bildirgec.org

lorienn

8 yıl önce üye olmuş, 58 yazı yazmış. 2495 yorum yazmış.

Kibar lorienn

lorienn | 29 August 2007 18:03

Öncelikle bu yazıyı sevgili Annabella’nın bugün bizzat bana sorduğu bir soru üzerine klavyeye aldığımı açıklamak isterim.
Annabella arkadaşım

@lorienn sen eskiden çok kibar bir kadındın ne oldu sana, avatarın değişti sen de değiştin….

diye aniden sormaz mı? Sordu.. evet evet sordu çok da iyi yaptı…
Bende kendilerine “evet doğrudur nedendir bilmem ama böyle bir değişiklik var” gibi bir cevap verdim… Annabella hanım hanımcık buluyormuş beni avatarımı değiştirinceye kadar… demek ki keramet avatardaymış… hanımlar beyler avatarınıza dikkat ediniz… kişiliğinizi ele veriyor… bazı dikkatli gözler hiç kaçırmıyor ona göre…
ee sahiden be lorienn son günlerde ne oldu da değiştin birden dikkati çekecek kadar? ha ben anladım kessin lorienni öldürdü biri onun yerine yazıyor… wallahi ben anlamıştım zati… söyle katil ne yaptın kibar lorienne?.. hakkın yoktu onu öldürmeye… ne kadar uyumlu aklı başında bir kadındı… şımarmazdı lorienn, kimseye kaba şakalar yapmazdı… ver onu bize geri verrr…. lorienn… kibar lorienn dön aramıza lütfeaaannn… dönnnn!…

Dr.beyden bir yazı daha

lorienn | 13 August 2007 14:36

Dr.beyden bir yazı daha…

BAŞLARKENUfak tefek bir çocuktu o. Kocaman, kara gözlerine, umut ışıltılarını, hep yöneleceği, hep hedeflediği “istikbal”i henüz kondurmamış, “istikbal”, eşiğinde olduğu ama bilmediği bir kavram… Siyah önlüğü, beyaz yakalığı ile eskimiş bir semtin, demode olmuş kiremit renkli “irfan” yuvasının önünde, yaşamla savaşıma başlamanın taze heyecanını yaşıyor.Dubalar gelirdi nedense sonraları aklına, anımsadıkça o esmer, çipil yüzlü, dalgalı saçlı kadını… Ufak çocuk, ne o ilk gün, ne de sonraki günler, ısınamadı ona. Çünkü yeniydi o, başka birisiydi, evden ayrılıktı ve korkulu öykülerin kahramanlarından biriydi. Biraz da abartılı o öyküleri, kendinden birkaç yaş büyük çocuklardan işittiğinden, onların gerçek olduğunu hissediyordu.Bu bakımdan belki de her çocuk, büyüklerden dinlediği masalların hayal olduğunu bilir de, gerçeküstü bir evrenin sihirli tadını bir daha yakalayamamanın bilinciyle dinler onları. Böylece çocuklar bilmeden büyüklerin gerçekle sınırlı dünyasına da farklı bir pencere açmış olurlar.Dubaları anımsatan çipil yüzlü esmer kadın, bir yılın sonlanmak üzere olduğu günlerde, üstü kapalı konuşmaya gerek duymadan, belki de öyle bir konuşmayı eğittiklerinin anlamayacağını bildiğinden, armağan istedi onlardan.Ufak çocuk telaşla koşup anasına iletti bu isteği.Evlerinde birşeyler eksikti ve aslında birçok şey eksikti.“Yok canından almak” ne demekse işte öyle yaptılar ve bir şişe kolonya ile bir çift çorap aldılar. Ucuzundan ve güzelinden.Sonuçta ortaya çıkan ucuz güzel olur mu sorusu belki de insanoğlunun yüzyıllardır yanıtlayamadığı çözümsüz ve zor sorulardandı.O küçük yüreğin tıpırtıları ne denli çokmuş. Armağanları verirken tanıştı onlarla. Sorumluluğunu yerine getirmenin verdiği huzur ve rahatlama ise ardından gelen duygulardı.Takvimler duvarlardan kaldırılıp, yenileriyle değiştirildiğinde, tahtakuruları yuva yapmıştı görünmez yerlerine.İrfan yuvasının, tahta zeminli, küçük ve her yanı yazılıp, çizilmiş sıralarının dizili olduğu bir parçasında, dubaları anımsatan kadın, sert bir biçimde adını söyledi ufak çocuğun. Ayağa kalkan çocuğa, kolonyanın sirkeye benzediğini, çorabın da kaçık olduğunu söyledi. Beklenen teşekkür, azarlanma biçiminde ortaya çıkmıştı.Pahalı ve güzel armağanlar getirenler ön sıralara oturdular. Ucuz armağanlar alıp, güzel armağanlar aldıklarını sananlar ise arka sıralara.Minnacık yüreği, bir kıskaç almış ortasına sıktıkça sıkıyordu, tepede bir kaynar su kazanı, aralıklarla başından aşağıya boşalıyordu. Omuzlarda, dünyanın sanki en büyük suçunun ağırlığı, beklenmedik, istenmeyen, tanınmayan ama yaşamın büyük bir bölümünde umursamazca oturacak yüzsüz bir konuktu.Ufak çocuk, aynı sınıfta başka bir sınıfa verilmişti.Ve tuhaf bir rastlantı, o çocuk veya onun gibileri, on-onbeş yıl sonra sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde hakimiyet kurmasına teşebbüs etmek suçundan yargılanıyor, ceza alıyor, “istikbal”leri kararıyor ya da karartılıyordu.S.Ç.KLMN

Hacer Teyze

lorienn | 08 August 2007 14:40

Hafifle tanıştırdım onu… Bundan 3 ay kadar önce. Heyecanla buradaki havayı anlattım. Doya doya sizlerden bahsettim sıkılmasına aldırmadan. Belki sıkılmamıştı ama benim paranoyam arada bir kudurur. Kendileri benim gibi boş işler müdürü değil. Tamam tamaamm… Haksızlık yapmayım kendime. İş yükü benden fazla. O bir hekim. Bizim Hafif onu biraz etkilemiş anlaşılan ki dün beni arayıp kendi kaleminden üç yazıyı sağolsun beni bilirkişi addederek gönderdiğini söyledi. Ben okudum ve duygularımı kendisine hemen bildirdim. İstersem ona bir nick alarak ya da kendi yazım üzerinden yazılarını sizlerle paylaşabileceğim iznini aldım. Bunlar kanat çırpış öyküleri, hayata dair insana dair, sevgiye dair sevdiklerimize dair ölüme dair… Çok konuşmamalıyım buyrun Dr. beyin yazılarına.. bu arada ona yakışacak bir nick bulmalıyım…

Allahaısmarladık…

lorienn | 11 July 2007 17:10

Canım arkadaşlarım tatile gidiyorum… istediğiniz bir şey var mı? tatil bölgem karadeniz… sizi çok özleyeceğim…. hepiniz kendinize iyi bakıyosunuz haaaaaa ona göre… koccamman öpüyorum kucak dolusu sevgiler….Not: 15 gün sonra aranızdayım… belki dayanamayıp internet cafe bulup yazarım, bilmiyorum…

bizim oralar...
bizim oralar…

ŞİMDİKİ AKLIM OLSAYDI

lorienn | 06 July 2007 09:11

1970 li yıllarda radyo popülerdi. tv’nin yavaş yavaş evlerde arz-ı endam ettiği günler başlamıştı ama o hala salonların sultanıydı… ailecek müptelası olduğumuz programları daha dün gibi hatırlıyorum. Akşamları takip edilen radyo tiyatrosu vardı… Şimdinin Sılası, Binbir Gecesi o oyunların yanında solda sıfır kalırdı… Hayal gücünüzü kullanırdınız görsellik olmadığından. Hele birde arkası yarın adlı bir dizi vardıkiiiii … Sabahları hem ev işleri yapılır hem de heyecanla kulak radyoya verilirdi… Sonra bu heyecan komşu ile paylaşılırdı.. dedim ya şimdiki dizilerden farkı görsellikti… Eylem aynı… sonuç aynı.. Hafta sonları ise çocuk saati ya da çocuk tiyatrosuydu sanırım, cumartesi sabahları abimle erkenden kalkıp radyo başı yapardık. Bu yüzden bazı tiyatro sanatçılarının neredeyse bebekliklerini biliriz desem yalan olmaz… Cuma sabahları köy saati vardı…. rahmetli sevgili babacığımla saat 07:30 sularında dikkatle ve keyifle dinler bir taraftan da çayımızı içer, o işe ben okula yollanırdık… Daha neler neler….

radyo oyunu günleri...
radyo oyunu günleri…

KELEBEKLERİM

lorienn | 25 June 2007 19:08

Kadın erkek flörtünde kolleksiyon daveti sanırım çok eskilerde kaldı. Artık bu konu kısa yoldan konuşuluyor ve çözümleniyor. Bilmem anlatabildim mi?

Geçenlerde Kelebek Bilimcilere ait 1800 lü yıllardan bugüne kadar korunmuş değerli kelebek kolleksiyonlarını inceledim ve sizin için seçtiklerimi görün istedim… Her birinin gerçekte kelebek bilimciler tarafından konulmuş isimleri var fakat ben onlara sizi algıladığım kadarıyla yeniden isim verdim. Her kelebek resminin altında okuyacağınız iki satır o isimlere ithaf edilmiştir… Sürçü lisan ettiysem affola…

MİSKETLERİMİ GERİ VER!

lorienn | 11 June 2007 13:57

Mızıkma oluuummm, misketlerimi geri ver oynamıyorum işte!

düzgün diz onları....
düzgün diz onları….

Her yörede değişik adla anılır bu cam toplar… Kimi yerde misket, kimi yerde Cicoz, kimi yörede meşe, bilye, cilloz, cilli derler… Kendine özgü oyun dili ve kuralları vardır biliriz… Geçmişi antik çağlara dayanır. Bugüne kadar hayvan kemikleri, zeytin ya da meşe palamutu gibi yuvarlak bitki ya da kemiklerle oynana gelmiş, cam işçiliğinin gelişimiyle de birbirinden güzel misketler çocukların hazine sandığında yerini almışlardır. Hazine sandığı… Erkek çocukların hazinesi… her ne kadar kız çocukları da rengarenk misketlere el atıp onları biriktirme yoluna gitse de asıl sahipleri erkek çocuklarıdır… Hatırlayın elinize doldurduğunuz şıkır şıkır ses çıkaran cam topları avucunuzda sıkıştırınca gıcır gıcır ses çıkardı… Doğu’da gördüm, koyunun aşık kemiğinden misket yapar oynardı çocuklar bağrış çağrış…
Türlü çeşit oyunkurulabilir bu cam toplarla…
Sanal denizde bize ait fazla bir bilgi bulamadığımı söylemek isterim… Ama yaban eller demeyip önce kendim sonra sizin için gezdim MARBLES MUSEUM’u… Gördüklerim gerçekten takdir edilecek boyutta güzel çalışmalar… Öyle bir işçilik var ki özene bezene yaptıkları ortada… Keyif aldıkları besbelli… Beğendiklerimi sizinle paylaşmadan duramadım… daha neler var neler… benden bu kadar, gerisi size kalmış…

WOMEN IN ART

lorienn | 31 May 2007 13:36

bu kaiteli çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim.

kadınlar...
kadınlar…

ünlü ressamların kadını resmettikleri tablolardan faydalanılarak yapılan bu çalışma son derece estetik bir biçimde bize sunulmuş… kadın figürü şiirsel ve sihirli bir anlatımla dansını tamamlarken eskinin yeniyle buluşması bu uyumu kesinlikle bozmuyor… müzik ve görüntü insanı huzurlandırıyor gerçekten. hem cinslerimi huşuu içinde inceleyerek izledim… hepsi bir birinden güzel… izlemeye değer derim… buradan lütfen…dikkat edin basamak var 🙂

yazarın notu: aynı sayfadaki diğer videoları da izlemenizi öneriyorum… sevgiler…

şişeye yolculuk

lorienn | 25 May 2007 17:32

Binlerce çeşit şık şişe…
Keşke yıllardır kullandığım parfüm şişelerini saklasaydım diye aklımdan geçirdim bir an. Kolleksiyonum nasıl olurdu acaba? Bu yüzyıla ait şişelerin cazibesi eskiyle kıyas götürür mü?

21.yüzyıl işi...
21.yüzyıl işi…

Sonra “ütü” de olduğu gibi sizinle beraber parfüm yolculuğuna çıkayım istedim. Araştırmalara göz attığımda yolculuğumuzun 5 bin yıl öncesine kadar uzandığını gördüm. Evet, 5 bin yıl kadar önce Mısırlı vatandaşlar o zamanların gözde tanrılarından Ra’ya kokulu otlar toplayarak tanrılarının gönlünü hoş etmeye çalışırlarmış…. bir zaman sonra bu işi sadece Güneş Tanrısı Ra için değil sevdiklerini kaybettiklerinde de yapmaya başlamışlar…. Ölülerini kokulu mumyalarla sarıp sarmalar, mezarına koku şişeleri ve kremler koyarlarmış… Hatta o çağlarda Nefertiti hanım sık sık yasemin banyosu yaparmış ve daha sonra vücuduna çiçek özleri sürermiş (cazı)…