bildirgec.org

mekan hakkında tüm yazılar

Bilmediğim görmediğim mekanlar…

| 26 May 2011 13:36

Koço’da bir akşam yemeğine niyetliydik ama olmadı efendim yolumuz sürpriz bir mekana düştü… Bu kadar yıllık Kadıköy’lüyüm hatta Moda’lıyım, burada böyle bir ambians-mekan olabileceğini düşünmemiştim.
Mazide yaşayan bir bar-caffe burası; O kadar çok mazide yaşayan bir yer ki, kırklı ellili yılların tüm nostaljisini bulabilirsiniz… Kafenin ön duvarı bir vitrin camı, fakat cam gözükmüyor. Orada çok eski yılların Moda’sı ve Kadıköy’üne ait resimler var. Her taraf resimlerle dolu…Hatta hiçbir yerde görmediğim Atatürk resimleri bile var. Marilyn monroe ve Humphrey Bogard resimleri ve daha niceleri…

tasarım savaşları: mekanist vs feşmekan

feldrim | 26 March 2011 21:44

İki ayrı mekan inceleme-değerlendirme sitesi sektöründe egemen halde.Ben hep mekanist‘i kullandım bugüne kadar. Bugün feşmekan‘a rastladım. Sayfayı açtığımda tasarımdaki benzerlikler hemen dikkatimi çekti.

mekanist.net
mekanist.net

mekanist.net
fesmekan.mynet.com

Renkler farklı olsa da soldaki kategoriler, sayfanın yerleşimi, fontlar… Mekan sitelerinde bu tarz bir trend mi var? İkisi yabancı bir kaynaktan mı esinlenmiş? Yoksa birbirlerinden mi? Merak ediyorum. Yorumu olan?

Web siteniz için inanılmaz bir eklenti.

ferfote | 18 March 2011 18:27

Wow Slider olarak adlandırılan bu program sayesinde,iki satır dahi kod yazmadan, animasyon ve biçimlendirme gibi birçok özelliği ayarladıktan sonra fotoğraflarınızı slayt olarak web sitenize doğrudan ekleyebilirsiniz.Bu programı diğerlerinden farklı kılan, bu işi gerçekten kaliteli bir görsellikle icra etmesi.

-Wow Slider-
-Wow Slider-

Bugün ne yapsam diye düşünenler..

ferfote | 12 March 2011 21:37

Evet başlıkta da okuduğunuz gibi “bugün ne yapsam acaba?” sorusunu kendinize sormadan önce Şehir Kedisine sormanız yeterli.İstanbul içinde olan bütün mekanlardan ve etkinliklerden haberdar olabilirsiniz.

Örneğin arama yapacağınız mekanla ilgili bir çok özelliği (klima, canlı müzik, kredi kartı, otopark, teras, alkol) kendiniz belirleyebilirsiniz.

Sinemadan tutun doğumgününe kadar,maçtan tutun tiyatroya kadar bir çok etkinliğide burada bulabilirsiniz.

Eser Bir Medeniyet Rüzgarı

devrialem47 | 01 December 2010 09:30

Gecesi gerdanlık
Gündüzü seyranlık
Havası ılık ılık
Eser bir medeniyet rüzgarı Mardinden

Doğan güneşiyle
Tarihiyle,mekanıyla
İnsanlarıyla,havasıyla
Eser bir medeniyet rüzgarı Mardinden

Her zerresinde uygarlık
geçmişinde vardır bolluk
Burda bir başkadır varlık
Eser bir medeniyet rüzgarı Mardinden

Kürdü,Türkü,Arabı,süryanisi
Bir arada barındırır gönülleri
Kardeşlik hamuruyla yoğrulmuş mayası
Eser bir medeniyet rüzgarı Mardinden

Zaman ve Mekanla Sarılmış Benlik

HBOZTOPRAK | 19 October 2010 17:18

Doğduğumuz andan itibaren üç artı bir dünyada buluyoruz kendimizi. Varlığımızın sıfıra en yakın noktasından itibaren bilinçsiz(!) edimlerle duyular işlemeye başlıyor. İlk göz açma, ilk dokunma, ilk duyma, ilk tatma…İlk önce fizyolojik ‘ben’liğin gereklerini karşılamaya çalışıyoruz. Bir anlamda, süt ile başlıyor dört boyutlu dünyadaki ilk nesneleştirmemiz. Aynı zamanda zihnimize de algısal kodlar yüklenmeye başlıyor ve zihinsel ‘ben’liğin gereklerine yöneliyoruz. Örneğin; sütün ne olduğu ile ilgili algısal kodlar oluşarak, tadı ile ilgili bir algıya ulaşıyor, içtiğimiz şeyin su olmadığını kavrayabiliyoruz. Daha sonra duygusal ‘ben’liğin gerekleri ile karşılaşıyoruz, ablamızı/abimizi kıskanıyoruz, arkadaşımıza darılıyoruz v.s. Sonrasında kapital ‘ben’liğin bizden beklentileri ile karşılaşamaya çalışıyoruz. Benim defterim, benim çantam ile başlayan bu süreç benim arabam, benim evim, benim param gibi kalıplarda ömür boyu devam ediyor. Büyüdükçe anlamlandırma ve nesneleştirme de devam ediyor. Dışımızdaki eşyaya ait algısal kodlar da bütünün parçaları olarak zihnimizdeki yerini almayı sürdürüyor.

PİRİNÇ TANESİ GİBİYİM

il mare | 19 December 2009 13:27

rengini hissedebiliyor musun sen??Ben,evet:))
rengini hissedebiliyor musun sen??Ben,evet:))

Yazmak istediğim yazının türünü seçeyim: Blog,mim… Hımm… Nasıl isimler onlar öylee…Blog….Ben blog yazacağım,ne yazdın bugün?Blog… Ne log?? Bı,bı..Bı-logg…

Neyse,sıyırmış bir moddan döküyorum kendimi derli toplu cümleciklere..(En çok da bundan seviyorum cümlecikleri,ruhun salı pazarından beter,hisler yayılmadan bir tek noktada üst üste,gel gör ki anlatmaya çalışıyorsun yazıyorsun,bitiyor,şöyle bir karşıdan geçip bakıyorsun ki elin belinde, vayy beee!! Ne kadar da düzgün herşey,nizamlı..İçimin bu mu olmalı şimdi dışarıya yansısı?? Sevmiyorum ruhumun şekil almış halini,şekilsellikle birleşimini,ama yok ki çareee)
Ki yazmak için de sıyırmış olmak lazım sanki biraz,gördüğünü duyduğunu sıyırmak,deşmek,enini alıp konuna bırakmak,ücra köşeleri tırmalamak,herkes konuşurken susmak,bilginlikler arasında bön kalmak,saptallıklara beyninle meydan okumak…
Beyin… Ne de zor şey o öylee…

Ruh-Beden ilişkisi ve Astral seyahat

Heat Transfer | 21 October 2009 12:44

Quantum çağına geçtiğimiz şu günlerde, artık materyalistlerin reddettiği ya da metafiziğin içeriğini oluşturan kavramlar, tekrar ele alınmaktadır.İlk başlarda maddeleri katı sıvı ve gaz olarak ayıran bilim dünyası, sonra atomların, peşi sıra, atomu oluşturan elektron ve protonların varlığını ispatlamışlardır. Bugün, eskiden atomun varlığına inanmayanlara gülüp geçsek te, acaba kaçımız atomları oluşturan elektron ve protonların nelerden veya neden oluştuğunu merak ettik? Bu gün Quantum Fiziği işte bu sorulara yanıt aramaktadır.

Quantum fiziği; maddenin enerjiden ibaret olduğunu ortaya atmaktadır ve işte bu sav, metafizikçilerin yolunu açmaktadır.Çeşitli inanç kavramlarına göre, insan ruh ve beden olarak ikiye ayrılır. Ruh(spirit), yoğunlaşmış enerji olarak tanımlanır. Bazı insanların, rüyalarında gördüğü yer ve mekanları, gerçek hayatta birebir görmeleri, rüyalarında uçmaları ve ölmüş olan kişierle buluşmaları, bu insanların ruh kavramını ortaya atmalarına sebep olmuştur. Nitekim, birçok dini inancın temelini de ruh kavramı oluşturur. Peki gerçekten rüyalarımızda ruhumuzun bedenden ayrılıp seyahate çıkması olası bir durum mudur?

azar işitmek istiyorsan

astral | 08 September 2009 15:43

Dün, bugün, yarın… Dün hiç bitmeyecek. Yarın hiç gelmeyecek ve bir o kadar da, içimize bir şehir kurup bekleyecek öylesine. Şu an mı, o kim? Tanıyanınız var mı? Sorup soruşturdunuz mu? Tanımadıklarınıza bulaşmamanız gerektiğini söylemedi mi anneniz? Bana söyledi, ben de o yüzden bulaşmıyorum. Ne olmaz ne olmaz. Buralarda gelecek de gelecek midir acaba diye sorular sorulmaz çok ayıptır, çok.

Azar işitmek istiyorsan, yeni silinmiş beyaz bir koltuğa çamurlu, kirli pantolonunla oturmana gerek yok. ‘Sadece gelecek nedir? Ben geleceğe gidiyorum.’ gibi anlamsız sözcükler söylediğinde; annenin seni -en yalın silah aleti olan- süpürgeyi alıp eline kovaladığını hayal etmek zor değil ya da bu kasabada en çok uygulanan –süpürgeden oldukça etkili bir ceza olan- ayaklarından halatla sıkı sıkıya bağlanıp siyah, beton ve pas kokan, dipsizmiş gibi duran kuyaya sarkıtılmak olacaktır.