bildirgec.org

linet

8 yıl önce üye olmuş, 86 yazı yazmış. 2290 yorum yazmış.

KEKİM, KURABİYEM

linet | 04 March 2008 10:28

Siz siz olun mikrodalga fırında paket halinde margarini yumuşatmaya kalkmayın..Pazar günü dışarı çıkmak istedim, her zaman gittiğimiz ağaçlar içindeki çay bahçesine ama önce birşeyler yapmalı kek, poğaça, kurabiye.

Mutfağa girdim malzemeleri çıkarttım, bilenler bilir kurabiye için yumuşak margarin gerekir, eritmeden yumuşak olarak un ile karıştırmak lazım, baktım margarin taş taşş maşallah, dur dedim ben bunu migrodalga da azıcık yumuşatayım. Ben hala annemin margarinini kullanıyorum alışamadım o donmayan margarinlere, aslında sadece böyle şeylere kullanıyorum genelde de sıvıyağ ile yaparım ama bu sefer çok canım çekti. Paketi ile attım mikrodalgaya 30 saniyecik, bu arada yumurta çıkartıyorum buzdolabından anamm o ses ne çatır çuturrr floşşşş bir baktım benim mikrodalganın içinde alevler var, allam patlayacak, hemen açtım kapağını anında söndü, yağ erimiş içine, her tarafa sıçramış, off yaa off yaa eriyen yağa mı yanayım, yangın çıkacak, hatta patlayacak ertesi gün okurdunuz kurabiye yaparken öldü diye penguenin patates baskısına çıkardı sonra başlık 🙂 anlam veremezdiniz nasıl yani diye, işte böyle bir başlık görürseniz bundan sonra şaşırmazsınız, kurabiye kek yaparken ölenlere:)

Hasibe’nin Gözlüğü

linet | 20 February 2008 17:15

Annem beni markete gönderdi, ama ben internet cafe de bu blogu yazıyorum. Burdan eve gidince de Ayşe Hanım teyzelere güne gidecekmişiz. Ben kitap okumak istiyorum oysa ki Goethe nin Faust unu aldım. Hayal kurdum elimde bu kitabı gören yakışıklı entel çocuk gelecek ve msn adresini verecek diye. Ama hala gelen giden yok, karşımdaki masadaki çocuk kesin sanal sapık, yüzü şekilden şekile giriyor. Offf yaa abim kestirmeseydi interneti ne güzel evden giriyor, bu sapıkların arasında vakit geçirmiyordum. Ahaa bu da ekmek alan baba modeli, karısına ekmek almaya gidiyorum diyip internet cafe de sanal aşkıyla yazışıyor, adi herif, karşısında yazan paçoza ne demeli? Tamam benimde oldu sanal aşklarım ama ben hep masum takıldım, öyle aç diyince açmadım kamerayı yani…Zaten abimin baskısıyla bu türbanı takalı beri kendimi uzaylı gibi hissediyorum, sanki herkes bana bakıyor. Bak iğne batıyor yine, allam ya ben dedim abime çene altı bağlayayım diye yok dedi bizim cemaat böyle bağlıyor, senin cemaatine emi.. Sen o cemaate gidip huu çekerken birbirnize değdirdiğinizi cümle alem biliyor, allahın homofobik olduğunu sanan gizli eşcinselleri. Bak ağzımı bozdurdular benim, sevgili okur kusuruma bakmayın, ben bir kenar mahalle dilberi olabilirim ama en az burda ahkam kesenler kadar gündemden haberim var. Mesela şu felsefeci kadın Simone de Beauvoir’in çıplak resmini gazetede gördüm, kıyamet kopmuş dünyada, kadında güzelmiş bence, Türk kadınlarına benziyor, kocaman kalçalar, ince bel. Neyse ne diyecektim bu kadın tüm ruhunu, aklını, düşüncelerini açmış dünyaya bedeni gözükse ne olur? Bakın bakın kadın ne demiş; “Evlilik geleneksel olarak kadinlara sunulmus tek gelecektir.Bir çok kadin ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmistir, ya da evli olmadigi için aci çekiyordur. “ simone de beauvoir

Hava Durumu..

linet | 18 February 2008 14:54

Tipi başladı,
Katur kutur etti yürürken
Karlar,
O ses içimden geliyor sandım..

Öğütebilseydim keşke içimdekileri
Bir vidanjör çekseydi aklımı

Gel derken içim
Git dedi dilim

Yağmur yağdı
Telefon çaldı
Dengem bozuldu
Makyajım da…

Güneş açtı,
İçim yandı
UV korumalı kremler
İçime fayda etmedi…

Öğle Tatili

linet | 13 February 2008 10:58

Öğlen dün yapmak istediğim şeyi yaptım tek başıma bir kafede oturdum, etrafı seyredip hiçbirşey yapmayacaktım, ama anladım ki ben hiçbirşey yapmadan duramıyorum, birkaç dakika etrafa baktım, cafenin apartmanların arasındaki küçük bahçesine yeşilliklere baktım, orda ağacın dibindeki kediye, sonra cafede oturanlara göz gezdirdim. Bir kadın tek başına gazetesini okuyordu. Biraz ilerde 5-6 genç sohbet ediyorlardı. Arkamda iki kız kardeşdi sanırım çok benziyorlardı, diyet sandiviç adı altında satılan kocaman ekmek arası yemeklerini yiyorlardı, ikiside oldukça iri kızlardı. Birşey yapmadan duramıyordum öyle durup sakince düşünmek bana göre değildi, çantamı karıştırdım, çukulatalı sigaramı buldum, yaktım. Kitabım gözüme çarptı, kitap okurken düşünebilirdim, hem birşey de yapıyor olacaktım. Kahvemden koca bir yudum aldım, kreması, çukulatası çok hoş idi. Caddeye bakan kısma otursaydım keşke dedim, amaan zaten yarım saat oturacaktım. Alafortanfonik bir mekandı burası evet, sevgili arkadaşımın kullandığı bu deyim tam buraya göreydi:) Evet ama buralarda gidebileceğim öyle sıradan bir çay bahçesi yoktu malesef, mecburdum buraya girmeye. Peki tamam itiraf ediyorum seviyorum alafortanfonik mekanları, oldu mu?

Hayal bu ya….

linet | 11 February 2008 15:18

Bir adam vardı canı sıkılan diyorlar, oysa kadınların da canı sıkılır. Eskiden canım sıkılıyor diyen kıza evlenme vakti geldi derlerdi, şimdi de diyorlar mı? Bilmiyorum…Eee benimde canım sıkılıyor, üstelik ben evliyim de:) Bana ne diyecekler koca mı istiyorsun kızım diyemezler elbette, ne deseler hoşuma gider biliyor musunuz? Hadi çık gez gönlünce, saate bakmadan, kafanda iş listeleri olmadan, bir yere yetişme telaşın olmadan, akşama ne yiyeceğiz, dışarı çıkacağız ne giysem acaba, yarın için buzluktan et çıkarttayım diye düşünmeden, kadın gelecek evde temizlik malzemesi kaldı mı, eyvah çamaşırlar yıkanmadı, kadına ütüye kadar kururmu acaba diye düşünmeden gez deseler.. Deseler ki hadi çık dışarıya hadi ne duruyorsun, işlerini düşünme, toplantı mı ne toplantısı biz hallederiz, al bak bu da pasaportun shengen vizesi aldık sana, bankaya para da yatırdık 1 ay idare eder seni, uç istediğin yere deseler..

An ve an…

linet | 28 January 2008 14:58

Hava soğuk, üşüyorum, şalıma sarılıyorum. Ofiste kimseler yok, bir sessizlik hakim odaya, huzur veriyor bu sessizlik, bazen yoldan geçen araçların kornaları bozuyor bu sessizliği, bazende yanda ki parktaki çocuk sesleri, olsun iyi geliyor bana. İşlerimi askıya aldım bugün, gelen maillere cevap yazıyorum arada, arada bir de çalan telefonuma, konuşmaya takatim yok aslında, geçen haftadan beri süregelen nezle grip nekehat devresi beni bu hale koyan belki de..
Kar yağacakmış 16:00 civarinda artık saat ile hava durumu veriyorlar, garip geliyor bana.
Yeni işe başlayanlara az önce oryantasyon eğitimi verdim, yarım saat sürdü. Ben seviyorum sunum yapmayı onu görüyorum her sunum sonunda, kendimi iyi hissediyorum. Olaya hakim olmayı, konuşurken küçük şakalarla ortamı ısıtmayı ve insanlarla iletişim halinde olmayı birebir… Öğretmen olsaymışım keşke diyorum içimden, geçti artık. Öyle genç ki yeni işe başlayanlar öyle hırslılar ki, hiç bir bilgiyi kaçırmak istemiyorlar. Oysa bütün gün öğrendiklerinden akıllarında hiçbirşey kalmayacak, her bölüm yöneticisi kendi bölümünü anlatacak yaklaşık 10-15 kişi.. Yeni bir başlangıç güzel olmalı aslında, hele biri çok uzaklara gidecek İstanbul da doğmuş, büyümüş, okumuş, çalışmış ..Zor olmayacak mı? diyorum, olacak ama bu şirkete girmek için değer diyor.. Benim ve diğer pek çok çalışanın küçümsediğimiz şirketimizi nasıl yüceleştirmiş gözünde.. O zaman şükrediyorum halime, bazen bazı şeyleri görmek için böyle Ulak lar lazım herhalde:)

İyi Geceler!..

linet | 18 January 2008 13:11

KADIN:
Etraf çok kalabalıktı, karanlık ve dumandan yüzleri seçemiyordum. Seçsemde ne olacaktı, herkes bir alemdeydi şu anda. Sahne ışıkları yön değiştirdikçe yüzüm aydınlanıyor bu da beni rahatsız ediyordu. Yerimde müziğe eşlik ediyordum o sırada sahnede dans eden arkadaşlarımı seyretmek ve birazda içkimden yudumlamak için gelmiştim şu an bomboş olan masamıza.
Lenslerim batmaya başlamıştı, gidip çıkartsam diye düşünürken, yanıma birinin yaklaştığını hissettim, gözleri gözlerimdeydi. Kim di bu tanıyordum ama ahh şu isimleri kayıt altına alamayan beynim, gülümsedi gülümsedim.. Umarım sarhoş değilsin yoksa seni savsaklamaya çalışacak yada senden kaçacak gücüm yok.. Başıyla selam verdi, bende selam verdim. Yanıma oturdu, benimle müziğe eşlik etmeye başladı. Adın neydi neydi yahu, evet tamam karizmatik adam, uzak şehirlerden birinde yönetici, evet arada bir merkeze geldiğinde de uğrayıp mutlaka hatır sorar, ama adı neee??
ERKEK:
Uzun zamandır aynı yerde çalışıyoruz , farklı şehirlerde. Ne zaman merkeze gitsem onu görme hissi ile doluyorum, bir bahane ile ofisine uğruyorum. Şimdi orda tek başına oturuyor gitsem yanına, bu gürültüde sohbet edemeyiz ama, olsun beni çeken birşey var yanına gidiyorum. Çok güzel gözleri var, selam verdim, selam verdi. Gülümsemesi ile ortaya çıkan gamzelerine takılıyor gözlerim. Burda ne işim var, ne diyeceğim şimdi, gecenin bu saatinde ne konuşacağım, ortak bir konu bulmam lazım, şu müzik ne gürültülü, umarım çapkınlık için yanına gelen biri sanmaz beni, yok canım hem çapkınlar yaklaşamıyorlar yanına, çok mesafeli o duvarları kırmaya kimse cesaret edemez..
KADIN:
Bu tip toplantılarda çapkınlar açık kapı ararlar hoşça geçirilecek eğlenceli gecenin ardından belki de amaçları one stand night dır. Bunlardan sıyrılmanın en iyi yolu imajınızdır, imajınız sağlamsa kimse yaklaşamaz, ee benimde sağlamdır, ama içki bu siz istediğiniz kadar yıkılmaz duvarlarla çevrili olun, kaleyi fethetmek isteyen olacaktır. Bunun için korunmanın en iyi yolu çok iyi tanımadığınız insanlarla gözgöze gelmemek, arkadaşlarınızın yanından ayrılmamak, yine çok iyi tanımadığınız içkili insanlardan uzak durmaktır. Ama o böyle biri değil, öyleleri mimlenmiştir zaten..
ERKEK:
İçkisinden son yudumu aldı, tamam konuşmak için bahane ne içtiğini soruyorum, söylüyor, istermisin diyorum, bunları konuşurken yaklaşmak zorundayım çünkü birbirmizi duyamıyoruz. Çiçek kokusu geliyor burnuma, uzaklaşmak istemiyorum. İstiyor, çok mu kaçırdım içkiyi acaba, birşey yaptığım yok centilmence içki ikram ediyorum, ne var bunda hem yanlış anlasa istemezdi benden içki falan, arkadaşız biz, ama neden etkileniyorum bu kadından bu kadar anlayamıyorum.. İçkiyi beklerken onu izliyorum kendime engel olamadan, yerinde duramıyor, çok enerjik ve çok güzel. İlk ilgimi çeken kocaman kahverengi gözleri olmuştu zaten, gülerek bakan gözler o kadar az ki.. Kendine gel aynı yerde çalışıyorsunuz, hem senin hem onun başı bağlı, yüzüğünü görmedin mi? Gördün o zaman tehlikeli oyunlar oynama. Oyun oynadığım yok, merak ediyorum sadece, arkadaş olmak istiyorum, tamam çekici bir kadın ve beni delirtiyor ama olsun arkadaş olabiliriz. İçkisini veriyorum, gülerek alıyor. Sigara içtiğini görmedim hiç, içer mi acaba? Soruyorum, duraksıyor önce sonra alıyor, sigarasını yakarken gözlerimi gözlerine dikiyorum, başını sallıyor ne oldu diye, ne diyeyim ki sırıtıyorum sadece, kesin beni sarhoş sandı kesin rezil ediyorsun oğlum kendini. Kaçacak şimdi senden.
KADIN:
Ne içtiğimi sordu, energy drink votka içiyorum. Yenisini isteyip istemediğimi sordu, kendine de alacakmış, olurr dedim. Çünkü topuklu çizmelerin üzerinde deli gibi zıplayarak dans etmekten yorgun düşmüştüm. İçkim geldi, hala adını hatırlayamıyorum, şehir , görev tamam ama isim yok:) Neyse bu gürültüde sohbet edecek halimiz yok, hem kaçarım ben birazdan yanından yada birileri gelir şimdi diye düşünüyordum ki, bu sefer sigara ikram etti, kullanmıyorum ama gecenin bu saatinde canım çekti aldım bir tane, allahım neden gözümün içine içine bakıyor, ne var der gibi baktım, gülümsedi.
ERKEK:
Bu müzik çok güzel dans etsek, olur mu? Ya red ederse? Etmez çok kibar, kırmaz beni gibi geliyor. Hahh tamam sen daha düşün dur, götürdüler bile kızı, off off ne aptalım, neden müzik başlar başlamaz elinden tutup dansa davet etmedim ki..Bu çocuk stajeriydi, şimdi başka bölümde işe başlamış, çok samimiler, yok canım abla, kardeş gibiler, sinir oldum çocuğa, dangalak başka kimse kalmadı dimi dansa kaldıracak… Çok eğleniyor gibi gözüküyor, elimde değil gözlerim onu buluyor pistte, tamam kaçırdın konuşup kaynaşma fırsatını ne yapalım, herkesin varmış böyle hayran olduğu ama ulaşamadığı biri..Gidip uyumak en iyisi ..
KADIN:
O da ne çılgın dans müziklerine ne oldu, bu slow parçada nerden çıktı? Beni dansa kaldıracak, birşeyler yapmam lazım, dans etmemeliyim..Ohh kurtarıcım can kardeşim Ali ellerini uzatarak bana geliyor, ellerimden tutup beni pistte çekiyor, allahım ne yücesin sen:) İzlendiğinizi görmeseniz bile anlarsınız, hele kadınlar gözlerin üstünde olduğunu çabuk sezerler, evet bende izleniyordum.

KESTANE..

linet | 15 January 2008 13:21

Dün akşamın bir vakti pijamalarımı giymiş otururken, ev ahalisinden birisi kestane istedi.Eee kıyamadık tabii, diğer ev ahalisi gitti markete aldı geldi, o duşa girince bende kestaneleri çizip fırına atayım dedim, allahım açtım poşeti ne göreyim, vıcır vıcır oynaşan kurt dolu kestaneler, hemen pijamaların üstüne mantomu giyip, çıplak ayağıma da spor ayakkabılarımı geçirip koştura koştura markete girdim, torbayı iğreti bir şekilde elimde tutarak utanmıyor musunuz? Kurtlu kestane satmaya diye bir de çıkıştım, reyon görevlisi elimdeki torbaya bakarak ama bu kestane değil ki dedi, tabi değil kurtlu kestane dedim.. Adam suratıma tuhaf tuhaf bakarak hanımefendi bu poşette kestane yok demesin mi tekrar desinn, ben torbayı gözlerime yaklaştırdığımda ne göreyim, sabah işyerindeki pascal namlı köpeğe gönderilecek yiyecek poşetini kapıp çıkmışım evden, öyle huylanmışım ki kestaneden poşeti böyle kendimden uzakta tutarak ve koşarak yanlış paketi aldığımın farkında bile değilim.. Durun dedim sakın bir yere gitmeyin şimdi getiriyorum kurtlu kestanlerinizi, dışarı çıktığımda bu absürd durumu ne yapacağımı bir daha bu markete gelmemenin en iyisi olacağını düşünüp, mantomun açılan önünü kapatmaya çalışıp kimseler pijamalarımı görmesin diye koşuyordum ki, kurtlu kestaneyi alan evin diğer ahalisi kestane poşeti elinde gelirken gördüm… Sen git şu kuruyemişciden kestane al, ben kavga edip geliyorum dedim. Neyse tekrar gittim markete getirdim kurtlu kestanelerinizi dedim, sizden hiç beklemezdim böyle bir ürün satacağınızı, adam poşeti açtı, ben iğreniyorum zaten bakamıyorum, adam diyor ki hala tamam hanımefendi geri alacağız ama kurtlar nerde, kurtlar nereye kaçtınız? ordalar işte ne bilim ben, belki toplanıp saklanbaç oynuyorlardır allah allah, diye söylenirken, siz bunları mı kurt sandınız diye bir kestaneyi burnuma uzattı, ucundan filiz vermiş beyaz kestane ama onlar vıcır vıcır oynuyordu diyeceğimm diyemiyorum, kestanelerin hemen hepsinin ucunda beyaz filizlenmelermiş meğersem benim kurt sandıklarım, ama amaa dedim durdum, kıpkırmızı oldum, ben yiyemem artık onları geri alın dedim, paramı ödediler bir daha o markete girebilecekmiyim bilmiyorum, herhalde üstünde pijamaları, saçları arkadan salaş bir şekilde toplanmış, gözünde gözlükleri, üstünde mantosu olan kurtlu kestane diye çığıran bu kadını mahallenin delisi sandılar…Önce kestane diye köpek mamasını geri vermeye çalışan bir kadın sonra kestanenin filizlerini kurt sandığı ortaya çıkan kadın, yani ikisinin üst üstte olması, rezil oldum rezil…Sanırım fişlendim artık, eve gelene kadar hala kendi kendime ve yanımda o kestaneleri alıp eve getiren ev ahalisine valla oynuyorlardı vıcır vıcır diyordum …

Herkesi Dövesim Var!…

linet | 04 January 2008 17:34

2008 gelmiş ne oldu şimdi, sadece takvimler değişti, bir yaş daha alacağız ne olacak? Hiçbir şey …. Bridget Jonesgibi bu sene yapılacaklar listem bile yok, listelerle işim yok, çünkü yapacak takatim yok.. Kar yağıyor, önce bembeyaz oluyor heryer, tüm kirler kötü görüntüleri yok ediyor bembeyaz bir güzellik, sonrası gri bir çamur, daha beter çirkin, kirli bir görüntü.. Herşey başlarken güzeldir, pek renkli pek keyiflidir, sonrasında görmeye başlarsın kirli yüzünü.. Eskiden erken çıkardık kar yağdığında hala ses soluk çıkmadı hadi paydos diyen yok, dün bir proje sundum ama bu yönetici ile olacak gibi değil, onu aşıp bir üstüne gittim çok destekledi, off yaa sıkılıyorum bugün projede bile gözüm yok, nasıl kırdı hevesimi yok maliyetmiş yok ıvır kıvır, ben yapacağım toplantılarımı yine de son haline getireyim de kıvıracak yeri kalmasın, hem iş büyüsün istenip hemde böyle baltalanmaz ki….