bildirgec.org

airhoune

8 yıl önce üye olmuş, 12 yazı yazmış. 3 yorum yazmış.

Düzltin hatalarmı düşük kuruyorum cümleler

airhoune | 25 February 2005 13:53

Ben her gün gazetelere bakarken anlatım bozukluklarını, tashihleri de gözden kaçırmamaya çalışırım. Özellikle de spor sahifeleri bu alanda çok leziz örneklerle doludur her gün. Ama bugünkü gazetelerde, fazla karıştırmadan, şöyle bir baktığımda bile, hataların had safhaya çıktığını görüp şaşırıyorum. İnsan yazısına İki ülke futbolunda çok fark var başlığını koyar mı yahu? Hadi gözden kaçırdın, koydun; bu gazetenin yazı işleri, müdürü, genel yayın yönetmeni de mi yok? Kimse mi görmedi?   Peki şu cümleye ne dersiniz: “Kadro yeterliliği içeriğine rağmen, Avrupa düşüncelerinin teknik çıtaları arasındaki geçerli refleksleri ile yarışması imkansızdır bu kadronun.” (E.Ş., Milliyet). Şaka mı yapıyor bunlar bize?   Aklınız hafsalanız almıyor, değil mi? Şu cümleye bakın bir de o hâlde: “Aklım hafızam almıyor.”. Aynı yazıda şu da var: “Fenerbahçe genel görüntü olarak ben kendime de şaşırmaya başladım.” (ŞŞ, Fotomaç).   Bu da kaçar mıymış gözden, diyeceksiniz, bakın: “Öyleyse öy Terim” (KK, Sabah). ‘Öl’ demek istiyor, ‘öy’ olmuş ve bu da çıkmış gazetede başlık olarak.

Birkaç dakika içinde rastladım inanın bunlara ben. Biraz deşsek neler çıkacak kimbilir! Türkçe fakiri yazarlara ödenen tonla paradan biraz da redaktörlere ayırsalar fena olmayacak gibi.

Referans meraklılarına

airhoune | 19 April 2002 19:11

Yaptığı türlü çapraz okumaların kimi bölümlerini kaynak göstererek yazan ve hattâ konuşanlar vardır, olabilir. Xrefer diye bir Britanya sitesi var; bunun uç noktasına varmış: Referans arama rehberi. BAKIN

CTHEORY

airhoune | 27 September 2001 22:09

www.ctheory.com Teknoloji, kültür, teknoloji. Bunlarla ilgilenenleriniz varsa illa ki başvurması gereken bir site. Editorial Board’una bir gözatarak bile ne kadar önemli bir yerde olduğunuzu anlamış olacaksınız, tavsiyesi benden.

İnternette “Kimlik” Kim’lik? [Webkimlik üzerine]

airhoune | 03 July 2001 09:12

Geçenlerde bir dostum, benim hâl ve hareketlerinden nefret ettiğim bir şarkıcının aslında “gerçek hayatta” öyle olmadığını söylemişti. Benim gördüğümün sadece bir imaj olduğundan söz ediyordu. Bu ve benzeri savunmalar her zaman yapılır zaten. Benim anlamadığım neden böyle bir durumda, insanların söz konusu kişiyi “savunma” pozisyonuna soktuğu. Başka bir bağlamda başka bir yerde de yazmıştım: Her türden kitlesel medyada bir biçimde boy gösteren kişi, medyumun (ortamın) kendisi tarafından amplifiye edildiğine göre o ortamdan gönderdiği -çeşitli bilinçli ve/ya bilinçsiz- işaretlerle bir kimlik arz eder. Bu kimlik duragan olmak durumunda değildir tabiî, genellikle de değildir zaten. Bununla şunu demek istiyorum: Kişi her bulunduğu ortamda ayrı bir kimlik taşır hâle gelir zamanla. Bu ayrışma bazen yaklaşık olabilir şüphesiz ama bazen uzun boylu farklılıklar da üreyebilir ayrışmada. Netice itibariyle farklı ortamların tek bir kişide barınması kişiyi dağıtırken, kişi de bu dağılan parçalarını toplamakla uğraşır olacak.

Ne Tesadüf!

airhoune | 21 June 2001 07:10

Reddedildiği için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun tanımını yeniden belirleyen yasa tasarısı gündemden düşer oldu. Dolayısıyla üzerinde iki laf edebilirim artık diye düşünüyorum. Çünkü tasarı her ne kadar reddedilmişse de, devletin böyle bir düzenlemeyi “tasarlaması” bile önemsenmesi gereken bir şeydir. Üzerinde duracağım asıl mesele aslında tasarının geneli değil de “İnternet”le ilgili olan bölümü. Bir tekrar yapacak olursak: Bu tasarıya göre internet sitesi sahipleri, sitelerinin hem sabit hem de güncellenmiş hallerini ikişer nüsha hâlinde valiliklere sunacaklardı. Bununla bol bol dalga geçtik, eğlendik; bunu eleştirdik. Fakat tabiî şunu da düşünmek lâzım ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin çeşitli düzeyden çok sayıda makamı, aslında İnternet ve beraberindeki teknolojik altyapının ne menem bir şey olduğundan bu kadar da habersiz değil. Hattâ diyebilirim ki, bu devlet, benim kendisinden beklediğimden çok daha sıkı bir biçimde İnterneti talip ediyor. Nitekim ilk yasaklama girişimini bundan çok daha önce Sakıncalı Siteler Şikayet Formu‘yla yapmıştı. Bir de enteresan anekdotum var: Bir süre önce NTVMSNBC‘de “İnternet’te İlginç Siteler” başlıklı bir haberde içinde “alternatif” addedilen çok sayıda site bulunan bir liste yeralmıştı. (Ki aynı listede bizim site de bulunuyordu.). Listede sunulan siteler o günler boyunca hitlerini 2’ye, ê katladılar vs. Fakat ilk başta fark etmediğim bir şey sonradan o haberde görmüştüm. Haberin kaynağı Anadolu Ajansı‘ydı. Velhâsıl devletin “alternatif” denilen siteleri de yakından takip etmiş olduğunu bu vesileyle öğrenmiş oldum. Öte yandan hatırlanacağı gibi iki de İnternet mahkûmumuz da oldu nurtopu gibi. Birisi cezasını çekiyor, öteki cezasını aldı ama bir üst mahkemeye itiraz etti, didiniyor. Bütün bunlardan ben şu yorumu çıkarıyorum: Devlet hiç şüphesiz ki böyle bir tasarı aracılığıyla açık bir blöf yaptı, yapmaya kalktı; hepsi bu. Türkiye’de “denetleme” mekanizmaları hiçbir zaman bir totaliter rejimdeki gibi “kontrollü” olmamıştır. Tesadüfî bir işlerliğe sahip yasaklama ve cezalandırmalar. Çünkü bu derece sistemli bir denetim mekanizması (Valilik’e her güncellemenin iki nüsha olarak yollanıp yollanmadığının takip edilmesi gibi.) kapsamlı bir fiziksel altyapıyı ve kaydadeğer bir maddî yatırımı gerektiriyor. Dolayısıyla Türkiye’de devletin totaliter değil ama otoriter olmaya yöneldiğini söyleyebiliriz. Bu sayede kimi zaman “rastgele” diye nitelendirilebileceğimiz ölçüde sistemsiz bir denetleme ve cezalandırmayla göz korkutarak kuralları işletmeye çalışıyor. Sanırım İnternete getirmek için “tasarladıkları” yöntemin blöf oluşunu işin “tesadüf”lere dayandırılması üzerinden açıklayabilirim. Tabiî bu noktada matrak bir biçimde tasarıyı reddeden cumhurbaşkanının da neredeyse “tesadüfen” olduğunu söyleyebileceğimiz bir süreçle o makama kondurulmuş olmasını da hoş bir ironi olarak görüyorum.

Beni Türk portallarına emanet edin!

airhoune | 07 April 2001 12:00

Türkiye’de web’in son iki yılda inanılmaz bir hızla yaygınlaşması ve bu hızın önümüzdeki yıllarda devam edeceğinin aşikâr olması kitle medyası sektörünün de bu rüzgâra yerleşmesini garantilemişti. Nitekim televizyon kanalları, gazeteler kendi online versiyonlarını birer birer açmakla yetinmedikleri gibi günlük gazetenin verdiklerinden öteye geçip net’e özgü içerikler oluşturmaya başladılar. Fakat iş bununla kalmadı. Sektörün zemininin son derece kaygan oluşu, bir başka haber(!) tarzını da gündeme getirdi. Kovulan ya da bir biçimde sektörde tutunamayan kalantör medya çalışanları, kendi isimlerinin ön plana çıktığı -Türkiye’ye özgü- haber portal’ları açmaya başladılar. Bu işin en kıdemlisi Ufuk Güldemir olmalı: Haber Türk, söylenen o ki, epey yoğun bir ilgiyle karşılaştı ve hit rekorları kırdı. FLAŞ!! FLAŞŞ!! FLAŞŞŞ!!landırılmış taze haberler ŞOK ANALİZler eşliğinde sunuldu. Güldemir’i bir başka tutunamayan Kadir Çelik izledi ve senelerce hazırladığı TV programının ismiyle kendi portal’ını kurdu: Objektif Haber. Güldemir’inkinden biraz daha derli toplu bir görüntü içeren ama neticede aynı haber tarzını şiar edinen bir başka siteye kavuşmuş olduk böylece. Tabii, bitmedi

Bağımsız İletişim Ağı

airhoune | 07 April 2001 00:30

Bağımsız İletişim Ağı [ Bianet ], Türkiye’nin her bölgesinden çok sayıda yerel gazete ve TV desteğiyle geçtiğimiz aylarda kuruldu. Ağ’a imza koyan yerel kuruluşların haberlerinin ve reklam alışverişlerinin bir havuzda toplanması 1997’den bu yana üzerinde durulan bir projeydi. Bianet, bu işi net üzerinden denemeye başladı. Orta vadede bu haber havuzunu, haber ajansına dönüştürmeyi planlıyorlar. Ayrıca Bianet kurucuları, çeşitli illerdeki yerel TV ve gazete çalışanına habercilik, Türkçe gibi alanlarda seminerler veriyorlar ve böylece yerel yayıncılığa çok önemli bir katkı sağlanmış oluyor. Burdan buyrun

Locus Novus

airhoune | 07 November 2000 01:44

İnsan web editörlüğü gibi bir vasfa sahip olunca katil olma eylemine de epeyce yakın hissediyor kendini Ben neden böyle siteler hazırlayamıyorum? diyerekten. Tabii her muhteşem site için geçerli değil bu söylediğim. Ennihayetinde, insanın zaten kendini erişebilir hissedemeyeceği kimseler de vardır. Mesela Faruk Ulay gibi birisiyse iş’i yapan, katil olmaya gerek yok. şuradan gidilir:

Serdar Turgut’un Agorası

airhoune | 07 August 2000 04:31

Helenizm’i bilinen tüm coğrafyaya yaymaya çalışan tarihin en tanınmış hükümdarlarından Büyük İskender, ele geçirdiği şehirlerde insanların düşüncelerini birbirleriyle paylaşmaları için geniş -ve genellikle yeşil- alanlar açardı. Agora diye anılan bu mekanlar daha sonraki Yunan medeniyetlerince de gelenekselleştirilmiştir. Serdar Turgut, herhalde bu anlattığım hikayeden esinlenerek, Hürriyet gazetesinin internet neşriyatı üzerinden yayınlanan Agora‘yı bir süre önce açtı ve editörlüğünü üstlendi. TIK!

Online Demediasyon

airhoune | 07 August 2000 02:41

Şimdilerde medya eleştirisi yapan siteler pek revaçta. Bunlardan ilk çıkanı, eskiden televizyonda da yayınlanan ve Ahmet Tezcan tarafından sunulan, Dördüncü Kuvvet Medya idi. Tabii, ilk olarak basılı dergiler olarak çıkan, Antimedya ve Kuva-yı Medya‘yı da eklemek lazım. Öte yandan ismiyle olumsuz şeyler çağrıştıran Jurnal.net de bu kervana dahil. Ama hepsinden çok takip ve tavsiye ettiğim ise Medyakronik. Hergün güncelleniyor, dopdolu, sıkı eleştiriler yer alıyor, iyi yazarlar var…