bildirgec.org

sıkıntı hakkında tüm yazılar

AŞKIN KREDİSİ

astral | 16 October 2006 00:12

Merhaba tatlım. Dün gece seni rüyamda gördüm. Bunu niye yazdığımı ya da bir anlamı olur mu, olmaz.. Yalnız belki de görüşmeyelim demem, seni aklımdan, ruhumdan çıkarmamı sağlamıyor. Belki sadece bunu bil diye.

Üzgünüm, çünkü hiçbir zaman sevgimi anlamadın. Aslında en başından beri anlamayacağını da biliyordum. Sen de zaten ‘hiçbir zaman hiç.bir umut vaat etmedin’.

Buraya kadar her şey normal. O zaman sorun olmamalı değil mi? Değil. Sana çok defa söylemiştim ya, birlikte uyuyabildiğim tek yaratık sensin diye…

Aslında hiç uğraşmamalıyım. -Bu yazıyı yazmak uğraşmak sayılırsa.- yani ‘e beni anlamıyorsa, bunu sana söylediğimde değiştirmek için hiçbir çaba sarf etmiyorsan, en azından ya hayır de, bir çiçek al gel, semboliktir ama bir şey anlatır en azından senin edimsizliğinden daha fazladır…

yeni bir şeyler yazmadıkça okunmuyor…

| 15 October 2006 13:33

şimdi burda kısa bir zamandır bulunuyorum ve femme fatal yazım çok eleştirisel olmasına rağmen hiç bir kadın bir laf dalaşına girmedi sonra aklımı kaybettim hükümsüzdür dedim kimse bir yorum yapmadı sonra bir şiir yazdım kimse bir şey demedi ya benimle kimse uğraşmak istemiyor yada pek önemsenmiyor neyse ben bu siteye birileriyle kavga etmek için girdim laf dalaşı işin eğlenceli kısmı o gerçi artık vazcaydım çünkü zati bir kaç insan var burda okuyan yazan onlarıda kendi hallerine bırakalım şimdi editörlere ne desem ne yazdıysam yayınladılar teşekkür ederim ama yazdıklarımın topluma hiç bir faydası yok (zaten yazar değilim) kelimeleri yan yana koyup bir şeyler oluşturuyorum neyse yine sıkıntıdan bir sürü bir şey yazdım ama üşeniyorumda okumaya umarım kimseyi üzmemişimdir üzdüysemde hiç umrumda değil ama şunu unutmadan yazıyorum en ilkel kabilelerde bile delilere saygı gösterirler dimi sayın kendim.. evet…

aklımı kaybettim hükümsüzdür

| 07 October 2006 12:14

aklını kaybetmek bir lükstür zengin işidir işiniz gücünüz yoksa hergün 12 saat boyunca iş yerinde yoruluyorsanız sadece uyumaya vaktiniz varsa benim gibi böyle gereksiz meseleler üzerine yazı yazıp veyahut bu yazıyı okuma gibi bir istek duymassınız beri yandan internette sürf yapacağınıza bir pazar günü öğleye kadar uyur sonra hangi arkadaşla görüşebilirim diye düşünürsünüz veyahut duş mu alsam kitap mı okusam diye eğer birde sevgiliniz varsa işer daha da içler acısı her gün işten sonra görüşüp onu dinlersiniz işte ne yaptığı hakkında hergün rutinleşir ve bir gün kemal sunal filmlerinden de hatırlayabileceğimiz gibi karıştırabiliriz aklımızı ama bu biraz garip oldu çok çalışan insanların aklını kaybetmesinden bahsetmiş oldum sanırım ben ne yapıp edip aklımı kaybetmeliyim yoksa gerçekten kaybolacak kendi…

4. vida

estragon | 03 October 2006 10:12

Sevgili günlük,
Bilemeyeceğim belki çok şey paylaşırım senle,belki de defalarca başlayıpta bir türlü devamını getiremediğim çöpe giden günlük defterlerimin sanal karşılığı olursun.Tabi kabul etmek lazım konsept farklı biraz.Her neyse…

Evet yaz bitti.Bunu grip oluşumla ve gene indirmli satışlardan hiç bir şey alamayınca fark ettim.Hakkaten şu alış veriş konusunda niye bu kadar başarısızım ki.Mesala yaz başında tişört almak isterim ama pahalı olunca vazgeçer indirime girmesini beklerim.İndirime girince de “E yaz bitiyor ne yapacağım tişörtü”deyip vazgeçiyorum.Sonuç ‘tişörtsüz estragon’.

Google Spam Sonuçlar Sıktı Artık

tiviti | 25 August 2006 12:01

Google’ı seviyoruz meviyoruz ama artık yuh dedirtecek noktalara geldi olay. Gizli yazıları bile cezalandırmayı bıraktı. Hemen her gün yüzlerce spam sonuç arasından aradığımızı bulmak çileye dönüşmeye başladı. O kadar çok örnek site verebilrim ki bu tarz yollara başvuran. Vakit bulduğum her dakika google’a spam bildirimi yapıyorum ama başa çıkamayacak durumdayım. Üstelik google’ın beni salladığı da pek yok sanırım. Ve hemen hemen bütün sitelerde google adwords var. Yoksa google’ın gözünü yeşil dolarlar mı kör etti? Hele bize ne demeli? Aşkın gözü kördür lafını haklı çıkarırcasına hergün google kullanıyoruz. Neler oluyor anlayamıyorum? Google buna neden bir dur demiyor artık? Çok sıkıldım, çooookkkk.

bu sitede olan bitenden sıkılanlara tavsiyelerim

beyefendi | 07 July 2006 17:03

her ne kadar komik gelse de okuyabildiğim kadarıyla sitenin gidişatından memnun olmayan, kazan kaldırmak için fırsat ve zaman kollayan, yeniçeri ocağı gibi üyesi olduğu için kendisini sitenin ebedi ve değiştirilemez sahibi zanneden bir fikrin doğduğunu ve hızla geliştiğini görüyorum. bu fikir zaman zaman kendisini patlamalar halinde gösterebiliyor. bence mahsuru yok. varsın o da olsun. şunca zamandır bu siber alemde yazılmayan, çizilmeyen bir şey kalmamış. böyle bir şey mi olmayacak? benim fikrim bu fikir fiiliyata geçip sitede darbe yapıp, sıkıyönetim ilan etmeden önce bir emniyet sübabı açmalı. biriken gazı güvenli bir şekilde almak gerektiğine inanıyorum. gerekirse bm’den uluslararası yardım istemeli, microsoftun burada da krallık kurmasına izin vermeli, hatta lanetlileri ve ajaxı geri dönmemek üzere kovmalı.

Bengi Dönüş

Cevval Portakal | 06 July 2006 04:37

Bir süredir okula gitmiyorum sadece sınavlara girdim onlarada çalışmadım zaten,bir iştede çalışmıyorum,faydalı birşeylerle de uğraşmıyorum,bol bol uyuyorum,bol bol sigara tüketiyorum,hergün aynı şeyleri yapıyorum,kız arkadaşımdan ayrılalı uzun bi süre geçmesine rağmen yeni birini bulmayada çalışmadım elime geçen fırsatları da geri teptim,gelecek kaygısıda taşmıyorum,sadece yaşıyorum,belirli bi süre önce monoton yaşamaktan çok sıkılacağmı düşünürken şimdi nedense o kadar eğlenceli geliyorki sabah kalktığımda(ne zaman uyandıysam o zaman sabahtır benim için) o güne dair hiçbir planım olmuyor acaba ne yapsam diye düşünüyorum,aynı insanlarla sürekli görüşür olmayıda sevmiyorum çünkü birileriyle sürekli görüşüyorsanız ister istemez ona karşı sorumuluk hissediyorsunuz dost olmak fedakarlık gerektiriyor arkadaşınızı incitmemek için çabalamanız gerekiyor sadece yalnız kalmaktan sıkıldığımda işe yaramaları benim için yeterli,en basit alışkanlıklarımı sürdürebilmek için herşeyi boşverebiilirim,sorumluluk almak canımı sıkıyor birilerinin benden birşey yapmamı beklemesi korkunç,bu istekler belirli bir saatte belirli bir yerde olmam kadar basit olsa bile beni bunaltmaya yetiyor,kimseye bağlı olmadan istediğim anda ne istiyorsam onu yapıyorum sadece boşluk hiçbirşey yok birşey düşünmeden saatlerce yatıp tavana bakmak gibi,sorun yok sorumluluk yok sıkıntı yok olsa bile zamanı geldiğinde bir çaresine bakarım şimdi anı yaşamalıyım yazarken bile çok yanlış gelsede hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim.

geç artık

onerty | 21 October 2005 18:58

iskambil kağıtları misali devriliyor günler önümde. karanlık ipekten perde, gündüzler cehennem; her ışık parçası tenimin gözeneklerine saplanan mizrak sanki.

her dakika daha fazla tiksiniyorum senden dünya, mânası yok bu tek kişilik krallığın..

there are worse things than being alone but it often takes decades to realize this and most often when you do it’s too late and there’s nothing worse than too late.”

c. bukowski – oh yes

Hasan, şu günlük zımbırtısını kaldırmasaymışsın iyi olurmuş…

DarkStar | 22 May 2005 04:29

Bazen insan daralıyor işte…

Kaçmak için acaba ne yapsam, nereye gitsem diye düşünürken buluyor kendini. Ne zaman bu duruma düşsem, kaçmak için içimde hiç bir enerji bulamıyorum. Neden acaba?

İnsan iyice dibe vurmadan çıkamazmış, iyice dibe vurması lazım ki, ayaklarıyla yerden destek alıp tekrar suyun yüzüne çıkabilsin diye… Bunu söyleyenin kim olduğunu düşünüyorum, düşündükçe ne kadar aptal olduğu aklıma geliyor. Ruhunun derinliği o kadar az ki, bir kaç metre suyla ölçebiliyor. Peki ya ben ne yapmalıyım? Batabileceğim noktayı düşünemiyorum bile. Hatta daha önce batıp çıktığım derinliklerin yakınına kadar gelmek, hayattan korkmama sebep oluyor.Korkutucu!

Gecenin bir yarısı ne yapıyorum? Neden hala bu aptal aletle boğuşuyorum? Aslında yaptığım şeyin yaratıcılıkla hiç bir alakası yok. Evde yalnız da değilim.

Ama nedense beni paylaşamayacak kimseyi yanımda istemiyorum. Acaba ben kendi kendimi paylaşabiliyor muyum? Yoksa kutuma kapanıp pesimist düşüncelerle kendime işkence mi ediyorum?

İki günden beri hiç bir şey yemedim. Şu aptal kuş gazozumu döktükten sonra, bira içmeye başladım. Dün gece yarısına yakındı gazozumun dökülmesi…

Ama hala kendimi sarhoş hissetmiyorum. Aslıda, çok sık backspace tuşuna bastığım gerçeğini göz ardı edersek, kendimi hiç mi hiç sarhoş hissetmiyorum. Bir kaç saat sonra son kasanın sonuncu birasını da içeceğim. Ondan sonrası için hiç bir şey düşünemiyorum, hiç bir şey göremiyorum…

Bu gün ne? Yarın günlerden ne olacak? Ben ne yapacağım? Eğer bir şey yapacaksam neden yapacağım? Ama bu sorular arasında beni en çok sıkan, en son gelen soru: Neden yapacağım? Ne yapacağımı bilmiyorum, ben korkutan ne yapacağımdan çok neden yapacağım.

Aslında yapacağım şeyler var. Ama onlar benim için, kendimi için değil. Kuşun kafesini temizleyeceğim sonra da yemini ve suyunu tazeleyeceğim, saksıdaki otlara su vereceğim. Belki banyodaki sızdıran musluğun vanasının contasını değiştireceğim. Peki ya sonra?

Bir ara soyadı Farmer olan bir yazarın “İstiridye Kabuğundan Doğan Venüs” yada adı ona benzer bir kitabını okumuştum. Kitabın kahramanı, hayatın anlamını arıyordu. Bütün evreni gezdikten sonra (Yazara göre) buldu da. Tüm kitap boyunca (kitabın ilginçliğini de düşünerek) gerçekten bir neden bulacağını yada bulamayıp, aramayı okuyanlara bırakacağını düşünmüştüm. Bu kadar boktan bitmesi bende çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Acaba herkesin hayatının anlamı kendisinde mi gizli?

Buna inanmıyorum. Bazen saçma sapan hayaller kurarken aklıma olmadık şeyler geliyor. Aslında adına tanrı denilen varlık (belki de yokluk), kendi yerine geçecek bilincin gelmesini bekliyor. Dediklerine göre tanrı insanı kendi suretinde yaratmış ya! Çok mu “Stirner”cı?

Bazen insan kendinden korkar oluyor. Benim için bu da o bazenlerden biri. Yoksa yıllar sonra neden tekrar yazmak için bir içgüdü geliştireyim ki? İnsanın kendini tanıması en büyük erdemmiş. Bence, bu erdem tanıdığımız yeryüzünde kimse tarafından erişilememiş bir erdem olarak kalmaya devam edecek.

Aptal kuş. Onu kafesinden çıkarmam bütün şaklabanlığını kullanıyor. Ama dün akşam yaptığı için onu çıkarmayacağım. Acaba, kafesin içindeki ben olsaydım, dün akşam yaptıklarından (yaptıklarımdan) dolayı o beni çıkarır mıydı? Bütün gün müzik dinledim ama kuşumun hoşlanıp hoşlanmadığını hiç düşünmedim.

Acaba o benim yerimde olsa düşünür müydü? Kafama o kadar çok takmaya değer mi? Yoksa kafesin kapısını açıp, onu sallamasam mı? Bir bilinç için belki de en kötü şey, yokmuş gibi davranılmasıdır. Üff, dayanamadım kapısını açtım, ister çıkar, ister çıkmaz. Bir bilinç varlığı kabul edildikçe başkaldırmazmış (Camus öyle diyor).

Peki ben ne yapıyorum? Benim bilincim ve varlığım kabul ediliyor. Ama hala bir eylere karşı ölçülemez bir vandalizm içimde ateşleniyor.

Ter kokumu aldım, ama daha dün duş almıştım. Bu güna hava da sıcak değildi İstanbulda, ama tekrar duş almak çok zor geldi şimdi. Tekrar yazmayı becerebiliyorken kendimi kaybedene kadar yazmaya devam edeceğim sanırım. Ama arada biramı yenilemem gerekiyor, ne yapalım.

Aklıma şu saçma reklam geldi. Ben de, bitmeyen bira istiyorum. Hayyamın istediği gibi! Bira şişesinde balık olmak istiyorum. Belki bilincimi kaybedebilirim ve insanların arasında kendime ait bir yer bulabilirim.

Sakın yanlış anlaşılmasın, ben insanların yolda görüp iğrendikleri türden biri değilim. Zaten, neden kötü durumdaki insanlardan iğrenirler onu da anlamış değilim ya. Sadece cebimde üç kuruş para yokken (bu sefer oldu sanırım, iyi ki paradan sıfır atılmış), gelip benden şarap yada başka bir şey parası istediklerinde rahatsız oluyorum.

Her neyse, mesleğimde başarılı sayılırım. Benimle iş yapanlar günde 250 amerikan parasını ödediklerine göre, hiç de fena değilim. Fiziğim de normal sayılır, en azından dış görünüşüm normal denilen tipe çok kolay dönüştürülebilir.

Tekrar kaldığım yere dönersek, aslında hayat dediğimiz şey oldukça girift bir kolajdan oluşuyor. Algılarımıza yakalanan uyarıcılardan, hoşumuza gidenleri seçiyoruz. Sonra da seçtiklerimize uygun olmak için uğraşıyoruz. Bir çok seçim, bir çok parça… Sonuçta kimisinin yaptığı sanat oluyor, kimisinin yaptığı ise oldukça klişe bir şekilde ortaokul birinci sınıf düzeyini aşmıyor ve çöpe gidiyor.

Sudo, kafesinden çıkıp geldi omzuma kondu. Çok hoşuma gitti. Bir varlığın ilkler listesinin başlarında yer almak. Çocukken, özellikle pazar günleri, TRT1’de
korsan film seyrettikten sonra korsancılık oynardık. Şimdi kendimi o korsanların kaptanı gibi hissediyorum. Ama benim gemim daha küçük, tayfam daha az, kuşum
daha ufak ve ayaklarımdan hiç biri tahta değil.

Çocuk olmayı gerçekten özlüyorum. İnsanlar çocuk olmak kavramını, ödenecek faturalar, gidilecek işler ve sorumluluklar olmaması diye adlandırsa da, bence çocuk olmak bunlardan çok daha ciddi.

Çocukken, düşman gemisindekilerle kılıç dövüşü yaparken hataya yer yoktu. Yada silahımı karşımdaki kovboydan önce çekmeliydim. O zamanlar yaptığımız hatalar daha kolay telafi edilse de, şimdi karşılaştığımız sorunlardan daha önceldi. Yaşadıkça laçkalaştık, hayatı gördükçe yaptığımız hataların, hayatımıza ne denli
az etkidiğini öğrendik. Keşke öğrenmeseydik…Keşke büyümeseydik.

İnsanın geleceği görememesi ne kötü. Büyüdükçe, zaman kavramı içimizde gelişti. Artık çocuk gibi yaşadığımızın, değerini vermemeye başladık. Hep korktuğumuz geleceği nasıl dizginleriz diye planlar kurmaya harcadık hayal gücümüzü. Hayal gücümüz, yaratıcılığımız kayboldu. Sadece planlar kuran makineler olmaya başladık, robotlaştık.

Ben çocukken uçardım, yada uçtuğumu sanardım. O his o kadar gerçekti ki, üstünde çok düşünmeme rağmen, uçuyormuydum yoksa uçtuğumu mu sanıyordum hala bilemiyorum. Ama içimde bir şey uçtuğumu söylüyor. O kadar severdim ki uçmayı, pilot olmak istemiştim biraz büyüyünce, ama olmadı. Gözlerim bozukmuş. Arkadaşlarımdan bir pilot oldu, ama hakediyor muydu? Belki hakediyordu, ben uçabiliyordum ama o her türlü uçağın her türlü bilgisini biliyordu. Sanırım gereken çok çalışmak ve içselleştirmekti. Sonunda ben de, bilgisayar programcısı ve teknoloji danışmanlığı yaptığım şu hayata vardım. Aslında işimi seviyorum. Çünkü, yetenekli bir programcıysanız (ben kendimi öyle
sanıyorum ama.. ) iş hayatında bir takım ayrıcalıklarınız oluyor, çocukça yada saçma sapan davranışlarınız yüzünden, diğer mesleklerdeki insanlar gibi
yargılanmıyorsunuz. Görünüşünüze göre sizi değerlendirmiyorlar (en azından çalışmak istediğiniz tipte insanlar).

Peki neden hala bir rahatsızlık hissediyorum? Bilmiyorum. Tek düşünebildiğim şey, evdeki biralar bittikten sonra bira almaya gidecek durumda olamazsam ne yapacağım…

Sıkıldım. Yazmak işkence gibi gelmeye başladı. Yazdıklarımı kaydedip, bira içmeye devam edeceğim. Taa ki Godo gelene kadar. Sonra Goyola birlikte rakı sofrası kuracağız…

iki arada bir derede…

arthur_dent | 19 May 2005 21:42

4 seneden sonra annem ilk defa istanbula yanıma geldi…süpriz!..bugün için dışarı çıkma planlarım var idi(doum günü vesilesi ile)…ertesi güne finalim vardı fekat sabahtan çalışcaktım…şu anda evdeyim…annem içerde tv izlio ben yapım yönetimi ve ekonomisi çalışıorum…kız arkadaşım dışarda trip atio…ben se iki arada bi derede kalmış sınava çalışıorum…ilginç oldu…