bildirgec.org

doğu hakkında tüm yazılar

Terör Örgütü ve Masum Kürt Vatandaşlarımız

schablon [pilli_silinen_hesap] | 09 June 2011 10:28

Günümüzde toplumumuzu derinden yaralayan, güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen, toplumumuzda farklı dine, dile, ırka, etnik yapıya mensup insanlar arasında çatışma ve fitne çıkarıp, ülkemizi bölmeyi, parçalamayı, ortadan kaldırmayı düşünen, masum insanlarımızı katleden, “Kürtlere Bağımsızlık” sloganının arkasına saklanarak ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin çıkarları için çalışan, darwinist, ateist, komünist, materyalist, anarşist ve terörist fikirleri empoze eden ve bunları uygulayan bu cani, acımasız, gözü dönmüş, vahşi zihniyet terör örgütüdür.

Güçlü olmak

bithikotsis | 27 April 2011 09:53

Geçenlerde Behzat Ç’yi izliyordum. Uzun zamandır izlememiştim. Komiserin, izlediğim bolumde mensubu olduğu teşkilatın üyelerine onca uğraştan sonra yaptığı konuşma, ”güç” adı verilen unsurun aslında pazu, kuvvet değil, onur ve dürüstlüğün hakim olduğu duygu ve hareketler silsilesi olduğunun apaçık ifadesiydi. Teşkilat bir katilin soruşturmasını sürdürse de gelişen bazı olaylardan dolayı, sadece kendi çıkarları için kapatıyor, katil serbest kalacak iken Behzat Ç. buna katlanamayıp işi sonuna kadar goturmeye kararlı şekilde hareket ederken bir de tehdit alıyor. Sonunda bir konuşma yapıyor. Konuşmada kendisinin yoldan çıkarılmak istendiğini anlatıp, teşkilatına sitemini dile getiriyor. Aldığı çeki yırtıp atıyor ve plaket tabağı yanına alarak salondan ayrılıyor.

DENEMEK BİR ŞEY KAYBETTİRMEZ

admin | 24 December 2010 17:10

Yaşamın gidişatını beğenmediğimiz zamanlar çeşitli yollara başvururuz.Parasal anlamda yada duygusal anlamda aksi giden zamanlar olur ve ne yapabileceğimiz konusunda kafa patlatırız.
Bazen çok basit önlemler ya da çetrefilli olmayan yollar bizi amacımıza götürebilir, içinde bulunduğumuz aksi durumu düzeltebilir. Küçük dokunuşlar büyük sonuçlar doğurabilir.

HaYaT

24black mamba24 | 15 May 2010 10:42

Hayat gerçekten gelip geçiyor, hiç yerinde durmuyor durdurulamıyor. Hayat akıp geçiyor sanki Doğu Anadolu’da ki akarsularımız gibi. Kimimiz hayatın akışının farkında kimiz farkında değil. Kimimiz için hayat sıkıcı kimimiz için değil. Kimimiz ebedi olacağımızın farkında kimimiz değil. Kimisi bu hayatı rahat geçiyor kimisi değil.

Fakat herkes kendi hayatını düşünüyor.Herkes, bne bu hayatı nasıl iyi geçiririm diye düşünüyor. Neredeyse hiçkimse başkasının hayatına önme vermiyor ve “ben ondan nasıl daha üstün olurum” diye düşünüyor.

herşeye ragmen

osghur | 15 March 2010 09:51

wwwpc teknik.net
wwwpc teknik.net

Kan revan savaşını gördük bu toprakların
Boşaltılan köylerin yalınayak çocuğuyum ben
Nereye sürülsek itilip kakalandım
Tenimiz teninize bu kadar benzerken
Zenci gibi dışlandım okullarda
Pek iyi değildir türkçem aslında
Ama Nazım Hikmet’i de sevdim Tevfik Fikret’i de
İstanbulda bomba patlasa yüreğim kanar diyarbakırda
Barış ve kardeşlik kadar sevdalıyım bu vatana
Aşka inandığım kadar inanırım bu bayrağa
Ama kimse inanmaz bana
Çünkü doğu köylerinde on çocuklu bir babanın ayakkabısız on çocuğundan biriyim ben
Ve en kötüsü ayakkabıya hiç ihtiyacım olmadı

sONSUZLUk dANSÇISı

| 19 August 2009 09:45

Bir

İki

Üç

Kırmızılara bürünmüş bakışların en alıcı noktası. Yerde iz bırakan parmak uçlarıyla, cehenneme yol haritası çıkarıyordu. Elleriyle yalnız zamanlara ait azılı cesetleri saçıyordu. Kollarını iki yana açmıştı bütün geleceğe meydan okur gibi. Baş parmak ve serçe parmak birbirine dokunurken diğer üç parmak havaya mahkumdu. Bu karanlık hiç bu kadar tırsak olmamıştı. Bu aydınlık hiç bu kadar korkunç kükrememişti. Sahnenin perdeleri tavanı sayıklıyor, zeminin her halinden nefret ediyordu. Rengindeki siyahlık bütün renkleri çehresinin kuytularında tutsak ediyordu.

Ölümün Kol Saati

| 15 August 2009 16:02

12:30

Kimselere söylenmeyen bir yeminle dilini hançerlemişti. Öylece duruyorken karşısında, hayatın tam olarak kaç metrekareye tekabül ettiğini sorarak baktı gözlerime. Başının üzerinde tam olarak ne olduğunu bilmediğim bir tavan vardı. Ayakları… ne kadar ağırdı!

13:50

Eminim şu an sadece ayaklarımın ağırlığını düşünüyordur. Ben kaçıncı kişiyim benliğinin zindanlarında? Şu köşelerden tutunsam, merkezinde soluyabileceğim o kaçınılmaz bağa ulaşabilir miyim? Ya uzakta atıyorsa! Ya hiç kendinin bile olmamışsa! Hayır! O kalp sadece bana ait kalmalı.

vahşi töre

vanga | 17 May 2009 08:50

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=15&ArticleID=1095493&Date=16.05.2009&b=Genc kadina vahsi saldiri&ver=46

BİR GÜN

Education | 25 April 2009 09:25

BİR GÜN…Ayşe Kulin’e ait bir kitap… Adı gibi bir günde okunup bitecek; ama etkisi uzun süre devam edecek bir kitap. Yine cahillik, yine töre yine kavga ve yine doğudaki kadınların dramı…Türk- Kürt çatışmasını farklı bir pencereden anlatıyor. Siz biz kavgası, önyargılar, bu güzelim ülkede kardeşçe yaşayamamanın sebepleri iki kadın kahramanın birkaç saatlik görüşmesi arasına sıkıştırılmış. Nevra, babasının görevi dolayısıyla doğuda geçirdiği çocukluğu vesilesiyle bir Kürt aşiretine mensup Zelha ile kan kardeş olur. Zelha, Nevra’nın babası sayesinde okula gider. Nevraların tayini çıkınca okul hayatı yarıda kalır ve küçük yaşta evlenmeye zorlanır. Karşı gelir ve başka bir erkekle evden kaçar. Aradan birkaç yıl geçer hatasını anlar evine döner ve töre gereği öldürülecektir. Dedesi buna engel olur ve Zelha başka biriyle evlendirilir. Çocukları ve yeni eşi yüzünden bölücü örgüte katılır, milletvekili olur ve son olarak hapse atılır. Nevra gazetecidir ve kan kardeşi ile röportaj yapmak için hapishaneye onu ziyaret gider. O gün için görüş izni alır ve bu görüşmede konuşulanlar romanın içeriğini oluşturur.Cahil insanların çok çabuk kandırılabileceği, Kürt halkının nasıl kandırıldığı, bu yöredeki halkın dramı insanın içini acıtıyor. İki karakter romanın başından itibaren Türk-Kürt, siz –biz kavgası veriyor; ama romanın sonunda her şey bir anda çözülüyor. Sonuç olarak Doğu’daki insanlar, özellikle kızlar eğitilirse sorunların biteceği söyleniyor. Gerçi romanın bitişi beni hayal kırıklığına uğrattı. Mutlaka eğitim gerekir, özellikle kızların eğitimi; ama bu meselenin başka çözümleri de olabilirdi. Romanın sonunda cahilliğe karşı savaş açma düşüncesi hakim. Bu mesajı daha farklı verebilirdi diye düşündüm. Fakat iki farklı görüşteki insanın, böylesine karmaşık bir meseleyi sade, akıcı bir dille anlatması kitabı ilgi çekici kılıyor. Bu tür kitapları her kesimden insanın okumasını, kavgaların, cinayetlerin son bulmasını ve şu güzelim yurdumda kardeş ve barış içerisinde yaşamayı temenni ediyorum…

Mutluluk…

Education | 24 April 2009 09:46

mutluluk/Zülfü Livaneli
mutluluk/Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli’nin muhteşem yapıtlarından biri daha… Livaneli’nin üçüncü romanı olan bu kitap, üç farklı insanı bir kitaba sığdırmış. Olay doğu illerimizden biri olan Van’da, Meryem karakterinin izbede yaşamına son vermesini beklerken başlıyor. Suçu, amcası tarafından tecavüze uğramak… Meryem on yedi yaşında bir kızdır ve töreye göre ölmesi gerekiyor. Bunu ya kendisi yapacak ya da aile fertlerinden biri onu öldürecektir. Meryem kendi hayatına son veremeyince bu iş amcaoğlu Cemal’e düşmektedir. Cemal doğuda askerlik yapmış ve askerden yeni gelmiş bir delikanlıdır. Çocuklukları Meryem ile birlikte geçmiştir ve aynı evde büyümüşlerdir; ama yine de onu öldürmesi gerekir. Bunun için Meryem’i İstanbul’a götürecek orada bu işi bitirecektir. Ne de olsa İstanbul büyük bir şehirdir, Cemal’in yakalanması zordur. Cemal, Meryem’e kimin tecavüz ettiğini bilmez. Zaten tecavüz eden değil tecavüz edilen suçludur. Bu kitapta cahilliğin, törenin kötü taraflarını daha net görebilmekteyiz. Meryem’in ölüme giderken anı yaşaması, küçük şeylerle mutlu olabilmesi insana hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu gösteriyor.