bildirgec.org

pillihafif

10 yıl önce üye olmuş, 10 yazı yazmış. 135 yorum yazmış.

VE ARTA KALAN NE VARSA SENDEN, BİR ARTI OLACAK BİYOGRAFİME

pillihafif | 01 November 2010 12:31

Sürgününe aşık toprakların sevdasıydı belki de içimde biriktirdiklerim…
Hüznüme umut karışmıştı , haberim yoktu…
Maviye boyalı rüyalarımın kahramanıydın , hep kahramanım olarak kalacaktın…
(…)

Artık gece yarıları şiir yazmak yok, çok uzak kentlerin birinde!
Artık yeşil gözlü bir çocuk anımsatmayacak sevdasına hüzün bulaşmış med-cezirlerimi !
Artık söz ne zaman senden açılsa , atılmayacağım lafa , susacağım…
Susacaklarım birikecek ve…
Ve arta kalan ne varsa senden, bir artı olacak biyografime…

YA SONRA..?

pillihafif | 30 September 2010 08:59

Gidersem, kuş değilim ki sonra kanatlanıp uçayım sana dedi. Sustum, sol yanımın en öksüz köşesi hak verdi…

Her ayrılık kendine yenilir anında. Yeminler, aldanışlar, kaçışlar, son sözler ,tutulmayan ah edişler, kendine kanar sonunda!

Aslında esip geçen zaman değil, anlattığıdır birbaşınalığında.

Sanmam, sanmamki aşk sen uykuda iken bırakıp gitsin bizi. Sanmam boşa yorulma, sanmam acın dağlandıkça bağrımda hoş bir tat bıraksın. Sanmam, yıllar maziden yana uğurlansın…

YETMİYOR ARADA BİR GELMEK, HEP ORDA KALMAK GEREK, DOĞDUĞUN YERLERDE FİLİZLENMEK

pillihafif | 18 September 2010 18:26

Küçüktüm… Yalnız başına evde kalamayacak kadar küçük… Babam uzaklara her gittiğinde gözyaşlarına boğulacak kadar küçük…

90’lı yıllardı acının ne olduğunu bedenimde ilk hissettiğim vakit. Yine birkaç yıl sonrasıydı güven duygusunun ne olduğunu, kaybetmekle anladığım sancılar… Hiç aşık olmamıştım. Aşık olmak lükstü yaşadığım hayata ve bulunduğum coğrafyaya o yıllarda. Çalışmalıydım. Çok. Sadece çalışmalıydım. Babamın yardıma ihtiyacı vardı. Çok yardıma…

Günler hızla ilerliyordu. Uzaklarda buldum kendimi sonra. Sonra mı? Hep uzaklarda…
Öteki uzağa hasret …

ANADAN,BABADAN,YARDAN AYRI

pillihafif | 09 September 2010 12:09

Yarın bayram. Sadece yatacağız ve kalkacağız. Bitti işte bu kadar. Arefe günü öğlen saatlerinde başlardık banyo yapmaya. İlk önce en küçük kardeş yıkanırdı. Saçlar büyük bir özenle taranır,kremler sürünürdü ellere pamuk gibi olsunlar diye. Banyo faslı bittikten sonra annem yaprak sarması yapmaya koyulur,bizde etrafında çember oluştururduk. Akşam olunca babam ellerinde poşetlerle gelir,ellerine koşardık hem yardım hem içinde ne olduğunu öğrenme maksatlı,merak ağır basardı…
Akşam yemeği bittikten sonra saatler hiç geçmezdi. Offf hemen bayram gelseydi…Annem tatlı şerbetiyle uğraşırken,erkenden yatağa girerdik,erkenden sabah olsun diye. Öncesinde bayramlıklar başucuna konurdu ama ütüsü bozulmayacak şekilde,yanıbaşında gıcır gıcır ayakkabılar…
Bayram sabahı günün ilk ışığıyla uyanırdık bizde. İlkin annem uyanırdı,babamı bayram namazı için uyandırırdı. Babam gelince kahvaltı çoktan hazırdı,bizde öyle… El öpmeler ve tabiki bayramın en cezbedici yanı harçlıklar. Sonra dökülürdük köy yollarına uzun kuyruklar şeklinde. Köyde bayram bambaşkaydı. Son güne kadar gezer eğlenirdi çocuklar. Ev gezmeleri büyüklerle birlikte,tatlılar,muhabbetler ve pekiştirilen dostluklar….Zaman acı geçti. O köyler çoktan boşaltıldı. Bizler büyüdük. Köy muhtarımız yok ki artık şekeri ilk o dağıtsın. Bakkal Rüstem efendi ağır bir hastalıktan yıllar önce hayatını kaybetti. Büyük şehirlerde bayramı karşılar olduk. Anadan,babadan,yardan ayrı…

HADİ GİT… YAMALI BU SEVDADAN SOYUN…

pillihafif | 31 August 2010 13:31

Dişlerim gıcırdıyor. Hatıralar o kadar soğuk değil halbuki… Kısık bir keman sesi. Anılar. Hayatın kompozisyonunun giriş bölümündeyim hala. Sessizlik gelişme’ye gebe…
En kafir mısraları dizeceğim boynuna şimdi bekle. En ıssız ,en patika yollardan bulup hüsranını,satır başlarına medet kılacağım. Hayta çocukluğunu bela kılma başıma,zira çoktan sayıldın sevdanın ergen koğuşunda…Şimdi fildişi kolyemi takıp uğur getirsin diye boynuma,yanıma alıyorum kederden arta kalan liğme güzelliğini…Eğer diye başlayan cümleler kurma bu yoksula.Eğer diye birşey kalmadı huzurumda…
Oysa melul bir edebin aralığından sızıyorsun,korun. Korunki ateşe kor, arıya rızk, acıya keder, ölüme yalan sunumlar hazırlayabilesin… Korunki aşka gark bir bedende yeniden filizlenebilesin. Ben savurdum sana,söze,usuma dair ne varsa hiçliğe…
Kal demeyeceğim. Çünkü bir tarafım hala hüzün. Çünkü en çocuk halim sana hep küskün. En manidar cümlelerim kekeme bir koğuşta bütün. K al demeyeceğim,kalırsan halim vahim ve mühim…
Gül kurusu sevdalar yetiştir mesela benden sonra. Biraz olsun zaman geçmeli ama. Zaman ki şimdiye dek yaramadı hiçbir yaraya. Zaman ki hiç sağamadı yoksul mahallelerin köşe başı sevdalarından arta kalan ızdırapları…
Ne desem sana boş,ne desem kirli bi cereyan soğukluğu,ne desem alnına leke sürülmüş bir cehennem yorgunluğu… Ama bekleme kal demeyeceğim, hadi git yamalı bu sevdadan soyun…

ALO…

pillihafif | 26 August 2010 11:12

Baş ağrısı…
Buz dolabının bitmek bilmeyen uğultusu…
Pencereyi açınca içim üşüyor,dinmeyen rüzgar,düşmekle düşmemek arasında seçim yapamayan yapraklar,neyi ertelersiniz?
Yere çömeldim.Mutfakta.Nedense..?
Neydi bugün olanlar öyle?
Can sıkıntısı…
klasik müzik açayım bari yazarken,en sevdiklerimden…
Sabah arabayı dönüş yolunda arabanın tekine vurmakla başladı gün,rezildi…
-Geç kaldınız pillihafif.sizi bekleyen…
-Kahvemi getirin!

Koltuğa oturmakla hay aksi demem selamlaşıyor takvimle gözlerimin buluştuğu vakit.O da nesi? 26 ağustos.Doğum günü…
Arıyorum.
Canım,bu akşam görüşelim mi? Sanırım konuşmamız gereken önemli konular var.Susuyor.Susuyor ve devam ediyorum.Ordamısın?
-E Evet.Ben…Peki !
Kapatıyorum.Hediye almalıyım.Klasik bişey olmamalı.Neyseki buldum.

Kapıdayım.
-Kim o?
-Kimi bekliyorsan o.
Sarılıyor.Donuk biraz.Buz gibi.Gözlerini gözlerimle paralelliyorum.Bin damla yaş belki.Ne oldu dememe fırsat kalmıyor.Parmaklarıyla dudaklarımı kapatıp,
-Sus,dinle beni.Biliyorum ,neden bahsedeceğini.Ama önce dinle.Günlerdir anlamıştım zaten.İlgisizliğinden,telefonu hemen kapatmak istediğinden,görüşmediğimiz anların rutine binmesinden…
İstersen gurursuz de,anlayışsız,sıkıldım artık anlamıyor de ya da…
Ama yapamamki sensiz asla!
Yinede alışmalıyım buna.Gidip bilet aldım uzaklara.Kirpiğimdeki tuzları emanet almak isteseydin bırakacaktım belki yanına ama.Layık değildi bu sevda bu şekil bir ayrılığa…
Şimdi konuş dinliyorum tüm kalbimle,hadi konuşsana!

Gülümsüyorum
-Bebeğim benimle evlenir misin?

Telefon.
3.çalışta açıyorum.
-Alo
-Canım,günaydın.Bir rüya gördüm bu sabah.Sesini duymak istedim.
-Günaydın.iyiyim.Ben de seni arayacaktım .Görüşelimmi bu akşam konuşmamız gereken önemli konular var…

-Hayır,uzaklara bilet ayırttım…

PİRAYE

pillihafif | 01 July 2010 11:53

Ne kadar izin verebilirdi kendine? Kendine ne kadar zamanda dönebilirdi? İlk defa çalışmamaya karar verdi, çalışması lazımken hemde,bu önemli araştırmayı yapması lazımken…
Kapattı dosyaları.Tertemiz bir kağıt bulmalıydı çocuk kalbi saflığında.
O severdi çocukları…İşte boş sayfa karşısında,kalem sağında.Silgiyi hiç kullanmayacak.Son defa yazacak o’na…Ciddiydi.Kararlı.Kan akmazdı damarlarından ,ne en ana-sından ne en kılcalından bıçak değsede…
Ah…Bu olmamalıydı.Yağmur çiselemeye başladı.Çiseleme evrende durdurulmalıydı…
Derin bir soluk aldı çürümüş ciğerlerine ve başladı…

Piraye…
Sana canım demeyeceğim.Canım çok acıyor çünkü.Çünkü acıtmak değil niyetim.
Piraye…Kadınım! Seni o yağmurlu gece,hasta yatağında bırakıp gittiğim o gece sırtımdaki kurşunların hiçbir ehemmiyeti yoktu.Seni hasta yatağında bırakıp,kapıyı varlığımdan haberdar olma diye usulca kapadığım o gece…
Piraye…
Ruhum….
Bağırmalarım kulaklarıma azap veriyor.Sus pus ruhum aciz değil bu durumdan ama kulaklarım hasta yatağında acıdan kıvrandığın vakit karşı koyamadığım acı iniltilerini sarıyor ha bire eski bir plak gibi beynime.Beynim ki şimdi darmadağın…
Pirayem mektubunu dün aldım.Ah zaman!Mektubunu daha dün aldım…Ne sıcak başlamışsın,her satırda bir kez daha yandım.

Baş koyduğum yoldaki dostum,arkadaşım,canım ,sevdam,cananım. Hangi sevgi sözcüklerini sıralasam anlatamam sana olan sevdamı.Anlatamam ne kadar çok özlediğimi,nasıl yandığımı…Ama bunlar hakkım değil şu dakika sevdalım.
Bu coğrafyada çocuklar ölüyor,yaraları sağılamadan.Özlemin buram buram acıtırken içimi,haksızlık ettiğimi düşünüyorum onlara,tüm insanlığa,aşk ile yanınca…Sevdayı elimin tersiyle itiyor gibi görünerek,kalbimin sandığına kilitliyorum, umutla açabilmeyi düşleyerek.
Ölmeyen çocuklar iyileşir mi dersin?Ben mutlu mesut gözüm arkada kalmadan yaşayabilir miyim artık?Varabilir miyim yanına? Gelsem yaşadığın topraklara uğrar mısın bana?
Yağmur çiseler mi yine sen yanımdayken?Sen bırakır mısın bu kaçışları ?
Sadece bana kalır mısın?
İtiraf ediyorum yoruldum.Düşünmekten,savaşmaktan,acımaktan,kanamaktan!
Hastalandığında çocuklar, hastaneye yatırmak istiyorum onları.İnanılmaz şartlarda açlık, sefalet çekiyorlar.Tüm bunların ortasında sevdaya med-cezirlerim.
Ama düşünmemeliyim.İnsanlığa haksızlık etmemeliyim.Çünkü sevdaya çok var daha.Mutluluğa…Sana çok..!
İşgal edilen topraklar acıyı eşelerken yüreklerde,kanımızın son damlasına kadar savaşacağız diyor analar,babalar…
Siyah kazağını ben yokken de giyiyor musun ?
…Geceler soğuk burada.Ayaz hat safhada.Minicik eller kıpkırmızı,ya soğuktan ya kandan!
…Ayna buldum bir tane.Gözlerimi severdin.Baktığımda gözlerine,dalıp giderdim.Sen yokkende çocuklar ölmeye devam ediyor yine,yaraları sağılamadan hemde…Sen yokken o çok sevdiğin adam hergün yaralanıp,sonunda ölüyor.Sonra küllerinden geri toplanıyor dağılmak için.Sen yokken siyah kazağını hiç giymiyor.Yokken sen haberlere bakıyor,kuşlara yem atıyor,arada martılarla konuşuyor…Sen yokken piraye,deniz o mavi deniz değil artık ama,kahretsin yağmur yine çiseliyor…Demişsin ya sende,şimdi çok daha iyi anlıyorum devam edemeyeceğim bende…

İÇİMİN EN ”SEN” KÖŞESİ

pillihafif | 24 June 2010 12:20

Acı azalmıyormuş… Acıta acıta canını kabuğu öyle bağlayıveriyormuş. Seni özledikçe, yetim kalan yanımla kabuğuma dokunuyorum. Dokundukça, nemleniyor kirpik uçlarım. Dokundukça, içimin en ”sen” köşesi yanıyor. Dokundukça, gözlerin geliyor aklıma kapkara… Katran karası bir sevdanın ortasında öylece duruyorum,gelip almayacağını, asla bana kalmayacağını artık geç de olsa çok iyi anlıyorum…Tenimi acı tarıyor yokluğunda… Ah bu akşamlar,seni en çok onlar hatırlatıyor.
Rüzgarım dinse,bitse gitmişliğin,yitip bitse sensizliğim.
Ah bu akşamlar…
(…)Şimdi, uzun soluklu bir sen varsın sessizliğimde,sigaram daha çabuk bitiyor nedense,en küfürbaz acılar işleniyor bir bir sicilime…Saçmasapanlığın hüküm sürdüğü bir Ege gecesinde,şerefine içiyorum bilgine..!Sen,uzun ve siyah saçlı kadın! Saçlarının siyahı gözlerine eş! Söylesene ne sebeple bu haldesin? Halimde halinden kalıntılar var bilesin.
Kalp ağrısı oldun,şu umursamaz halin gelip Ney sesli bir ”sen” gecesinde nabzımı bir hissediversin..!

BENİ SEN GİBİ,UZAK GİBİ ANIMSA

pillihafif | 17 June 2010 12:33

Gecenin yarısının yarısı. Yarım bir haldeyim sanki.
Tutmuyor dizlerim. Bırakıp gitmiyor,gidemiyorum. Tamda o vakit İstanbul kokuyor zihniyetim. Aziz bir hasretin yarısında, yaramaz bir çocuk varken içimde, ne zaman yaram az olacak kestiremiyorum…Sen soluklu bir türkü mırıldanıyorum,ihanet kokan bir sokaktan koşarcasına uzaklaşır gibi. Söylesene bayan uzak,kaybetmek hep bu denli sinsimidir yapayalnız kaldığında? Acıya güler gibi,sana hem hissettirip,hem terkederken güneş vakti…
nilüfer dinliyorum hüzünlenerek.Sahi neydi amacına ulaşamayan sevgi? Neydi korkutulmuş mısralar düşmeyen dilimden,sen o istasyonda benliğimden ayrılırken?
O bakış,son el sallayış…Peki sonu varmıydı sensizliğin? Peki sen tekrar tekrar gidip bırakacakmıydın beni,ilk kreşe yazılan bir çocuğun annesi gibi..?Huzur bulacağım bir çift göz,bir çift kol,bir çift kulak ve bir tek sen istiyorum senden, bu yağmurlu gecede.
Bilmiyorsun astımım azdı tüm bunları isterken.Ama sen üstüne alınma. Alınma bu tavrıma,alınma can sıkıntılarıma,hasret kokan bu bağrımı dağlamalarıma. Bak çık gel demiyorum sana. Dön benim ol tekrar,beni sar,bana sarıl,bana sar, bana var! Hayır demiyorum.Sen nasıl istersen öyle yaşa,nasıl mutlu olacaksan…Arada beni hatırlamanıda istemiyorum yosun renkli gözlerini kapadığında…Hatırına varmasın bunlar sen boşver, sallama. Unuttu beni zaten diye anımsa.Yarası sağıldı,belliki başka sevdalar aldı koynuna,kimbilir kaç kadın yattı yatağında,kaç kadın aşk nağmeleri fısıldadı kulağına…

Beni sen gibi,uzak gibi anımsa…

Karşı

pillihafif | 04 April 2010 18:30

Üstüne kekik kokusu sinmiş bir aşkın
daha ilk günleri.
Katl-i batıl inanışlarda ”neden olmasın” durumu!Bağrı yanık köy çocuğu olmaya mecalim yok arkandan.
Ama istersen,
gelirsin.
İstemez,isteyemezsen sen
halim vahim..!
Kan kokusu var haberlerde,televizyon izleyemeyeceğim.Kan korkutmuştu seni çünkü.Çünkü kan artık ürkütüyor beni.Büyüdüğünü fısıldıyor sensizliğime.İzleyemeyeceğim ısrar etme…
Şarap açtım yine,yine yalnız içeceğim.Sarhoş olamıyorum ya,en çok onun için acıyor içim,açıyorken bir şişe daha ceddine.Rüyalarıma kan damlıyor göğüs uçlarından her gece.
Sonra onbeşinde ergen oluyorsun sen.Bacak arası sızan çocukluğundan büyüyorsun.Sonra mı?
Sonra açılıyor gözlerin.Yeni yeni tanıyorsun bakir sevdaları.Halbuki;
halbuki çoktan büyüdün sen.
Kollarımda…
Karşı sabaha..!