bildirgec.org

soğuk hakkında tüm yazılar

BEMBEYAZ GECELERİYLE KUZEY’İN VENEDİK’İ ST. PETERSBURG

marjiburcu | 28 September 2009 13:06

Rusya…Hepimiz başkent Moskova’sıyla biliriz daha çok,bembeyaz tenli insanları,soğuğu ve karlı manzaraları da zihnimizin arka fonundadır.İşte St. Petersburg’da bu soğuk,yılın sadece birkaç ayında karın yerden kalktığı ülkede Venedik’i andıran görüntüsüyle içimizi ısıtan bir güzelliğe sahiptir.

Moskova’nın 715 km kuzeybatısında yer alan St. Petersburg,Rusya’da Moskova’dan sonraki en büyük şehirdir.Avrupa ‘da ise 5.büyük şehir olarak bilinir.Muhteşem mimarisi ayrıntıları ve ince işçiliğiyle gözünüzün sınırlarını zorlar.

Adım başı bir müze görürsünüz St.Petersburg’da.Şaşkınlığınızı üstünüzden atamayıp neden bu kadar çok müzeye sahip olduklarını birine sorğunuzda alacağınız muhtemel cevap ”Müzeler bizim en büyük zenginliğimiz”olacaktır.Çünkü burada yaşayan tüm insanlar tarihlerinin zenginliğiyle hep gurur duymuşlardır.

Mezestre

lagos | 03 September 2009 12:13

soğuk..
çok soğuk bu yaz gecesi.
yine de terlemeye başlıyorum,
vücut ısımı yükselten nefesin değil, rom şişesi..
kumsal zifiri karanlık,
ay bulutların arkasında,
yıldızlardan hiçbir iz yok.
sadece çok uzaklardaki birkaç teknenin ışığı gözüme takılan.
rom kokusu dalgaların kokusunu bastırıyor gibi biraz.
anlamazdım eski denizciler romu nasıl sek içermiş?
şimdi anlıyorum..
zormuş her limanda bir kelebek öldürmek.
acıtıyormuş iskelede ağlayan bir martıya veda busesi bırakmak.
dudaklarımdan gitsin diye onun tadı,
sek içiyorum ilk defa..
hissizleşiyor dudaklarım.
ısırıyorum hissetmek için.
kan tadı geliyor.
pek de iyi gitmiyor diye düşünüyorum romla kan.
senin kanın olsa belki..
ama benim kanım pis.
ruhumu arındırmak için defalarca damarlarımda dolaşan bu kan pis.
yine de arındıramayan bu kan pis..
kansızım derdin diye hatırlıyorum,
her an bayılacakmış hallerin,
ve üşürdün hep..
gereksiz ayrıntıları hatırlıyorum hep nedense.
ama sevdiğin rengi hatırlayamayacak kadar gereksiz bu balığın hafızası..
unutmak istediklerini unutamayacak kadar da seçici geçirgen..
ıslak bir kalp benimkisi.
dokunursan ıslanırsın demiştim.
gözlerinin ıslaklığı rimellerini akıtıyor.
ve yastığın kurşuniye boyanıyor, biliyorum..
geri gelecek misin sorusuna doğru yanıtı vermeyi çok isterdim.
ama yapamıyorum.
bilirsin yalan da söyleyemem.
o yüzden susuyorum..
zaten ruhum hep alargada.
o karaya hiç ayak basmıyorki..
bedenimse her vedada gözlerimin altına bir çizgi ekliyor.
zaman hiçbir şey öğretmiyor, öğreten tecrübe.
ve yine her kaçışta,
gitmek istemezcesine,
sancağım mezestre..

Bir Hayal

admin | 06 July 2009 09:51

Bir Hayal
Bir Hayal

Dört duvar arasında.
Her sabah pencereme güneş doğuyor,
Yeni bir ışık, yeni bir umut.
Engel oluyor duvarlar, soğuk parmaklıklar ışığa ulaşmama.

İçimde geçmişimin siyah yüzü, aydınlık ile kavga ederken,
Her geçen gün hayata bakan yüzüm,
Daha çok soğuyor demir parmaklıklar gibi
Daha çok uzaklaşıyorum aşktan, mutluluktan, sevgiden…

Ama hayal kuruyorum;Soğuk, sert üzerine yattığınızda
Kayadan farklı olmayan yatağımda, rutubet içinde…
İnsanın içini parçalayan bir öksürük ve
Pencere kenarın da ayın ışığı ile göze çarpan,
Fare ile birlikte.

UYKUNUN TATLI HALİNDEKİ BİLİNÇALTI

il mare | 04 May 2009 10:05

Gitgide yaşlanan,acımadan sırtına her gün daha da çok şey yüklediğim bilgisayarımdan çıkmaya çalışan,çoğu zaman takık notaların bir durgun bir neşeli rastgele oluşturduğu müzik listemin eşliğinde,gene kalemim elimdeyken…Sanırım bu sefer birşeyler yazacağım,yazabileceğim,yarım bırakmadan…Epeydir,bu yapmaktan en zevk aldığım şey ile arama,neyin getirdiğini bilmediğim bir mesafe koymuştum.Zorunlu,girmesi gereken mesafeler yerini nasıl da alışkanlığa bırakıyor,bu kadar kolay mı…Bu kadar kolay mıyım,kalemimle arama giren mesafeye ayak uydurabilmem,zamana bu kadar içerlerken aynı renge bürünebilmem,bürünebilenlere ve zaten kayıtsızca bürünenlere her gün daha da kızarken,bu kadar içine girebilmem herşeyin.Biliyorum çok da dışındayım,fakat bir nokta kadar,yalnız benim fakedebileceğim bir iz kadar…Ya da bir kalabalıkta dalıp gittiğim kadar,bir mavinin önünden geçtiğim kadar ya da ne bileyim..Birilerini duymamaya çalıştığım kadar..E peki…Nereye kadarr… Yok yok..İyiyim ben iyi.. Seyirci olduğum kadar…

burada ölmek yasak

nazokiraze | 13 April 2009 12:37

Longyearbyen Norveç’e bağlı takımadalardan birinde yer alıyor. E ne var bunda diyecegiz belki ama, yaklaşık 1500 civarı insanın yaşadığı bu şehri diğerlerinden ayıran önemli bir özelliği var,burada cenaze kabul edilmiyor.

Longyearbyen ‘de ölümcül hastalığa yakalananlar veya ömrünü tamamlayacak kadar çok yaşlı olanlar uçakla başka yerlere gönderiliyor.

RE

neceff | 10 March 2009 18:08

Soğuk
kıpırtılarıyla demir bağlarında
renklerine karışan insan sesleriyle
terin kokusu, edanın kokusu
gibi opal camlarda şarap
gibi ateşte bulutlar
gibi notalarda sara.

Azamet, sedanın özekte;
yırtılmış eyerleriyle atların
siyah atların, yeleleriyle
koşumları sıyrılmış, yıpranmış
tutkuyla, hırsla
gölgesiyle, eşkin, siyah
atların
tok kokusuyla, soğuk
gibi vakanüvis tüyleriyle
ölü dudaklarıyla, siyah
atların kirpiklerinde, parmaklarıyla
merkum hüzün sepyası
gibi istinat eden
muktedir nota.

Bozkırda Uyanmak

admin | 26 February 2009 01:14


Gecesinin içinde yürüdükçe, yüzünü kesen, acıtan bir soğuk hisseder insan… Mantosunun yakalıklarını kaldırsa da açık kalan yerlerinden inadına rahatsız eder, durur ayazı… Ne çeşitli yönlere savrulan aceleci kar taneleri ısıtabilir o anki imgelemini, ne de ceplerine sıkıştırdığı eldivenli elleri… Böyledir bu! Bozkır üzerine kurulu şehirler asla bir gram rahat vermez adama.

Ertesi gün, bankaya gelen havaleyi almak için gidecektir de, söyleyemez kimseye, daha aldığı gibi, paranın gideceği adresler olduğunu… “Borç yiğidin kamçısı” gibi terimler bir nevi eşeğe yüklenen altın semere benzer. Altın bir semerin vardır, evet, ama hala borçlu bir yiğitsindir. Öyle olman beklenir. Sanki birileri de senin öyle olman için bu hayatta didinir. Toprağı gibidir bu yüzden bozkır üzerinde yaşayan şehir insanları… Biraz kırgındır hayata karşı!

battaniyemiz usb girişli

nazokiraze | 24 February 2009 15:41

Artık teknoloji her tarafımızı o kadar sardı ki, üstümüzdeki battaniyeye kadar, teknolojinin imkanlarına bel baglar olduk. Hem sıcak hem soğuk olarak işlevi olan battaniyeler, usb girişiyle çalışıyor ve bilgisayar başında sürekli duran kişileri hem soğuktan hem sıcaktan koruyor.

Usb girişli battaniyeler 25 ile 30 dolar arasında satılıyor ve üç renkte üretilmiş.

“ÖLÜM” Yaşanılması Beklenen Tek Gerçek

ferplexfol | 18 December 2008 16:56

Ölüm yaşanılması beklenen tek gerçek!Gerçekler neden bu kadar acı veriyor…
16/12/2008 Antalya’da yaşanmış bir trafik kazası.Bilanço bir ölü ve bir yaralı.Kaybedilen bir can.Eşini yalnız bırakmış bir beden.Gün ışığını görmediği halde,çaresiz,savunmasız bir bebek trafik kazası geçirdi.Anne yoğun bakımda ve ikisi için hiçbir şey yapılamıyor Bu çaresizliğe nasıl dayanacak bu beden.Bebeğini kaybetme duygusu,eşinin yokluğu…
Uykusunu eşinin sesi bozuyor.
-Ben öldüm.
Ne acı bir duygu.Nasıl dayanır?
Rabbim kullarına dayanamayacağı yük yüklemezmiş.
Ama bu acıya dayanılabilir mi ?Kaç yıl alır ki yaşadıklarını unutması.Ölen ölüyor…Peki geride kalanlar ;hamile bir eş,ailesini evde bekleyen bir çocuk nasıl dayansın bu acıya,nasıl anlatsın, nasıl paylaşsın acısını.Kız veya erkek olması ne fark eder ki, o şimdi babasız bekli de annesiz kalacak. Yalnızlığı,babasızlığı,hayatın yükünü nasıl göğüsleyecek.Etrafındakiler babanın yerini tutar mı hiç. Peki anne eşinin yokluğuna alışabilecek mi?Henüz doğmamış belki de hiç doğmayacak ismi ve cinsiyetini belli olmayan bir nefes nasıl ve ne zaman öğrenecek ki babasız kaldığını?
Ben bunu kabullenemiyorum,mantığım işliyor biliyorum cevap:KADER.Canımı acıtıyor cevabı bilmek.Bilmemeyi ne çok isterdim.Bunu isteyeceğimi hiç düşünmemiştim.
Ölüm kurtuluş da,bu kurtuluşun sırası olsa ne güzel olurdu demek geliyor içimden.Biliyorum herkesin bir ölme zamanı var…

Evsizlere El Yapımı Isıtan Çadır

zabun | 03 December 2008 01:57

Michael Rakowitz çok soğuk havalarda evsizlerin hayatını kurtarabilecek “paraSITE” isimli bir konsept geliştirmiş. Ana fikir, binaların ısıtma/havalandırma sistemlerinde kullanıldıktan sonra bina duvarından dışarı verilen sıcak havayı değerlendirmek. Rakowitz bu amaçla, sıcak havayı içerisinde dolaştıran kanal sistemlerine sahip çadırlar tasarlamış. Ana kanal binanın sıcak hava çıkışına bağlanıyor. Buradan gelen sıcak hava, şişerek çadırın iskeletini oluşturan kanalcıklarına yayılıyor. Bu çadırlar sadece plastik poşetler ve selobantlarla yapılabilen son derece ucuz, basit hayat kurtarıcı çözümler. Rakowitz tasarladığı farklı çadırlarla birçok evsizin ısınmasını sağlamış.