bildirgec.org

liquidlightening

10 yıl önce üye olmuş, 13 yazı yazmış. 65 yorum yazmış.

Zamane Aşkları

liquidlightening | 04 September 2009 12:58

Filmlerde, dizilerde, şarkılarda, efsanelerde, öykülerde, anonim türkülerde… Bahsedilen bir sevda var-mış! Artık yok. Kimse sevemiyor birbirini öyle. Çağın gerekliliği mi, insanların yozlaşması mı, kolay ulaşılabilirlik mi, aracıların çoğalmasından mı bilinmez… Ama tek bir gerçek var eskinin tadının artık yakalanamadığı. Düşünüyorum, sanki o dönemlerde yaşadım da o eski aşkı biliyorum. Hayır. Bilmiyorum hem de hiç tatmadım. Sorun da bundan kaynaklanıyor. Zikredildikçe sanki bir masal anlatılıyor, hiçbir gerçeklik payı bulamıyorum içinde. Bağdaştıramıyorum şimdiki hayatla, kendimle. Şimdilerde gerçeklik payını bulamadığım şeyin bir zamanlar var olduğundan nasıl mı eminim? Hep şuna inanmışımdır; yazılıp, çizilen ya da söylenen ne varsa hep deneyimlenenlerin yansıyışıdır bu. Hissettiğin şeyler ışığında hissettiren şeylere geribildirimdir bir nevi. Tam da buna inanmışlığımdan olsa gerek hissedemesem de hayal edebiliyorum en azından inanabiliyorum. O Tutkulu âşık tarihte sıkışmış. Sevdiğinin sevdasıyla yanıp tutuşan, neler alabilirim ondan diye düşünmemiş sadece neler verebilirim onun için ne yapabilirim diye hareket etmiş her aşamada. Şimdi bir şeylere konu olan o aşkta, ne çıkar varmış ne başka etken. Seven yelkenini sevdiğine çevirirmiş, şartların öylesine gelişmesini beklemeden. Bu işler böyle yürümüyor artık! Ne kadar alınırsa, o kadar veriliyor, ne kadar verilirse o kadar isteniyor… Yazık. “Ah, sen” denilen sevgiliye artık ama ben deniliyor. Ondan ayrıl bir başkası olmadı bir başkası daha… Gerçek seven bir kere severken bu gönül işini deneme yanılma yöntemine çevirenler utanmalı. Bizler utanmalıyız. Yorulan gönlümüze, kırdığımız kalplere yazık. Aşkından artık kimse dağları delmiyor, çöllere düşmüyor. Şimdilerde bu iş ; Leyla çölde kayboldum. Gelip beni alır mısın sevgilim? Şirinim nerdesin, hani nerde benim kazmam küreğim?’lerle yürüyor.

Hayallemek

liquidlightening | 04 June 2009 16:00

Bir sevgili hayallemek? Bir çocuk masalı dinlemeyi beklemek, en mutlu sonlusundan ya da bir efsane yaşamayı dilemek.
Bir peri hayallersin, mitolojiden fırlayacak bir Tanrıça kim bilir.
Bir prens beklersin ömrün sonuna kadar, her karşına çıkanı o zannedersin yanılacağını bile bile, yılmadan tekrarlarsın kendini.
Belli koşullar vardır, belli kriterler.
Dayatmalarla takdire şayan bir mutluluk hayallersin ama kendin için olmayan.
Sen başka, o başka, yandığın yer ve yanan başka zannederek.
Değişen bir tek şey var o da alevin, yanansa aynı. Sense aynı küllerin üzerinde tutuşur tutuşur sönersin yine ve yeniden.
Durursun, neyi gözlediğini bilmeden ivecen bir bekleyiş ile…
Hayallediklerin birer umut olmuştur, iyice bel bağladığın cinsinden hemde.
Hayallenenler ise tek sefere mahsus olmamıştır hiçbir zaman, o yüzdendir amaçsız bekleyiş.
Hele Bazı ruhlar vardır ki, bekleyiş içinde olduklarını bilemeyecek kadar hayallenmiş.

Rastgele Aşk

liquidlightening | 04 June 2009 13:13

Bir kompozisyon edasıyla
giriş sadece yalnızlıktan ibaretti
gelişmeler ise kontrolsüz
sanki bir sonuca bağlanmayacak gibi
gelişigüzel yaşanırken
rastgele seçeneklerin
parçalarını köreltmesi
bazılarını ise çok uzaklara götürmesi
tepkilerin ardında ki tepkisizlik
seyre bıraktı gözleri
eller işlevsiz
o bedene mi aitti?
nekadar gerçek, nekadar yalan ?
belki de sadece yalan gerçekliği sorgulayan
sözler, ucuzlaştırılan hayat kadar basit
daha önce de görmüş , daha önce de yaşamış , daha önce de söylemişti
neden demeden önce nasıllara bakmamanın acizliği
kim bilirdi o anların deneyimlerde barınacağını ?
ve kim bilirdi tüm çıplaklığıyla seni savunmasız kılanın birgün savunman olacağını?
güneşe maruz kalan ten çok yandı
gölge bulunca sevindi, sığındı
hayat bu ya , rastlantısallığın iyi yanı
2 girişi belkide sonuca bağladı.

Kızıla Boyalı Saçlar

liquidlightening | 03 June 2009 17:17

sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup hayattaki büyük sırrı çözemedik,soru da cevapsız ve acımasız kaldı ;nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın,neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun,yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın .neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bukadar küçümsüyorsun?

Kostas Mourselas’ın romanı olan Kızıla boyalı saçlar; insanoğlunun yüzyıllardır peşinden koştuğu şeyi anlatıyor “özgürlük”. Yaşadığımız karmaşalardan, kalp kırıklıklarımızdan, umutsuzluklarımızdan ve kayboluşlarımızdan artırdıklarımızla ortaya çıkan şey belki de “özgürlük”. Yaptıklarımızın ya da yapacaklarımızın arkasında ne kadar durabiliriz, neler yapabiliriz, nasıl davranabiliriz? Roman aslında bu soruların karşılığını yanıtlıyor. 2 ana karakter üzerine yoğunlaşan romanda özgürlük tutkusu, özgürlük için aşılan engeller, içsel problemler ve insan psikolojisinin en derin tahlillerine inilmiş. 2 zıt karakterin ortak noktalarda anlam kazanmaya çalışmaları ve hemen hemen her noktada yaşanan çelişmeler ilginç bir yan oluşturuyor. İnsan kendini ne kadar eleştirebilir, ne kadar yargılayabilir ve bu yargılama ne zaman son noktaya gelebilir?

Plaza de Mayo Anneleri

liquidlightening | 03 June 2009 11:18

1976 ve 1982 yılları arasında darbe ile generaller tarafından ülke yönetimi ele geçirilen Arjantin’de “Ulusal Uzlaşma Süreci” adı altında binlerce insan katledilmiş ve bilinen bilinmeyen binlercesi de hapse atılmıştır. İşte bu dönemde çocuklarının akıbetini merak eden ve serbest kalmasını isteyen anneler her şeyi göze alarak Türkçesi ‘Mayıs Meydanı’ olan yerde toplanmayı başarabilmişlerdir.

Plaza de Mayo meydanında toplanan anneler beyaz başörtüsü takarak durumu protesto etmişlerdir. Tabi geçmişi darbelerle süslü olan, sabah erken kalkanın darbe yaptığı Arjantin’de o acılar tekrar yaşanmasın diye bu tepki sürdürülür.Plaza de Mayo annelerine faşist cunta tarafından “Perşembe delileri” ismi takılmış ancak bu direniş cuntayı deviren halk hareketinin tetikleyicisi olacaktır. Ve bu istikrarlı sürecin sonunda ülke normal yönetimine kavuştuğunda yapılan araştırmalara göre kayıp olan insanların çoktan öldüğü ve cesetlerin yok edildiği ortaya çıkar.

Desiderius Erasmus

liquidlightening | 02 June 2009 15:00

Erasmus, 1465-69 Yılında Hollanda’nın Rotterdam şehrinde dünyaya gelmiştir. Bu tarihle ilgili hakkında araştırdığım şeyler dahilinde kesin bir bilgi yok gibi gözüküyor. Erasmus Rönesans hümanizminin en büyük temsilcilerinden biridir. Eğitim hayatı 9 yaşında Hegius at Deventer’a gönderilmesi ile başlamıştır ve kendisinde hümanizmin temelleri oraya gönderilmesi ile ortaya çıkmıştır. 13 yaşına geldiği dönemde annesi ve aradan uzun bir zaman geçmeden babasını kaybetmiştir. Evlilik dışı bir çocuk olması ve babasının gezici bir rahip olması nedeniyle ölümlerinin ardında Erasmus’a ait olan az miktardaki mal varlıklarına vasileri el koymuş. Bu badireler atlatılıp öğrenim döneminin tamamlanmasının ardından Erasmus din adamı olmak üzere 1487 yılında Sageberg Manastırı’na bağlı Aziz Augustin Tarikatı’na girmiş ancak bağnazlığa karşı düşünce yapısı ile insancı yanın eğitim ve kitaplarla güçlendirileceğine ayrıca eğitimli kişilerin kendilerini körü körüne tutkulara kaptırmayacağına inanan Erasmus’un bu düşünceler çerçevesi içindeyken bildiğimiz rahip anlayışı ile ilgili herhangi bir etkinliği olmadığı biliniyor. Nihayet Erasmus 1492 yılında Papaz olabilmiş lakin kendini bilime adayacağını ifade ederek Papa Julius II’den papazlık andı içmemek için özel bir izin almış. Bu dönemlerde çalışmalarını sürdürmüş ve Papaz olmanın nimetlerinden bolca yararlanmıştır.

Nedir Bu Aşk Böyle

liquidlightening | 02 June 2009 09:47

Beraber geçirilen zamanın verdiği doluluk, diye başlamak istiyorum yazıma. Başı olan ama sonunu kestiremediğin bir derinlik gibi… Baş döndürücü, kimi zamanda tüyler ürpertici. Nefesini zor alırsın, kapıldığın anlarda. Hiç bir kelime ile anlatamayacağın kadar bir yoğunluk varken, yetersizliğinin sarmasına izin verirsin tüketmek istemiyor gibi. Bir fırtınanın ortasında, rüzgarın dokunuşlarına odaklanmak gibi hayal edebilirsin. Beraber geçirilen süre zarfında kırgınlıklar olur elbet, bir inerken iki çıkar bazı şeyler. Kızarsın, kabul edemezsin, umudunu ve beklentilerini kaybettiğini sanırsın… İlginçtir ki geçer… Aşkta normal olan bir şey var mı zaten? Tabi geçmekle kalmaz ve nedendir de bilinmez ama ona daha çok bağlar bu durum.

Gün gelir, düşmanın da o olur, arkadaşın da, sevgilin de, hatta rakibin de… Her olguyu tek bir insanda yaşamaya endekslenirsin birden. Zıtlıkları ile var olan her duygu, onu ve sevgini daha da vazgeçilmez, boşluğu doldurulamaz hale getirir.
Güneşin de odur, dünyan da; gecesi ve gündüzü ile…
Kimi zaman seni anlamasına izin vermezsin, hayıflanırsın bu duruma. Biraz daha ilgi, biraz daha sevgi istemenin yolu buradan geçer zannedersin…
Aslında kendi kendini anlayıp, sınırlarını görebildiğin önemli bir süreçtir, birliktelik yaşamak. Ancak zamanın çoğu saçma sapan düşünceleri ve davranışları anlamaya çalışmakla geçer. Hem kendinin hem onun… Eğlencelidir, acıttığı zamanları da vardır.
Bazen reddetmesini istediğin itiraflarına, hapseder seni. Cezanı çektiğinde özgür bırakan da odur. Bazen de beklediğin coşkuyu göremezsin onda, acaba o da benim hissettiklerimi hissediyor mu acaba o da benim düşündüklerimi düşünüp, yapıyor mu? gibi buhranlara düşersin… Ama bazen öyle bir şey görürsün ki beklemediğin, sevgisi karşısında yetersiz hissedersin kendini. Hep bir zıtlık hali mevcuttur
Yaşanılası kılan da budur…

Olana da olmayana da bu sözüm;
Zamanla daha çok içine girdikçe, bir masaldan çıkıyorsun. Eksilerini gördükçe artılarını yaşıyorsun…

BİLMELİSİN Kİ

liquidlightening | 01 June 2009 17:29

Bilmelisin ki; bugün yazmak için güzel bir gün, akşamı bekledim…

gökyüzüne bakıyorum, güneşin son demleri…

bulutları delen o ışık, aldırmadan kol geziyor gri gökyüzünde

düşmek üzere olan yağmur taneleri, bizi gözlüyor

ve tam da zamanında başlıyor.

bir pencere camından gördüğüm dünya, duru

renkler albenisini kaybetmiş, yağmur yağınca hep böyle oluyor

Bilmelisin ki; yaprağı kımıldatan rüzgar bugün ne kadar eksik

hayatın kargaşası yok, insanlar bir bir kaçıyor