bildirgec.org

query_vars["author_name"]); if($tuser->ID == 0){ // kullanici yoksa 404 $wp_query->set_404(); status_header(404); get_template_part( 404 ); exit(); } ?>

size_baba_diyebilir_miyim

8 yıl önce üye olmuş, 9 yazı yazmış. yorum yazmış.

bayrak demokrasiyi tehdit etmeye başladı

size_baba_diyebilir_miyim | 11 April 2005 20:25

bayrak olayını taa başından bu yana izlemekteyim. gelinen nokta ise, milliyetçilik anlayışının neresinde olduğu tartışmasız bir biçimde netleşmiştir. şöyle bir süreci gözden geçirelim; 21 mart 2005- her yıl olduğu gibi Newroz kutlamaları yapıldı. hatta bu yıl çok daha demokratik bir ortamda gerçekleşiyor diye ben de kendi adıma sevinmiştim. artık halkları birbirine kırdıran anlayış geri çekiliyor gibiydi. barış ve demokratik toplumsal süreç işlmeye başlıyor gibiydi. bu her ne kadar AB’ülkelerinin bir “dayatması” olsa da… bu topraklarda artık kürt diye bir realitenin tanındığı, TRT’de bile (yetersiz kalsa da) anadilde yayın yapıldığı, kürtlerin kuyruklarının bulunmadığı, kart-kurtteoreminin geçersiz olduğu bir dönem başlıyordu. buraya kadar çok güzel gelişmeler. ancak bir kısım derin devlet artıkları durumun fena halde sıkıntısı altında kaldılar. savaş denilen şey, bazı kesimlere oldukça gelir getiren bir sektör. Evet, savaş, bir sektördür. bizlerinde içinde yer aldığı ortadoğu topraklarında iyi bir rant kapısıdır. din ve milliyetçilik olgusu savaşların, kıyımların temel nedenidir. hal buyken bizim “derin ortaklar” nakit sorunsalı yaşamaya başladılar. paranın elden gittiğini görünce “vatan elden gidiyor” naralarıyla bu güzel gelişmeleri baltalamanın çok bilinen ve artık kabak tadı vermiş, hiç de zekice olmayan yöntemlerini devreye soktular. şenliklerde iki sabi sübyanın eline bir bayrak verip (bunu yapan kişi bugün muhtemelen bir bayrak imalat atölyesi açmıştır herhalde) gidin bunu yerlerde sürükleyin dedi. hadi diyelim böyle bir şey olmadı. çocuklar bayrağı gerçekten çiğnedi diyelim. siz hiç çocuk olmadınızmı. hınzırlık denilen şeyleri sizler yapmadınız mı. hınzırlık yapmanın çocuklar açısından ne derece eğlenceli olduğunu bilmeyenimiz var mı. sizler(bende dahil) batıda, karnı tok, sırtı pek, bisikleti olan, legolarıyla oynayan çocuklar olarak en bilinen hınzırlığımız çok katlı apartmanların zillerine basıp kaçmak olmuştur. Ama sözkonusu edilen “terörist çocuklar”ın mahallelerinde zillerine basıp kaçacakları apartmanlar bile yok. legoları yok. yol yok ki bisiklet olsun. karınları hep aç. mahrum ettirilişin en büyük kurbanları. şimdi biraz da çocuk psikolojisiyle bakalım olaya. bu çocuklar kendilerine yapılmış olan haksızlığın ve adaletsizliğin farkındalar. (biz o yaşlarda sümüklerimiz aka aka misket oynuyorduk) ve bu çocuklar suçlunun kim olduğunu biliyorlar. aklı başında geçinen milyonlarca “erişkin” insandan daha iyi kavramış durumdalar. suçlu devlettir onlara göre. gerçekten de öyledir. ve bu devlete karşı çıkılmalıdır, ama nasıl. birçoğunun abisi yıllar önce dağa gitmiştir ve dönememiştir.(amaçları tartışamnın dışında. sonuçta oluşan psikolojik durumu görmek lazım) bu çocuklar da öfkelerini devletin sembolüne; bayrağa yöneltmiştir. bayrak sizde anlı şanlı şerefli milli duygular uyandırabilir. Ama o çocuklar yıllarca devletin adaletsizlik cenderesinde ezilmiştir. Doğru dürüst türkçe bilemedikleri için sınıfta öğretmenleri tarafından sıra sopasına çekilmişlerdir. Bu çocuklara kızmak mümkün müdür. Kızılacak birileri varsa o da devlettir. Olayların devlet tarafından provoke edildiği gerçeği bir yana, tarihsel neden-sonuç ilişkisi bakımından da bu olayın sorumlusu devletten başka kim olabilir? Gelelim provokasyona. Provokasyonu kimlerin kışkırttığı aşikardır. 22 mart 2005- herkes sanki ağız birliği yapmışcasına eşşekler gibi anırmaya başladı. Medyasından televizyonuna, bakkalından çakkalına kadar herseste bir bayrak histerisi başgösterdi. Sanki daha önce türk bayrağına hiç saygısızlık yapılmamış gibi. Vatan millet edebiyatı tozlu raflardan indirilerek bir kez daha hatmedildi. Ortaasya steplerindeki kutlu günler yad edilerek at sırtında kımız içildi, titrendi ve kendine gelindi, tanrı dağı duman almış türküsü yurtluklarda kurtlarla berabercesine zikredildi, iki rekat şaman dansı yapılarak kuyruklu kürtler için sürek avı başlatıldı. Üniversite kampuslarında demokrat öğrenciler satırlar eşliğinde biçildi. Genelkurmay tüm ülkücülere saldırın buyurdu. Tasmalar açıldı ve saldırıldı. Hafif’de bile bazı dengesiz unsurlar, hafifin demokratik ifade özgürlüğünden rahatsızlık duydu. Bir “köpekbalığı” arkadaşımız, (nicki jaws mıydı neydi) sitede bir kampanya başlatmaya teşebbüs etti ama sayın hafif sakinleri ona gereken cevabı vermiş bulundu tabii. Ülkede ne kadar ipsiz sapsız serseri varsa ellerinde birer türk bayrağı (asla ellerine yakışmıyor) maça gider gibi sokaklara döküldü. Aslında bu olayın maçtan bir farkı da yoktu onlar için. Ellerinde fenerbahçe ya da galatasaray bayrağı da olabilirdi. Veya trabzon spor…. TRABZON…. TRAB… İğrenç….İğrenç kelimesi yetmiyor. Trabzonda bir ikinci vak’a yaşandı. TAYAD’lı ailelere saldırıldı. TAYAD’lı aileler, çocukları cezaevlerinde olan aileler… çocukları cezaevlerinde diri diri yakılan, katledilen, kafaları demir çubuklarla parçalanan aileler… ana onlar… yürekleri herşeyden büyük onların… çünkü oğulları ya da kızlarını içlerine sığdırabilsinler diye. Bilmem haberiniz var mı? TCK yeni yasalar getiriyor; cezaevlerinde F tiplerindeki tutukluların yaşam koşulları ağırlaştırılıyor. Çok kötü şeyler yapmayı planlıyor oralarda devlet. İşte trabzondaki analar bunu duyurmak istemişlerdi halka(halk mı dedim ben, özür dilerim) onların da insan yanları vardır sanıyorlardı. Böyle olduklarını bilselerdi eminim çıkıp bildiri felan dağıtmazlardı. Demokratik tepkilerini ortaya koymak istediler. Ama nooldu. Bir sivil polis “burada bayrak yakılıyor” diyerek oradaki ekosistemde yaşayan canlıları galeyana getirdi. Sonuçta canlılar ve oradaki ekosistemin bir parçası onlar. Mesela kabuğunu açmış bir midyeye dokunursan ne olur. Kabuğunu kısar. Tamaman içgüdüsel bir tepkime yani. Orda da öyle oldu. Mesela onlar olmasa devletin ekolojik dengesi alt üst olur. Orda yaşıyolar öyle. Normalde kimseye bi zararları da olmayabilirdi. Ama MHP naptı? Kendi ekosistemini tazelemek için böyle bi kalkışmada bulundu. Aynen sivas katliamında olduğu gibi yani. Şimdi şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Coğrafyamız kısmen demokratik bir sürece doğru ilerlemekteyken birden bu olay patlıyor. Tesadüf değil. Şimdi ülkede ne kadar MHP ve ülkü ocakları bürosu varsa bu provokasyonun karargahı konumundadır. Bunlar ülkenin geleceğini açık bir biçimde tehdit etmektedirler. Halkı galeyana getirip ülkede zümre ve milliyet ayrımı yaparak anayasal bir suç işlemektedirler! Benim önerim şudur; bu güruh ileride daha farklı şiddet eylemleri yapmadan önü alınmalıdır. Bu güruhun anayasal bir suç işediğinin bilincine vararak kerkesi MHP ve ülkü ocaklarının kapatılması yönünde bireysel yada topluca girişimde bulunmaya çağırıyorum. Hukuki işlemlerin başlatılabilmesi için bir girişim komisyonu gereklidir. Suçduyurusunda bulunmak ve MHP’nin kapatılmasını istemek her demokrat yuttaşın görevi olmalıdır. Parti kapatmanın neresi demokratik diyebilirisniz. MHP bir parti değildir. Zamanında devlet tarafından semirtilmiş, sözde parti adı altında insanlarımıza kan kusturmuştur. MHP eli kanlı bir terör örgütüdür. MHP devleti, bayrağı arkasına alarak, daha doğrusu kullanarak kendisini haklı çıkartma çabası içerisindedir. MHP miliiyetçi değildir, ırkçıdır. Alparslan Türkeş dedikleri kişi Hitlerin türkiye versiyonudur. 9 ışık diye bahsi geçen kitap, hitlerin kavgam kitabından farksızdır ve amacı ülkede faşist bir sistem kurmaktır. MHP katliam çetesidir. Susurlukta adı geçen katiller bizzat MHP’nin tetikçiliğini yapmış katillerdir. Mehmet Gül bir katildir ve TBMM’de bir zamanlar görev yapmıştır. Kısacası MHP demokrasi düşmanıdır tehlikelidir ve kapatılmalıdır.

bayrak olayının boku çıktı

size_baba_diyebilir_miyim | 09 April 2005 18:27

artık bu bayrak meselesinin çok fazla ileri götürüldüğü düşüncesindeyim. bayrak bir ülkenin semblüdür kuşkusuz tamam. ama bu ülkede, cehaletin, kör milliyetçi şovenizmin, durduk yere provakasyona gelişin bir sembolü olmuş durumdadır bayrak. artık hiç şüphem yok ki, bu bayrak martavalını çıkaranların ülkelerini sevmekle, ulusal çıkarları savunmakla, saygıyla felan bi ilgileri yoktur. derin devletle ilgileri vardır. nasıl bir rezilliktir bu. bu topraklarda ya adam gibi milliyetçilik yapılsın, yada siktir olunup gidilsin orta asya steplerine… trabzonda yaşananlar tam bir vehamettir. hatta öyle ileri gidilmiştir ki polis bile bildiri dağıtan gençleri kurtardığını felan iddia buyurmuştur. bu ülkede kimsenin sesini duyurmaya hakkı yokmu. kimse bu ülkedeki ağzına kadar dolmuş antidemoratik faşist uygulamaları kınamaya protesto etmeye hakkı yokmudur. demokratik kamuoyunu kendi topraklarımızda değil de mozambik ya da ruanda damı yaratmak gerekiyor. bu insanların içi nasıl boşaltılmış böyle. bayrak denilen bir bez parçası bu insanların ruhlarını nasıl teslim almış. ne istiyor bu insanlar? hepsinin ağzı açlıktan kokarken, bayrak nasıl karınlarının doyurulmasına vesile ediliyor. hangi çıkar çeteleri bu insanların insani değerlerini çalıyor? bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. eli kanlı MHP çeteleri ve ülkücü faşistler hala akıllanmadılar mı? aslında birkaç bombalık işlerinin olduğunu bilmiyorlar mı. illa MHP li avına mı çıkmak gerekiyor AB’ye girmek için. silahları tekrar gömülen yerlerden çıkarmak mı gerekiyor yani. bi kaç kendini bilmez ülkücü faşisti köşebaşlarında indirmek mi gerekiyor? elbetteki hayır. bu gaza getirilen güruhun bir sorumlusu var kuşkusuz. 93’teki sivas olaylarını anımsadım birden. oardaydım ve yanmaktan kıl payı kurtuldum. üç tane zavallı meczup, devletin içine çöreklenmiş, dinle alakası olmaya çıkar grupları tarafından proveke edildi ve aydınların yakılmasını emretti. aynısı trabzonda yapılmaya çalışıldı. genelkuramay başkanından başbakanına kadar herkes istifa etmelidir. kalabalıkalrla oyun oynanmaz. başka kalabalıklar da vardır kuşkusuz. işin boku çıkmasın lütfen.

DAXUYANIYEK JI KOMELEYA NIVÎSKARÊN KURDÊN LI SWÊDÊ

size_baba_diyebilir_miyim | 07 April 2005 14:15

Weke ku têzanîn, romannivîsê hêja Orhan Pamuk, di hevpeyvîneke xwe de gotibû ku ”Li Tirkiyê sîh hezar kurd û milyonek jî ermenî hatine kuştin…” Û li ser wê yeka han masmedya tirkan xwîn bi xwe ve dît û bi zarê pêxwasan kişiya ser Orhan Pamukê ku di bîr û baweriyên xwe ên pêşketî de xwedî prensîp e.

Li gora me, Orhan tiştekî rast û baş gotiye, lê pir kêm gotiye! Çi kuştina ”sîh hezar kurdî”, çi qirkirina ”milyonek ermenî”, osmaniyên ku Belgradê kiribûn ”Darul Cîhad” û kemalîstên ku Kurdistanê jî heta salên 1950,1960î kiribûn ”Yabancilara yasak bolge” (Li biyaniyan herêma qedexekirî), gelek xelkên ku bûbûn çepil û zendên şaristaniyê ji qada tarîxê rakirin!

FAŞİZME KARŞI TEK YUMRUK OLALIM!

size_baba_diyebilir_miyim | 28 March 2005 17:18

Günümüzde faşizmin biri dar, öteki geniş olmak üzere iki anlamı vardır. geniş anlamda faşizm, kapitalizmin dönüştüğü bütün diktatörlükleri içermektedir. dar anlamda ise söz konusu olan italya’nın iki dünya savaşı arasında yaşadığı deneydir. Ingiliz yazarı Palme Dutt, faşistlerin kendi sistemlerini savunmak ve tanımlamak için başvurdukları “sınıf kavgaları üzerinde yükselmiş bir devlet”, “başkalarına karşı ödevler”, “yüksek bir yurttaşlık duygusu”, “kişi yararından önce kamunun yararı” gibi sloganarın faşizmin gerçek yüzünü örtmek için ortaya atıldıklarını ileriye sürer. faşizm, ilk ortaya çıktığı sıralarda yığınların desteğini sağlamak için, karanlık bir biçimde anti kapitalist propaganda yapmışsa da, gerçekte büyük burjuvazi, büyük toprak sahipleri, sermayedarlar ve sanayicilerce desteklenmiş ve beslenmiş bir rejimdir. italyan ansiklopedisi’ne yazdığı maddede musollini faşizmi şöyle tanımlıyordu: “faşist anlayış bir devlet bireyciliğidir.faşist için herşey devlet içindir; devlet dışında insansal yada ruhsal hiçbirşey yoktur. devlet dışında ne bireyler, ne de siyasal partiler, sendikalar, dernekler gibi gruplar vardır. onun için faşizm, sınıfları tek bir ekonomik ve ahlaksal gerçekçilikte birleştiren, devlet bütünlüğünü tanımayan ve sınıf savaşıyla tarihsel akışı sertleştiren sosyalizmin karşısındadır. faşizm sınıf çıkarlarını devlet birliğinde birleştiren korporasyonlar sistemine değer verir” böylece faşizm, ekonomik düzenin temellerini korurken katı ve mutlak bir devlet aygıtı ile bu düzenin sürmesini ve güvenliğini sağlar. kısacası faşizm, siyasal demokrasinin kapitalizme karşı işlediği bir dönemde, kapitalizmi sürdürmek amacıyla siyasal demokrasiye son veren, katı bir diktatörlüktür. bu olgunun üzerine ise soyut bir devlet felsefesi kurulacak, yaşamın gerçeklikleri bu görkemli devlet sisiyle örtülecektir. kuram alanında faşizm, machievelli’yi benimseyecek, musollini machievelli’nin yönemlerinin doğruluğunu ve günceliğini savunacaktı. faşizmde herşey devletin içindedir. devletin dışında ve devletten kök almayan hiçbir değer yoktur. tüm değerlerin bileşimi olan faşist devlet , toplumun ve bireyin yaşantısını ayrıntılı olarak çözümler, geliştirir ve yönetir. gentile’nin de belirttiği gibi faşizmi tanımak için herşeyden önce, bu felsefenin “totaliter” yönünü anlamak gerekir. faşistlere göre, faşizm, sadece bir “devlet felsefesi” değildir. faşizm ulusun tüm iradesini ve düşüncesini biçimlendirmeyi kendisine amaç edinmiştir. faşizm için uluslararası hukukun herhangi bir üstünlüğü söz konusu olamaz. uluslararası sorunların çözüm yolu, savaştır. devlet nasıl bireylere karşı kuvvet kullanarak iradesini geçerli kılıyorsa, öteki devletlere karşı da aynı yöntemi, başka bir deyişle bu kez savaş yolunu kullanmalıdır. musollini bu görüşleri açıkça belirtmiştir: “sadece savaş, bütün insansal enerjiyi en yüksek gerilimine getirir ve onu göze almak cesaretine sahip olan toplumlara bir soyluluk damgası vurur.” musollini’ye göre “antlaşmalar ebedi değildir; bunlar, önlerinde çaresiz kalınacak şeyler değildir. tarihin birer bölümüdürler, yoksa tarihin epilogları değildirler. faşizm için, ulusların imparatorluğa, yani topraklarını genişletmeğe yönelmeleri bir canlılık görüntüsüdür; bunun aksi, sınırlar içinde kalmak anlayışı, bir gerileme belirtisidir.” ıtalya’da faşizmin başlıca dayanakları, bir sol devrim korkusu ve liberal demokrasinin dertlere çare olamayışıydı. faşizm’in yolunu bu iki ana fikir çizmiş, böylece faşizmin tutumu, düşmanlarına uyarlanmıştır. faşist eylem sürekli olarak anti-kapitalist olduğunuda iddia etmiş ancak bu iddia sözde kalmıştır. faşizm sınıflar arasındaki bütün gelişmeleri ortadan kaldırdığını savunur. faşizmin ekonomik ve sosyal görünüşüne göre, devlet otoritesi bütün ekonomik grupların çıkarlarını uzlaştıracaktır. toplumun bütün istekleri faşist partisinde yansıyacak, bu istekler devletçe gerçekleştirilecektir. ış gücü ile sermaye, endüstri ile tarım, ulusu daha güçlü yapacak bir “ulusal uyuşum” içinde gelişecektir. faşizm’de işçi-patron, kapitalist emekçi gibi ayrımların örtülmesi için, bunların hepsine birden “üreticiler” denilmiş ve bunlar “üreticiler birliği” içinde birleştirilmişlerdir.bu birleşmeyi gerçekleştirecek araç da, korporasyondur. Türkiyedeki biraz daha farklıdır. türkiye’de faşizm her on yılda bilemedin 20 yılda bir parlamentonun feshedilerek askeri cuntanın yönetime el koymasıyla hayat bulur. cuntanın bileşenlerine göre faşizmin karakteri belirlenir. mesela 26 mayıs darbesi için faşist denilemez, ama yöntem yanlıştır. 21 mart tam anlamıyla askeri bir cunta olmasa bile faşit bir darbenin ana nüvesidir; 12 eylülün hazırlayıcısı bir ön-darbedir. ister seçimle, ister savaşla isterse de darbe yoluyla olsun, faşizm bir kitle desteğine ihtiyaç duyar. faşizmin kitle tabanı her ülkenin özgül koşullarına göre değişmektedir. ama her ülkede aynı olan şudur ki; o da faşistlerin vatan, milliyetçilik ve devletçilik olgusuna sarılmasıdır. Türkiyede faşizmi temsil eden yegane parti MHP’dir ve gençlik örgütlenmesi olan Ülkü Ocaklarıdır. tabanının sınıfsal durumu şöyledir; 1- yoksul kesim ve çaresiz yığınlar 2- eğitimsiz kör cahil ve aynı zamanda kopleksli yığınlar 3- kafası çalışmayan aptal yığınlar 4- serseriler ve şiddete tapanlar v.b. örneğin son günlerde yaşanan bayrak sendromu… ülkedeki insanların ne kadar aptal ve cahil olduklarının kanıtı. ben şahsen, yurdum insanının ezici bir çoğunluğunun aptal oduğuna inanırdım. ama bu bayrak olayından sonra tamamının aptal olduğunu anladım. ayrıca benim ahkam ve bloglarıma düzeysiz yaklaşan şarlatanları dikkate almadığımı da belirteyim. sözlerimi şu sloganla bitirmek istiyorum; FAŞİSTLER AMERİKAYA! BEYAZ SARAYA!

BU BAYRAK MOZAYİK DEĞİLDİR İNMEZ ULAN!

size_baba_diyebilir_miyim | 26 March 2005 18:41

BUEAK intikam şürekası’nnın 1 nolu bildirme şaysi (solcular buna bi isim veriyodu da biz unuttuk) BUEAK milliyetçidir BUEAK en fazlasından bayrakçıdır BUEAK alyıldızlı nice şehitler pahasına olan kan kırrrmızı, narrrr gibi bayraamızı yerlerde sürükleyen çocukların pipilerini keser kulaklarından tavana çiviler BUEAK (yani Bayrağa Uzanan Ellerin Amına Koyarız örgütü) bayrağa uzanan ellerin amına koyar.(klavyemde bi sorun var copy-paste yapamıyom uleayn!)

Eyyy! milliyetçi, vatan perver yüce Türk milleti;

Soylu bir mücadele sonucu binlerce şehidimizin kanı pahasına oluşturulan bu ayyıldızlı (yıldızların biri AB’ye gider) anlı şanlı, bilimum kanlı bayrağımıza yönelik saldırılar dört bir koldan sürmekte ve egemenliğimizin sembolü olan devletimizi iç ve dış düşmanlara karşı korumak için verdiğin onurlu mücadele, egemenlik ve cukkaları için savaşan devletimizi örnek olmaya devam etmektedir. Ne acıdır ki içimizdeki bir avuç kendi bilmez kişi, terör odağı çocuklar geçilmekte olan kritik tarihi dönemeci ısrarla gözardı ederek, ortaasya steplerinden kımız içerek at sırtında bir kısrak başı gibi uzanan aziz topraklarımızda(hepsi bizim ulan! mermer granit gibi uleeaayn!!!) kurduğumuz 13. devletimizi yıkmayı, ulu (bir kurt gibi ulumaktan geliyor) Türk milletini etkisiz basit bir azınlık durumuna getirmeyi ve tüm türk camiasını AB’a girerek egemenliğini Kuzeye yaymayı tek hedef olarak belirlemiş olan eli kanlı Rum yönetiminin propagandasına malzeme olmayı sürdürmektedir. (Ermeni piçlerini de unutmayak!!! Amına godumun gomoniztleri) Bu kişiler; yasadışı, bölücü (bir vatanı hıyar gibi tam ortadan çattanak ikiye bölen anlamında) ve eli kanlı kürtlerin bayrağımıza karşı uyguladığı… şehitler! şehitlerimiiiiz! bu bayrak inmez Bu vatan bölünmez ulaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan!!! Her biri fidan gibi dimdik dolaşan ALPERENlerin gözleri çakmak çakmak Ulu Bey’inden emir beklemektedir.Sunni yaratılan hiç bir şeye itibar etmeyerek gerçek birer Türk Milliyetçileri olarak vatan-millet sevdalıları ALPEREN Yiğitler yapılanların hiç birisine müsamaha göstermeyecektir.İş başındaki işgüzarların arkalarına aldıkları kafir ordusunun gücüyle varlıklarını sürdürmeye çalışanların karşına en şiddetli şekilde Türk’ün tokatını yiyeceklerdir.Ellerini öptükleri Papa babaları da onları kurtaramayacaktır.Bugün havalardan aşağıya inmeyerek ayakları yere basmayan meczup ordusu yakıtınız bitmek üzere.Çok yakında herbiriniz uçarak cennet sandığınız Brüksel’in domuz çiftliğne düşeceksiniz. Biz Türkoğlu Türk çocukları.! orospu çocuklarıııııı!!! ALPEREN’LER. Türk ve İslam düşmanları ile hesabımızı kesme zamanı gelmiştir.Bu fatura elbet de birilerine ağır olacaktır.Vatan satmanın faturası ucuz mu olurmuş.İhanetin bedeli ne ise o kadar olacak faturanız .