bildirgec.org

ataoglu

7 yıl önce üye olmuş, 6 yazı yazmış. 27 yorum yazmış.

DENİZ FENERİ’YÜZYILIN YOLSUZLUK HAREKETİ’

ataoglu | 12 September 2008 15:58

DENİZ FENERİ!
DENİZ FENERİ!

Türkiye’de gündem ne kadar çabuk değişebiliyor. Sanki herkes üzerinde konuştuğu, tartıştığı olayları hemen unutuveriyor ve yeni olaylara adapte oluyor. Türban serbestisi, AKP kapanma davası, Ergenekon vesaire… Neden böyle bir giriş yapma gereği duydum? Hem biraz hatırlatma yapmak hem de konuyu son günlerin yeni bombası, DENİZ FENERİ DAVASI’na, yüzyılın yolsuzluk hareketine getirmek için. Gerçi çakma basın, bu feneri hep bize, ‘yüzyılın iyilik hareketi, muhtaçlara büyük yardım’ olarak yedirmeye çalıştı. Ve bu palavrayı yiyen yedi, yemeyen yemedi. Ama öyle görülüyor ki, toplanan paraya bakılırsa, bayağı yedirmişler. Burada yardım aşkıyla yanıp tutuşan, duyarlı kardeşlerimizin pek sucu yok tabi. Nerden bilecekler her platformda dini kullanan bu kişilerin bu paraları iç edeceklerini, yiyeceklerini, kanal kuracaklarını, gayrimenkul satın alacaklarını, Türkiye’de bilinmeyen gizli yerlere!
göndereceklerini…

ORHAN PAMUK’UN MASUMİYET MÜZESİ Mİ?YANILIYOR SUNUZ?

ataoglu | 08 September 2008 15:59

ORHAN PAMUK
ORHAN PAMUK

Geçenlerde bir televizyon kanalının yaptığı, bir edebiyat programında gördüm, Orhan Pamuk’u. Ve ardından bir çoğunda da daha. Yeni yazdığı kitabı ‘Masumiyet Müzesini’ anlatıyordu. Orhan Pamuk siyaseti bırakıp tekrar romancı mı olmaya karar verdi diye düşündüm. Kim bilir belki de o bir romancı bile değildi benim gözümde, en azından uzun bir süredir.Daha yeni bir zamanda, Nobel almadan hemen önce tüm dünyanın ve bizim gözümüzün içine baka baka: ‘Türkler 1 milyon Ermeni’yi katletti.’ diyen adam gitmiş de yerine tekrar bir romancı gelmiş. Hadi oradan! Çünkü her şey bitmişti artık değil mi? Nasılsa Nobeli de almıştı. Artık tekrar roman yazdığını hatırlamaya başlamalıydı.Bu programı izlerken en çok merak ettiklerimden biri şuydu: bir insan nasıl olur da bir unvan için ülkesini bile karalamaya, küçük düşürmeye çalışır yahu? Sen hiçbir belge göstermeden, gösteremeden böyle kritik bir yalanı, ermeni soykırımı palavrasını, sıkacaksın sonra ülkene tekrar geri dönüp sanki hiçbir şey olmamış gibi kitap yayınlayacak bide milletin önüne çeşitli televizyon programlarında çıkacaksın. Pes doğrusu! Aslında biraz da suç bizim medyamız da değil mi? Bu kadar bariz bir palavrayı sıkan, ülkesinin çıkarlarını ayaklar altına alan bir adamı öyle bir yüceltiyorlar ki…Sanırsınız Orhan Pamuk ermeni soykırımı palavrasını sıkmamış da gidip bu sorunu kökünden çözmüş. Aklın alması çok zor bir iş!

OSMANLI’DA BİR ENTELEKTÜEL:HALİL ŞERİF PAŞA

ataoglu | 08 September 2008 08:45

HALİL ŞERİF PAŞA
HALİL ŞERİF PAŞA

Osmanlı Devleti’nin belki de renkli, en fazla araştırılması gereken devlet adamlarından birisidir Halil Şerif Paşa. 1800’lere gerek devlet adamlığı gerek sanatseverliği gerekse özel hayatıyla damgasını vurmuş biri. Bazı Fransız çevrelerine göre de Osmanlı’nın Dandy’si.Eh böyle bir girişten sonra Halil Şerif Paşa’yı anlatmak isterim, tabi ki de. 1982 yılında Kahire’de Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın konağında doğmuştu. Çünkü babası Mehmet Şerif Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın sağ koluydu. Özellikle Kavalalı’nın batıcı bir devlet adamı olmasından mütevellit Halil Şerif öğrenimini, Fransa’da,Paris’te yaptı. Sanat hastalığı da kanına burada girmeye başladı zaten.Paris’e gidip gelirken fazla önemli olmayan tablolar almaya başladı. Bunlar öyle şahane tablolar değillerdi. Ama Halil Şerif Paşa, daha sonradan işin inceliklerini öğrendi.Hatta orda 1855’te bir Mısır sergisi bile açtı.Yine bir Paris seyahatinde iken Osmanlı gerekli bir belge için çevirmen aramaktaydı ve ilgili çevirmen bulunamamıştı. Bu çevirmenlik teklifi Halil Şerif’e yapıldı. Ve Halil Şerif çeviriyi yaptı ve fransızcası da çok beğenildi. Bunun üzerine zamanın sadrazamı tarafından kendisine sefirlik teklif edildi. Halil Şerif bu öneriyi hemen kabul etti. Böylece 1856-1864 yılları arasında görevini sürdürdü. Bu arada da sürekli resim almayı sürdürdü. Kariyeri 1861-1864 yılları arasında Petersburg’ta devam etti ama Paris’i çok özlediği için istifa edip Paris’e yerleşti. Paris’in zengin mahallelerinden birinde oturmaya başladı. Paris sosyetesine girdi ve ünlendi. Bu ünü Osmanlı’da da duyulmaya başlamış, bunun için kendisine ‘Süslü Şerif’ lakabı takılmıştı.Aşırı bonkör bir adamdı. Kadınlar ve kumar onun için tutkuya dönüşmüştü.Daha sonra Jeane de Tourbe ile evlendi.Bu kadının eski sevgilisi oyun yazarı Marc Fournien olduğu için entelektüel çevreyi iyi biliyor ve Halil Şerif Paşa’yı bu çevreyle tanıştırıyordu. Bu yolla Halil Şerif Paşa, Gustava Courbet ile tanıştı.Bu ressam realizmin ustalarından biriydi.Ve onun resimleri ile ilgilenmeye başladı. Resim ilgisi onda bir tutkuya dönüşmüştü. Bir Müslüman olarak resim almasının yanında çıplak tablolarda alıyordu. Bunlardan en ünlüsü şimdi belki de hiçbir yayın organında gösterilemeyecek kadar açık olan ‘yaşamın kaynağı’ adlı tabloydu.Artık çok ünlü tablolar almaya ve koleksiyonunu arttırmaya başlamıştı. Dünyanın en önemli ressamlarından sayılan E.Delacrox’in en önemli 6 tablosunu koleksiyonuna dahil etmişti bile. Bunlar içinde en önemli eser 40000 franklık değeri olan Liefe Başpiskoposu’nun Katli isimli tabloydu. Bu tablo dahil edildiğinde Halil Şerif Paşa’nın koleksiyonu bugünkü değeriyle bir milyar doları aşmaktadır.Bu koleksiyon içerisinde Delacroix, Jean Aguste, Prosper Marilhat, Backhuysen, Boucher, Watteau, Corot, Courbet, Decamps, Diaz, IngesIsabey, Rousseuo, Troyon gibi ünlü ressamların en güzel tabloları vardı. Bu eserler Fransız antolojisine girmiş önemli eserlerdi.

Bu renkli yaşam Halil Şerif Paşa’yı zora soktu. Bu yüzden İstanbul’a görev istedi. Bunun için görüştüğü devlet adamları bunu bir şartla kabul ettiler. Bu şart ise; ‘çıplak tabloları İstanbul’a getirme!’şartı idi. Dünya resim sanatının ilk Müslüman koleksiyoncusu ünvanına sahip Halil Şerif Paşa, tablolarını 1868 yılında sattı. Bu satışın tanıtımının geçtiği Lartiste dergisinde tablolar için; ’Her resim dikkatle seçilmiş. Aralarında bir tane bile kötü resim,bir tek sahte inci yok. Her sanatçının en saf elmaslarından biri burada.’ Ve ne kadar acıdır ki bugün değeri milyar dolar eden tablolar 638.000 franga uçtu gitti..

GÜL’ÜN ERMENİSTAN ZİYARETİ VE OLASI HAYAL KIRIKLIĞI

ataoglu | 04 September 2008 17:30

Bilindiği üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan tarafından, 6 Eylülde oynanacak Türkiye-Ermenistan maçının, Erivanda birlikte izlenilmesi konusunda bir teklif yapılmış durumda. Henüz Cumhurbaşkanlığı kanadından bir cevap verilmemesine rağmen herkesin ikiye bölündüğü görülmeye başladı.Bu ziyaretle ilgili iki ana konu üzerinde duruluyor. Birincisi; olası muhtemel ziyaret Ermenistan’la şimdiye kadar kurulamamış olan ve kurulacağa da hiç benzemeyen! dostluk ilişkimizi sağlama yönünde ilk adım olabileceği, bu sayede Ermenistan ile atılacak karşılıklı ticari adımların Türkiye’ye büyük getirileri olacağı, özellikle Rusya’nın bölgede kurmuş olduğu enerji tekelini kırma yönünde büyük yarar sağlayacağı, bu sayede Türkiye bölgede büyük güç kazanacağı söylenmektedir. Ayrıca dostluk yönünde Türkiye tarafından dünyaya bir mesaj verilebileceği de dile getirilmektedir. Diğer üzerinde durulan ana konu ise; Şu biliniyor ki Ermenistan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprak bütünlüğünü henüz tanınamıştır ve ülkemiz toprakları üzerinde gözü vardır. Dünya konjonktürüne göre çeşitli zamanlarda önümüze olmayan bir ermeni soykırımı yalanını koymaktadır. Hatta bunu ileriye de götürmüş, ülkesinin başkentinin ortasına bu olmayan soykırımın bir de anıtını dikmiştir. Dolaylı yollardan PKK terör örgütüne yardım ettiği ve bölgede onları beslediği de bilinen bir gerçektir. Kaskaslarda tek ebedi dostumuz ve aynı zamanda soydaşımız olan Azerbaycan’ın bir bölümünü işgal etmiş ve toprak bütünlüğüne zarar vererek adeta türki devletlere bir göz dağı vermeye çalışmıştır.

İSLAMİYETE BAKIŞ:ARABİ İSLAM MI GERÇEK İSLAM MI?

ataoglu | 03 September 2008 11:45

Son zamanlarda, laiklik tartışması ve laik cumhuriyete ile Atatürk’e yapılan hakaretler çığrından çıkmaya başladı. Ve zaman zaman siyasi islamcı kesimin ve medyasının yapmış olduğu ‘Atatürk dinsizdir.’saçmalıkları gündemde dolaşmaya başladı. Bu elbette ‘Hem laik hem Müslüman olunmaz.’ zihniyetinin, bir yansıması veya dışa vurumu.Peki ama ulusunun bağımsızlığını, milletinin refahını sağlayan, TC’yi imar eden, gerek sosyal gerekse ekonomik haklarla türk insanını muasır çizgiye ulaştıran, hiç durmayan ve devrimleriyle bunu pekiştiren Atatürk, kime ve hangi çıkarlara hizmet edenlere göre dinsiz ve bu düşünce sürekli neden dile getirilmeye çalışılmakta? Bu soruların cevapları için öncelikle Atatürk’ün icraatlarına bakmamız ve Emevi Dönemini( yani aşırı arap milliyetçiliği) incelememiz gerekir.