olmuş bir kalp gösterin. Hangi büyük şair, hangi bilim adamı, hangi herhangi biri? Hangi mükemmel -yaşamış-?)
-Tatmin olmayan insan- bir sarhoşluktan diğerine.. İnsan değerini yıpratır bu.
Ve ayaklarının üstünde sağlam kalmak, yürümek istediği yolun belirsizliği sürgüne dönmüş yolcunun ürkekliğiyle sarsılır.
Söylüyorum size; ömürlüklerinizle , dünyalık olanla huzur bulacağım sanmayın. İnsan da bu dünyaya ait eşya da, tokluk da susuzluk da, söylemek de dinlemek de, sıkıntıda sevinç de, güzellik de kötülük de.. hepsi geçecektir, geçiyor..
Sevmek, iyilik ve sakınmak üzere vardır insan,yani sorumlulukla. Ve bunları toplayan; kulluk (irade gerektirir).
Aşkın da bunları barındırmazsa gölgeler gece karanlığına dönüşür hep senin için. Bundan şikayetçi olmayabilirsinde, çünkü ziyanda olduğunu bilmezsin.
Bu bir yazı değil. Bu anlamak, idrak, varmak, kabul. Buraya kadar gelebildim.
Okuyan anlamaz, gelen bilir. Öğrenmiştir çünkü. İnancı onu bırakmamıştır.
Ümitli yaşamak lazım..ışığın ve gölgelerin karşısında.. gayretli.

gerçekten böyle mi?

suphi | 15 January 2004 14:01

“İmparatorluk günden güne zayıflamaktadır. Niçin saklamalı? Onu bu hale düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Temellerini III. Selim’in attığı bu zihniyeti, derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden II. Mahmut son haddine vardırır. Bab-ı ali’ye tavsiyemiz şudur: hükümetinizi dini kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Devlet olarak varlığınızın temeli, padişahla müslüman tab’a arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin. Ama yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskileri yıkmayın. Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın. Batı kanunlarının temeli Hrsitiyanlıktır. Türk kalınız. Tatbik edemeyeceğiniz kanunu çıkarmayın. Hak bellediğiniz yolda ilerleyin. Batı’nın sözlerine kulak asmayın. Siz ilerlemeye bakın. Adalet ve bilgiyi elden bırakmayın. Avrupa efkar-ı umumiyesinin az çok değeri olan kısmını yanınızda bulacaksınız.. Kısaca, biz Bab-ı ali’yi kendi idare tarzının tanzim ve ıslahı için giriştiği teşebbüslerden vazgeçirmek istemiyoruz. Ama Avrupa’yı örnek olarak almamalıdır kendine. Avrupa’nın şartları başkadır, Türkiye’nin başka. Avrupa’nın temel kanunları Doğu’nun örf ve adetlerine taban tabana zıttır. İthal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere.”Türk İslam medeniyeti ahlaka, feragate dayanan bir medeniyet. Gerçekleştirdiği değerler edebiyattan da, felsefeden de, ilimden de muazzez. Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum. Korumak istediğim şaheser; insanın kendisi. Tarihine vecitle eğildiğim bu büyük, bu gerçek, bu mert insanı Osmanlı yaratmış ve yaşatmış. Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi. Düşünenin görevi insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak; Kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz birleştirir…

hafifden hafif hafif yaylanmalı mı?

suphi | 31 December 2003 13:18

ey hafif halkı bu sitenin yenilerindenim ne zaman burada vakit giçirsem ve günlükleri okusam klavyeye doğru vağz etmiş olduğum ra’s-ı şerifimi sanki semaya doğru def ediyorum evet bu benim acı gerçeğim sizin ilm seviyenizden kendimi çok aşağıda hissediyorum .kendime güvendiğim yanım ise sadece ahlaki duyarlılık duyduğuma göre artık bunun pek değeri kalmamış hayatta he birde babamın bir arkadaşı var şimdi iş hayatında iyi bir yerlerde birde ona güveniyorum belki okul bitince onun yanında işe girebilirim harvıd mı ne adını bile doğru yazamadığım okulada okuyanlar varmış acı ama eziliyorum bunları öğrenince son bi kaç seneye kadar kadar hayatım taşra denen yerlerde geçtiği için vaziyet böyle şimdi ise endüstri müh. okuyorum okul ve iş terimleri üzerinde durmam ise şimdilik hayatım bunlardan ibaret olduğu için bu kadar dert yeter ey hafif halkı söyleyin ben nerdeyim

otbüs dediğiniz abiler

suphi | 25 December 2003 10:11

>yine sabah erkenden tut kampüsün yolunu çekilimi şimdi o otobüs kuyruğu.yokuşta arabanın motor sesi yanımdan geçen yaprak dökmüş ağaçlar.şair geliyor aklıma faruk fafiz ,orhan veli ve hayat ve yokuş herkesmi çıkmış bu yokuşu çıkmışta tek şikayet eden benmiyim bizimde süleyman efendi gibi adımızmı kalacak mezar taşında.bu karamsarlık nerden geldi bana sonra ümit düştü aklıma şair düştü “hayat dediğiniz abiler ne kadar gülebiliyorsak okadar” bu tezatlar içinde ben ,otobüs,ağaçlar,hayat.kafayı yemeden bırakmalı bunları .iki el bir baş içinmiş evet evet şimdi lazım bu bana .ve otobüs durdu aklımdaki ise sadece ekonomi vizesiydi.