bildirgec.org

ally mcbeal

aftermath | 14 December 2002 19:48

cnbce‘nin en çok izlenen dizilerinden biri olan ally mcbeal‘i biliyorsunuzdur. seviyor musunuz bilmiyorum ama biz sevdik. turk.net’in tv portalında da birinci sırada olduğunu görüyoruz.

bu, fox yapımı; tatlı, hafif arabesk amerikan dizisi ne yazık ki uzun soluklu değilmiş. 5 sezon devam etmiş ve ratinglerin düşüşü nedeniyle mayıs 2002 tarihinde kaldırılmış. toplam 112 bölüm çekilmiş. cnbce tarafından ayda 20 bölüm yayınlandığını düşünürsek 5 ay gibi bir sürede bitiyor. geçtiğimiz cuma günü yayınlanan The Oddball Parade adlı bölüm 60’ıncı bölüm idi. yarıyı geçmiş bulunuyoruz. dizilere gönülden bağlananlar tedbirini alsın diye bildirdim.

HAFİFTEN İÇMEYE GELEMEYENLER İÇİN…

akoni | 27 September 2007 09:17

Merhaba,
Bu yazım hafiften içmeye gelemeyenler için. sizlerden ayrı olmak, bir arada olamamak sizlere haksızlık olur diye düşündüm. Lütfen sizde 27/10/2007 Cumartesi akşamı bu sayfadaki sizler için hazırlanmış ortama girmek için eğer ki 18 yaşından büyükseniz (içki ortamı olduğu için 18 yaş sınırı) eveti sonra da böyle buyurun yazısını tıklıyorsunuz. Artık gerisi size ait. İsterseniz ilk önce gramafonu tıklayın 1- hüsnü fasıl 2- fidayda 3- kumsalda parçalarını dinleyebilirsiniz. o arada rakı şişesini tıklayarak içecekler hakkında bilgi edinebilir, yiyeceğiniz mezelerden hangisini seçerseniz tarifinide alabilirsiniz. Penceredeki manzarayı, duvardaki belgeyi, tv’yi ve asılan örümceği de tıklamayı unutmayın ki içim rahat olsun. Sizler de bizlerle olmuş kadar olacaksınız .Hemde zahmetsiz…

Hasan, şu günlük zımbırtısını kaldırmasaymışsın iyi olurmuş…

DarkStar | 22 May 2005 04:29

Bazen insan daralıyor işte…

Kaçmak için acaba ne yapsam, nereye gitsem diye düşünürken buluyor kendini. Ne zaman bu duruma düşsem, kaçmak için içimde hiç bir enerji bulamıyorum. Neden acaba?

İnsan iyice dibe vurmadan çıkamazmış, iyice dibe vurması lazım ki, ayaklarıyla yerden destek alıp tekrar suyun yüzüne çıkabilsin diye… Bunu söyleyenin kim olduğunu düşünüyorum, düşündükçe ne kadar aptal olduğu aklıma geliyor. Ruhunun derinliği o kadar az ki, bir kaç metre suyla ölçebiliyor. Peki ya ben ne yapmalıyım? Batabileceğim noktayı düşünemiyorum bile. Hatta daha önce batıp çıktığım derinliklerin yakınına kadar gelmek, hayattan korkmama sebep oluyor.Korkutucu!

Gecenin bir yarısı ne yapıyorum? Neden hala bu aptal aletle boğuşuyorum? Aslında yaptığım şeyin yaratıcılıkla hiç bir alakası yok. Evde yalnız da değilim.

Ama nedense beni paylaşamayacak kimseyi yanımda istemiyorum. Acaba ben kendi kendimi paylaşabiliyor muyum? Yoksa kutuma kapanıp pesimist düşüncelerle kendime işkence mi ediyorum?

İki günden beri hiç bir şey yemedim. Şu aptal kuş gazozumu döktükten sonra, bira içmeye başladım. Dün gece yarısına yakındı gazozumun dökülmesi…

Ama hala kendimi sarhoş hissetmiyorum. Aslıda, çok sık backspace tuşuna bastığım gerçeğini göz ardı edersek, kendimi hiç mi hiç sarhoş hissetmiyorum. Bir kaç saat sonra son kasanın sonuncu birasını da içeceğim. Ondan sonrası için hiç bir şey düşünemiyorum, hiç bir şey göremiyorum…

Bu gün ne? Yarın günlerden ne olacak? Ben ne yapacağım? Eğer bir şey yapacaksam neden yapacağım? Ama bu sorular arasında beni en çok sıkan, en son gelen soru: Neden yapacağım? Ne yapacağımı bilmiyorum, ben korkutan ne yapacağımdan çok neden yapacağım.

Aslında yapacağım şeyler var. Ama onlar benim için, kendimi için değil. Kuşun kafesini temizleyeceğim sonra da yemini ve suyunu tazeleyeceğim, saksıdaki otlara su vereceğim. Belki banyodaki sızdıran musluğun vanasının contasını değiştireceğim. Peki ya sonra?

Bir ara soyadı Farmer olan bir yazarın “İstiridye Kabuğundan Doğan Venüs” yada adı ona benzer bir kitabını okumuştum. Kitabın kahramanı, hayatın anlamını arıyordu. Bütün evreni gezdikten sonra (Yazara göre) buldu da. Tüm kitap boyunca (kitabın ilginçliğini de düşünerek) gerçekten bir neden bulacağını yada bulamayıp, aramayı okuyanlara bırakacağını düşünmüştüm. Bu kadar boktan bitmesi bende çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Acaba herkesin hayatının anlamı kendisinde mi gizli?

Buna inanmıyorum. Bazen saçma sapan hayaller kurarken aklıma olmadık şeyler geliyor. Aslında adına tanrı denilen varlık (belki de yokluk), kendi yerine geçecek bilincin gelmesini bekliyor. Dediklerine göre tanrı insanı kendi suretinde yaratmış ya! Çok mu “Stirner”cı?

Bazen insan kendinden korkar oluyor. Benim için bu da o bazenlerden biri. Yoksa yıllar sonra neden tekrar yazmak için bir içgüdü geliştireyim ki? İnsanın kendini tanıması en büyük erdemmiş. Bence, bu erdem tanıdığımız yeryüzünde kimse tarafından erişilememiş bir erdem olarak kalmaya devam edecek.

Aptal kuş. Onu kafesinden çıkarmam bütün şaklabanlığını kullanıyor. Ama dün akşam yaptığı için onu çıkarmayacağım. Acaba, kafesin içindeki ben olsaydım, dün akşam yaptıklarından (yaptıklarımdan) dolayı o beni çıkarır mıydı? Bütün gün müzik dinledim ama kuşumun hoşlanıp hoşlanmadığını hiç düşünmedim.

Acaba o benim yerimde olsa düşünür müydü? Kafama o kadar çok takmaya değer mi? Yoksa kafesin kapısını açıp, onu sallamasam mı? Bir bilinç için belki de en kötü şey, yokmuş gibi davranılmasıdır. Üff, dayanamadım kapısını açtım, ister çıkar, ister çıkmaz. Bir bilinç varlığı kabul edildikçe başkaldırmazmış (Camus öyle diyor).

Peki ben ne yapıyorum? Benim bilincim ve varlığım kabul ediliyor. Ama hala bir eylere karşı ölçülemez bir vandalizm içimde ateşleniyor.

Ter kokumu aldım, ama daha dün duş almıştım. Bu güna hava da sıcak değildi İstanbulda, ama tekrar duş almak çok zor geldi şimdi. Tekrar yazmayı becerebiliyorken kendimi kaybedene kadar yazmaya devam edeceğim sanırım. Ama arada biramı yenilemem gerekiyor, ne yapalım.

Aklıma şu saçma reklam geldi. Ben de, bitmeyen bira istiyorum. Hayyamın istediği gibi! Bira şişesinde balık olmak istiyorum. Belki bilincimi kaybedebilirim ve insanların arasında kendime ait bir yer bulabilirim.

Sakın yanlış anlaşılmasın, ben insanların yolda görüp iğrendikleri türden biri değilim. Zaten, neden kötü durumdaki insanlardan iğrenirler onu da anlamış değilim ya. Sadece cebimde üç kuruş para yokken (bu sefer oldu sanırım, iyi ki paradan sıfır atılmış), gelip benden şarap yada başka bir şey parası istediklerinde rahatsız oluyorum.

Her neyse, mesleğimde başarılı sayılırım. Benimle iş yapanlar günde 250 amerikan parasını ödediklerine göre, hiç de fena değilim. Fiziğim de normal sayılır, en azından dış görünüşüm normal denilen tipe çok kolay dönüştürülebilir.

Tekrar kaldığım yere dönersek, aslında hayat dediğimiz şey oldukça girift bir kolajdan oluşuyor. Algılarımıza yakalanan uyarıcılardan, hoşumuza gidenleri seçiyoruz. Sonra da seçtiklerimize uygun olmak için uğraşıyoruz. Bir çok seçim, bir çok parça… Sonuçta kimisinin yaptığı sanat oluyor, kimisinin yaptığı ise oldukça klişe bir şekilde ortaokul birinci sınıf düzeyini aşmıyor ve çöpe gidiyor.

Sudo, kafesinden çıkıp geldi omzuma kondu. Çok hoşuma gitti. Bir varlığın ilkler listesinin başlarında yer almak. Çocukken, özellikle pazar günleri, TRT1’de
korsan film seyrettikten sonra korsancılık oynardık. Şimdi kendimi o korsanların kaptanı gibi hissediyorum. Ama benim gemim daha küçük, tayfam daha az, kuşum
daha ufak ve ayaklarımdan hiç biri tahta değil.

Çocuk olmayı gerçekten özlüyorum. İnsanlar çocuk olmak kavramını, ödenecek faturalar, gidilecek işler ve sorumluluklar olmaması diye adlandırsa da, bence çocuk olmak bunlardan çok daha ciddi.

Çocukken, düşman gemisindekilerle kılıç dövüşü yaparken hataya yer yoktu. Yada silahımı karşımdaki kovboydan önce çekmeliydim. O zamanlar yaptığımız hatalar daha kolay telafi edilse de, şimdi karşılaştığımız sorunlardan daha önceldi. Yaşadıkça laçkalaştık, hayatı gördükçe yaptığımız hataların, hayatımıza ne denli
az etkidiğini öğrendik. Keşke öğrenmeseydik…Keşke büyümeseydik.

İnsanın geleceği görememesi ne kötü. Büyüdükçe, zaman kavramı içimizde gelişti. Artık çocuk gibi yaşadığımızın, değerini vermemeye başladık. Hep korktuğumuz geleceği nasıl dizginleriz diye planlar kurmaya harcadık hayal gücümüzü. Hayal gücümüz, yaratıcılığımız kayboldu. Sadece planlar kuran makineler olmaya başladık, robotlaştık.

Ben çocukken uçardım, yada uçtuğumu sanardım. O his o kadar gerçekti ki, üstünde çok düşünmeme rağmen, uçuyormuydum yoksa uçtuğumu mu sanıyordum hala bilemiyorum. Ama içimde bir şey uçtuğumu söylüyor. O kadar severdim ki uçmayı, pilot olmak istemiştim biraz büyüyünce, ama olmadı. Gözlerim bozukmuş. Arkadaşlarımdan bir pilot oldu, ama hakediyor muydu? Belki hakediyordu, ben uçabiliyordum ama o her türlü uçağın her türlü bilgisini biliyordu. Sanırım gereken çok çalışmak ve içselleştirmekti. Sonunda ben de, bilgisayar programcısı ve teknoloji danışmanlığı yaptığım şu hayata vardım. Aslında işimi seviyorum. Çünkü, yetenekli bir programcıysanız (ben kendimi öyle
sanıyorum ama.. ) iş hayatında bir takım ayrıcalıklarınız oluyor, çocukça yada saçma sapan davranışlarınız yüzünden, diğer mesleklerdeki insanlar gibi
yargılanmıyorsunuz. Görünüşünüze göre sizi değerlendirmiyorlar (en azından çalışmak istediğiniz tipte insanlar).

Peki neden hala bir rahatsızlık hissediyorum? Bilmiyorum. Tek düşünebildiğim şey, evdeki biralar bittikten sonra bira almaya gidecek durumda olamazsam ne yapacağım…

Sıkıldım. Yazmak işkence gibi gelmeye başladı. Yazdıklarımı kaydedip, bira içmeye devam edeceğim. Taa ki Godo gelene kadar. Sonra Goyola birlikte rakı sofrası kuracağız…

Ateş Böcekleri

| 21 July 2008 22:03

( Lampyridae)
Ateş böcekleri çocukluğumdan beri hep ilgimi çekmiştir.çocukken ateşten çıkan kıvılcımların kelebek oldugunu ve geceleri ormanda dolaştıklarını zannederdim

Ateşböceklerinin içersindeki salgıların tepkimesi sonucunda oluşan yeşil sarımsı renk çiftleşmek,haberleşmek için kullanır.Bazı bilim adamları bu parıltının ayrıca bir savunma mekanizması olduğunu ve düşmanına ateşböceğinin acımsı tadını anımsattığını öne sürerler. Oysa, bu önleme karşın, bazı kurbağalar o kadar çok ateşböceği yer ki, sonunda kendileri de ışık saçmaya başlar.

Ateş böceklerinin ürettigi bu ışık o kadar mükemmelki bilim adamlarının uzun zaman araştırıp bulamadıgı “soguk ışık “teknolojisini kendinde barındırıyor.

Normal bir ampul ,elektrik enerjisinin ancak %3-4 ışığa geri kalanını ise ısıya çeviriyor.Ancak ateşböcekleri bu işi hiç bir kaybı olmadan harcadıgı enerjinin hepsini ışıga cevirir.

Yıldız Bulucu

penguen06 | 08 July 2007 18:45

Gökyüzünü gözlemlemeyi seviyorsanız yıldız bulucu ile yıldızları bulabilirsiniz. Zaman ve konum bilgisini girdiğinizde 66 parlak yıldız, 56 takım yıldızı ve 4 gezeginin yerini gösteriyor. 2020 kadar olan binlerce gökyüzü olayı da hafizasına kayıtlı.

Kişisel Ajanda [online]

maswey | 23 November 2007 17:52


Günümüzün hızlı temposunda, hele de hareketli bir işiniz varsa zaman planlanması bir zorunluktur.Fakat ajandanızı,iletişim bilgilerinizi ve yapılacak işler listenizi tek bir uygulama veya cihaza emanet edip onu da süerkli yanınızda taşımak zor geliyorsa,Hipcal.com derdinize çare olabilir.Hipcal’ın yaptığı iş, sitede açacağınız bir hesap üzerinden özelleştirebileceğiniz iş listelerinizi, kontak bilgilerinizi ve randevularınız derleyip toplayarak, interneti olan her yerden ulaşabilecek bir forma getirmek.Önceden belirlediğiniz bir randevunun zamanı geldiğinde de,
e-posta mesajı veya cep telefonu mesajıyla uyarılmayı tercih ediyorsunuz.Tabii Push e-posta hizmeti kullanıyorsanız bir e-posta ikisininde yerine geçecektir.Sitede ayrıca ajandanızı paylaşımlı hale getirerek arkadaşlarınızla ortak aktiviteler planlama şansınız da var.