bildirgec.org

böbrek hakkında tüm yazılar

Böbrek Taşları Oluşumu ve Tedavisi

gkhaslan | 15 March 2011 19:38

Böbrek taşları böbreklerde ki bazı maddelerin birikerek burada katılaşması sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Bu maddeler kalsiyum, kalsiyum fosfat, ürik asit ve birçok kimyasal maddeden oluşabilir. Bu rahatsızlığın su tüketiminin az olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları böbrek taşlarının oluşumun daha fazla olduğu dönemlerdir. Bu dönenmlerde su tüketimine dikkat edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir insan günde 2 litre su tüketmelidir. Su tüketiminin azaldığı durumlarda ya da vücutta ki sıvı miktarının terleme, ishal gibi sebepler ile düştüğü durumlarda idrarda daha yoğun kimyasal bulunacak ve bu kimyasallar böbreklerden daha az süzülecektir. Bir miktarı süzülemeyen bu maddeler böbreklerde birikerek zamanla kristalleşecektir. Bu rahatsızlık erkeklerde daha fazla görülmektedir. Bayanlarda yapılan yanlış diyet uygulamaları veya çeşitli hastalıklar sonucu oluşabilmektedir. Böbreklerde ki taşlar aşırı ağrı yaratabilecek türden oldukları gibi çok az ya da hiç ağrı yaratmayabilirlede. Bu taşların bir çoğu zamanla böbreklerden düşerek vücuttan atılabilmektedir. Bazıları ise vücuttan atılamamaktadır. Bunun teşhisi hekim tarafından yapılmakta ve bazı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. İlk olarak IVP filmi çektirilmektedir. Böbrek taşlarının yapısı yeri tam olarak anlaşılmaktadır. Günümüzün ilerlemiş teknolojisinde tedavi yöntemi olarak cerrahi yönteme çok az başvurulmaktadır. Bunun dışında taş kırma ve üreteroskopi yöntemleri daha sık uygulanmaktadır.

Sanrı

proksima[pilli_silinen_hesap] | 01 December 2007 16:35

Günboyu binmeye tereddüt ettikten sonra buradaydı işte. Kursak derdi ağır basıp, içine işlemiş deniz korkusunu yenmiş, feribotun Harem’den kalkan son seferlerinden birisine binmeye cesaret etmişti.
Trenlerin tempolu süratine alışmış yorgun ayakları, daha attığı ilk adımda devasa ataletiyle bu yekun metal gövdeyi yadırgayıverdi. Soğuk rüzgar denizin yüzünü buruşturup, küpeşteden birkaç aracın olduğu geminin kıç tarafında doğru esti. Hissettiği ürpertiye aldırmadan, hızlı adımlarla feribotun sol kenarından ilerleyip, dar ve paslı merdivenleri takip ederek yukarıya çıktı ve yolcuların olduğu bölüme doğru yürüdü. İçeridekiler, sadece oradaki kalorifer petekleri çalıştığı için yolcu salonunun sağ tarafında toplanmışlardı. Göz göze gelmemek için farklı yönlere dönmüş çay içen iki kişi, ayakta dikilen bir delikanlı, bir anneyle çocuğu, koltuğa gömülmüş yorgun bir kadın, hepsi topu iki elin parmakları adedinceydi tüm yolcular. Çocuğunu uyutan anne, gözlerini karşı koltukta yatan oğlundan kaldırıp, ona elindeki iğne setlerinin fiyatını sordu. Bir diğeri bir örnek aldı. İnceleyip geri verdi .

Canıma, Canım da Böbreğim de Feda Olsun…

results | 05 August 2007 17:15

Nuray, en iyi arkadaşım. Çok çok uzun yıllar olmadı birbirimizi tanıyalı, ama birkaç seneyi, geceli gündüzlü beraber geçirdiğim dostum, yurtta kaldığımız günlerdeki ranza arkadaşım… Geç başlamıştım üniversiteye, herkes düzenini kurmuş, arkadaş ortamını sağlamış, kimse kimseyi yeni bir çevreye kabul etmiyor. İlk onla tanıştım, sağolsun çok da destek çıktı bana, herşeyin paylaştı. Aynı sınıftaydık, tesadüfün bu kadarı demiştik. Ve aynı gün yanındakini sepetleyip, sıra arkadaşı olmuştum. Okula beraber gidip beraber geliyorduk. Hoşlandığı bir çocuk vardı, ama çocuk pek de ilgili değildi, peşinde de çok kişi olmasına ragmen, Nuray takılıp kalmıştı ona. Sabah 7 ‘de kalkar, beni de kaldırır:
— Bugün onunla derslerimiz aynı saatte, hadi kalk da makyaj yap bana.
++Nuray, git şurdan uyuyorum daha derse 2 saat var.
–Ya kalk işte, bugün çok güzel olayım, birdaha derslerimiz denk gelmiyor.
++OOfff Nuray off…

yarışma anlayışında son nokta mı?

sacha | 30 May 2007 23:05

Her defasında ekranlarda işte bu son nokta derken yepyeni bir formatla başlayan ve yaratıcılık örneği olarak gözümüze sokmaya çalışılan yarışmalara bir yenisi daha eklenmiş bulunuyor. Yaratıcı beyinler boş durmuyor anlaşılan. Her an bir üst aşamaya nasıl atlarız ( ya da daha ne kadar dibe inebiliriz) diye uğraşıp didiniyorlar. Günümüzün paraya dayalı mutluluk reçetelerine göre eş arayanlar, sevgili arayanlar, hayatta bir yer arayanlar daha doğrusu şöhret arayanlar için harcanan bu emeklere hayran olmamak elde değil. Hollanda’da yayınlanması planlanan bir yarışmada üç böbrek hastası yarışmacı, ölümcül hasta olan bir kadının böbreği için yarışacaklarmış. Bütün olarak pazarlanan insan bedenini artık parça parça da satışa çıkarmış bulunuyoruz. Sözün bittiği yere gelmiş olabilir miyiz yoksa daha göreceklerimiz var mı? Eğer var ise bundan sonraki adımı, sayfa sayfa röportajlarla yarattığı gelin- kaynana dövüşü formatı ile dünyada bir ilk olması ile göğsünü geren ve daha nice yerli yapımcılarımızdan bekliyoruz.

Erkekler duyarsa halimiz kötü!

Bilgekan | 06 April 2007 17:49

Sakın erkekler duymasın. Bayanlar! İşte aramızda dertleşmenin tam zamanı. Ortada kimseler yokken bütün sırlarımızı dökebiliriz. Erkeklerden yıllarca sakladığımız bu sırları, içimizde tuta tuta kuruduk kaldık! Hani erkeklerin o hiç bilmedikleri olay var ya, onu işte şimdi konuşacağız.

Ben bu sırrı tam 20 yıldır bütün erkeklerden saklıyorum. Ama sizin de çok uzun yıllarca sakladığınıza eminim. Bir duyarlarsa hiçbir cazibemiz kalmaz. Kadının da slında kendileri gibi etten kemikten, içinde böbrekleri, midesi, karaciğeri ve bağırsakları olan bir varlık olduğunu, tuvalete gidip erkekler gibi dışkıladıklarını, hatta yellendiklerini, geğirdiklerini sakın duymasınlar. Onlar sanıyorki, kadınlar bütün bunları yapmaz. işte büyük sır. içimizde tuttuğumuz ve yıllarca erkeklerden saklamayı başardığımız sır! Erkekler tarafından bu sır duyulacak olursa ne cinsel hayat kalır, ne romantizm, ne aşk! erkekleri bütün bunları kullanarak yönetiyoruz. Bu sır açığa çıkarsa artık erkekleri yönetemez, yönlendiremez hale geliriz. Allah korusun!

Aman erkekler duymasın!

organ arz talebi

under the bridge | 09 February 2007 00:45

Bazı organlarımızın iki tane olduğunu bilmek için doktor olmaya gerek yok. Bu organlardan birini kaybettiğinizde, kendinize gerçekten iyi bakmanız gerektiğini ise söylemeye bile ihtiyaç duymuyorum. Önce size arz-talepten bahsedeceğim çünkü.İnsanların, sonsuz ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla piyasadan almaya hazır oldukları mal veya hizmet miktarına talep denir. İnsanların satmaya hazır oldukları mal veya hizmet miktarına ise arz. İsterseniz önce arzdan bahsedelim.

Asırlar önce takas yöntemiyle alış veriş yaparken bile, daha ortada hiçbir meslek yokken, muhabbet tellalları varmış. Bunun dünyanın en eski mesleği olmasının sebebi, sizce sadece arz edenlerin namussuzluğundan mı kaynaklanmış? Yoksa dünyanın en eski ihtiyacı bu talebi doğurmuşta mı arz edeni türemiş?