bildirgec.org

akoni

8 yıl önce üye olmuş, 88 yazı yazmış. 5047 yorum yazmış.

ANANI …….

akoni | 19 August 2008 00:46

Sokakta yürüyorum, önüm de iki genç… Biri hafif zıplar gibi yaptı. Ananı ….yim diye küfür etti… Cadde, kalabalık … Yanımdan geçerken arkadaşına arı soktu galiba dediğini duydum. Anlaşılan canı yanınca basmıştı küfürü… Beni kaç kere arı ısırdığı halde hiç küfür kullanmamıştım. Ayy! ahh! Uff! diye Geçiştirmiştim. Anlamadığım bir nokta da, sorsalar annesi her şeyden kıymetlidir… Kıymetli de olmalı… Kendi anasına küfür etseler, gücü yeterse cinayet nedenidir… Ya sen neden küfür edersin? Erkeklik organı bu kadar önemli, bu kadar kutsal mı? Ya da bir öç alma, bir ceza verme aracı mı? Nefret ettiğim bir durum küfür… Duyduğum küfürlerin hepsi de erkeklerden. Canları sıkılmaya görsün; kızınca, üzülünce, canları yanınca nerede oldukları hiç önemli değil basarlar küfürü… Başarısızlıklarında, üzüldüklerinde, hatta sevindiklerinde, bir iş başardıklarında sığındıkları, dile getirdikleri küfür… Hiç kadınlardan böyle bir şey duymadım. Ya da yaygın değil erkekler gibi… Anlatılanlara göre; zevk için maç izlerken, en sevdiği oyuncunun bile hatası kabul edilmez… Küfür hazırdır. Hakemler her taraftan küfür yağmurunda… Birinci gelemeyen ata da jokeyine de… Okey masasında gelmediği için taşa da ıstakaya da… Çivi çakarken kendi eline kendinin vurduğu çekicede küfür hazır… Daha nice sudan bahanelerle savrulan küfürler… Kötü bir alışkanlıktan öteye bence erkeklerin acizlikleri…

PENDİK…

akoni | 03 June 2008 01:17

Değerli gazeteci Çetin Altan Pendik için şöyle diyordu bir yazısında:”Kırk yılda bir Pendik’e kadar gitmek ise, Viyana’ya gidiyormuşçasına bir heyecan yaratırdı evde. Hazırlıklara bir gün öncesinden hazırlanılırdı. Erenköy’den trene binip, pencereden dışarı bakmak…Bayramda alınmış bir ayakkabı kadar tazelik doldururdu içime…”
Kendimi mutlu hissediyorum Pendik gibi bir yerde yaşamış olmaktan. Pendik yemyeşil doğası ve pırıl pırıl deniziyle bir cennetti … Rüya gibi bir olaydı oraya yerleşmek… Ömrümün yarısı orada geçti, inanılır gibi değil. Çok güzel dostluklarım olmuştu …En yakın, değer verdiğim arkadaşlarımı orada tanımıştım… Bitmeyen dostluklarımız hala devam etmekte. Hala görüşüp eski günleri anarız ara sıra…

Şimdi bir başka seviyorum Pendik seni, bir başka bakıyorum sana… Bazen öfkem kızgınlıklarım oluyor… Neden, niçin? Diyorum… Ama sen benim için özlemsin, kızsam da öfkelensem de geliyorum sana. Yaşadığım güzellikleri arıyorum belki… Sen de benim gibi değişmişsin, yıllar seni de yıpratmış. Çökertmiş kirletmiş… Büyümüşsün, trafik sorunun oldu. Denizin dolduruldu. İstemeden uzaklaştırıldın kıyıdan. Oysa ne güzel kokardın, yosun kokun bana huzur verirdi. Evimden seni izlemek ne güzeldi…
Şimdi seni Hafif’tekilerle paylaşmak istiyorum. Onlarda güzelliklerine ortak olsunlar diyorum. Ama benim sende bulduğum tadı bulamayacaklar beklide. Evet ne güzelmiş diyecekler belki sadece.. Her ne kadar İstanbul’u artık sevmiyorum desem de bende yerin özel Pendik. Belki hasretim, belki özlemim olacaksın…

AZAT KUŞU…

akoni | 27 May 2008 10:10

Minibüs yolcuların tamamlanmasını bekliyordu. Hareket etmek üzereyken, omzuna boya sandığı asılı gözlerinin içi gülen bir çocuk bindi. Elinde de bir kuş tutuyordu. Elleri, giysileri ve yüzünün birkaç yerinde boya lekeleri vardı. Ama heyecanlıydı. Gözlerinin parlayışı içinin güzelliğini, temizliğini meydana vuruyordu. Bir köşeye iliştirdiği boya sandığının üzerinde yolculuk başladı. Arada bir çevreye bakıyordu pencereden. Gittikçe de heyecanı artar gibiydi.
Bir ara sandığın üzerinden kalktı, pencereyi hafifçe açtı. Kuş elindeydi. Kuşun gagasını ve başını sevdi. İçten birer öpücük kondurdu.” Azat mazat beni öbür dünyada gözet” diyerek açık pencereden bırakıverdi kuşu. Üzgün gibiydi ama mutluydu. Ben o temiz yüreğe bakakalmıştım. Yavrum neden bıraktın, sen bakmıyor muydun ona dediğimde, yanıtı çok daha güzeldi. Özgürlük… Dedi. Onu özgür bıraktım dedi. Babası yokmuş, anneannesinden gelirmiş. Anneannesinin verdiği para ile kuşçudan aldığını ve onu özgürlüğüne kavuşturduğunu söyledi. Çok mutluydu.
Bu yaşadığım olay, benim hayata ve çocuklara bakış açımı bir daha değiştirdi.Olumlu düşünceler uyandı bende. Hani çocuklar kuş yakalar, taşlar, öldürür ya… Böyle çocuklar da var hala aramızda diye şimdi daha iyi düşünüyorum. Bir miktar para çıkardım çantamdan, uzattım. Alamam dedi gururluca. Bu parayla da bir kuş al, benim için özgürlüğüne kavuştur dedim. İkna olmuştu. Parayı aldı. Şimdi ben de o çocuk gibi çok mutluyum. Benim de artık bir azat kuşum var…

ÇİLEK & EUQON

akoni | 04 April 2008 11:30

Geçenlerde çilek kızımla aramızda geçen konuşmada akoni anne ben 22 şubatta EUQON ile nişanlandım, mayıs ayında düğünüm var, Ankara’ya taşınıyorum dedi. Çok heyecanlanmış mutlu olmuştum. Çünkü çilek mutluluğu yakalamış, euqon ile mutlu olacağına inanmıştı. Belki hafife yazar bizimle paylaşır diye bekledim ama yazmadı. Biliyorum ki telaşı çok. Bu erteleyiş veya yazmayış paylaşmak istemediğinden değil tatlı telaşın heyecan ve yorgunluğundan.
Çilek kızımı bir kez daha kutluyorum. Çünkü giderek kaybolan değer yargılarımız, evliliğe olan bakış açımız beni hem ürkütüyor, hem korkutuyor.
Evliliği iki ayrı dünyanın alabildiğine bağımsız ve ayrı ruhların tehlikeli, bir o kadar da umut dolu birlikteliği olarak düşünüyorum.
Bir kabulleniş değildir aslında sonuçlandırma bildirgesidir, tüm zorluklara ve şartlara rağmen. Emek sevgidir, evlilikte birinin diğerine katlanması da sevginin diğer adıdır. İçinde iki emeğin, iki bakışın, iki canın, tek olmasıdır. Korkutucu olduğu için acabalar yüklüdür. Doğrumu yaptım diye sorup duru verir insan kendine… Yaşadıkça güçlenen, güçlendikçe yaşaması arzulanan en kuvvetli beraberlik bağıdır.
ÇİLEK kızıma ve EUQON kardeşime ömür boyu mutluluklar diliyorummm…

ÇAY BARDAĞI

akoni | 26 March 2008 13:25

Bazen çocuk olmak varmış diyorum.. Geçenlerde çay doldururken aklıma iki renkli yaptığımız çay geldi. Tabi ki denemeden, çocukluğuma geri gitmeden yapamadım. Gerçi çoğumuz denemişizdir ama bilmeyenler için tarifini vereyim belki denemek istersiniz.
Çay bardağı önce yarısına kadar kaynamış su ile doldurulur ve içine şeker atılarak güzelce karıştırılır. Sonra dem, demliğin ağzı bardağın kenarına gelecek şekilde, yavaş yavaş üzerine eklenir. Orta kısımda hafif bir karışıklık olsa da, bardağın altı şekerli su, üstü dem kalır.