bildirgec.org

Hafif’te Havada Uçuşan “terlikler”

pHx-hafif | 21 Eylül 2003 03:19

Son günlerde iki tane konu tartışıldı Hafif’te : Biri İsmet Özel‘in röportajı ile ilgiliydi. Diğeri de moonshine‘ın ikinci çocuk ile ilgili hissiyatını içten bir şekilde bize sunduğu günlüktü. Her ikisine de bakın, herhangi bir sonuca varılabilmiş mi ? Sitede tenis oynamaya çalışanlar ve oynatmayanlar diye iki grup varolmaya başladı. Servis atılıyor, karşılayacak olan, topa vuracağına raketi fırlatıyor. Karşıdakinin de eli armut toplamıyor, o da kendi raketini fırlatıyor, yetmiyor, ayakkabılarını, yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor…. İsmet Özel blogunu ele alın … Indian, runaway, g-men, nags head, psycho, ben… kimimiz sert kimimiz yumuşak kelimelerle içimizden gelenleri hafif’e dökmüşüz. Peki sonra ne olmuş … Diyalog ya da tenis maçı başladıktan 3 adım sonra başladığımız nokta ya unutulmuş ya da bir daire çizilmeye başlanmış. Bir tartışmayı kişiselleştirmeden sonlandırmayı neden beceremiyoruz ? Eğer birbirimize küfür edip, aşağılamak istiyorsak neden yardımcı olsun diye belirli konular üzerinden hakaret edip, aşağılıyoruz ? Yılmaz Erdoğan bir oyununda “ biz birbirimizi sevmeyi beceremedik” diye sonlandırıyor perdelerinden birini. Acı ama çok doğru. Sap ile samanı ayıramayanlar var. Tartışılan konu sex iken birden siyaset yüzünden kavga çıkıyor. İsmet Özel’i tartışıyoruz, fransızca dil dersine dönüşüyor, ‘ ne alakası var şimdi, “o kim, bu kim” diye sorulduğunda, “salak” ‘ diyip içinden kurtuluyor, kaçıyor. Tartışmada böyle bir cümle sarfedilir mi ?İsmet Özel’e laf etmeyin, çünkü o mükemmel, laf eden salaktır. ‘ Böyle tartışma olur mu ? Bir konu üzerinde fikirlerimizi söylüyoruz, karıncalar gibi küçük çöplerden bir sürü odalı yuvalar yapmaya çalışıyoruz, birisi gelip, hepsini berbat ediyor. Eğer amaç tartışmayı baltalamaksa, söyleyelim hafif uyku’ya sitenin formatını değiştirsin, “closed-blogging” tarzında üstüne konuşulmayacak sadece yalın linklerin olduğu bir site ortaya çıkarsın. Diğer tartışma konusu ” kader mi ? tesadüf mü ? ” gibi üzerine çok güzel sohbetler yapılacak, beraberinde kahve yudumlanıp, kaçamak özel mesajlara vesile olacak bir konuydu : Dünyaya yeni bir bebek getirmek. O blog da anası ile babası arasında evlilik bağı olmadan dünyaya gelen çocuk durumuna sokuldu. Bir çuval incir berbat oldu. Oysa buradan ne güzel felsefi görüşlere pencereler açılabilirdi, farklı filazofların farklı görüşleri ne de güzel tartışılabilirdi. Ama ne gerek var biraz yoğunluğu olan tartışmalar yapmaya, en fazla 10 ahkâm sonra, hemen: “sen topsun, ağzını topla” vs… İki seneyi aşan sürede hiç rastlamadığım şekilde Hafif’ten iki tane blog’un tamamen silinmesi de ayrıca çok üzücüydü. Sınıfta terbiyesizlik yapanları sınıftan atmak yerine, dersi bitirip, bütün sınıfı cezalandırmak gibi oldu, isterdim ki daha güzel bir çözüm getirilebilsin… Diğer taraftan da layık olduğumuz idare ile yönetildiğimiz gibi bir sonuca da varmamız mümkün ki bu daha da üzücü. Internet farklı davranış tipleri ortaya çıkardı. İncelemeye değer … Mail-group, forum, blogging siteleri gibi çok sesli ortamlarda bireylerden bazıları konu yerine kişileri tartışıyorlar. Konu: Çiçek A, diyor ki: ‘ben çiçeği sevmiyorum‘ B geliyor, ‘ çiçeği sevmeyen aptaldır ‘ Hatalı. Oysa B dese ki ‘ çiçeği neden sevmiyorsun ? ben seviyorum çünkü çiçek böyle, şöyle ve öyle‘ Böyle başlarsa diyalog diğer gelen C kişisi de ortama ayak uydurmaya çalışır. Cafer’e bez getirmeye çalışırken dengesini kaybedip muhabbeti rezil etmez. Elbet benim de çok hatam, kırdığım kalpler olmuştur ama artık birbirimize ucu sivriltilmiş bıçaklarla saldırmayalım. Bıçaklarımızla birbirimizi değil, tartıştıklarımız konudaki nesneleri keselim. Onlara yine kabuk bağlatmasını, gönüllerini almasını biliriz ancak burada hepimiz birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Birbirimizin yüzüne yürekten gülümsemelerle bakalım. Çok mu şey istiyorum ?

ANTİ_CİMBOM

ragingbull | 20 Eylül 2003 21:39

henüz maça saatler varken dahi,bana şimdiden zevk veren bir galatasaray hayranlığı ve müthiş bir birikim var bedenimde.gerçi bunun sebebi açıkça orta da saat 18’45 yeniden ve her zaman olduğu gibi bedenim boşalacak sarının yanında kırmızıyı tercih edenlere.şimdiden geçmiş ve geçirilmiş olsun…g.s’lılar bu acınız hiç bir zaman bitmez……( 6 KASIM )

Her an biyerlerde bişeyler oluyor

LesClaypool | 20 Eylül 2003 21:13

Bugün öğlen 1 gibi güneşin altında İzmir/Kordon’da deniz kıyısında dolaşıyordum. Askerdim, o gün görmeyi planladığım hatundan kesik yemiştim, kısıtlı boş zamanımda yapayalnızdım ama pırıl pırıl hava, deniz, çayır, çimen, yelkenliler, gemiler, yalnız da takılabilen İzmir’li çıtırlar, falcı çingenler filan keyfimi yerine getirmişti. Fecii griptim ve bu gribal ortam (burnumun, kulaklarımın tıkanıklığı filan..) tüm o güzelliği daha bi gerçeküstü hale sokuyodu. Derken çimlerin üzerinden üstüme doğru gelen bi ambulansın sesiyle irkildim, bi kaç adım ileri baktığımda ise, bileklerini kesmiş bi kadın gördüm, ambulans onun için gelmişti. Bu esnada biraz ilerde tipler balık tutup muhabbet ediyor, çocuklar çimlerin üzerinde oynuyordu.

Geçmiş artık geçmiş…

sehnaz | 20 Eylül 2003 17:02

sari duvarlari hatirliyorum. bir kus yutmustum cikaramamistim , bicak yutmanin cok daha zor oldugunu henuz ogrenmemistim… sonralari o sari duvarlari cok seyrettim. Firtinalari bitirmis, tekrar baslamayacagini haber almiscasina dingin bir halde… Ari isirsa o an ‘ah’ bile demeyecek kadar yorgun…

PREVEZE ZAFERİ HEAVY METALCİLERİN

baronsamedi | 20 Eylül 2003 14:14

“Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa, 27 Eylül 1538’de Cenevizli Amiral Andrea Doria komutasındaki Haçlı (Alman, Portekiz, İspanya, Avusturya, Ceneviz) donanmasına karşı ‘Preveze deniz zaferini’ kazandı. Amiral Andrea Doria, Yunanistan’ın batısındaki Preveze’de yapılan şiddetli çarpışmalar sonrasında yenilerek kaçtı. Osmanlı donanması ise, Haçlı donanmasından 29 gemiyi ele geçirdi.”

İstanbullu Rock grubu Metallians, 27 Eylül Cumartesi Barbaros Hayrettin Paşa’nın izinden denize açılıyor. İlk konserini teknede Marmara Denizi’nin tam ortasında yapacak gruba Rezalet Hard Band ön grup olarak eşlik edecek. 300 kişiye verilecek olan bu özel konser sonrasında bahar aylarında çeşitli festivaller düzenlenecek. Kalkış saat 19:00’da Beşiktaş iskelesinden Karayel isimli tekne ile yapılacak. 1 saatlik bir boğaz turundan sonra tekne demirleyecek ve yüksek sesli dakikalar başlayacak. Grup bu ilk canlı konseri kaydedip, ileri tarihlerde bir live albüm çıkarılması planlıyor. İstanbul dışından gelecekler için konser bittikten sonra Taksim’de Valhalla Bar saat 02:00’a kadar Rock müziğin seçkin örneklerlerinden parçalar çalacak. 02:00’dan sonraki durak ise Alt Kemancı. Bilet fiyatı: 15.000.000 TL Konser günü girişte: 20.000.000 TL Bilet satış noktaları: Pena Müzikevi (Beşiktaş), Köstebek Müzik (Taksim), Atlantis Müzik (Akmar/Kadıköy), İTÜ Rock Kulübü (Maslak)

06:35 Kadıköy Taksim Otobüsü

llus | 20 Eylül 2003 11:38

Geçtiğimiz hafta içi boyunca Anadolu yakasında ikamet etmek zorunda kaldım. Bu durumda gecenin karanlığının yırtılıp aydınlığa kavuşmak üzere olduğu vakitlerde yola çıktım. Sabahın o saatlerinde Kadıköy’de en az Beşiktaş sahili kadar boş ve huzur doluydu.4 gün boyunca dikkatimi çeken şey; sabah 06:35 Kadıköy-Taksim otobüslerinde nedense çoğunlukla yaşlılar yolculuk etmesiydi. Normalde sabah 08’de Beşiktaş’tan bindiğim otobüslerin hiçbirinde bu kadar çok yaşını almış insanlara rastlamamıştım. Bu insanlar işe gidiyordu. Kadıköyden taaa bilmemnerelere sabahın köründe giden bu yaşlı kadın ve erkekleri takdir ettim. Bir çoğunun çalıştıkları yerlerde çok fazla yüksek mevkilerde olmadıkları belliydi. Otobüste onların birbirleriyle olan diyaloglarını yarı uykulu bir şekilde dinlerken içim ısındı. Uzun zamandan beri bu kadar çok yaşını başını almış, güleryüzlü insanları birarada görmemiştim. Hepsi işlerine gidiyordu. Ve bir çoğumuzun uykusundan uyanmamak için direndiği saatlerde yollara düşüp kaybederlerse geçim sıkıntısı yaşayacakları işlerine koşturuyorlar. Bir kaçının poşetinde Kadıköy sahilinden aldıkları sıcak ve yağlı poğaçalar, bazılarının poşetinde öğlen yiyecekleri evde hazırlanmış sandviçler. Bir çoğunun koltuğu altında bir gazete ve avuçların indirim kartları… Henüz gün bile aydınlanmamış hepsinin torbacık dolu gözleri açık, yüzlerinde bir gülümseme ve sanki azcıkta eziklik… Bu haftadan itibaren yine 08:00 Beşiktaş-M.köy arabalarında olacağım oysa o insanlar çoktan yorgun bedenleriyle işbaşı yapmış olacaklar.