bildirgec.org

Laf Olsun Sevdaları

admin | 31 Mart 2007 01:22

Anlamıyorsunuz hiç değil mi? Değerlerin nasıl yok olduğunu görmüyor bakan kör gözleriniz? … Sevmeyi, sevilmeyi unutmuşsunuz, yetmemiş gibi bir de unutturmuşsunuz… Tamamen kısa, ucuz aralıklarda kalmış akıllar, gramajı kendinden düşük tek şeye çalışır olmuş… Fikriniz firarda, bihaber dolaşıp durursunuz bedensel, dürtüsel çırpınışlarla. Hiç akıl eder mi bilinciniz ya da hiç düşünebilir mi, yüreğiniz neden vardır? Neden savaşır, neden yaşamaya çalışır insan? Yürekli değilse, paylaşmayı bilmezse sevinci ve kederi, düşünmezse sendeki seni, neden yaşar paylaşımsızsa, kıt kanaatse derdine dermansız sadece yanında putsal duruşlarla varsa. Ne ye yarar ki? Neden seninle yaşar-mış- gibi yapar insan…

rüzgâr bizi bırakma

admin | 31 Mart 2007 00:53

türkiye gibi enerji zengini bi ülke neden enerji kıtlığı çeker anlamak mümkün deil.. genç ve sert yerşekillerine sahip bu ülke neden akarsularının akıp gitmersine izin veriyor.. arkasında ‘bön bön’ bakıyor.. deniz deseniz 3-5 tarafımız deniz ve biz turist bekliyoruz, gelmiyo işte turist artık gelmiyor.. kulağından tutupta getiremezsin ki.. şurdaki yapılan rüzgar enerji kaynağını görünce biraz geride kaldığımızı anladım..

hürriyet’ten promoson skandalı

admin | 31 Mart 2007 00:40

Türkiye’yi bölünmüş gösteren pek çok harita skandalını duydunuz ama hiç biri bu kadar tehlikeli olmadı. Çünkü bir çocuk oyununda Türkiye’nin sınırları değiştirildi. İşin daha da vahim ve acı olan tarafı ise bu bilgisayar oyunu yerli bir yayın kuruluşu(HÜRRİYET) tarafından promosyon yapılarak

Kanal A haber merkezi bu korkunç skandalı ortaya çıkaran ekip oldu. Kanal A ekranlarından sonra ilk kez haber7.com da yayınlanan habere konu olan oyunun kahramanı ise herkesin yakından tanıdığı Hügo.

Hügo, her zaman olduğu gibi diyar diyar dolaşıp verilen görevleri yerine getiriyor Hügo. Endonezya, Kanada, Çin Hindistan… Hügo ile macerayı paylaşmak için o ülkenin haritasına tıklamak yeterli.

YUNANLILAR

admin | 31 Mart 2007 00:17

Baklava
Baklava

Geçen hafta minübüsle Kadıköye giderken bir konuşmaya şahit oldum. Yunanlılar bizim halis muhlis Türk baklavasını sahiplenmeye kalkmışlar. Güya baklavayı Yunanlılar bulmuş. Allah aşkına Osmanlı saraylarına kadar tarihi uzanan baklava nasıl onlara ait olabilir. Bir aralarda Kangal Köpeğimizi birileri sahiplenmişti. Yakında gelirler Kırkpınar yağlı güreşlerimizide sahiplenirler. Hatta bakarsınız Kızkulesiyle boğaz köprüsede bizimdide Türkler almış falanda derler bunlar :):)

162 Adamla Yattım Kitabı

admin | 31 Mart 2007 00:12

Melissa P. ile başlayan hareketin ne kadar ses getirdiğini daha önce hepberaber görmüştük.
Yazmış olduğu kitap o kadar popüler olduki vakit kaybedilmeden filmi bile çekildi.
Geçtiğimiz günlerde ise ülkemizde polemik konusu olan benzer bir konu vardı.
Penis romanı adı altında yayınlanan yazarının muallakta olduğu kitap gündemde gereğinden fazlasıyla yeraldı.

Şimdi ise piyasada yeni bir ürün var,
İngiltereden yine benzer bir haberle karşılaştık.
iki çocuk annesi Suzanne Portnoy’un çıkardığı erotik hatıralar kitabı çok satanlar listesine girmeyi başarmasının ardından gündeme geldi.
46 yaşındaki Suzanne Portnoy, “Kasap, Fırıncı, Şamdancı” isimli üründe, isimdende belli olduğunu gibi tüm bu kişilerle yaşadıkları ilişkileri konu alıyor.
Kitap yeni değil sanırım 8 haziran 2006 tarihinde ortaya çıkmış.
Tarihi gördükten sonra Acaba meçhul penis yazarımızda bu inanılmaz esere(!) daha önce rastlayıp esinlenmiş olmazmı diye düşünmeden de edemedim doğrusu.

Rus Gelin ve Televizyon Programları

admin | 30 Mart 2007 23:52

Öğle kuşağında yayınlanan bir programda, bir süredir

rus gelin tartışması yapılıyor. Rus bayanlardan gelin

olur mu ? Türk örf ve adetlerine uyum sağlayabilirler

mi?

Bir televizyon izleyicisi yayına bağlanıyor ve olayla

ilgili olduğunu düşündüğü hikayesini anlatmaya

başlıyor. Biraz sonra izleyicinin isteği ortaya

çıkıyor; kendisini yavaş yavaş zehirlemeye kalkan ve

eşini elinden alan Rus bakıcı bayanın bulunması.

Buraya kadar, gene de tuhaf karşılanmayabilecek durum

last.fm’den yeni bir eğlence aparatı

wheniwaschild | 30 Mart 2007 23:49

last.fm son değişiklerinden sonra daha da işlevsel ve kullanıcılarını doyuran bir hale büründü fakat bununla bizler yetinsek de onlar yetinmemiş ve yeni bir eğlence aparatı eklemişler,onun adı last.fm Mainstream-O-Meter.

Bu yeni eğlence aparatımız last.fm kullanıcı adınızı yazdığınızda sizin last.fm kullanıcılarının müzik zevklerine % kaç daha yakın müzik dinlediğinizi söylüyor.

Realiteyi Kavrayamama Sorunu…

admin | 30 Mart 2007 23:47

Bundan birkaç yıl önce, okulla ve ailemle ilgili yaşadığım sorunlar neticesinde, psikolojik danışmanlık hizmeti almıştım uzun bir süre. Gittiğim psikiyatrist, içinde bulunduğum durum için bir takım ilaçlar vermişti.
Fakat bunlardan önce, yani teşhis aşamasında doktor benden bir test yaptırmamı istemişti. Beni yönlendirdiği doktor, test amacıyla önüme koyduğu kağıtların üzerinde bulunan alaca edilmiş boyalarda, ne tür şekiller, neler gördüğümü sormuştu.
Kağıtlara baktığımda, gözüme ilk olarak çarpanlar, ilk kağıtta gergedan, ikinci kağıtta örümcek, üçüncü kağıtta dinozor vs. vs…

İNSANLAR DUYGUSAL ACIYI SEVER…

admin | 30 Mart 2007 23:27

İnsanlar duygusal acıyı sever… Bu insanı hayvandan ayıran en önemli farklardan biridir… Fakat burada acıyı fiziksel olarak ele almamak gerekir. Acıdan anlaşılan, kişinin düşünmemesi gereken şeyleri fazla düşünmesi, hayatında aşıp gitmesi gereken bir noktaya takılı kalması, düşündükçe, kendini tekrarlaması ve bir döngü içinde giderek artan bir şiddet ile kendini üzmesi ve acı vermesidir… İnsan acı çekmeyi seven bir hayvandır… Doğada kendi habitatında yaşayıp da mutsuz olan yaratık yoktur insandan başka…
Acı mutluluktan daha temeldir ve ikisi birbirinden ayrılamaz ama mutluluk insanı sömürmez, insandan çalmaz. Acı her zaman insanı sömürür, bir canavar gibidir. Acı çektikçe daha çok çeker insan ve çektirir… Bazen hayat insanı öyle istemediği noktalara sürükler ki istemeden acı çektirirsiniz ve çekersiniz. Çektirdiğiniz acı da yaşadığınız acı da insanın içinde birikir bir alev topu gibi! İstisnalar hariç, kimse sürekli; ne kadar mutluyum, ne kadar mutluyum diye gezmez. Fakat acı çeken insan bunu dile getirmese de her zaman içinden ya da dışından acı dolu olduğunu gösterir…