bildirgec.org

mimarlik hakkında tüm yazılar

Bauhaus Etkisi (1919-1933)

vivian darkbloom | 25 December 2009 10:07

BAU + HAUS

Bauhaus 1919 yılında Walter Gropius taradından Weimar’da kurulumuş; zanaatla tasarımı, teknolojiyle sanatı birleştirmeyi amaç edinmiş ve var olduğu dönem sonrasında bile tüm dünyadaki sanat ve mimarlık akımlarını etkilemeyi başarmış bir mimarlık ve güzel sanatlar okuluydu. Aslında ilk açıldığında bir mimarlık bölümü olmamasına rağmen, adından niyetini belli ediyordu. Almancada inşaat anlamına gelen Bau ve ev anlamındaki Haus sözcüklerinin bileşiminden oluşan Bauhaus tamlaması, inşaat evinden -ya da inşaathaneden- ziyade “inşaat okulu” olarak dilimize çevrilebilir. Gropius’a göre bina, tüm sanatların birleştiği en yüksek noktaydı.

Walter Gropius (1883-1969)
Walter Gropius (1883-1969)

Kurucusu olan Walter Gropius’tan başka, Mies Van der Rohe, Wasilly Kandinsky, Paul Klee gibi şu an dünya çapında sayılan isimleri de bünyesinde bulunduran bu okulun tarihine bakmadan önce, neden Weimar gibi ufak bir şehirde kurulduğunu anlamak adına Almanya tarihine bakmak iyi olabilir.

I.Dünya Savaşı’nda yenilen Almanya, 1919 yılında Waimar’da toplanan yeni meclis tarafından anayasası oluşturularak yeniden kuruldu. O dönemde hala Alman İmparatorluğu olarak anılır ancak şu an tarihçiler bu dönemden Weimar Dönemi, o zamanki devletten de Weimar Cumhuriyeti olarak söz eder. 1933 yılında Nazilerin iktidara gelmesine kadar bu dönem sürdü. O tarihlerde bölgede, Dükün kurduğu bir güzel sanatlar okulu vardı; başında da Art Nouveau tarzında eserler veren mimar Henry van de Velde. Kendisinden Belçikalı olması sebebiyle istife etmesi istenince o da yerine birkaç isimle birlikte Walter Gropius’u önerdi. Savaş sebebiyle gerçekleşen gecikmenin ardından okul 1919’da kuruldu. Tabii tüm bunlar Weimar’ın kültürel tarihi hakkında pek bir şey söylemez. Zira Weimar, Goethe’den Bach’a, Lizst’ten Schiller’e birçok önemli isme ev sahipliğini yapmış bir kenttir de aynı zamanda. Bauhaus da bu mirasın üstüne daha fazlasını ekler ve Weimar 1999 Avrupa kültür başkenti olarak onurlandırılır.

Yirmi Liranın Arka Yüzü: Mimar Kemaleddin

vivian darkbloom | 21 December 2009 11:25

İsviçre frangının üzerinde Le Corbusier‘nin resminin oluşu Türk mimarlar tarafından şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla karşılanır. Ülkemizde mimarlara pek değer verilmediği, hala ne iş yaptıklarının anlaşılamadığı savı büyük ölçüde doğrudur. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı‘nın ne hususta çalıştığı kimilerince hala bir muammadır. Yirmi Türk Lirasının arkasında Mimar Kemaleddin’in resmini görüp “Bu adam da kim?” diyen vatandaşlarımızı da bu gibi sebeplerden ötürü anlayışla karşılamak gerekir. Mimar Kemaleddin’e Türk Le Corbusier’si demek biraz aşırıya kaçmak olsa da kendisinin -Dünya için bile tarihi bir değişim dönemine rastlayan yaşamı da göz önünde bulundurularak- Türk mimarisine-Türk Mimarisi diye bir kavramın oluşması da dahil olmak üzere-katkıları yadsınamaz.


Yirmi TL Üzerinde Mimar Kemaleddin Portresi ve Gazi Ünivesirtesi Rektörlük Binası

Mimar Kemaleddin Bey
Mimar Kemaleddin Bey
(1870-1927)

Kemaleddin Bey 1870 senesinde bir bahariye subayının tek çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya gelir. İlkokulu burada okuduktan sonra babasının görevi sebebiyle Girit’e gitmek durumunda kalır, orada Fransızca ve Arapça derslerine başlayıp, İstanbul’a dönünce de bu iki dili oldukça ilerletir. Liseden sonra mühendislik bilimlerine ilgi duyduğu için kaydolduğu Hendese-i Mülkiye Mektebi‘ni (İstanbul Teknik Üniversitesi) birincilikle tamamladıktan sonra, burada öğretim görevlisi olan Alman mimar August Jachmund‘a asistan olarak atanır. Osmanlı mimarisini incelemek için İstanbul’da bulunan Jachmund, Kemaleddin Bey’in öğrenci olduğu yıllarda Sirkeci Garı’nın tasarımında görevlidir. Kemaleddin Bey de bu oryantalist üsluptan etkilenir, bu etkinin izlerini sonraki yıllarda tasarladığı Edirne Garı gibi yapıtlarına da yansıtır.

Hendese-i Mülkiye’deki görevini dört yıl boyunca sürdüren Kemaleddin Bey bir yandan da açtığı özel bürosunda İstanbul’un çeşitli yerlerine inşa edilen köşk ve konakların tasarımını yapar. Jachmund’un da teşvikiyle aldığı devlet bursuyla mimarlık eğitimi için Berlin’e, Charlottenburg Technische Hochschule’ye (Charlottenburg Teknik Yüksekokulu, günümüz Berlin Teknik Üniversitesi) gönderilir.

Bir Mimar: Steven Holl

vivian darkbloom | 15 December 2009 13:56

daha çok mit için tasarladığı “sünger” lakaplı yurt binasıyla bilinen Steven Holl ABD’li bir mimar.

Seçtiğim iki tasarımından ilki bir konut projesi:

Y HOUSE
Catskills, NY, ABD, 1997-1999

diğer projesi ise toplu konut gibi durmasına rağmen, sunduğu çoklu kullanım alanlarıyla daha çok bir kentsel tasarım örneği olan linked hybrid. holl bu tasarımıyla birçok ödül de aldı.

Yaşasın Mimari

ttksvnc | 14 September 2009 17:18

istanbul serbest mimarlar derneği (ismd)’nin hazırladığı, avrupa birliği ve çeşitli sponsorlar tarafından finanse edilen ‘yaşasin mimari’ adlı 13 bölümlük mimarlık belgeseli ntv’de yayınlanmaya başladı.

Madrid Mirador/Sosyal Konut Kompleksi
Madrid Mirador/Sosyal Konut Kompleksi

belgesel dizisinin ana amacı türk halkı’nın yaşadığı çevreye bakış açısını çağdaş seviyelere yükseltmek ve mimarlığın halkın yararına kullanılabilmesi için halkı bu yönde bilgilendirmek denilebilir. bunu yaparken belgeselde hem yurtdışından hem de ülkemizden örneklerle anlatımlar yapılıyor, bu sayede hem çağdaş örneklerin takip edilip karşılaştırma olanağının bulunabilmesini, hem de ülkemizde gerçekleşen olumlu örnekleri ortaya çıkarıp gözümüzün önündekini de farkedebilmemizi ve ona değer verme alışkanlığını kazanabilmemizi sağlamaya çalışıyorlar. her programda türkiye’nin öne çıkmış, bir şekilde türkiye’deki mimarlık seviyesinin belirlenmesinde önemli rol oynayan mimarlarla söyleşiler yapılıyor. bölümler her cumartesi sabah 10:30’da ntv’de yayınlanıyor. bölümler ve bu proje ile ilgili detaylı bilgiyi www.folia.org.tr (fragments of living in architecture) sitesinde bulabilirsiniz.

Mimar Sinan’ın kafatası!

wolf | 17 March 2009 08:50

Mimar Sinan
Mimar Sinan

Osmanlı’yı yerin dibine batıranlar, Osmanlı deyince bön bön bakanlar dahi onun mimarlığını, taştan meydana getirdiği muhteşem mimariyi biliyorlar. Kimden mi bahsediyoruz? Kanuni Sultan Süleyman yani bir diğer adıyla Muhteşem Suleyman devrinde, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun ve hatta Türk tarihinin en zirvedeki, en parıltılı zamanlarındaki sarayın mimarı olan Mimar Sinan’dan. Aslında konumuz ne Mimar Sinan’ın İstanbul’daki muhteşem camileri, ne birçok ülkeye yayılmış su kemerleri, külliyeleri, çeşmeleri, sergileri. Konumuz acı ama gerçek; Mimar Sinan’ın kafatası.
Güneş Dil Teorisinin, Türk Tarih Tezi‘nin okullarda okutulduğu yıllara gidiyoruz. O yıllarda Avrupa’da artan milliyetçilik rüzgarının ve Türkiye’de yeni kurulan cumhuriyetin “temelleri” sağlamlaştırmak adına milliyetçiliğin ve Türklüğün köklerinin ne kadar derinlere indiğini, ne kadar muhteşem olduğunu ve kimliğinin kendine has özelliklerinin bulunduğunu ispatlamak için profesörlerin, üniversitelerin, kurumların çaba sarfettiği yıllara…

1935 yılında Türk Tarih Kurumu‘nun seçtiği bir heyet, büyük bir titizlikle İstanbul’da Süleymaniye Külliyesi’nde olan Mimar Sinan’ın türbesini açar.

Mimar Sinan'ın Türbesi
Mimar Sinan’ın Türbesi

Amaç bellidir. Mimar Sinan’ın, tüm dünyanın muhteşem eserlerini ve sanatını kabul ettiği, Ayasofya ile yarışan Süleymaniye’nin mimarının kafatasını alma ve yapılacak incelemelerle Türk olduğu kanıtlanmak. Çünkü Hristiyan olduğu, devşirme olduğu yönünde yayınlar çıkmaktadır. Mezar açılır, yaklaşık 350 yıl sonra açılan mezarda, (Sinan 1588 yılında ölmüştü, 99 yaşındaydı) ceset bozulmuştur ama kafatası sağlamdır. Gazeteler o günlerde Mimar Sinan Türbesinde Araştıma başlığıyla şöyle bir haber geçerler:

Frank Lloyd Wright…

admin | 05 March 2009 15:05

www.seymour.k12.wi.us/rle/art/images/artists/...
www.seymour.k12.wi.us/rle/art/images/artists/…

Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli mimarları arasında olan Frank Lloyd Wright’ı okumanız için mimar olmanız şart değil; Wright’ın fikirleri ve felsefesinin yoğunluğu, kendini geliştirebilen görüş açılarına, farklı bir ufuk çizgisi belirleyecektir.

1867’nin Haziran ayında dünyaya gelen Wright; mühendislik eğitimi sırasında ünlü tasarımcılarla çalışarak, profesyonel deneyim kazanmaya başladı. 19. yüzyılın önemli mimarlarından olan Louis Sullivan’la çalışırken henüz 25 yaşındaydı. Sullivan, Wright’ın başka yerlere iş yaptığını öğrendiğinde, onu işten kovdu. Kovulsa da Wright, ustası Sullivan’a her zaman destek çıktı. İçkiye düşkün usta Sullivan’ın işsiz kaldığı dönemlerde, Wright’ın büyük desteği olduğu ve hatta Sullivan’ın ömrünün son günlerinde de ona düzenli para yolladığı bilinmektedir. Sullivan’ın, hastanede kendi yazdığı kitabın kopyasını Wright’a verirken; “Frank, Amerika’da yeni mimariyi yaratan sensin, ama ben olmasaydım, sen bunu yapamazdın,” dediği, “The Fellowship, Frank Lloyd Wright ve Taliesin Üzerine Söylenmemiş Bir Hikâye” adlı kitabında mevcuttur. Buna rağmen usta Sullivan’ın kitabında, Wright’ın ismini hiç kullanmamış olması, Wright’ı derinden yaralamıştır.

Gerçekleştirdiği 300’ü aşkın yapı eserleriyle, dünya görünümüne farklı imzalar atan Wright, temel ilkesi olan “Organik Mimarlık” ile yeni bir konsept başlattı. Fikirleri ve felsefesi ile birçok akıma (Empresyonizm’den Rasyonalizm’e kadar) ilham kaynağı oldu.

1914 yılında Wright; eşini ve ev halkından birkaç kişiyi, eşi için özel tasarladığı evde, hizmetlisinin çıkardığı yangında kaybetti. Bu trajedinin, Wright’ın mimarisine etkisi çok büyüktür. Bununla birlikte, bütünlüğe önem veren tasarımlara yöneldi. 1920’lerde de pek çok projeye imza attı.

NOBEL ÖDÜLLÜ TÜRK: ORHAN PAMUK

| 11 December 2008 10:13

Orhan Pamuk, 1952 yılında İstanbul’da doğdu. İlk romanı ve anketlere göre cumhuriyete damgasını vuran 75 kitaptan biri olan “Cevdet Bey ve Oğulları”nda (1982) ve diğer bir şaheseri olan “Kara Kitap” (1990) adlı romanında anlattığına benzer bir ailede büyüdü. Nişantaşı’nda yetişen Orhan Pamuk, New York’ta geçirdiği üç yıl haricinde İstanbul’da yaşadı. Robert Koleji mezunu olan ve
İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde üç yıl okuyan Pamuk, 1976’da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi.

Çocukluk ve gençlik yıllarında ressam olmayı hayal etti, fakat 1974’den itibaren yazı yazmayı tercihi ağır bastı.

Üç kuşak İstanbullu bir tüccar ailesinin çerçevesinde, Türkiye’nin son yüzyıllık macerasını hikâye eden “Cevdet Bey ve Oğulları” adlı romanı, 1979’da Milliyet Roman Yarışmasında ödül aldığı gibi, 1983 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü‘ne de layık görüldü. Aynı yıl ilk baskısı çıkan; üç mutsuz kardeşin İstanbul yakınlarında bir sahil kasabasında, 90 yaşındaki ninelerinin evinde geçirdikleri bir haftalık hayat dilimini anlatan “Sessiz Ev” adlı romanı ile 1984 yılında Madaralı Roman Ödülü’nü aldı. Pamuk, “Sessiz Ev”in Fransa’da çıkan çevirisi ile 1991’de Avrupa Keşif Ödülü’nü kazandı.

17. yüzyılda İstanbul’a getirilen Venedikli bir köleyle bir Osmanlı âlimi arasındaki ilişkiyi anlatan tarihi romanı “Beyaz Kale”(1985) ile Pamuk, yurt içi ve yurt dışında ününe ün kattı.

Bu Evler Her Saat Güneş Görüyor!(Dinamik Kuleler)

Culture Orange | 17 November 2008 20:11

Paraya alternatif isim arayacak derecede zenginsiniz. Evinizde oturup manzara seyretmek dışında çağrılırsanız bir kokteyle veya bir sinema filminin galasına gidiyorsunuz ülkenin milyarderi sıfatıyla. Hatta oturduğunuz şehirde manzara öyle görkemli ki evinizi yüksek bir binadan almak istiyorsunuz. Yeni inşaat sistemleri ilginizi çekiyor ve binanızın her tarafının cam olmasını istiyorsunuz. Diyorsunuz ki güneşi doğuşundan batışına kadar seyretmek istiyorum çünkü yapacak işim yok paralarımı ısınmak için yaksam yine bitmez.
Şimdi durun 🙂 David Fisher sizi düşündü ve isteklerinizin hepsini yerine getirebilecek “dön” deyince dönen “dur” deyince duran bir ev inşaa etmeyi planlıyor.

örnek
örnek

Mimarlık;sanat ve teknolojiyi en güzel şekilde harmanlayan bir dal. Hele kullanmasını bilene edebiyatın anlamlı dizeleride verilirse tadından yenmez bir şaheser oluşabiliyor. İşte belkide biraz edebiyat, bolca teknoloji ve hayran kalınacak bir ticari zeka ile ortaya koyulan “Dinamik Kuleler” Dubai’de inşaa ediliyor.
Kuleler dememizin nedeni aynı yapının Moskova’da da yapılacak olması.
Metrekaresi 30 bin dolar gibi bir fiyatla satışa sunulacak olan yapının daireleri kendi etraflarında 1 turu 3 saatte tamamlıyorlar.

HAS Mimarlık’a Uluslararası Ödül

konami | 07 November 2008 18:21

Çağdaş mimarlık anlayışını en iyi yorumlandıran projeleri ödüllendiren Dünya Mimarlık Topluluğu (World Architecture Community) Ödülleri’nin 2008 yılı sonuçları açıklandı.

Has Mimarlık tarafından tasarlanan EKO yapı projesi, ilk 20 arasında yer alarak Türkiye’den en büyük ödülü kazanan proje oldu. Eko yapı, sıfır enerji prensibiyle çalışıyor yani ısıtma ve soğutma için gereken enerjiyi binanın kendisi yenilenebilir kaynaklarla üretiyor. Ekoyapı tasarlanırken sürdürülebilir arazi planlaması, su kullanımında verimlilik, fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmak ve sera gazı üretimini en azda tutmak. Enerjiyi yerinde üretmek ve az tüketmek, çevre dostu yapı malzemeleri ve doğal kaynak kullanımı ve İç ortam kalitesi gibi ilkeler göz önüne alınmış. Ekoyapı, İtü Maslak yerleşkesinde bulunacak ve ekolojik araştırmalar için bir bilgi bankası ve topluma yönelik tanıtım etkinliklerini içerecektir.