bildirgec.org

kopanisti

8 yıl önce üye olmuş, 230 yazı yazmış. 15396 yorum yazmış.

Besle kargayı

kopanisti | 06 August 2007 13:53

Bu yazıda, ‘’Besle kargayı oysun gözünü’’ özdeyişinin nasıl doğduğunu ve bu özdeyişle yayılmaya başlanan ve günümüze kadar gelen ekin tarlalarından kargaları kaçırtmak için konan korkulukların hikayesini ve karga beslememe geleneğini okuyacaksınız.
Vakti zamanında bir genç varmış, bu gencin bir gün tarlada ekinler arasında dolanırken bulduğu yeni doğmuş cılız ve sevimsiz minik yavru bir kuşu merhamet ve sevgi dolu hislerle eline alıp, ahıra götürüp, besleyip iyi etmek büyütmek ardından salıvermekti tek düşündüğü ve buna karar verdiği anda buraya nasıl geldiğini, annesinin nerede olduğunu da düşünmeden edememişti. Ahırdan içeri girdiğinde keskin bir at kokusundan asla rahatsız olmazdı, bilakis bu kokuyu hissetmeden geçireceği bir günü kayıp sayardı. Sakin adımlarla ahırın sonuna kadar yürüyüp bir kutunun içine doldurduğu samanların arasına minik ve tüysüz yavruyu bırakıp tekrar dışarı çıktığında, ahırın yanındaki salatalık tarlasındaki toprağı eşeleyerek bulduğu birkaç solucanla kuşu beslemeye başladığı günleri daha dün gibi hatırlıyordu. Gel zaman git zaman birkaç hafta emek vererek besleyip büyüttüğü bu kuş palazlanıp da şekillenmeye başladığı anda, bunun birkaç hafta sonra bir karga olacağını geç de olsa tahmin etmiş ve onu ahırın önüne artık uçsun gitsin diye bırakmıştı. Gelin görün ki bahis konusu olan bu karga canlısı ekmek elden su gölden türünde yaşadığı bu bohem günlerin keyfini ahırda sürerken, ayağına kadar gelen solucanları da yalamadan yutar bi de üstüne pişkin pişkln geğirir ve osururdu. Her zaman solucanı ve suyunu ayağına beklemiş olmasına rağmen, delikanlı saf duygularla onu aç bıraktığı anda uçup gideceğini zannetmeye devam ede dursun, üstüne üstlük karganın ahırda yaptığı tüm pislikleri de hergün deterjanlı sularla temizleyip, atlar rahatsız olmasın diye de ellerini zefranlı sularla da yıkadığı bir günün sonunda yorgunluktan ahırda uyuya kaldığı savunmasız bir anında, karganın haince saldırısına uğrar ve aç olan karga tarafından gözleri oyulmak suretiyle yenilir, afiyetle bitirilir. Karnını kanlı gözlerle vahşice zevkler ile doyuran karga uçarcasına kanat çırparak gagasından kanlar damlaya damlaya mahalden uzaklaşırken, yerde göz yuvaları kanlar içinde kalan genç bir delikanlı bırakır.
Karganın annesi, yavrusunun büyüyünce bir cani uçucu yaratıksal yaşam formu olacağını daha doğduğu anda anlayıp onu kimse bulamasın diye bilhassa ve bilhassa tarlada ekinlerin arasına atarak ölüme terk etmesinden sonra yavrunun bulunarak beslenmesi, olacakla öleceğin önüne geçilemeyen bir yazgı, kara bir talih idi genç delikanlı için.
İki gözü kör olan genci, canını verecek kadar çok sevdiği, sevgilisi olacak kaltak da ‘’ben hayatım boyunca bir köre bakmak için gelmedim bu dünyaya deyip’’ terk etti ve kasabadaki çırçır fabrikası sahibinin mersedesli oğluyla evlendi. Bunu duyan genç iyice yıkıldı ‘ulan ben böyle dünyanı te dibine koyayım’’ deyip, çıkın torbasını hazırlayarak, kaptı bağlamasını, sadık dostu reks adlı goldın red river köpeği ile beraber o dağ senin bu taş benim gezmeye ve yanık yanık aşk türküleri okumaya başladı. Türkülerini yedi düvel dinledi, ezberledi. Ezgileri yedi denizlerde yankılandı.
Öykü dilden dile geçti, günümüze kadar geldi. Siz siz olun kimsenin işine burnunuzu sokmayın düşüncesi sahibi insanlar da o gün bu gündür hiç kimse gözleri oyulmasın diye karga beslememe geleneğini günümüze kadar yaşattılar. Tüm tarlalara kargaları kovalamak ve korkutmak maksadıyla siyah şapkalı, yırtık pırtık siyah paltolu, ve samandan gövdeli çirkin ucube cansız, zombi görünümlü korkuluklar konmaya başladı. Maksat gençlerimizin gözleri oyulmasın, sevenler ayrılmasın, sevgiler para pul ile satın alınmasın.

Neşeli hamileler

kopanisti | 03 August 2007 13:43

Cillop gibi güzelim kadın bedeni hamile kalıp da deformasyona uğramaya, bebe içerde büyüyüp serpilmeye, memeler büyüyüp süt dolmaya, kollar bacaklar kalınlaşıp yağlanmaya, yanaklar dolgunlaşmaya başladığında, kadının içi bir hoş olur.

Ne yapsın kadın, kocaya yemek hazırla, evi derle toparla, ütü, bulaşık, çer çöp derken bebe de büyümeye devam eder.

Koca bu arada ne yapar, ne eder bilemeyiz ama kadınına her konuda destek olan kocalar da yok değildir hani, erkekler yok şöyledir yok böyledir, boyunları altında kalsın, al birini vur ötekine, boyu posu devrilesice gibi söylemlerle genelleme yapmak da bu kıriterlerin dışında kalan kocalara haksızlık olur diye düşünüyorum açıkçası

Kadına hamilelik çok yakışır.

Yazın yediğin hurmalar

kopanisti | 03 August 2007 12:16

Amcasının umreden getirdiği bir paket hurmayı babasından gizlice ve aceleyle midesine indirirken yakalanmamak adına telaştan yuttuğu çekirdeğin midesinde oniki günde çimlenerek uzayan dalının kıçından çıkabileceğini tahmin edememişti. Önceleri derinden ve kışkırtan bir kaşınma hissediyor ve bunu hayra yormuyordu, cinsel tercihlerinin değişmemesi için her gece yatarken dualar ededursun, çimlenen çekirdekten çıkan dal uzamaya ve çıkışa yaklaşmaya devam ediyordu. Mevsimlerden yaz, aylardan temmuz olması nedeniyle ailenin aklına bu sıcaklarda hurma yemek gelmediğinden ötürü, ramazan günleri için ayırdıkları bu hurma ile şu anda ilgilenmediklerinden oğullarının bu durumundan haberdar olmaları da imkansız gibi gözüküyordu. Yenen bu hurmalar oniki gün sonra kıçı tırmalamaya başlamış ve dalın ucu gözükmüştü, lanetlendiğini sanan oğul bir süre sonra insandan ağaca dönüşeceğine zannetmeye başlamıştı. yaşamak için ağacı bol bol sulamalı, biran önce büyütmeli ve kimseye çaktırmadan hemen ağaca dönüşmeliydi ama gelin görün ki içecek bir damla su dahi bulamıyordu, ağacın dalının ucu kıçından çıkmış uzamaya devam ederken kaşıntıdan aldığı zevk de artarak devam ediyordu. Bu zevkle yaşayabilmek arzusundaydı ama günün birinde mutlaka sona geleceğini ve vücudunun dağılarak içinden kocaman bir ağacın peydahlanacağını da biliyordu. Bu son gelene kadar kendini koyvermeye ve zevk almaya devam etmekten başka çaresi yoktu.

vaya kon diyos

kopanisti | 01 August 2007 09:56

– iyi akşamlar beyabi bi sigara verirmisin?
– sigara içmiyorum be abicim,
– o zaman bi lira veriver, ha verir misin?
– işine yarar mı bi lira?
– yaramaz olur mu be abicim
– iyi al o zaman yarasın
– sağol güzel abicim allah senden razı olsun
– sende sağol, allah senden de razı olsun
– abi, sen ço güzel bi abisin be, hürmetler, hürmetler yenge, abime iyi bak,
– bakarım merak etme,

senin dilin çok uzamış

kopanisti | 20 July 2007 16:22

Geçen hafta Rusya’nın başkenti Moskova’da yapılan en uzun dilli kız yarışmasına jüri üyesi olarak davet edildim. Beni nereden buldular, hangi uzmanlığıma göre jüri üyesi olmama karar verdiler açıkçası hiç sorgulamadım. Neyse gönderdikleri först kılas uçak bileti ile yolculuğumuza başladık. Moskova Şeremetyevo havalanında beni karşılayan hostes ile beraber kalacağım otele gittik. Bundan sonra yaşananlar konumuz dışında olduğu için pek değinmeyeceğim. Dönelim yarışmamıza ve yarışmadan örnek birkaç uzun ve güzel dile.

Yarışmaya dünyanın her yerinden yüzlerce uzun dilli kız katıldı. İlk defa dili bu kadar uzun ancak bir o kadar da güzel kızı birarada görme fırsatım oldu.

Jüri üyeleri arasında tek türk bendim, ayrıca tesadüfe bakın ki tek erkek de bendim. Jüri başkanımız Pamela Endırsın, diğer üyeler Ali Larter, Gisele Bündchen, Natalia Vodiavona, Mariya Şarapova idi.

Yarışmada kızların uzun dillerinin ölçüleri işte böyle mezura yardımıyla alındı ve dijital ortama milimi milimime aktarıldı.

Kızlar uzun dillerini gösterebilmek için hünerlerini sergilemekten de çekinmediler. Yarışmaya katılımın din, dil, ırk, milliyet, iş, güç, sosyal statü, sportif aktivite, eğitim, yabancı dil, tahsil, falan filan, ıvır zıvır hiçbir şartı şurtu kaydı kuyudatı yoktu.

Tek şart hiç kimsenin kızların bu dillerini nerede kullandıklarını bilmemeleri gerekiyordu işte o kadar. Biz de jüri olarak buna dikkat ettik ve buna göre oylama yaptık. kazanan insanlık oldu.