http://www.eczantrik.com/forum/forumdisplay.php?f=292
hasta hakkında tüm yazılar
hastayım yaşıyorum
nazokiraze | 12 February 2009 16:32
Bir sağlık konusuyla daha başbaşayız efendim. Bugünkü konumuz hastalık hastaları. Evet sürekli hasta gezen, aslında hiç birşeyleri olmayan bir bardak suyu ilaç diye verseniz, içince hemen iyileşiveren hastalık hastaları.
Annemi ele alalım sürekli hastayım der, yıllardır hastadır ama maşallah turp gibidir. Günde iki paket sigara ve fincanlarca kahve içer ama hep hastadır. Biz küçükken ne zaman babamla kavga etse bayılır, ayılır kendini hastanelere kaldırtırdı. Tansiyonunu ölçen hemşireye ve bize tembihler, efendim bayanın sinirlenmemesi, üzülmemesi gerekir, yoksa durumu vahim türünden laflar etmemizi sağlardı. Tabi yıllar geçtikçe annem ayılıp bayılınca hiçbirimiz inanmaz olduk zaten her seferinde biz inanmayız, hemen ayaga kalkar dirilir vay siz beni iplemiyorsunuz türünden sızlanmalara başlar. Babam da ulan ne çabuk iyileştin der , gülme krizine gireriz.
lumbago
nazokiraze | 08 January 2009 17:53
Halk arasında bel tutulması olarak bilinen bir rahatsızlık vardır ne zaman belimiz agrısa belim tutuldu deriz kendimizce birşeyler yapmaya çalışırız. Bu bel tutulmasının adı lumbago, genellikle otuz yaşını aşmış kişilerde görülen ani ortaya çıkabilen bir ağrıdır bu, çünkü insanda omurda otuz yaşından sonra yaşlanmaya başlar. Öksürünce yada tuvalete girince bu agrı çogalır, sebeb olarak ters hareket,agır kaldırmak veya üşütmek olarak gösterilebilir.

Fil hastalığı
nazokiraze | 07 January 2009 13:13
Elephantiasis, lenfödem yada bilinen adıyla fil hastalığı olarak bilinen hastalığı hepimiz duymuşuzdur, belki adını bilmemiş olsak ta muhakak ki görmüşüzdür.El ve ayakları hatta kalçaları anormal derecede şiş insanlardan bahsediyorum. Görüntüler fil ayağını andırdığı için fil hastalığı denilen bu rahatsızlık genellikle tropik ülkelerde görülüyor.

Kendine göre sebebleri olan hastalıga bir diğer nedende len yollarına zarar veren kanser hastalığı yüzünden de yol açabilir ya da fil hastalığı kansere de dönüşebilir.Wuchereria bancrofti ve Brugia malayi ismini taşıyan solucanların sebeb oldugu belirtiliyor bu hastalığa. Onlardan insanlara bulaşıyor.
Her 10 bin kişiye 14 hekim düşüyor
wowo | 10 December 2008 14:24

Dünya Sağlık Örgütünün ( DSÖ ) Avrupa bölgesinde; türkiye, hekim eksikliğinde ikinci sırada. eksikliğin kapatılabilmesi için her yıl tıp fakültelerinden 14 bin mezun verilmesi gerekiyor ancak 4 bin 500 mezun çıkıyor. DSÖ ortalamaları baz alındığında, Türkiye’deki mezun sayısı Avrupa ortalamasının 3’te 1’i kadar. her 10 bin kişiye 14 hekim, 13 hemşire düşüyor!
anestezik farkındalık ve kabus
nazokiraze | 14 November 2008 16:49
Hepimiz fiziksek acıyı hissetmemek isteriz, hatta bu yüzden doğumlar bile büyük oranda sezeryana dönüştü. Dişimiz agrır karanfil esanslı uyuşturucu süreriz eskiden büyükler tüylerini almadan evvel acımasın diye kül sürermiş. Demekki külün anestezik etkisi var.Tarihten bugüne anestezi ve çeşitleri burada

Narkoz cihazı.(genel anestezi)

Geçen yaz izlediğim Awake filminden sonra daha çok taktım kafaya anesteziyi.Filmde 700 kişiden birinde görülen anestezik farkındalık konusu işleniyor. Yani ameliyat olan biri uyuması gerekirken uyanıyor, bilinci açık, konuşulanları duyuyor ama konuşamıyor hareket edemiyor, tam bir kabus. Anestezi yapılan kişinin geçici olarak felç olup,uyuması gerekirken sadece felç olup uyumaması sonucu oluşan anestezik farkındalık bilinç açık olmasına ragmen acı hissetmesine imkan vermez. Yani herşeyi duyar, anlar ama acı yok.(Bazı istisnai hastalarda acı da var). Anestezik farkındalık sebepleri arasında sakinleştiricinin doğru kullanılmaması, anestezi dozunun miktarı yada damarlara verilen enjeksiyon sorunları gösterilebilir.
Burda da ameliyat sırasında gelişebilecek tüm sorunlar var.Ameliyat sırasında uyanan hastalardan Jeannette Magdelene durumunu(Uyanık olduğumu kimseye söyleyemedim. Hiçbir yerimi kıpırdatamıyordum, tepeden tırnağa donmuştum) şeklinde anlatır.İlgili haber burda
Bu konuya Jeannette Magdelene dışında pek çok örnek var, Avusturya’da ameliyat olurken uyananbir kadın doktorlara dava açmış ve 7500 tazminat almış.(ilgili haber)
demirden ciğer
nazokiraze | 12 November 2008 16:58
Geçtiğimiz yılda 58 yıl demirciger sayesinde yaşayan, elektirik kesilince ölen 61 yaşındaki Dianne Odell haber ini hepimiz okumuşuzdur.
O zaman çok ilgimi çekmişti bu demirciger. Neydi?, nasıldı?, neden sık sık kullanılmıyordu?, madem birini 58 yıl yaşatabildiyse neden tüberküloz yada akciger kanseri hastalarında uygulanmıyordu ve daha pek çok soru…Ayrıca insan uzun yıllar yatarak nasıl yaşardı? yıkanma, boşaltım gibi olaylar nasıl gerçekleşiyordu?
içmek gerek
nazokiraze | 05 November 2008 13:37
Önüne geçemediğim bir kola bağımlılığım var, kola demiyeyim de yemekte muhakkak asitli içecek olmalı aksi halde yemekten birşey anlamıyorum. Meyve suyu ve türevlerini asla sevmiyorum. Allah muhtaç etmesin çok susuz kalmadıkça içmem heralde meyvesuyunu.Ayranda pek susatır beni.
Milkshake gibi şeylere hiç ısınamadım ama bizim evdekiler pek severler benide bu işe alet ederler ben hazırlarım çünkü.
Bu sene Uludağ limonata imdadıma yetişti. O olunca bir nebze içiyorum ama asitli içecek olsa daha makbul tabi..
Şu limonata ne güzel bir içecektir( bana kalsa kola daha güzel bir içecektir) . Ortaçagda yahudi toplulugunun mutfagından qatarmizat adıyla önceleri tedavi, büyü amaçlı kullanılan limonata günümüzde kafelerde, büfelerde satılıyor. Saolsun Uludağ bize evlerimize tekrar limonatayı hatırlattı.

Evde limonata yapmak ta keyiflidir nane yaprakları çok ayrı lezzet verir. Benim kızım sürekli limonata yaptıgını zanneder kaşla göz arası sürekli limonata yapar ruhum duymaz nasıl yapar bilmem tadı rengi pek kötü söylese ben yaparım ama onu yapmayı iş edinmiş galiba kendine.
İçeceklerden bahsetmişken bozadan da bahsetmeden geçemem.Çok severim bozayı ben, inanılmaz bir içecektir.İçinde ki alkol oranı hakkındaki konulara girmek istemiyorum ama inşallah içmemiz sakıncalı degildir ben çok severek içiyorum. Gerçi kola içmek belki de bozadan daha zararlı ama elimde degil işte.(neyse yine bozaya dönelim). Boza yı gece bagıra bagıra geçen bozacıdan içmenin zevki hiçbirşeyde yoktur. Ama artık boza satan yerlerden plastik şişelerle alıp getirip içiyoruz yine buna da şükür hiç olmazsa bozasız kalmıyoruz.
şoparkahir (1)
Harlemsaray | 03 November 2008 14:39
Bizim mahallede homo sapiyenslerden beri gelişmemiş bir Kahir ağabey yaşar. Küçücük çirkin kara sarı suratı, yere yakın götü ile nereden bakarsanız bakın müptezel bir tip işte… Manavın , bakkalın arasından baş önde geçer. Kahvenin önüne gelince havayı ciğerlerine öyle bir çeker ki, görenler kendini sadece kadından kadına koşan bir fuhuş vagabonduna benzetsin ister.Tüm mahalle ona “şoparkahir” der .Düğünlerde klarnet çalarak geçinir. Kubara tövbe ettiğinden beri sigara içmeyi arttıran şoparkahir geceleri uyurken ciğerlerinin küm kümünden uygun pozisyonu bulamaz, şekilden şekile girer. İyice uykusu kaçanda da günahları yaralarını kanatir. Nihayetinde kalkar kusar ve balkona çıkıp ,
-olm şoparkahir; sigara içen ölecek, içmeyen ölmeyecekmi lannn! diye sigara yakar. Mahalleyi ve balkonda oturanları süzerek, sigarasından körükle çeker. Artık sigara içmekten elleri dişleri şapsarı olmuş, derisi nikotin rengiyle yeşilimtrak hale gelmiştir.
Aslında bu renk onun karakter yapısına da uyar. Askerde arkadaşlar bi dediği diğerini tutmayan şoparkahiri,
–bukalemun gibisin lan! bir istanbullusun bir edirneli bir erzincanlı bir kesanlı bir dediğin diğer dediğini tutmuyor. Sen hakkatten nerelisin/nesin lan sen? diye çok dalgaya almışlardır.Acemilikten sonra gittiği ilk birlikte, iri kıyım bir erin ırzına geçtiğinden beri kimselere çaktirmadan yıllarca ibne olarak yaşayan şoparkahır , içindeki kazanova ruhu da söküp atamaz. Etrafa ve mahalleye karşı gerçek kimliğini yaşayamamanın açısıyla kıvranır ve bunun öcüyle iş için gittiği tüm şehirlerde, kasabalarda önüne gelen evli, bekar, genç, yaşlı tüm kadınlara, erkeklere bambaşka yalanlarla kazanova ile dost olmak, ibneliği ile hemşeri gibi durmak için, onlarca değişik versiyonu olan şoparkahır yaratır. Bir anlattığını asla ikinci kez anlatmaz aksi olursa söyledikleriyle hesaplaşıp düello etmek zorunda kalacağını bilir.
verem günlükleri-2
nazokiraze | 01 November 2008 15:07
Bizi çok özel kılan ince hastalık veremden bahsetmiştik.
Herkese göre farklılık seyreder bu verem, iyileşmek için bala,süte, bıldırcın yumurtasına dayanan, eşi yada ailesi tarafından üzülmüşse sigara çay eşliginde iyice hayata küsen, veremle ilgili şiirleri sabahtan akşama kadar okuyan vs. Yani herkese ayrı bir ruh hali verir bazen hastalıklar.
Sürekli tahlil için balgam isteyen doktorlara balgam çıkaramayan hastaların çeşitli taktikleri vardı çünkü vermek zorundaydık, veremeyenden tahlil için mide suyu alınırdı. Kimisi sabah sabah koşu yapar, kimisi samsun sigarası tüttürür, kimiside egzersiz yapardı. Sabah 5 te ordan oraya telaşlı koşturan hasta gördünüzmü anlardınız ki 1 saate kadar balgam çıkarmak için ellerinden geleni yapan zavallılar yani biz yine işbaşındaydık.