bildirgec.org

il mare

8 yıl önce üye olmuş, 104 yazı yazmış. 990 yorum yazmış.

“ANNEE YÜZÜYORUM!!!”

il mare | 14 July 2009 09:19

Allah’ım! Kabus gibi..Kara kuru,esmer 9-10 yaşlaırnda bir çocuk,sanki ağzımı daha ne kadar geniş açabilirm acabacılık oynayaraktan “anneeee” diye bağırıyor denizin kıyısından,aslında derinde olduğunu sanarak. Ne de şirin,canım benim,aman da aman…Herşey çok güzel,gözlem yetimin doruklarındayım ve çocukluk hatıralarımın en derinlerinde…Sanmalarımı,sanılgılarımı hatırlıyorum hep denize dair,ellerimle aşağıdan kumlara dokunarak ve bu vasıtayla sırtımla beraber popomu su üzerinde bırakmaya çalışarak,gene ellerimle ilerlemeye çalıştığımı,bunun adını “yüzüyorum!!” koyduğumu falan hatırlıyorum,hatırlattın çocukk,saol..

GECENİN İKİSİNDE GÜLEBİLEN KAPI TOKMAĞI

il mare | 10 July 2009 13:32

:)
🙂

“Nesneler kullanılır,tekrar yerlerine konur,onların içinde yaşanır:Onlar aletten başka birşey değildir.Ya ben,beni etkiliyorlar.Dayanılır şey değil…”
“Nesneler yalnızca baktığımız şeyler değil,onlar aynı zamanda bakanlardır”
gibisinden çıkarsamalar yapmış varoluşçuluğun simgesi Jean Paul Sartre bir kült olan “Bulantı” adlı eserinde.Nesne olarak algıladığı elini attığı her şeyin, aynı zamanda kendisinin de varlığını eş zamanlı olarak benimsediğini savunuyor Sartre ve bu derinden hissedilen varlık kavramının her yerde karşısına çıkıyor olması bir süre sonra onda bulantı hissini kaçınılmaz kılıyor.Eser,alıntılanan bu kısıma,Roquentin adlı karakter aracılığıyla çok daha geniş açılardan bakıyor,ben henüz okumadığım için geniş bir kitap çözümlemesi yapamayacağım ama çözümlenmiş şekilde rastladığım bir makale,bana çocukluğumun yaratıcılıklarını hatırlattı.

Tahmin ediyorum ki küçüklüğünde neredeyse herkes beynini ‘kapı’ya neden ‘kapı’diyorlar gibisinden sorularla meşgul etmiştir,ya da şimdi söyleyeceğimi herkesin deneyimlediğinden emin değilim ama belki çoğu kimse benim gibi bir televizyonun düğmesini şaşkın bakışlarla arka arkaya 10 kez açıp kapatmıştır ve bu davranış bende,yaşına yakıştığı gibi 3 yaş civarında sergilenmemiştir,tamamen teknik olayı çözme,onu anlamlandırma adına eyleme geçmiş olacağım ki dokunduğum ve televizyonun üzerinde eş zamanlı olarak yanan kırmızı ışığa hayat verdiğimi gözlemlerken o tuş ile bütünleştiğimi,bir yandan elimle onu hisetmeye çalışırken bunu yapamadığımı hatırlarım ben.Hareket imkanı benim elimde olan nesneleri anlamlandırmaya çalışırken,ortaya çıkan kinetik enerjinin büyüsüne kapılıp nesneden daha da soyutlanmama şahit olmuştur zavallı beynim.Ve bu kadar kafa yormanın üstüne onlara haddinden fazla bir varoluş anlamı yüklememek de olmaz tabi,havada kalır tüm çocukluk uğraşlarım.Bu bahsini ettiğim,cansız varlıkların gerçekten de cansız mı olduklarına dair sorgulamaların,diğer durumlar gibi çok sayıda çocukluk dönemine şahitlik ettiğini tahmin ediyorum.
Boş bir odada,sıkılmaya doymayan klasik bir çocuğun,yapacak uğraş bulamadığı zamanlarda etrafındaki nesneleri izleyip onlara anlamlar yüklemesi kaçınılmazdır.Genellikle yetişkin çocukları barındıran misafir evlerinin odaları böyle çıkarsamalara şahitlik ederler,ne kutsal odalardır o misafir odaları,nasıl orjinal bir beyin jimnasitiğine,çocukların akıl almaz gelişim süreçlerine araç olmuşlardır bilmezler hiç…Mi desem? Biliyorlar mıdır acaba? İşte bu soru etrafında dönüp durduğum çoktur.Sıkılganca karşısında oturduğum kapı ve tam üzerinde onun gözü addettiğim tokmağı…İşte orada,bana bakıyor,gülmediği ne malum…Hareket edenler gülebilir,kapı hareket ediyor,tokmağı da öyle;kendi kendini hareket ettirebilenler gülebilir,çiçekler böcükler bunu yapıyor,görmemişim güldüklerini;tamam,taaamam insanlar gülebilir,çünkü gülecek bi çift göz ve bir ağızları var,hayır olduklarından değil gülmeleri;güldüklerini belli etmeye yarıyor onlar;yani onlarsız da gülünebilir,tıpkı onları olmayan ağaçlar,böcükler gibi;taamam sadece aklı olanlar,birşeyi algılayabilip komik bulanlar gülebilir;yoo birşeyi algılama yetisini kaybedip delirenler de sürekli gülebilir,ama onlar da insan,yani sadece insanlar mı gülebilir…Yani gülebilmenin canlı olmakla değil insan olmakla mı ilgisi varmış.E kapı tokmağı insan değil,gülemez evet ama canlı da mı değil?Hadi hem canlı hem algılama yetisi olan birşey,bir çiçeği örnek verelim,sabah olunca açması güneşten midir tek,gülüyor olamaz mı ve gecenin karanlıklarına en içten de ağlayan?
Aman tanrım,neler söylüyorum ben,saat tam 02.21,yeterince açık sanırım…

böylesinin hatırladıkça gülecek ne çok anısı vardır:)
böylesinin hatırladıkça gülecek ne çok anısı vardır:)

BALKONA ÇIKMAK

il mare | 27 June 2009 12:19

Şimdi yemeklerini ocağın ateşine emanet etmiş kadınların,camlarının önünde geçirdikleri zamanlarda neler yorumladıklarını anlayabiliyorum galiba.Gözlenenler elbet farklıdır;fakat kendilerinin ne kadar dışına çıkabildiklerini,merak duygularının nasıl da fokurdaştığını falan cidden anlar gibi oluyorum:)

Rüzgarın güzellik katıp kimbilir neyden çalıp getirdiği ferahlatıcı,eski,birşeyleri anımsatan kokusunu da burnumun terkedemeyişiyle,kendine şu sıralar kitap okumaktan başka yapacak bir şey yüklemeyen ben,vaktimin çok büyük kısmını balkonumdaki yüksekcene bir sandalye üzerinde geçiriyorum.Bugünlerde böyleyim.Elimde 500 küsür sayfalık kitabı da gördükçe,sol yanağıma çarpan kokulu rüzgar,kulağıma ‘hiç uğraşma,böyle aval aval dışarı dalan gözlerle bitmez o elindeki’ diye fısıldıyor.Hak verip tebessüm ediyorum kendisine…

NİHİLİZM ÜZERİNE

il mare | 25 June 2009 11:34

İvan Sergeyeviç Turgenyev
İvan Sergeyeviç Turgenyev

A:”Oysa ben düşünüyorum da,işte bir saman yığınının yanında yatmışım…Şurda kapladığım yercik,benim bulunmadığım,benimle ilgisi olmayan evrenin geri kalan parçası ile karşılaştırılırsa ne küçük! Bu benim yaşam payıma düşen zaman parçası,benden önce geçmiş,benden sonra geçecek zaman parçası ile ölçülürse,hemen hiç gibi bir şey…Ama gene de bu atom içinde,bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor,beynim çalışıyor ve birtakım istekler duyuluyor…Ne korkunç iş! Ne boş şey!”

B:”Senin dediğin herkes için öyle,bence…”
A:”Haklısın,ben demek istiyorum ki,onlar,öyle bir hay huya kaptırmışlar ki kendilerini,hiçliklerinden rahatsızlık duymuyorlar.Hiç dokunmuyor bu onlara…Oysa ben…Ben sıkıntıdan,öfkeden başka bir şey duymuyorum.

UYANIŞ

il mare | 31 May 2009 13:23

Uzun zamandan sonra,gün ışığı vuruyor sayfama..Kendimi net görüyorum,içim yine bulanık..Her sabah gözümü açtığımda hareket etmek için sabırsızlanan ellerim perdelerimi aralayıp masmavi bir görüntü sunuyor gözlerime;bayılıyorum aralarındaki bu müthiş iş bölümüne…

Sonra kalbime dokunuyorlar biraz,geriye gidiyorum,biraz yüzeyselleştikten sonra dudaklarım hareket ediyor,tebessüm ediyorum,gözlerimi o an göremiyorum.Hissedemiyorum da,hoş hissetmek de istemiyorum.

Seyirdeyim hala,günü seyir ederek açıyorum,kanatlardaki yolculuğumdan sonra araya biraz yeşil katıp bir çiçeği mutlu ediyorum,bir bardak (dolu)suyla da ruhumu;akşamdan serptiğim tomurcuk iyi almış uykusunu…

AŞK-I SANAYİ

il mare | 28 May 2009 14:19

Birgün pamuk buhara aşık olmuş;
Hiçe sayarak dönemini,
Yapıvermiş aşkın devrimini.
Taştan insanlar çağırmış onu:
Bunun adı ‘sanayi devrimi’.

KABUSUM,KARINCALAR:(

il mare | 28 May 2009 10:35

Her sabah servisimi beklediğim yerde tüylerimi diken diken edip içimi kaldıran karınca sürülerine ve hatta yalnız ve cool takılanlarına bile şöyle sağlam kafayla yaklaşamadım hiç.Çok denedim ama olmadı… “Bak o da Allah’ın yarattığı bir hayvan,hem de hayvanların en temiz ve zararsızı,sana napıcak kiiiii” lerle dolu yaklaşık 17 senedir duyduğum ve söyleyenlerle içimden aynı anda söylemecilik oyunu oynadığım tekerlemelerin aynılığı da canımı sıkmıyor değil.Belki de yaşadığım aynı durum ve hislerime karşın beni değiştirme taktiklerinin de aynı oluşu,orjinaliteye her koşulda fazla meyilli benin bu halini, aynılığını ve öyle olması da gerektiğini daha da vurguluyor.Bir orjinallik mi gerek…Kastettiğim babamın ve karşı komşum arkadaşımın,çok da arifet yaparmışcasına bana sezdirmemeye çalışarak üstüme bir karınca konduruvermesi değil…Babama sürdürdüğüm uzun sayılabilecek tepkim ve arkadaşıma olan uzun küslüğüm hem bana hem onlara zarar,ayriyetten eminim farkında olsalardı bu durumdan kendilerini suçlu hissedecek olan karıncalara da zarar olurdu…

HIŞMEDİŞ

il mare | 05 May 2009 13:55

Hışımlığım!
Çok sevdiğim…
Hışmettiğim… Seviyorum seni ve tüm içine kattıklarını…Her neyi,hiç düşünmeden bile,kattıysan içine,ister acımasızca ister binlerce damla gözyaşı döktürterek,gene de seviyorum seni.Senin zalimliğini,böylece sindirdiğin çekiciliğini,tüm geride bıraktığın masumluklarını…İçimde,hatta çok içimde bir yerlerdesin…Biraz olsun yüzeye çıkamaz mısın ve hatta biraz olsun taşamaz mısın? Biraz da bana zulmedemez misin? Gerçek ‘ben’ e…

Çok sıkıldım,ama öylesine zevkli ki…Şu zamanda sıkılmak..Neyden sıkıldığını,en azından bilmek,doğal kalmak… Sık-ılmak… Böyle genişlerlen etraf,yaşananlar,ahlak,yaşanmışlıklar,ağızdan çıkan küfürler,yapaylaşmış ve yavşaklaşmış sevgiler…Sevgi mi? Ne sevgisi? İşte ben,bi çamaşır ipinde,çekilmiş bir şekilde,hala kurumaya çalışıyorum.Birileri ıslatmış,boğmaya da çalışmış ama hazırmış can yeleklerim,hem de üst üste birkaç tane,birisi de işte tam dibimde.(Canım Şirine’m:))

UYKUNUN TATLI HALİNDEKİ BİLİNÇALTI

il mare | 04 May 2009 10:05

Gitgide yaşlanan,acımadan sırtına her gün daha da çok şey yüklediğim bilgisayarımdan çıkmaya çalışan,çoğu zaman takık notaların bir durgun bir neşeli rastgele oluşturduğu müzik listemin eşliğinde,gene kalemim elimdeyken…Sanırım bu sefer birşeyler yazacağım,yazabileceğim,yarım bırakmadan…Epeydir,bu yapmaktan en zevk aldığım şey ile arama,neyin getirdiğini bilmediğim bir mesafe koymuştum.Zorunlu,girmesi gereken mesafeler yerini nasıl da alışkanlığa bırakıyor,bu kadar kolay mı…Bu kadar kolay mıyım,kalemimle arama giren mesafeye ayak uydurabilmem,zamana bu kadar içerlerken aynı renge bürünebilmem,bürünebilenlere ve zaten kayıtsızca bürünenlere her gün daha da kızarken,bu kadar içine girebilmem herşeyin.Biliyorum çok da dışındayım,fakat bir nokta kadar,yalnız benim fakedebileceğim bir iz kadar…Ya da bir kalabalıkta dalıp gittiğim kadar,bir mavinin önünden geçtiğim kadar ya da ne bileyim..Birilerini duymamaya çalıştığım kadar..E peki…Nereye kadarr… Yok yok..İyiyim ben iyi.. Seyirci olduğum kadar…

MAİ

il mare | 10 April 2009 10:27

Her tarafımızın kızgın sınır çizgileriyle çevrelendiği,yaşamak zorunda olduğumuz birşeylerin kırılma noktasıdır MAVİ!MAVİ nin anası DENİZ,DENİZ in anası ÖZGÜRLÜK.Hangisinin hangisini barındırdığının belli olamadığı en katlanılası kargaşa…

En gerçek sandıklarımızın en yalan olduklarını idrak edebilme sürecini oluşturan birsürü minik su damlacığı,neticede kocaman bi MAVİ,o kadar herkesin olduğunu bilip de bi o kadar en çok sahiplendiğin…Kocaman bir GÖKYÜZÜ!Defalarca uğranılan hayalkırıklıklarına en şahitlik eden taşımak zorunda olduğum kafatasımın en uğrak yeri her gün…Kocaman bir GÖKYÜZÜ,kocaman bir MAVİ,üzerlerinde beni islediklerine inandığım kocaman gözbebekleri onların we kocaman MAWİler gene…