bildirgec.org

eline bilgisayar verilmiş çocuk ne yapar?

hafifuyku | 30 Ekim 1998 00:38

Ailesi çocuğa büyük fedakârlıklar sonucu bir bilgisayar almıştır. Çünkü bilgisayar, onların gözünde yabancı dil gibi, çocuğun boynuna takılacak bir incidir. Gelgelelim, çocuk mütemadiyen oyun oynamakta, ya da IRC’de [ayarsi] ehueheue gibi kelimeler yazarak bir takım tanımadığı, ne idüğü belirsiz insanlarla konuşmaktadır.

Hatta aile fertlerinden birinin birgün monitörde çıplak bir kız ya da erkek gördüğü rivayet edilmektedir. Baba, çocuğun odasının önünden geçerken, karanlıkta yüzüne monitörün ışığı yansımış, sırıtan evlâdını görmekte, Aman Yarabbim, ben ne yaptım, ne yarattım? diye sormaktadır. Bilgisayar alındıktan sonra, raflara dizilmiş eğitim CD’leri bir kenara atılmıştır. Ama ingilizce konusunda gelişme vardır. Çocuk, bol bol nuke [nyuk] diye bir şey yediğinden ve attığından bahsetmektedir. Ayrıca cool, [kuğl], lame [leym], crack [krek] gibi sözcükler de dağarcığından arasıra dökülüvermektedir. (Korkuya gerek yoktur, bu atılan ve yenilen nyuk, son moda bir uyuşturucu değil, karşı tarafın bilgisayarını Net’ten düşürmeye yarayan bir muziplikten ibarettir.) Arasıra bilgisayar bozulmakta ve zıttırbıttırının tamiri için 100 dolar istenmektedir. Kabaran telefon ve Internet faturası da cabasıdır. Çocuktan sürekli somut bir ilerleme beklenmekte, Bu bilgisayarı almamız ne işe yaradı, evlâdım? diye sorulmaktadır. Çocuk ise bu soruları ustalıkla geçiştirmekte, E.. öğreniyorum işte! demektedir. Bu belirsizlik ortamı ve aile-çocuk iletişimsizliği durumunda, Aile’nin içini rahatlatmak da, naçizane Web yazarınıza düşmektedir.

Kabul etmeniz gereken şey şu. Eğer bilgisayardan çocuğunuza akan bilgi, rüzgar gibi fiziksel birşey olsaydı, çocuğunuzun monitör karşısında saçları uçuşurdu. Bilgisayar öğrenmek denen şey, sadece karşılaştığınız sorunlarla ilgili. Her sorun, farklı bir beyin jimnastiği. Ve şu müthiş zevkli oyunu oynamanız için, önce şu saçma donanım problemini çözmeniz gerekiyor. Oyunlar ve IRC gibi şeyler, çocuğun verilen acı hapı yutabilmesi için eklenmiş tatlandırıcı gibi. Bol oyun oynayan ve Net’e çıkan bir çocuk, artık IRQ çakışması, Windows çökmesi, driver bulma, nyuk atma ve tutma, Web sitesi yapma, gibi adını sanını duymadığınız ağır konularda bilgi sahibi bir uzmandır. Ve bilgisayarcı böyle kurcalayarak olunur. Bilinki, eğer başına oturuyorsa birşeyler öğreniyordur. Yani boynuna inci kolyeyi takma konusunda başarılısınız. Hatta yavaş yavaş kendinize de bir inci kolye edinmenin zamanı gelmiş olabilir. (Çocuğunuzun bilgisayarına sulanmayın, kendinize yeni bir tane alın. Hatta ona yeni bir tane alın ve onun eski bilgisayarını siz kullanın. Gözleri parlayacaktır.)

web tasarımının acıklı kaderi

hafifuyku | 28 Ekim 1998 00:36

Dünya üzerinde baktığım, insan yapısı herşeyin, tasarlanmış olduğunu farkettiğimde fena halde büyülenmiştim. Bir kibrit kutusundan, kalorifer demirlerine kadar herşey ama herşey biri tarafından tasarlanmış da yapılmış, birisi o kalorifer demirinin şöyle değil de böyle olmasına karar vermiş ve bu işten para kazanmıştı.

Web, bilim adamlarının çalışmalarını paylaşmaları için kullanılmaktan çıkıp bir “medium” (media çoğul bir kelime) olalı beri, işin içine fena halde tasarım girdi. Üstelik büyük fedakarlıklarla yapılan bir tasarım söz konusu. Bir web sitesi tasarlarken boyutları ve renkleri sürekli değişen bir broşür tasarlıyor gibisiniz. Çünkü tasarladığınız web sitesi bir cep telefonundan bile izlenebilir olmak zorunda (Abartmıyorum. Yakında görürsünüz.) Bu yüzden Web tasarımcıları, bir iki yıldır HTML’nin imkanlarını çılgınlar gibi zorluyorlar. Bu iş, bir yandan da Divan Edebiyatı’na benziyor, çünkü uymanız gereken yüzlerce kural var. Web’de gördüğünüz ve “Vay, be!” dediğiniz sitelerin hepsi binbir tilkilikle bu kuralların etrafından dolaşılarak yapılmış. O kadar çok emek harcanmışki, bugün hiç bir web tasarımcısı, Web işlerinin kağıt işleri kadar kolay olmasını istemez. Adam aylarını verip HTML’ye takla attıracak duruma gelmiş, binbir numara bulmuş, sayfaları her browser’da aynı gözüksün diye günlerce uğraşmış, sonra da grafik yeteneği yüksek biri, alacak eline FrontPage 2003’ü ya da Net Objects Fusion’u canının istediği nesneyi canının istediği yere koyarak dillere destan bir sayfa yapacak. Var mı öyle yağma?…

Bu yüzden bazı sayfaların altında gururla eklenmiş “Notepad’le yapılmıştır” ibaresini görüyoruz. Tasarımcı, “Ben bu güzel şeyi o kız işi programlarla değil, inci gibi HTML yazarak yaptım.” demeye çalışıyor. İşin acıklı tarafı Web tasarımı artık “tut, bırak, oraya yerleştir” kıvamına da gelmek üzere. Yeni HTML standardı, CSS, Dinamik HTML, NGLayout gibi teknikler 5.0 browser’lara eklenmeye başlandı bile. WYSIWYG (What you see is what you get / “Ne yapıyorsan herkes onu görür” gibi birşey) HTML editörleri de geliştikçe gelişiyor. Ve sıkı Web tasarımcıları bu gelişmeleri tırnaklarını yiyerek izliyorlar. Çünkü yıllarını verdikleri yeteneklere neredeyse ihtiyaç kalmayacak. Herşey bilgisayarlar yayımcılık sektörüne el attığında, sayfa dizme mesleğinin makas ve yapıştırıcıyla çalışanlardan, Macintosh operatörlerine devrolması gibi olacak. Web tasarımcıları da bayrağı, normal grafikerlere teslim edecekler.

Yine de tecrübe ve birikim değerli bir vasıf. Kendisini HTML’nin iç organlarını öğrenmeye vermiş bir insan, fokusunu rahatlıkla değiştirebilir. Ayrıca, “Elinizde bir çekiç olması sizi marangoz yapmaz. Ama elinizde bir çivi makinası olması da marangozluktan çıkarmaz.” demiş, web tasarımcısı Sam Stevens.

hintli coder mucizesi

hafifuyku | 15 Ekim 1998 00:22

New York’daki gökdelenler yapılırken, özel bir kızılderili kabilesinin üyeleri, yüksekten hiç korkmamaları sayesinde aranan işçiler olmuşlar. Gökdelen belirli bir yüksekliğe geldiğinde inşaat şirketi, kabilenin liderine başvurur ve yüksekte çalışmaktan hoşlanan bir takım kiralarmış.

Amerikalıların ve bütün batı dünyasının kızılderililere hintli demesini bir kenara bırakırsak, gerçek hintlilerin de programcılık dünyasında buna benzer bir rolü var. Onlar, bir yazılım kontrol edilemez boyutlara geldiğinde, kodun içinden çıkabilen değerli varlıklar, bilgisayar dünyasının elf’leri. Kültür farkından mı, inanılmaz sabırlarından mı bilinmez, hintli kelimesi birkaç yıldır, ya New York bakkalı, ya da sıkı programcı manasına geliyor. İspat isterseniz, Windows 3.1’den itibaren bütün Microsoft yazılımlarının kredilerine bakabilir, hintli isimleri kendiniz de görebilirsiniz.
Bunca yıldır sektörün kalbinde bulunmaları, tabii amerikalıların stereotip yaratma güdüsünü harekete geçirmiş. Onlara Raj diyorlar. Ve şöyle düşünüyorlar: Raj, deli gibi çalışabilir. Dolayısıyla işinizi her an elinizden alabilir. Özellikle yetiştirmesi gereken birşey varsa önünde durmayacaksınız. O bir kodlama makinasıdır. Bir işi şu tarihte bitiririm, derse bitirir. Ama risk almaktan ve girişimcilikten hoşlanmaz. Patronların gözünde, şirketi ayakta tutan, çalışanların Raj’la yarışabilmek için çırpınmalarıdır. Pek hintli patron da yoktur. İstisnai Sabeer Bhatia dışında. O 1995’de kurduğu Hotmail’i geçen sene Microsoft’a 400 milyon dolara satmış ve bir efsane olmuştur. Birkaç senedir moda olan birşey, ağır programcılık işlerini yüklenip Hindistan’a götürmek, burada altından kalkabilecek ufak bir yazılım firması bulup, fason çalışmak. Tabii ufak bir yazılım firması, birden bire Lotus Notes programlamaya başladığında işin rengi biraz değişiyor. Firma bol bol para kazanıyor ve kendi işlerini de yapmaya başlıyor.
Bundan da feyz alan hintli programcılar yavaş yavaş iş adamlığına soyunuyorlar. Artık risk almaktan fazla korkmuyorlar. Üstelik Hindistan bilgisayar konusunda inanılmaz atılımlar gerçekleştiriyor. (Tabii, atom araştırmalarında da…)

ekim – 98

Gurunuzu nasıl hoş tutarsınız

hafifuyku | 02 Ekim 1998 15:39

Bilgisayar öğrenmek, biraz düşününce, bir zanaat öğrenmeye çok benziyor. Yapayalnız öğrenmeniz zor. Muhakkak danışacak, size birşeyler öğretecek birilerine ihtiyacınız var. En azından aradığınız bilgiye ulaşmanın yolunu öğrenene kadar. Burada devreye, sizin mahallenizde de muhakkak bir tane bulunan guru, aşmış adam, bilgisayar delisi, tabir edilen şahıslar giriyor. Gurular, size yol gösteriyor, öğretiyor ve problemlerinizi çözüyorlar. Şimdi kısa bir reklam arası verip kendi guruluğumdan bahsedeceğim.

Neredeyse ömrümün yarısı boyunca birilerine bilgisayar yaptım. Hatta birara “Yeter artık, para alacağım!” diyerek, hayatımı böyle kazanmayı bile denedim. Fena para da kazanmıyordum doğrusu. Para birimim bilgisayardı (100$). New York seyahatine 4 bilgisayar kaldı, 3 bilgisayar kaldı diye diye etrafta dolaşırdım. O New York seyahatinden sonra vazgeçtim. Artık para karşılığı bilgisayar yapmıyordum, ama çok geçti, çünkü çoktan tanıdığım herkesin bilgisayar bakanı olmuştum. Eve bozuk bilgisayar yağıyordu. Aynı anda 8-9 bilgisayarla uğraştığım oluyordu. Bedava verdiğim bu servis karşılığında fırça bile işittim. (Bir kere.) Yavaş yavaş, “Hayır, yapamam, vaktim yok.” Demeyi öğrendim. Şimdi sadece dostlarıma, o da vaktim varsa yardım ediyorum.

Bu yüzden guruluk müessesesi hakkında düşünmüşlüğüm var. Ve size bu kutlu şahıslara nasıl davranılması gerektiğini anlatan minik bir rehber hazırladım.