bildirgec.org

exorientelux

8 yıl önce üye olmuş, 72 yazı yazmış. 350 yorum yazmış.

Dolls

exorientelux | 08 May 2008 09:48

“ Ah minel aşk’ın filme çekilmiş hali nasıl olabilir?“ sorusunun yanıtlarından biridir Dolls, ve de en güzellerinden biri. Evet, her şey aşktandır, her şey aşk yüzündendir. Son nefes feda edilir aşka, son bakış feda edilir, sevgilinin yollarında bir ömür beklenilir aşk uğruna.

Takeshi Kitano’nun senaryosunu yazıp yönettiği Dolls, üç ayrı hayatı, üç ayrı aşkı anlatıyor. Sevdiği genç başka biriyle evlenmeye kalkışınca intihara teşebbüs eden genç kız, sevdiği adamın birgün döneceği umuduyla yıllarca onu bekleyen bir kadın, ünlü bir şarkıcıya aşık olan genç bir adam. Üç hikaye de ne yazık ki mutlu sonla bitmez. Ama aşıklar bunu zaten göze almıştır. Kaybedilecek şey aşktan daha büyük değildir .

İlk Türk Filmi

exorientelux | 04 May 2008 14:49

Ayastefanos Anıtı
Ayastefanos Anıtı

Fuat Uzkınay adı pek çoğunuza tanıdık gelmeyecek, ilginizi çekmeyecektir belki. Peki, ilk Türk filmini çeken kişidir desem, dikkatinizi celbeder mi? O zaman sizi şöyle alayım.

Ayastefanos’daki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı 150 metrelik bir belgesel niteliğindeki film, I. Dünya Savaşı sırasında 14 Kasım 1914’te Fuat Uzkınay tarafından çekilmiş ilk Türk filmi olarak kabul ediliyor. Konu Ayastefanos’taki Rus Abidesinin yıkılışı 🙂 93 Harbi olarak bildiğimiz 1876’daki Osmanlı-Rus savaşında Ruslar çekilirken ilerleyebildikleri en son noktaya yani Yeşilköy’e bir anıt dikmişler. I. Dünya Savaşı’nda Ruslarla tekrar karşı saflarda yer alınca anıtın yıkılmasına karar verilmiş. Bunun için önce yabancı bir yapımcı şirketle anlaşılmış. Sonra, o zamanlarda sinemayla ilgili çalışmalarda bulunmuş (aynı yıl ilk Türk sinema salonunun açılmasında ön ayak olmuş kendisi) Fuat Uzkınay’da karar kılınmış. Uzkınay da anıtın yıkılışını an be an görüntülemiş. Böylece ilk Türk filmimiz çekilmiş.

Man On The Moon

exorientelux | 27 April 2008 20:18

Amarika’da sevenlerinden çok nefret edenlerinin bulunduğu Andy Kaufman’ın hayatını anlatan Man On The Moon filminin yönetmeni Milos Forman. 1999 yapımı film, gösterildiği yıl hakkettiği ilgiyi ne yazık ki göremedi. Bunda Jim Carrey adını duyup da Ace Ventura, The Mask, Cable Guy, Liar Liar ya da Dump and Dumper gibi bir film bekleyenlerin hayal kırıklığı rol oynamıştır diye düşünüyorum. Oysa Jim Carrey’nin Truman Show’daki performansıyla verdiği sinyalleri doğru algılayan hayranları için bu film hiç de şaşırtıcı olmadı. Daha doğrusu şaşırttı, çok iyi bir senaryo ve Jim Carrey’nin muhteşem oyunculuğuyla. Hep güldüren adam olarak kafadan komedi kategorisinde kabul edilen J. Carrey (öyle ki bu filmdeki oyunculuğuyla Altın Küre alan Jim Carrey’ye ödülü en iyi komedi dalında verildi), bize oyunculuğunun buz dağındaki görünmeyen kısmını bu filmle göstermiş oldu. (Sonradan çektiği komedi filmlerinin yanında Eternal Sunshine Of The Spotless Mind ya da The Number 23 gibi filmler de Jim’in bu halinden memnun olduğunu gösteriyor sanırım.)

Selvi Boylum Al Yazmalım

exorientelux | 17 April 2008 09:46

Bir sahne düşünün : Kadın, onu almaya gelen âşık olduğu adama elini uzatırken, sadece elini değil bütün varlığını adamın avucuna bırakıyor. Başka bir sahne düşünün : Adam, sevdiği kadın adım adım ondan uzaklaşırken, parça parça olmuş yüreğini de gözyaşlarıyla beraber damla damla akıtıyor.

Selvi Boylum Al Yazmalım, Türk sinemasının ilk 10’unda her zaman yer alan bir film olacaktır desem her halde yanılmam (Benim için hep 1.). Cengiz Aytmatov’un bir eserinden Ali Özgentürk’ün senoryalaştırdığı filmin yönetmeni Atıf Yılmaz. Başrollerde Türkan Şoray (Özellikle de bu filmdeki haliyle Türkiye’nin en güzel kadını değildir de nedir?), Kadir İnanır (Kariyerinde yaptığı en iyi şey bu filmde oynamak değildir de nedir?) ve Ahmet Mekin ( Bu role en uygun adam değildir de nedir?) yer almış. Filmin müziğini (Türk sinemasında şimdiye kadar yapılmış en güzel film müziği değildir de nedir?) Cahit Berkay yapmış. Böyle başarılı isimlerin bir araya gelmesiyle de Türk sinemasının en güzel filmlerinden biri ortaya çıkmış.

Ayak Bağlama: Gelenek mi, Çin İşkencesi mi?

exorientelux | 11 April 2008 00:48

Rivayete göre, yüz yıllar önce Çin’de, çok güzel danseden bir cariye için altından yapılmış lotus çiçeği biçiminde bir platform hazırlanmış. Cariye, platformun üzerinde, mücevherler içinde, küçücük ayaklarıyla bir güzel dansetmiş. İzleyenler adeta büyülenmiş. Böylece yeni bir güzellik ölçütü Çinli erkek kafalarında öylece yer edinmiş: Küçük Ayaklar. Mümkünse 7-8 cm.

Rivayet ne kadar gerçek bilinmez ama Çinli kadınların küçücük ayaklara sahip olmak için çektikleri bin yıllık eziyet bir gerçek.

Ülkümen’in Listesi

exorientelux | 01 April 2008 23:10

Geçtiğimiz günlerde, New York Ellis Adası Müzesi’nde, Visas For Life adlı serginin açılışında düzenlenen Yahudi Soykırımını Anma etkinliğinde bir Türk diplomatın da anıldığınıbiliyor muydunuz (diye sorsam çok mu ukalalık yapmış olurum)?

Selahattin Ülkümen, Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladıktan sonra Roma, Bern, Tahran, Beyrut Büyükelçilikleri’nde çalışmış, II. Dünya Savaşı sırasında Rodos’ta başkonsolosluk yapmış bir diplomat. 1944 yılı, kurtardığı 42 kişi için hayata devam, eşi içinse hayata veda yılı olmuş.

Ephemera

exorientelux | 23 March 2008 12:52

Çocukken neler biriktirilmez ki değil mi? Gazoz kapakları, sakızlardan çıkan karikatürler, “artiz” resimleri, şeker ambalajları … Küçükken kibrit kutularının arka ve ön yüzlerini biriktirdiğimizi hatırlarım. Bunlarla piştiye benzer bir oyun oynardık. Ergenlikte bu uğraş posterlere, dergilere, arkadaşlarımızı yazmaya zorladığımız arkadaş anketlerine meyleder. Ya da mektuplar, notlar biriktirilir. Yani hayatının bir döneminde bir şey biriktirmeyen yok gibidir. Öğrencilik yıllarımda seyrettiğim filmlerin biletlerini biriktirirdim ben mesela. Daha sonra kartpostallara merak sarmıştım. Hoş bir uğraştı kanımca. Meğer bu uğraşının bir adı varmış da insan bu yaşa gelince öğrenmiş: Ephemera.

TipiTip

exorientelux | 20 March 2008 12:38

Çocukluğumun şekerli anılarından biridir TipiTip. O zamanlar içinden araba resimleri ya da “artiz” resimleri çıkan sakızlar yanında çocuksu, şirin, sıcak bir seçenekti benim için. Sakızını şapırdata şapırtada çiğner, içindeki TipiTip karikatürlerini biriktirirdim. Ama bilmezdim TipiTip’in benden önce doğduğunu, hatta Şener Şen’in seslendirdiği bir çizgi filminin yayınlandığını.

TipiTip 1974
TipiTip 1974
TipiTip 2008
TipiTip 2008

Kapının Kolu

exorientelux | 10 March 2008 01:11

Bu yazımda bahsedeceğim gayri resmi araştırmanın sonucu ne bilimsel dergilerde ne de gazetelerde yayımlandı. Araştırma içeriğinin daha önce herhangi bir araştırmanın konusu olduğunu da sanmıyorum. İlk ve tek olma özelliğini taşıyan araştırmamı sizlere sunmakla heyecanlı ve hafiften gurur dolu olduğumu da söyleyeyim.

Efendim, mesleğim gereği yüzlerce, hatta tevazuyu bir tarafa bırakırsak binlerce öğrenci tanıdım. “Türkiye’nin geleceğine dair ümitli mi endişeli mi olmalıyız?” sorusu sorulursa birgün, olmazsa olmaz muhattaplardan biri ben olabilirim; çünkü yanıt haftanın beş günü gözlerimin önünde. 7 okul ve yekününün ne olduğunu bilemediğim sayıda ders, önce acemiliğime tecrübe; sonra tecrübeme yine tecrübe kattı. Vee, araştırmama da veri tabii.

Annem Dekoratör Olsaymış…

exorientelux | 02 March 2008 14:53

Bu yazının içeriği tamamen gerçeklere dayanmaktadır, hiçbir paragrafta kurgulama yoktur.

Ocağın yanında yapma çiçek
Ocağın yanında yapma çiçek

Her şey eşimin lüzumsuz bir sorusuyla başladı diyebilirim:“Birtanem, tost makinesi nerde?”
“Mutfak dolabının üstünde.”
“Neden orda?”
“??? (Birazcık düşündükten sonra) Bilmem. Annem koydu oraya.”

Tost yapma işinin benim için bittiğinin resmidir
Tost yapma işinin benim için bittiğinin resmidir

Evet, annem bizde. On beş günlüğüne gelmişti, hatta çok fazla kalamam deyip duruyordu ama bir aydan fazla oldu geleli. Yanlış anlatmış olmayayım şikayetçi değilim, evim bir temizlik yüzü gördü sayesinde. Bulaşıkları yıkıyor, yemek pişiriyor, gecenin bir yarısı kızım ağladığında ya da sabahın beşinde uyandığında onunla ilgileniyor. Çamaşır yıkayıp ütü yapıyor. Ve evde, çok da önemli olmayan ama farketmeye başladığımdan beri bana komik gelen kendince dekoratif düzenlemeler yapıyor. Nasıl mı?

Yok erimiyor, o kadar yakmıyorlar kaloriferi
Yok erimiyor, o kadar yakmıyorlar kaloriferi

Salonda sehpanın üzerinde kullandığımız, on dokuz aylık kızımın yapraklarına kast etmeye başlamasıyla masanın üzerine aldığımız yapma çiçeği mutfakta ocağın yanına koydu mesela. (En azından kızımın oraya ulaşamayacağı kesin.)

Bir süre sonra insan farketmiyor bile orda olduğunu
Bir süre sonra insan farketmiyor bile orda olduğunu

Tembellerin tembeli olduğum için raftan almakla, fişi prize sokmakla uğraşmayayım diye tost makinesinin tezgahın üzerinde hazır ve de nazır olmasına özellikle önem verdiğim halde birgün onu mutfak dolabının üzerinde gördüm.

Banyodaki kalorifer peteğiyle duvar arasına sıkıştırılmış bir maşrapa gözüme ilişti bir başka gün. (Başka bir gün faraşın aynı kaderi paylaştığına şahit oldum ama neyseki o gözden ırak bir yere kavuşabildi. Şanslı faraş.)

Postmodern bir yaklaşım
Postmodern bir yaklaşım

Tırnak makası, lavabo aynasının yanındaki boş bir çiviye asılı bize bakıyor. Hâlâ.