bildirgec.org

sinjob

9 yıl önce üye olmuş, 29 yazı yazmış. 566 yorum yazmış.

Fıkra

sinjob | 10 June 2010 14:41

Bir köyün lideri ölür ve ahali yeni lider seçmek için köy meydanında toplanır.Bu köye lider olmanın bazı şartları vardır,bunlar:

  • bir şişe rakıyı susuz içmeli
  • hemen ardından tüfeği omzuna alıp,dağdaki herkesin korktuğu büyük ayıyı öldürmeli
  • son olarak da,köyün en yaşlı kadını ile birlikte olmalı.

Adaylar içinde ilk şartı sağlayana tüfeği verirler ve dağa yollarlar.Saatler geçer ama aday ortada yoktur.”Ayı bunu öldürdü kesin”,derler ve yeni lider adayı düşünürlerken dağdan birinin geldiğini farkederler.Bakarlar ki lider adayı dağdan dönüyor.Köy meydanına varır,ahaliye yan yan bakar ve sorar:

”Nerde Lan Benim Vuracağım Karı?”

Safahât

sinjob | 09 June 2010 10:28

Safahât”, İstiklâl Şairimiz, Mehmet Âkif Ersoy‘un şiirlerini ihtiva eden, yedi kitaplık külliyatının adıdır.Safahât, aynı zamanda birinci kitabın ismidir ve diğer kitapların da ayrı ayrı isimleri vardır.

Bu Kitaplar:

  1. Safahâ : 44 şiir, 3084 mısra. İlk baskı: 1911
  2. Süleymâniye Kürsüsünde: 1 şiir,1002 mısra. İlk baskı: 1912
  3. Hakkın Sesleri: 10 şiir,482 mısra. İlk baskı: 1913
  4. Fâtih Kürsüsünde: 1 şiir,1692 mısra. İlk baskı: 1914
  5. Hâtıralar: 10 şiir,1314 mısra. İlk baskı: 1917
  6. Âsım: 1 şiir,2292 mısra. İlk baskı: 1924
  7. Gölgeler: 41 şiir,1374 mısra. İlk baskı: 1933
Mehmet Âkif Ersoy
Mehmet Âkif Ersoy

”Safahât” kelimesi dar anlamda,”safhalar,devreler,dönemler”;daha geniş anlamda ise ”görünüşler,manzaralar” demektir. Kelime sondaki ”elif” harfi yani ”â” harfi uzatılarak okunmalıdır.

Yayımlandığı ilk yirmi iki manzumenin,yayımlanan dergideki genel başlığı ”Safahât-ı Hayattan” dır.İlk kitaba, bu ismin verilmesi de bu sebeple olmuştur.

Uykusuz gecelerim ve sabahı

sinjob | 08 June 2010 14:16

Bu uykusuz geçen kaçıncı gece bilmiyorum.Şu anda saat 04.00 ve evdeki herkes uyudu.Geceleri Farid Farjad dinlerim.Gecenin ortasında dünyada yalnız ben varmışım gibi hissederim.Bir süre kitaba dalarım,yavaş yavaş okurum.Kitabın kahramanlarıyla bir bir konuşurum,tartışırım.Sessiz konuşmak yani içimdeki sesle konuşmak beni çok mutlu eder.

Gece yalnızca kitaplarla geçmez tabi.Hafif ne güne duruyor?Daha sonra okurum dediğim yazılara bakarım.Ordan oraya sıçrarım ve geçtiğim yerlere bir iz bırakırım.Kimi zaman sadece ahkamları okurum ve bazı ahkamlar beni çok güldürür.

Bir Ruh Macerası : Ayşe ŞASA

sinjob | 31 May 2010 15:54

Batılılaşma sürecinin en çalkantılı döneminin çocuklarından biri olan Ayşe Şasa’nın,geçiş sürecinde batılılaşmanın yanlış anlaşıldığı,zengin ailelerin çocuklarını dadılara emanet ettiği ve çocukların anne-babaya duyduğu ihtiyacın ve onlardan bekledikleri sevginin geri plana itildiği bir dönemi, bütün çıplaklığı ile gözler önüne serdiği müthiş bir eseri.Bir Ruh Macerası isimli kitabının arka kapağında şöyle demektedir Ayşe Şasa:

“İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslam’dır!” hükmü, giderek bir inanç, bir yaşama biçimi halini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler halinde yaydılar; bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı… Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim.”(Ayşe Şasa,Bir Ruh Macerası,Arka Kapak Yazısından alıntı)

Düşündükçe korkuyordu ve düşünmekten de kendini alamıyordu…

sinjob | 08 May 2010 12:45

I. BÖLÜM

Mışıl mışıl uyuyordu Zerrin.Yanında eşi ve beşikte bebeği vardı.Bir odanın içinde öylesine huzurlu uykuya dalmıştı ki…

Gece saat üçe geliyordu ve aniden uyandı.Lavaboya kalkmayı düşündü ama cesaret edemedi.Uzun zamandır içini böyle bir korku kaplamamıştı.Tekrardan uyumaya çalıştı ama birbirine karışan sesler duyuyordu.Masa saatinin çıkardığı ses gittikçe artıyor gibi geldi.Bir ses geliyordu derinlerden, birileri konuşuyor gibi geldi ama bir türlü sesin kaynağını anlayamıyordu.

Kapıya arkasını dönmüş ve iyice yorganın içine doğru saklanmıştı.Perdeden içeriye süzülen sokak lambasının ışığı içine biraz ferahlık getirdi ama yine de oldukça huzursuzdu.Bir ara kocasını uyandırmayı düşündü ama ses çıkarmaya cesaret edemedi.Gözlerini sımsıkı kapattı ama olmuyordu işte,bir türlü uykuya dalamıyordu.Birden aklına çocukluğunda dinlediği cin hikayeleri geldi,ürperdi.Daha sonra cin dediği için tedirgin oldu,üç harfli demek gerekti,öyle anlatmışlardı kendisine.Ya burda da varsa,ya ben adını söyledim diye geldiyse, diye düşündü,korkusu gittikçe arttı.Bana ne oluyor diye içinden geçiriyordu ama korkusuna engel olamıyordu.Bildiği duaları,sureleri okumaya başladı hızlı hızlı… Kalbi öyle hızlı atıyordu ki adeta yerinden fırlayacaktı.Ya şimdi kapı açılırda içeriye garip bir yaratık girerse diye bir düşünce sardı içini.Düşündükçe korkuyordu ve düşünmekten de kendini alamıyordu…

Çağdaş Türk Tiyatrosu ve Ahmet Vefik Paşa

sinjob | 21 April 2010 14:38

1860 yılında yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu, Çağdaş Türk Tiyatrosu‘nun ilk adımı olarak görülür. Ancak genel itibari ile bu tiyatroda gayrimüslimler sahne almaktaydı.Şinasi‘nin 1860 yılında basılan ”Şair Evlenmesi” isimli eseri,batılı tarzda yazılan ilk Türk tiyatro eseri olarak kabul edilir ancak yazıldığı dönemdeki teknik yetersizliklerden dolayı sahnelenmemiştir.16 Nisan 1868 yılında ilk Türkçe oyun sahnelendi ve ertesi yıl Kayserili Mustafa Efendi’nin yazdığı ”Leyla ve Mecnun” isimli eser, ilk Türkçe telif oyunu oldu. Bu süre içerisinde müslüman tiyatro oyuncuları da yetişmeye başladı. Takip eden yıllarda karşımıza çıkan en önemli eser, Namık Kemal’in ”Vatan Yahut Silistre” isimli eseridir ve ilk kez 1 Nisan 1873 tarihinde sahnelenmiştir.Türk tiyatrosunda sahneye çıkan ilk müslüman Türk kadını Afife Jale‘dir.(D.1902-Ö.1941)

Çağdaş Türk Tiyatrosuna emek verenlerden biri de Ahmet Vefik Paşa‘dır. Bursa valiliği sırasında bu kentte bir tiyatro yaptırmakla ün kazanmış ve ismi Bursa ile özdeşleşmiştir. (kaynak)
Ahmet Vefik Paşa 3 Temmuz 1823 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası o dönem Dışişleri Bakanlığı’nda memurluk yapan, Tersane ve Serasker kapısı çevirmenliğinde ve Tercüme Odası’nda çalışan Ruhittin Efendi’dir. Dedesi, Divan-ı Hümayun’un ilk müslüman çevirmeni olan Yahya Naci Efendi’dir. Yabancı dilleri iyi bilen bir aileye mensup olmak onun için büyük bir avantaj olmuştur. Babasının görevi dolayısıyla Fransa’da yaşadığı dönemde Fransızcayı anadili gibi, Londra’da elçilik katibi olduğu dönemde İngilizceyi ve Tahran’a elçi olarak atandığı dönemde de Farsçayı çok iyi öğrenmiştir. Elçilik binasının Osmanlı toprağı olduğunu söyleyerek ilk defa elçilik binasına bayrak asan da Ahmet Vefik Paşa olmuştur.

Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa

Çok geniş yabancı dil bilgisi olan Ahmet Vefik Paşa, yabancı dillerdeki birçok eseri Türkçeye çevirmiştir ve bu eserleri dilimize kazandırmıştır. Bu eserler içerisinde Çağdaş Türk Tiyatrosu’nun gelişmesine hizmet eden; Moliere’in 16 eserini uyarladı, Victor Hugo ve Voltaire’in de eserlerini tercüme etti. Bursa valiliği döneminde memurları tiyatroya gitmeye mecbur etti. Bu tür hareketlerinden dolayı ona tuhaf adam ya da deli dedikleri de olmuştur.

Sigaradan nefret ediyorum

sinjob | 20 April 2010 10:47

Sigaradan nefret ediyorum ama içiyorum.Neden içiyorum mantıklı bir açıklaması bile yok ama içiyorum işte.Bu yazıyı yazıyorum bir yandan da sigara içiyorum, utanmadan. Önceleri çok sık bıraktığım oldu; yılda 3 ay,5 ay ya da 10 aya kadar bıraktım ama bu yılki kadar uzun süre ve fazla içtiğimi hiç hatırlamıyorum.Boğazım da iyice tıkandı ve midem de bulanmaya başladı ama bırakacak iradeyi eskiden olduğu gibi yakalayamadım bir türlü.
Eskiden son paketimi pazar günü bitirirdim,gece uyurdum ve pazartesi sabah uyanırdım ardından uzun süre içmezdim.Bırakırım bırakmasına ama o beni bırakmıyor.Bir yerden karşıma çıkıyor ve bir bakıyorum tekrar elimde.

Tarihin en gür sesi: MEHTER MARŞLARI

sinjob | 06 April 2010 15:54

Dünya’da kurulmuş en eski askeri bando takımı olarak kabul edilen ”Mehter ”,köken olarak Orta Asya Türk Devletleri’ne kadar uzanır.Kimi kaynaklar bu iddiayı en eski Türk yazıtları olan Orhun Kitabeleri’ne dayandırır.Kaynaklarda eski Türk kavimlerinin savaşta askerlere cesaret aşılayacak ritimlerle savaştıkları belirtilmiştir.Mehteran,savaş bandosu olmasının yanında resmi merasimlerde de kullanılmıştır.Marşların bugün bile yürekleri kabarttığı ve insanı çoşturduğu aşikardır.

Mehter kelimesi Farsça olan ”Mihter” sözcüğünden gelir.Mihter,en büyük ve en ulu anlamındadır.Sözcük Arapça türetilerek Türkçe’ye girmiştir ve Mehter’in çoğul hali Mehterân‘dır.

O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

sinjob | 04 April 2010 20:01

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

Attila İlhan
Attila İlhan

Attila İlhan‘ın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını öğrendikten sonra bir gün, İzmir’in Karşıyaka semtinden Konak ya da Alsancak semtine vapurla geçerken yazmaya başladığı şiirinde geçen ve Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın ”Mahur Beste” romanına ilham ve isim olan ”mahur” aslında ne demektir?

Mahur, Klasik Türk Musikisinde bir makama verilen addır.Altı yüzyıldan fazla bir zaman diliminde kullanılagelen bu makam,en sevilen makamlardandır.Makamın en güçlü perdesi
acem perdesidir.Mahur makamı yüksek perde ile başlar ve kademe kademe düşüş gösterir.Sultan II.Mahmut’a ait ”Aldı aklım bir gonca leb” isimli eseri ve Münir Nurettin Selçuk’un ”Âşıka Bağdat sorulmaz” isimli eseri de bu makamla bestelenmiştir.(dinlemek için şarkı isimlerine tıklayınız)