bildirgec.org

exorientelux

8 yıl önce üye olmuş, 72 yazı yazmış. 350 yorum yazmış.

İki Dil Bir Bavul

exorientelux | 13 January 2010 18:08

Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan‘ın yönettiği İki Dil Bir Bavul, izlediğimiz filmlerden epey farklı, belgesel özelliklerin teğet geçtiği ilginç bir film.

Bir ilkokul öğretmeninin, doğunun bir köyüne atanmasından sonra yaşadıklarını anlatan film; öğretmenin annesiyle konuşurken ağzından dökülen ve çoğumuzun “oralar” hakkında genel kanısını yansıtan bir cümleyle başlar: “Buralarda hiçbir şey yok ya, hiçbir şey…” Evinde suyu akmayan, elektriği habire kesilen öğretmenin tek sorunu bu olsa hadi neyse, okuma yazma öğretmesi gereken öğrencileri de tek kelime Türkçe bilmemektedir. Birleştirilmiş (yani bütün şubelerin bir arada olduğu) bir sınıfta, her öğretmenin makus derdi olan müfredatı yetiştirmek şöyle dursun, basit bir diyalog için bile dakikalarını harcayan öğretmenimiz için günler kolay geçmez. Öte yandan öğrenciler için de aynı şey geçerlidir, karşılarında saygı duyup ondan bir şeyler öğrenmek istedikleri öğretmenleri vardır ama söylediği tek kelimeyi bile anlamamaktadırlar.

Shine

exorientelux | 12 January 2010 14:22

“Hikayesini gerçek yaşanmışlıklardan almış filmleri hep sevmişimdir.”demiştim ya, işte güzel bir biyografik film daha: Shine.

Küçük yaşta müziğe yatkınlığı keşfedilmiş, piyona çalmadaki üstün yeteneğiyle takdir edilen David Helfgott, kendisi de klasik müziğe tutkun ama müzik eğitimi alamamış babasının kanatları (!) altında usta bir piyanist olma yolunda ilerlemektedir. Genellikle “emin adımlarla” ile birlikte “yolda ilerleme” ifadesini neden tek başına kullandığımı filmi izlemiş olanlar ya da izleyecek olanlar anlayacaktır. Zira babasının desteğini her an kulağının dibinde hisseden David, “Her zaman kazanmalısın!”, “Seni kimse benden daha çok sevemez, kimseye güvenemezsin!” telkinlerinin altında kendinden emin olmaktan çok despot babasının isteklerini yeine getirebilme çabası içindedir. Üzerindeki bu baskı, babasının fazlasıyla arzu ettiği Rachmaninoff‘un 3. Konçertosunu kusursuz çalma başarısını gösterdiği önemli bir konserde onu tepetaklak eder. Uzun yıllar bir akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra bavulunu alıp hayata karışması ise onun için kolay olmayacaktır.

Kelebek ve Dalgıç

exorientelux | 18 December 2009 14:55

Hikayesini gerçek yaşanmışlıklardan almış filmleri hep sevmişimdir; ama bu tür filmler bazen hayatın öyle dramatik yönlerini gösterir ki insanın o beyin uyuşturan rengarenk holivud filmlerinin karelerine dalıp “bir elimde cımbız bir elimde ayna, umurumda mı dünya!” havalarına giresi gelir. Tabii bu ne beyne ne de yüreğe sunulan iyi bir çözümdür, o ayrı.

İşte beynin ve yüreğinin ezberini bozacak Kelebek ve Dalgıç, gerçek bir yaşanmışlığın filmi. Elle dergisinin editörü Jean Dominique Bobby, çevresi zenginlikle, şöhretle, kadınlarla kısacası dünyanın tüm nimetleriyle çevrili; hayatının en yaşanılası yıllarında oldukça başarılı bir adamdır, ta ki 1995 yılında beyin kanaması sonucu felç geçirene dek. Komadan uyandığında 43 yıldır isteklerinin emrine amade bedeninden sadece sol gözü işler haldedir.

Bu durumunu kabullenmesi kolay olmaz elbette, film boyunca Jean-Do’nun durumuyla mücadelesini, hesaplaşmasını izleriz zira. Ama sonunda bedenini kaybetse de iki değerli şeyi kaybetmediğini farkeder: hayal gücü ve anıları.

Er Kişi Kadın İşi

exorientelux | 14 October 2009 09:32

Evden içeri adımımı attığımda bir farklılık sezmiştim ama tam olarak tanımlayamamıştım durumu; zira böyle bir ihtimal, ihtimal olarak bile yer etmemişti zihnimde. Biz babamızdan böyle görmemiştik ne de olsa, öyle bir babanın oğlunun da kendini aşıp yazısız kuralları alt üst edeceği, dedim ya zihnimde bir ihtimal bile değildi. İş bu yazım, bir süredir bende kalan ve “bana hayatta her şey mümkündür” dedirten erkek kardeşime ithaf edilmiştir…

Efendim, elle tutulur hiçbir iş yapmadan geçen bir haftasonunun ardından Pazartesi sabahı salonu dağınık, mutfağı bir yığın bulaşıkla bırakıp erkenden okula gittim. Dersler, öğrenciler derken harala gürele bir okul günü geçirdik. Son zil çaldığında, çalışan kadınların makûs kaderine ortak olduğumdan, benim mesaim bitmiş sayılmıyordu tabii. Daha eve gidecek, dağınıklığı toplayacak, bulaşıkları halledecek bir de yemek işine girecektim. Günün ve bütün bu düşüncelerin yorgunluğuyla kapıyı açtığımda evde bir farklılık sezmiştim ama tam olarak tanımlayamamıştım durumu. Salona geçince yüzümde “Oooo bizim çocuk etrafı toparlamış, bazı eşyaların yeri yanlış olmuş ama sağolsun” tebessümü yayıldı. Eve girip de derli toplu bir yer görmek hoş olmuştu tabii. Ama mutfağa girince tam bir şok yaşadım. Neden mi? Bulaşıklar yıkanmıştı! Dağ gibi olmasa da ufak bir tepe niteliği kazanmış olarak bıraktığım bulaşıkları zannetmiyorum ki çoğu erkek yıkamak istesin. Ama kardeşim tencereden bardağa hepsini yıkamış, çöpleri bile bir poşete koyup balkona çıkarmıştı. Ve gözlerimle görmesem inanmayacağım bir şey daha gördüm mutfakta: Ocak tertemizdi! Elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim lütfen, tamam, erkeklerin bulaşık yıkaması rastlanır bir şey de, ocağı temizlemeyi akıl edebilecek ve buna yeltenecek kaç er kişi vardır şu dünyada?

mukadderat

exorientelux | 07 October 2009 16:36

biliyorum sonu kötü;
dile gelse ölecek,
dilde kalsa ölecek
dilimde uğunan kelimeler.

2009 Beyoğlu Sahaf Festivali

exorientelux | 04 October 2009 10:13

2009 Beyoğlu Sahaf Festivali, Taksim’deki Gezi Parkı’nda hal-i hazırda devam ediyor. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen festivalin haberini alınca gitmek için sabırsızlanmaktaydım. Tarihin ve edebiyatın hangi tozlu sayfalarıyla karşılaşacağımı düşünüp heyecanlanırken merakımı gidermek bugüne nasip oldu. Ailecek Kadıköy-Taksim otobüsüne atlayıp soluğu Taksim’de aldık. Böyle bir etkinlik için güzel ve merkezî bir yer seçilmiş, beğendim. Hafta sonu olmasına rağmen beklediğim kalabalık yoktu, şaşırdım. Haberlerde yazan el yazması ya da Osmanlıca kitap, dergi ve buna benzer bilumum eserlerin sergilendiği standlarda “Keşke üniversitede biraz daha asılsaymışım şu derslere de , Osmanlıca okumayı unutmasaymışım!” dedim, hayıflandım. Standları gezerken tanıdık simaların gençlik hallerine (Burada, bildiğimiz kitapların eski baskılarına yönelik bir teşbih sanatı icra edilmiştir.) rastlayıp yüzümde keyifli bir gülümsemeyle dolaştım.