bildirgec.org

lanet olsun?

ragingbull | 21 Ekim 2003 23:43

LANET OLSUN DOSTTUM BENİ BU KADAR KİMSE KIZDIRMAMIŞTI GEÇEN AKŞAM ABLAMA BENİ GECE 3’30 KALDIRMASINI SÖYLEMİŞTİM.AMA BEN SABAH 8′ KENDİM KALKTIM.ULAAAN ORUÇ TUTACAKTIK NİYET ETTİK ABLAMIZ DA ORUCUMUZU İÇİNE ETTİ.LANET OLSUN…..

Dream Theater-2004-İstanbul-:)

| 21 Ekim 2003 21:52

Dream Theater resmi internet sitesinde Avrupa 2004 tur tarihleri sayfasında İstanbul’un ismini görmek süper heyecan verici 🙂

2002 yılında başlayan ve “World Turbulance” adı altında düzenledikleri dünya turunda son durak olarak İstanbul, Bostancı Gösteri Merkezini seçen ve hayranlarını uçuran dev progressive metal grubu Dream Theater’da bizi çok sevdi anlaşılan 🙂

14 Şubat 2004’te şahsen fuar merkezi olarak bildiğim CNR (e-5 üzerinde ataköy’ün biraz ilerisinde havalimanı kavşağının biraz gerisinde :P) adlı yapıda verecekleri büyük konser için DT fanları geri sayım başladı.. bende başladım tabi 🙂

Helloween’de İstanbul’da!

| 21 Ekim 2003 21:37

heavy ve power metal dünyasının yaşayan efsanesi Helloween 4 aralıkta istanbul’da!!

Biletix’ten alıntı:

23 senelik bir dev ve tabiki power metal’in yaratıcısı olmasıyla birlikte bugün bile en önemli ismi Helloween.Yıllardır sürekli geldi gelicek denen grup sonun da 4 Aralıkta İstanbul’daki fanlarıyla buluşuyor.

Alman heavy metal’inin kuşkusuz en şahsiyetli isimlerinden biri olan Helloween’în kuruluşu 1979’lara kadar uzanır.Usta gitarist Kai Hansen öncülüğünde kurulan Helloween müziğinde melodik unsurları trash metal hızı ve sertliğiyle birleştirip farkında olmadan bugün bile en fazla dinleyici kitlesine sahip olan bir metal tarzını yaratmıştır.Power metal denen heavy metal tarzının kesinlikle ilk örneği Helloween grubunun 1985 tarihli debut albumu “Walls of Jericho”dur.

Yazdan kalma bir gün derler ya öyle işte

frannyglass | 21 Ekim 2003 19:19

Bu sabah kalktığımda pencereden gördüğüm günün güzelliğine vurulmuş, günün güzelliğinin keşfini kahvemle sigaramı balkonda içerek kutlamıştım. Ama sonra kuş gibi şakıyarak pek bir hevesle başladığım günü iki haber ağırlaştırıverdi: 60 küsur yaşında bir adamın kendini trenin altına atması ve 20 yaşında bir delikanlının kendini asmak için askerden kaçıp evine sığınması. Sonra toplantı ve günlük iş rutini -ki ölüm, cesetler işimin parçasıdır benim- unutturdu bana günün güzelliğini de, intihar eden o iki erkeğin içaynamın sırrında açtıkları belli belirsiz izleri de. Derken kendimi Taksim’de buldum, bir ay kadar önce kafe açan arkadaşıma uğramak, kafesinden yudumlamak maksadıyla. Aklımda ortak bir tanıdığımız vardı, aylardır görmediğimi hatırlayıverdiğim beyoğlu kaldırımlarında. Ortak arkadaşımız intihar etmiş, kendini asmış o da. Haziran’da. Hızla kayıp düşerken, içaynamızın sırlarında tırnak izlerini bırakan ama işte tam da bu yüzden belki de, aradığında çok işimiz varmış gibi yaptığımız, ancak altı ay görmezsek sorduğumuz, ölümünü ortak bir tanıştan duyduğumuz biri işte. 30’unu görmüş müydü onu bile bilmiyorum. Sormadım hiç yaşını. Bu ölümün üstüne kafemizi içtik, havadan sudan konuşarak. Sonra da dışarıda beni ayartmak için bekleyen güzeller güzeli akşamüstüne karıştım. Eve dönerken, utanmadan gidip Gloria Jean’sten Swiss Mocca aldım, zira yürürken kafe içmek Londra nostaljisi.